7. bölüm · Gölgelere Düşen Kan Damlaları

Fırtına Sonrası İlk Gülüş

Fallen Angel

Her yerim sırılsıklam olmuştu . Üstümü değiştirmem gerekiyordu . Diğerleri muhtemelen saraya dönmek için yola çıkmışlardı çünkü yağmur git gide şiddetleniyordu. Herkesin odamdan çıkmasını , dinlenmek istediğimi söyledim . Bu sarayda hizmetçilerin üstümü giydirmesi çok normaldi. Ama ben bunu biraz utanç verici buluyordum. Her ne kadar ayağım burkulmuş olsa da üstümü kendim değiştirebilirdim.

En rahat gözüken elbiselerimden birini seçtim. Elbiseyi giyerken bu elbiseyi neden bana birilerinin giydirdiğini anlamış oldum . Ben bu elbisenin korsesini nasıl bağlayacaktım tek başıma.

Ayakta durdukça bileğimin ağrısı artmaya başlamıştı. Artık pes edip birilerini çağıracaktım ki tam o anda kapı tıkladı. Başka bir şey dilesem olurmuş . Kiaranın bana yardıma geldiğini düşünerek ;

- Kiara şu korseyi bağlamama yardım eder misin? Tek başıma yapamıyorum .

- Aslında sabah bi şey yiyemediğimiz için sana kahvaltı getirmiştim ama rahatsız olmayacaksan korseni bağlamanda da yardımcı olabilirim.

Utançtan arkamı dönemedim bile . Yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Gelen kişinin Ares olduğu yetmiyormuş gibi birde onu Kiara sanıp elbisemi bağlamasını istemiştim . Kısık bir sesle "olur" dedim . Kendi sesimi ben bile zor duymuştum. Ares duymuş olacak ki elindeki tepsiyi bırakıp bana doğru yaklaştı.

______________________________________

Aresten

Onun için getirdiğim kahvaltı tepsisini şifonyerin üstüne bıraktım. Beni beklemediği belliydi. Helene doğru ağır adımlarla yürdüm , sırtına dökülen ıslak saçlarını bir elimle omzundan aşağı doğru sarkıttım. Saçlarından yayılan koku , balkondaki kokunun aynısıydı.

Korsenin bağlarını çekmek için arkasına geçtiğimde, aramızdaki o birkaç santimlik mesafeye yağmurun ıslattığı meşe odunlarının serinliği ve amberin hafif sıcaklığı doldu. Saraydaki kimseye benzemeyen bu kokuyu içime çekerken, Helenin varlığındaki o çözülmeyen garipliğin zihnimi kurcalamasına engel olamadım.

Ardından hemen kendime gelip onu yatağına kadar götürdüm. Ayağının altına yastık koydum . Helen utangaç bir şekilde bana teşekkür etti . Bende tepsiyi koyduğum yerden alıp yatağın üzerine bıraktım.

Ayağının acısına rağmen korsesini sıkılaştırmasına yardım ettiğimde aramızda oluşan o tuhaf sessizlik, tepsideki örtüyü kaldırmamla dağıldı. Onu kendi sarayında, kendi odasında bir prenses gibi ağırlamak garip bir histi ama o, aramızdaki bu resmi sınırları yıkmakta hiç tereddüt etmedi.

"Tek başıma hayatta bitiremem," dedi tabağa bakıp, ardından gözlerini bana dikerek. Dudaklarının kenarında cesur bir gülüş belirdi. "O yüzden birlikte yiyeceğiz."

Saraylarımız arasındaki o katı diplomasiyi veya müstakbel bir gelin adayı gibi davranma zorunluluğunu bir kenara bırakmıştı. Yanındaki sandalyeyi işaret ederken sesinde, bu yabancı saray duvarlarının arasında hiç beklemediğim bir doğallık vardı. Karşısına oturdum.
Ayağı burkulmuş, sabahki yağmurda sırılsıklam olmuştu ama taze ekmeği bölüp bana uzatırken yüzünde öyle içten bir neşe vardı ki, kendimi tutamayıp hafifçe gülümsedim. Tepsiden yükselen buharın arkasından birbirimize bakıp, ortada hiçbir sebep yokken sessizce gülüşmeye başladık. Sarayımdaki protokollere, resmi tanışma yemeklerine hiç benzemiyordu.

