8. bölüm · Gölgelere Düşen Kan Damlaları
Eldoria Krallığında Son Bir Ay
Geniş yemek masasında akşam yemeği sakin başlamıştı . Sofrada kimse konuşmuyor öylece birbirine bakıyordu.
Martin yemeğinden büyük bir lokma aldı ardından güven veren bir tebessümle lafa girdi. "Bugün uzun ve yorucu bir gün oldu ama hep birlikte aynı masada oturabilmek gerçekten güzel. İçinde bulunduğumuz durum ne olursa olsun, bir arada olmak insanı rahatlatıyor. İyi olmana sevindim Helen"
Masanın diğer ucunda oturan Brandon ise tabağıyla ilgilenmek yerine boşluğa dalmış gibiydi. Elindeki çatalı tabağın kenarına ritmik ama biraz garip bir şekilde hafifçe vuruyordu. Bazen aniden durup tabağındaki sebzeleri garip bir düzenle diziyor, sonrada geri bozuyordu. Bakışları dalgındı, masadakilerin yüzüne bakmak yerine sanki aralarında görünmeyen bir şeyi izliyor gibiydi.
Kasandra, tabağındaki yemeği ağır ağır karıştırırken sıkıntılı bir nefes verdi. Masadaki bu huzurlu veda havası ona biraz fazla yapmacık geliyordu ama ortalığı karıştırıp annesinin gazabını üzerine çekmeye de hiç niyeti yoktu. Bakışlarını Helen'e çevirip hafifçe gülümsedi. Yüzündeki ifade saf kıskançlıktı. Yıllarca evlilik hayali kurmasına rağmen babasına bu arzusunu söyleyemediği adamla ablası evlendirilecekti.
"Ares'in ülkesine gidiyorsun diye herkes ekstra hassaslaşmış gibi," dedi Kasandra, ellerini tırnak izi çıkacak kadar sıkarak. "Oraya vardığında o soğuk saray duvarları arasında bu kadar el üstünde tutulmayacağını biliyorsun, değil mi Helen? Kendini şimdiden hazırlasan iyi edersin, sonra şok yaşama."
Masanın diğer ucunda oturan annesi hemen başını kaldırıp Kasandra'ya dik ve uyarıcı bir bakış attı. Kasandra annesinin o tek bir kaş hareketindeki otoriteyi gördüğü an gözlerini hafifçe devirdi ama uzatamadı. Bardağını eline alıp geri adım atarak yutkundu ve bakışlarını tabağına indirdi.
O sırada Brandon, masadaki tuhaf halini bozup bakışlarını doğrudan Kasandra'ya dikti. Yüzünde garip, hafif bir sırıtış belirdi. Çatalını tabağın kenarına ritmik bir şekilde tıkırdatmayı sürdürürken, Kasandra'nın laf atıp ardından annesinden korkup geri adım atmasını adeta eğlenceli bir tiyatro izliyormuş gibi sessizce ve sırıtarak seyretti. Bakışlarındaki o tekinsiz ama alaycı ifade, ortama anlık bir gariplik kattı.
Dimitri, kardeşine yönelen bu laf üzerine hafif sinirli ama sakin bir duruşla olaya el attı. Bardağından bir yudum su alıp Kasandra'ya baktı. "Helen nerede nasıl davranacağını gayet iyi bilir ayrıca kimse benim kardeşime tek bir kötü söz söyleyemez Kasandra. Senin bu yersiz endişelerine ihtiyacı yok."
Martin ise ortamdaki o hafif gerilimi yumuşatmak istercesine araya girdi. Yüzündeki o sarsılmaz, güven veren tebessümle, "Dimitri haklı, Kasandra'nın niyeti de kötü değildir eminim. Sadece yolculuk öncesi hepimiz biraz gerginiz . Bu sözleride ablasını özleyecek olmasındandır eminim" dedi. Masadaki en sakin kişi oydu.
Yemek masasındaki tabaklar kaldırıldı ve yerini içi şarap dolu kadehler aldı.
Ares'in babası, masadaki ciddiyeti biraz dağıtmak istercesine kadehini kaldırıp arkasına yaslandı. "Siyasi meseleleri bir kenara bırakırsak, asıl meseleye geliyoruz," dedi, yüzünde daha rahat bir gülümsemeyle. "Bu çocuklar ne zaman evleniyor? Tarihi netleştirelim de saraydaki aşçılarla terziler şimdiden paniklemeye başlasın. İki krallıktada dillere desten bir düğün yapmalıyız."
