2. bölüm · GÖLGELER ŞEHRİ: KAN ve TUTKU

Gölgenin İlk Nefesi

AGO NY

Jinhwa Neuro Center

"So-ra?"

Bilgisayar başında çalışan hemşire kendisine seslenilince daldığı yerden dönüp onu çağıran diğer hemşireye baktı. "Efendim?"
Kadın biraz çekinerek içeri girdi. "Biliyorum canını sıkıyor bu durum ama," gözlerini kaçırdı. "Yuna, 237 numaralı odaya yine bakmak istemiyor..." So-ra sıkıntıyla nefes verdi. "Bay Russell'a program değişikliği için bildirim gönderilmedi mi?" Ayağa kalkıp saçlarını bağladı. "Yapıldı ama o odaya kimse bakmak istemediği için program değişikliği yapmadılar." Elleri ile başını ovaladı. "O zaman sadece beni tutsunlar ki rahatlayacağım ümidine kapılmayayım."
Diğer genç kadın gülümsedi. "Bir de bunu deneriz..." So-ra çalışma odasından çıkıp asansör ile servis katına çıktı.

23 numaralı kata geldiğinde önce ilaç odasından gerekli hapları alıp koridor sonuna yürümeye başladı. 237 numaralı odaya gelince etrafındaki yazılara alışık olsa da göz geçirmeden edemiyordu.

*Hemşire dışında kimse giremez.*

Derin nefes alıp kapıyı açmak için önce tıklatıp sonra kartı okuttu. İçeri girip ışığı açınca oda tamamen boştu. Arkasından kapıyı kapatıp banyo kapısına yöneldi. Önce kulağını kapıya dayadı fakat duymayı beklediği su sesi yerine ağlama sesi duyunca içeri girme gereksimi duydu. "Aren?" Banyoda yere çökmüş ve dizlerini kendine çekmişti. Yüzünü kollarına gömmüş, çıplak bir şekilde soğuk zeminde ağlıyordu.

"Aren iyi misin?" So-ra hemen yanına çömelip elini omuzuna koydu. Aren başını hafif kaldırıp So-ra ya baktı ve gülümsedi. Ağzının etrafında kan vardı. "Sana ne oldu?" Aren eli ile küveti işaret etti. Hemşire o tarafa bakınca içerisinde kan vardı. "Yine mi kan kustun?" Kız titreyen sesiyle konuştu. "İlaçlarınız," dolu gözlerini hemşireye çevirdi. "Onlar daha da kötü yapıyor. Bunu bilerek mi yapıyorsunuz?" So-ra kafasını iki yana salladı. "Ha-hayır, bunlar vitamin takviyesi-" Hemşirenin sözünü kesen şey boğazına yapışan bir çift el olmuştu. So-ra daha ne olduğunu anlayamadan Aren onun üstüne çıkmıştı bile. "Bana yalan söyleme. Niye hızlıca infazımı vermiyorsunuz lan Niye!"

...

"Daha iyi hissediyor musun?" So-ra kremle özenle genç kıza masaj yapıyordu. Aren kafasını salladı. "Vücudun da kurumuş, hadi seni giydirelim." So-ra biraz ilerdeki dolaba ilerleyip kıyafet ayarlamaya başladı. Kız boş gözlerle kendisine kıyafet çıkaran kadını inceledi. "Bir şey soracağım." So-ra başını salladı ve dikkatini ona verdi. "Gülümsüyorsun," gözlerini kapatıp yatağa yaslandı. "Diğer hemşireler, uzağımda olmasına rağmen benimle göz göze gelince göz temasından kaçınıp ordan uzaklaşıyorlar." So-ra gülümsedi. "Senden biraz korkuyor olabilirler." Gözlerini aralayıp kadına döndü. "Ya sen?" Biraz duraksayıp tekrar devam etti.

