3. bölüm · Gölgelere Düşen Kan Damlaları

Ben kimim?

Fallen Angel

Odaya giren ışık yüzünden daha yenice açabildiğim gözlerimi tekrar kapatmak zorunda kalmıştım. Zorlukla gözlerimi açtım. Açlıktan midem kazınıyordu ve garip bir odadaydım. Her şey garipti sanki önceden olduğu gibi değildi. Farklı gözüküyordu her şey. Sahi önceden nasıldı? Kendimi düşünmeye zorladım ama olmuyordu, hatırlayamıyordum. Her şey, herkes çok uzak geliyordu bana.

Pencerenin önünde tülden pembe bir perde vardı. Manzarası oldukça güzel bir odaydı burası. Dışarda yemyeşil ve kocaman ormanlık bir alan vardı. Dışarıda öten kuşların cıvıltıları çok hoş ve sakinleştiriciydi. Oda çok geniş ve ferah duruyordu. Kocaman bir giyinme dolabı ve yarı açık kapağından gözüken bir sürü şık elbiseler vardı. Üzerinde bulunduğum yatak çok büyük ve oldukça rahattı. Kenardan sarkan adını bilmediğim kumaş parçaları oldukça tatlı birer detaydı. Ben odayı incelemeye devam ederken kapı tıklandı.

-Prenses Helen, beni duyuyor musunuz?

Helen mi. Adımı unutmuştum ama adım kesinlikle Helen değildi. Belki bana seslenmemiştir diyerek sessizce yatakta bekledim.Sade ama şık elbiseli bir kadın dikkatlice içeri girdi. Bana baktı ve uyanık olduğuma emin olduktan sonra koşarak yanıma geldi. Birden ne olduğunu şaşırmıştım. Tanımadığım bir kadın koşarak yanımda belirmişti bir anda. Acaba kadın deli mi diye düşünürken konuşmaya başladı.

-Tanrım. Prenses Helen, uyanmışsınız.

-Ben mi? Benimle mi konuşuyorsunuz?

-Evet efendim sizinle konuşuyorum.

-Adım bu mu? Helen.

-İyi misiniz efendim doktor çağırmamı ister misiniz? Hatta bekleyin hemen bir kaç hizmetkarınız ve doktorla geri geleceğim.

Neler olduğunu algılayamıyordum. Ne yani ben prenses miydim şimdi? Aklımı kurcalayan tonlarca soruyu düşünürken içeri az önceki kadın ve garip giyimli bir kaç kişi daha girdi

-Prenses Helen uyanmışsınız. Günlerdir uyuyordunuz.

-Günlerdir mi?

-Evet. Nasıl bayıldığınızı hatırlıyor musunuz?

-Hayır. Açıkçası hiçbir şey hatırlamıyorum. Buna kendi adımda dahil.

-Anlıyorum... Bunlar olası şeyler uzun süreli bir baygınlık geçirdiniz yavaş yavaş hatırlayacaksınız.
Doktor ve diğer kadınlar dışarıya çıktı. Sadece o - başta anlamadığım derece uyandığıma sevinen garip kadın-kaldı.

-Aç mısınız efendim?

Kız sorunca aklıma unuttuğum açlığım tekrar gelmişti.

-Aslında evet açım ama ondan önce bir şey öğrenmek istiyorum.

-Tabi efendim öğrenmek istediğiniz şey nedir?

-Acaba sen kimsin?

-Ben sizin baş hizmetkarınızım adım Kiara amacım sizin isteklerinizi karşılamak. İstediğiniz özel bir yemek var mı efendim?

-Bana önerebileceğin bir yemek var mı acaba?

-Önceden mantar soslu gal bifteği veya iyi pişmiş pazar rostosu yerdiniz. Sizin için yaptırmamı ister misiniz?

-İlkini yapmalarını ister misiniz.

-Tabi efendim hemen. Bu arada size unutmadan söylemem gereken önemli bir şey var. Majesteleri sizi görmeye geleceği için dolapta gördüğünüz elbiselerden birini seçmeniz gerekiyor.

-Tabi hemen seçerim.