______________________________________

Kraliçe Dianadan

Sabah aniden bastıran şiddetli yağmurda kızımın attan düştüğünü ve ayağını burktuğunu öğrendiğim an panikle piknik alanından saraya fırladım. Koridorda acele adımlarla yürürken aklımda sadece Helen vardı. "Nerede? Hekimler baktı mı? Canı çok acıyor mu?" diyerek nefes nefese odasının kapısına vardım.

Kapıyı telaşla araladığımda karşılaştığım manzara, içimdeki bütün korkuları bir anda sildi.
Helen, ayağı sarılı bir şekilde oturuyordu. Islanmış saçlarına ve yaşadığı sakatlığa rağmen yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Yanındaki Prens Ares ile tepsideki kahvaltının başında durmuş, birbirlerine bakıp neşeyle gülüşüyorlardı. Ares'in o mesafeli duruşu tamamen dağılmış, kızımla birlikte çocukça bir anı paylaşıyordu.

Zaten baş başa kalıp birbirlerini tanımalarını, kaynaşmalarını çok istiyordum; bu evliliğin resmi bir anlaşmadan ibaret kalmayıp kızıma mutlu bir yuva olmasını diliyordum. Ama sabahki o kaza yüzünden öyle korkmuştum ki...

Şimdi ise kapının aralığından onları izlerken, içimdeki anne paniği yerini derin bir rahatlamaya bıraktı. Ares'in kızıma olan yaklaşımı ve Helen'in o içten gülüşü bana aradığım cevabı vermişti.

Tam kapıyı yavaşça kapatıp geriye çekiliyordum ki, arkamdan gelen hışırtıyla irkildim.

Kasandra duruyordu arkamda.
Ablası için endişelenmiş gibi değil, avını kaçırmış bir öfkeyle bakıyordu. Gözleri kapı aralığından içeriye; Ares'in Helen'e bakarken yüzünde beliren o içten tebessüme kilitlenmişti. Dudaklarını hırsla birbirine bastırıyor, ellerini elbisesinin kumaşına öyle sıkı geçiriyordu ki eklemleri bembeyaz kesilmişti. Ares'e duyduğu o gizli, yakıcı hislerin ve ablasına olan kıskançlığının yüzüne yansıyan gölgesini görmek beni bir anlığına ürpertti.

"Geri çekil Kasandra," dedim kısık ama uyaracı bir sesle. "Ablanın yanında müstakbel eşi var. Onları yalnız bırak."
Kasandra bana ters bir bakış atıp arkasını döndü. Koridorda öfkeyle uzaklaşan adımlarının sesi duyulurken, arkasında bıraktığı o kıskançlık kokusu içimdeki rahatlamaya gölge düşürmüştü. Helen güvendedir sanıyordum ama asıl tehlikenin kendi sarayımda, hemen arkamda durduğunu o an fark ettim.
______________________________________

Kasandranın gözünden

Annemin arkasından koridorda ilerlerken kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Ama annem gibi ablamın sakatlanan ayağı için değil, Ares için korkuyordum. Onu o kızın odasında, yalnız düşünmek beni çıldırtıyordu.
Annem kapıyı aralayıp durduğunda ben de omuzunun üzerinden içeri baktım. Ve gördüğüm şeyle kanım çekildi.

Ares oradaydı. O ulaşılamaz, kaskatı duran Prens gitmiş; yerine Helen'in gözlerinin içine bakarak gülümseyen bir adam gelmişti. Helen’e taze ekmeği uzatırken yüzünde beliren o hayranlık dolu tebessüm... O gülüş bana ait olmalıydı! Ablam yine hiçbir çaba sarf etmeden, sırf ilk doğan olduğu için hayatımdaki tek arzumu da elimden alıyordu.

Elbisemin kumaşını tırnaklarımı geçirerek öyle sıkı kavradım ki parmak boğumlarım bembeyaz kesildi. İçimde yükselen o zehirli kıskançlık nefesimi kesti. Ares o odaya, o kıza ait değildi.
Annemin "Ablanın yanında müstakbel eşi var, onları yalnız bırak," fısıltısı kulağıma bir tokat gibi çarptı. Müstakbel eşiymiş...

Gözlerimi o gülümseyen adamdan söküp arkamı döndüm. Koridorda attığım her adımda içimdeki öfke daha da bileyleniyordu. Bu evlilik daha gerçekleşmemişti ve Helen o tacı takmadan önce Ares’in kime bakması gerektiğini ona öğretecektim.

Umarım bölümü beğenmişsinizdirr destek olmak için oy verebilirsiniz😽😽🫰(kore kalbi)