Helen'in babası, müttefikini ağırbaşlı bir tebessümle süzdü. Bakışlarında kızını gelin vereceğinin farkına yeni varmış bir kralın gururu vardı. "Helen benim halkımın prensesidir," dedi, kelimelerini tek tek seçerek. "Kızımın kendi topraklarından bir bilinmeze uğurlanır gibi ayrılmasına müsaade edemem. İlk ve en görkemli veda merasimi, bizim sarayımızda, kız tarafının şanına yaraşır şekilde yapılır. Halkım prensesini kendi sarayında gelin etmeli."
Ardından Kral Victor lafa girdi " Makul bir istek. Prensesinizi gösterişli bir şekilde yollamak istemek hakkınızdır. Sizin içinde uygunsa bir ay içinde burada eğlenceler , şölenler ; bizim krallığımızda ise dillere destan bir düğün yapılsın öyleyse . 40 gün 40 gece konuşulsun , tüm cihan duysun bizim ve çocuklarımızın artık bir olduğunu."
Kral Hektor kadehini kaldırarak bu kararı onaylamış oldu. "İki saraya ve iki krallığa da yakışan budur. Bir ay sonra sadece çocuklarımızın değil ülkelerimizin de kaderi birleşmiş olacak." Dedi.
Yemek sona erip herkes masadan kalktığında, salonda asılı kalan o garip hava koridorlara sızdı. Resmiyet bitmişti fakat o masadan kalkan üç kişinin içindeki karmaşa daha yeni başlıyordu.
Helen masadan kalkar kalkmaz kimseyle göz göze gelmemeye çalışarak adımlarını odasına doğru hızlandırdı. Her şey çok garipti. Geçmişi hakkında bir fikri yoktu. Olmuyordu işte parçalar oturmuyor , anılarını hatırlayamıyordu. Bir ay sonra evlenecekti . Zihninde birden fazla senaryo dönüyordu ama hepsinde hissettiği tek şey, kendi hayatı üzerindeki kontrolü tamamen kaybettiğiydi. Odasının kapısını kapatıp sırtını ahşap kapıya yasladığında, göğsündeki o sıkışma nihayet derin bir nefesle dışarı çıktı.
Ares ise babasının arkasından ağır adımlarla ilerlerken bakışları bir anlığına koridorun sonundaki Helen'e takıldı. İçinde garip bir huzursuzluk vardı. Kızın masadaki o çaresiz duruşu, Ares'in üzerindeki sorumluluk hissini daha da ağırlaştırmıştı. Bu evlilik siyasi bir zorunluluk olabilirdi ama Helen'in o sarayda bir piyon gibi hissetmesine izin vermek istemiyordu. Kendi ülkesine döndüklerinde onu nelerin beklediğini çok iyi biliyordu; saray entrikaları, soğuk duvarlar ve tehlikeli güç dengeleri... Ares, elini kılıcının kabzasına götürüp sıktı. O gün geldiğinde, ne pahasına olursa olsun Helen'i o karanlığın ortasında tek başına bırakmayacak ,intikam uğruna bile bu kızı harcamayacaktı.
Kasandra ise annesinin yanından sıyrılıp sarayın tenha balkonlarından birine çıktı. Gece rüzgarı yüzüne çarptıkça içindeki o karmaşık hisler daha da belirginleşiyordu. Ablasına olan hırsı, masadaki o ilgi odağı haline gelişi hâlâ canını sıkıyordu; "Herkes sanki o bu ülkenin tek prensesiymiş gibi davranıyor," diye düşündü hırsla. Kendi de biliyordu ablasının korktuğunu. Ablasının üzülmesine dayanamazdı o. Kasandra aslında kötü değildi yalnızca en büyük arzusunu bundan haberi bile olmayan ablasına kaptırmış ergen bir kızdı.
Tam o sırada, arka taraftaki karanlık koridordan hafif bir ayak sesi geldi. Kasandra arkasını dönmeye fırsat bulamadan, gölgelerin içinden ayrılan biri onun olduğu tarafa doğru adımladı.
Bu bölüm biraz evlilik üzerine bahsettim umarım sıkılmamışsınızdırr