Bu yemeklerde neydi böyle? Pot kırmamak için adını dahi söyleyemediğim bir yemeği istemiştim. Ve daha elbise seçmem gerekiyordu. Neyse kalkıp elbise seçeyim.

Yataktan kalktım. Ağır adımlarla odanın duvarını tamamen kaplayan dolaba doğru yürüdüm. Dolabı açtığımda karşıma çıkan tonlarca göz kamaştırıcı elbiseye bakakaldım. Hepsi birbirinden güzel ve abartılıydı. Sadece anne ve babamın gelmesi için biraz abartılı değil miydiler? İçlerinden en sade olan elbiseyi elime aldım ve yatağa doğru adımladım. Elbiseyi dikkatlice yatağa koydum ve ardından üstümdeki geceliği yavaşça çıkardım. Kapı birden açıldı ve içeriye üç hizmetkar girdi. Şaşkınlıkla üzerimi ellerimle örtmeye çalıştım.

-Üzerinizi mi giyiniyordunuz efendim? Niçin bize haber vermediniz?

-Size haber mi vermem gerekiyordu?

-Evet efendim üstünüzü biz giydiriyoruz ya.

-Aslında üstümü kendim giyebilirim.

Derken hizmetkarlardan biri seçtiğim elbiseyi giydirmeye başladı. Korseyi o kadar çok sıkmışlardı ki nefes almakta zorluk çekiyordum.

-Tanrım, bu elbise kaç katmanlı?

Ben bunu sesli mi söyledim? Söylediğim şeyle hizmetkarların kıkırtısını duydum. Ve bir anda kapıda beliren Kiara ile gülüşleri solmuştu.

-SİZ NE CÜRRETLE PRENSESİMİZE GÜLERSİNİZ? Derhal boşaltın bu odayı!

Kiaranın bağırmasıyla ne yapacağımı bilemedim. Onun bağırışıyla ben bile korkmuştum onları düşünemiyordum. Hepsi önümde eğilip özür diledikten sonra odayı boşalttılar. Kiara elindeki yemeği masaya koydu ve beklemeye başladı. Bende masaya doğru ilerledim hızlıca yemeği yiyip bitirdim. Kiarayla ufak bir sohbete dalmışken kapıda çok güzel giyimli bir kadın ve adam belirdi. Çok endişeliydiler. Kiara çiftin önünde reverans yaptı ardından bana

-Prenses Helen, anneniz Kraliçe Diana ve babanız Kral Hektor.

Kiara anne ve babamı tanıttıktan sonra babam olduğunu anladığım kişi yanıma geldi ve dedi ki

-Helen, kızım iyi misin?

Ve ardından annem lafa girip,

-Senin için çok endişelendik canım.

Dedi ve bana doğru yaklaşıp sarıldılar. babam,

-İyi dinlen tatlım. Akşam abinle ve kardeşinle yemek yiyeceğiz.

-Peki, baba. Kiarayla birlikte sarayı gezebilir miyiz?

-Tabi ki gezebilirsiniz ama kendini çok yormamaya dikkat et.

...

Sarayda gezintiye çıkmak için izin aldıktan hemen sonra annem ve babam gitti. Kiara üşümemem için omzuma bir kürk koymuştu. Zannediyorum ki bu gerçek bi kürktü. Hayvanlara oldukça üzülüyordum ama Kiaraya bu fikrimi söylemek istemiyordum

Sarayın içinde gerçekten yetenekli heykeltraşların ustaca yaptığı işlemeler uzak mesafelerden bile kendini belli ediyordu. Oldukça geniş olan koridorda ara sıra hizmetkarlar ile karşılaşıyordum. Önümde reverans yapıp yollarına devam ediyorlardı. Yürüdükçe duvarlarda güzel heykel ve işlemelerin yerini göz alıcı tablolar almaya başlamıştı. Ben duvarlardan gözlerimi alamazken Kiara birden kolumdan tutup yanına çekti. Ağzımdan küçük bi çığlık koptu ve ardından dedimki.

-Kiara ne yapıyorsun sen?

-Az kalsın duvara çarpıcaktınız efendim. Seslendim ama duymadınız.