"Az önce içerde öfkeme yenik düşüp seni nerdeyse öldürecektim." So-ra sıkıntıyla nefes verdi. "Buna rağmen hiç bir şey olmamış gibi bana duş aldırdın, masaj yaptın ve şimdi de benim için kıyafet seçiyorsun. Sen neden korkmuyorsun?" Kadın gülümseyip elindeki kiayfetlerle ayağa kalktı ve Aren'in yanına geldi. Kıyafetleri yatağın üstüne koyup kendi de oturdu.

"Seni ilk gördüğümde neyin ne olduğunu bilmeden kendimce yorumladım. Bana göre buraya ait değilsin, üstelik çok gençsin. Bunların hiç birini yaşamaman gerekiyor gibi hissediyorum." Aren kaşlarını çatarak doğruldu. "İlk geldiğim günü hatırlıyor musun?" Başını okşadı. "Ben pek bir şey hatırlamıyorum..." So-ra'nın hemen yüz ifadesi değişti ve kıyafetlerini eline aldı. Şunları giyinmen gerek üşüyor olmalısın. Aren üşüdüğünün yeni farkına varıp başını salladı. "Olur." Kadın gülümseyip söze girdi. "Sana ceketini getireceğim bugün bahçede hava alma sırası sende." Aren gülümseyip başını salladı.

...

So-ra işini halledip odadan çıktı. Hemen kapının yanında bekleyen diğer hemşire yanına geldi. "Lenora? Burda mı bekliyordun?" Lenora gergin bir şekilde etrafına baktı. "Bay Russell, bu hastaneye bir misafir getirtiyormuş." So-ra olduğu yerde durdu. "Ne?" Lenora dikkat çekmemek için So-ra'nın koluna girip onu ilerletmeye devam etti.

"Tam yanımdan geçerken telefondan yakında burda olur kendinize çeki düzen verin dediğini duydum. Üstelik güvenliklerde kendi aralarında konuşuyor du. Anladığım kadarıyla Aren için geliyormuş bu kişi." So-ra şaşkınlığını saklayamadı. "İki yıl oldu bu süreçte kimse onun için gelmemişti. Bu da neyin nesi şimdi?" Yanındaki kadın bilmediğini göstererek kafasını salladı.

"Onu bunu bilmem de, eğer gelecek kişi hastane içinde dönen olaylardan haberdar değilse başımıza iyi şeyler gelmeyebilir." Öğrenemezdi. Russell elbet önüne geçerdi. "Eminim ki bay Russell halledecektir." Lenora dilini damağına vurdu. "Ne de olsa o bir Amerika vatandaşı. Ona da güvenmiyor-um." So-ra, Lenoranın koluna vurdu. "Böyle söyleme, o insaflı birisi. Ya diğer patronlar gibi çalışanlarına mobbing yapsaydı? O zaman konuşmaya cüret edebilir miydin?" Lenora oflayarak mırıldandı. "Off aman ne iyi patron."

İkili asansöre binip tekrar 1. Kata bastılar. "Bu arada, Aren tekrar kan kusmuş." Lenora endişeli gözlerle ona baktı. "Ciddi misin?" So-ra kafasını salladı. "Sadece kanser diyorlar ama ona ne bir ilaç verildi ne de tedavi edildi." Kadın sıkıntıyla nefes verdi. "Ona verdiğimiz takviyelerin kanserini azdırdığını düşünüyor. Böyle bir şey olmadığını söylediğimde boğmak üzere boğazıma yapıştı." Lenora şokla yanındaki sakin kadına döndü. "Ne dedin! Ciddi misin sen? So-ra hâlâ nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun?!" So-ra iki elini birden salladı. "Hayır hayır, özür diledi sonradan. Ona gerçekten zarar verdiğimizi düşündüğü için öfkesine hakim olamamış." Lenora inanamaz bakışları ile yanındaki saf kadını aşağılıyordu. "Siktir ya ne biçim bir kalbin var senin? Kız resmen seni öldürmeye-"

" 10. Kat, kapı açılıyor."

İçeri Russell ve Asistanı girince ortalık sessizleşti. So-ra bu gergin ortamdan hemen kurtulmak istemişti. Açık düşünmek gerekirse önündeki adamla aynı ortamda kalmaya nazaran Aren'in yanında daha az gergin oluyordu. Russell arkasını dönüp kendisine bakınca nefesini tuttu.

"Kang So-ra sen misin?" Kadın sessizce kafasını salladı. "Aslında seninle görüşmeye niyetim vardı. Denk geldiğimiz iyi oldu lütfen sende odama gel." Başını öne eğdi. "Tabiki bay Russell." Lenora gergin ortamı anlamdırmaya çalıştı. Asansör 2. Kata gelince Russell ve Asistanı ilerledi. So-ra da hemen arkalarından ilerledi. Asistan selam verip onlardan ayrılınca ikili ofise geçti.

Russell masa başına oturup So-ra'nın da oturması için el komutu verdi. Çok geçmeden hemen konuya girdi. "Sizin program değişikliği talebi vardı değil mi?" So-ra ellerini birbirine gergince kenetledi. "Evet efendim, böyle bir dilekçe yazmıştık." Russell elindeki kalemin ucunu masaya yavaş hareketlerle tıklatarak konuşuyordu. "Neden peki? Memnun değil misin?" Kafasını iki yana salladı ve Russell'ın gözlerinin içine baktı.

"Öyle değil... Aren, onunla ilgilenmekle sorunu olmayan tek kişiyim. Bayan Yuna ile birer gün aralıklarla ilgilenmemiz gerekiyordu programa göre ama o Arenden çekindiği için her gün bana kalıyor..." Cümlenin fazla uzun olduğunu düşünüp yutkundu. "Anladım, bunu inceledik ama sadece Bayan Yuna değil, hiç bir hemşire ilgilenmeyi tercih etmiyor. Sen ne önerirsin?" Bu soruyu beklemiyordu. Bir çalışan olarak patronuna ne yapması gerektiğini o mu söyleyecekti? "Şey, karar vermek bana düşmez efendim." Russell hafif güldü.

"Açıkçası bende bu konuda ne yapacağımı bilmiyorum bu yüzden senden yardım almaya çalışıyorum. Beni anlıyor musun?" Cümlesi ikna edici olmuş gibiydi. Açıkça kafanda bir fikir varsa hemen onu uygulayalım diyordu. "Efendim, acaba sadece bana yazılsa?" Russell şaşkın bir suratla kaşlarını çattı. "Her gün mü?" Başını hafif sallayıp söze girdi. "Aslında bunu zaten her gün yapıyorum." Adam geriye yaslandı. "Tamam, öyle istiyorsan yapalım." So-ra hafif tebessüm etti. "Çok teşekkür ederim efendim." Russell yaslandığı yerden doğrulup ellerini masaya koydu ve dikkatle karşısındaki hemşireye baktı.

"Madem artık onunla sen ilgileniyorsun, Senden bir şey rica edeceğim." So-ra kafasını olumlu anlamda salladı. "Buyurun tabi." Adam sıkıntıyla nefes verip söze girdi. "Yarın bir misafirimiz gelecek," Lenora'nın bahsettiği misafir olmalıydı. "Kendisi Aren'i görmek istiyor. Geçmişe dair bir şey konuşmak için." Geçmiş mi? "Ama onun hafızasını tamamen temizledik. Hiç bir şey hatırlamıyor ki..." Bugün kendisine sorduğu soruyu hatırladı. "Hatta, buraya geldiği ilk günü hatırlayıp hatırlamadığımı bile sordu bana."

Russell yerinden kalktı ve So-ra'nın karşısına oturdu ve ona doğru eğildi. "Hastanedeki ağır suç mahkumlarına yaptığımız şeyin bu olduğunu dışarı taraf bilmiyor. Ve bilinmemeli." So-ra çaresiz bir ifade ile Russell'a baktı. "Peki ne yapacağız?" Adam eğildiği yerden geriye doğru çekildi. "Kafasından vurulmuştu değil mi?" Başını sallayarak adamı onayladı. "Bu sarsıcı darbenin hafızasını kaybetmesine sebep olmuş gibi göstereceğiz." Siktir, bu adam zekiymiş. "Peki bu sebep misafirin gelmesine engel mi?" Adam iki kaşını hayır anlamında kaldırdı. "Gelmesine engel değil ama muhtemelen boş dönecektir." Kadın çekinerek konuştu. "Efendim, haddimi aşmak gibi olmasın ama, gelen kişi kim?"