- Ah öyle mi? Teşekkür ederim

-Önemli değil efendim

Kiara ile beraber konuşurken bahçeyi görmek istediğimi söylemiştim. Hemen beni bahçeye yönlendirdi. Evet sarayın içi büyüleyiciydi ama bahçesine hayran kalmamak elde değildi. Özenle sıra sıra dikilmiş çiçeklere baktım bi süre. O kadar büyüleyiciydi ki anlatmanın mümkünatı yoktu. Arkamdan bi köpek sesi geliyordu. Ve evet sanırım yaklaşıyordu. Arkamı dönmeme kalmadan üstüme atlayan büyük köpek ile yere yığıldım. Kiara bana endişeli gözlerle baktı ve hemen yanıma koştu

-Efendim. İyi misiniz? Aslında o hiç böyle yapmazdı neden böyle oldu hiç bilmiyorum.

Kiara hızlı hızlı konuşurken araya girdim ve

-Tamam Kiara önemli değil. Açıklamana gerek yok. Alt tarafı köpek.

Bana gözlerini belerterek baktığındaki ifadesi o kadar komiktiki kahkahalarla
gülmeye başladım. O hala bana bakarken

-Ne oldu Kiara? Neden öyle bakıyorsun?

-Efendim... Elbiseniz, elbiseniz kirlendi. Majesteleri bu durumu hoş karşılamayabilir.

-Bence görmedikleri sürece sıkıntı çıkmaz. Öyle değil mi Kiara?

İmalı bir şekilde sorduğum soruyu gülerek onayladı. Rahatlamış bir şekilde ayağa kalktım ve Kiaranın bekemediği bir anda saraya doğru koşmaya başladım. Kiarada peşimden geliyordu. Koşarken cidden eğlenmiştim. Sarayın içine girip odama doğru yürürken annemle karşılaştım. Bana korkunç bakışlar atarken bağırarak

-HELEN BU NE HAL BÖYLE

dedi. Çaresiz bakışlarımı atarken tam olarak acının tatlı tebessümü ile söze girdim.

-Bahçede gezerken üstüme köpek atladı. Ve yere düştüm.

-Derhal üzerini değiştir ve yıkan. Biraz sonra yemeğe ineceğiz. Seni bu halde görmek istemiyorum. Ve sakın geç kalma Helen

Tek kelime etmeye kalmadan mahkeme duvarı misali suratıyla yanımdan geçen annemle öylece kalakalmıştım. Hemen odaya girdim ve küvetin suyunu ayarladım. Çok güzel malzemeler vardı ama buna zamanım olmadığı için kısa bi duş ardından dolabıma yürüdüm. Bu sefer kimse gelmeden giyinmeyi başarabilirsem çok güzel olur diye düşündüm içimden.

Dolabı açtım ve bu sefer 100 metre öteden bile pahalı olduğu belli olan bir elbise seçtim. Oldukça şıktı.

Kiara ya da diğer hizmetkarlara yakalanmadan hızlıca giyindim ve korsemi bağlaması için birini çağırdım. Üzerimi giyindikten sonra Kiara geldi ve yemek salonuna kadar bana eşlik etti.

Bana gösterdiği yere oturduğumda babam ve annem henüz gelmemişti bende bu sırada abim ve kardeşim ile konuşma fırsatı buldum. Hiçbir şey hatırlamıyordum insan kardeşini unutur mu hiç? Neyse ki bana ilgi ve sevgiyle yaklaştılar demekki aramız iyiymiş . Biz sohbete dalmışken annem ve babam olduğunu öğrendiğim insanlar salona girdi. Sakin bir yemeğin ardından bütün gözler üzerime döndü ve annem ciddi bir şekilde

-Aldenor'lar ... oldukça güçlendiler . Bize bi teklif yaptılar Eldoria krallığı olarak en büyük kızımızı onların ortanca oğlu ile evlendirirsek olası bir savaşta bize askeri ve maddi olarak arka çıkacaklarını söylediler . Durumumuzu biliyorsun topraklarımız çok verimli ve jeolojik olaral oldukça stratejik bir konumdayız bu yüzden ülkemize sürekli savaş açılıyor. Bu durumda senin Prens Ares ile evlenmen icap eder.