"Güney Kore'nin yer altı bomba örgütü shibi. Cha Min-joon, Aren'den neyi almaya geliyor bilmiyorum ama hiç bir şey alamamalı."

So-ra durumun ciddiyetini daha iyi anlayabiliyordu. Bu kişi normal değildi, belli ki ne kadar az şey öğrense o kadar iyi olacaktı...
...

1 gün sonra

Aren yatağın dibine çökmüş elindeki kağıtlarla uçaklar yapıyordu. Başına giren ağrı ile kapıya baktı, birinin geldiğini hissedebiliyordu. Kapının açılması ile So-ra düz bir ifade ile Aren'e bakıyordu, bugün gergin görünüyodu. "Aren, ziyarerçin var." Kız haklı olarak şaşırmıştı. "Ziyaretçi mi?" Geldiği günden beridir onu görmeye gelen kimse olmamıştı.

Boş koridorda elinde kelepçeyle ilerliyordu. Sağ koluna So-ra, hemen arkasında ise iki tane güvenlik vardı. Çok rahatsız hissetmişti. "So-ra benim için gelen kim? Hatırlayamadığım bir tanıdığım mı vardı?" So-ra başını olumsuz salladı. "Bize bilgi verilmedi, sadece..." Ziyaretçi odasına geldiklerinde So-ra kapıda Aren'e fısıldadı. "Dikkatli ol rahatsız hissedersen kelepçendeki kırmızı tuşa basman yeterli."

Aren kafasını sallayıp içeri girdi. Henüz kimse yoktu beklemek için sandalyeye oturdu. Ziyaretçi odasına ilk kez geliyordu. Acı bir durumdan ziyade rahatsız edici bir durumdu bu odada olmak. Çok geçmeden karşısında ki kapı açıldı ve içeri bir adam girmişti.

"Merhaba Aren."

Cevap vermeden adamı inceledi. Uzun boyu yapılı vücudu ve giyimi ile normal birine benzemiyordu. Sormadan edememişti. "Sen kimsin?" Adam kızın karşısında oturdu ve sırıttı. "Tanışmak için gelmedim." Tek kaşımı kaldırdı. "Beni görme sebebiniz nedir öyleyse?" Sesli bir şekilde düşünür gibi yaptı. "Uzun zamandır aradığım biri vardı. Ve burda onu çok iyi tanıyan birinin olduğunu öğrendim." Kız düz bir ifade takındı yüzüne. "Kimi arıyorsunuz?"

"James."

Hafif sırıtarak kıza baktı. "Tanıyorsunuz öyle değil mi?" Kız dudaklarını büzerek üzgün rolüne girdi. "Hatırladığımı sanmıyorum." Gözlerini kısarak Aren'i inceledi. "Öyle mi?" Aren kafasını salladı. Joon kafasını kameraya çevirip orayı işaret etti. "Bak bakalım çalışıyor mu?" Kız kameraya baktığında gerçekten de ışığın yanmadığını gördü. "Bunları sen mi kapattırdın?" Adam geriye yaslandı. "Öyle de denebilir." Aren yüzüne küçümseyici bir ifade takındı ve sırıttı. "Madem kendinden bu kadar eminsin," Derin nefes alıp verdi.

"Adın Cha Min-joon. Bomba örgütünün başlarısın. Güney Kore'nin dış tarafında ismin Amber olarak biliniyor çünkü sol gözündeki lensin altında sarı bir iris yatıyor. James ile çalışacaktın ama o ölen kızı yüzünden işi yapmayı reddetti. Ortalıktan kayboldu çünkü gerçek kimliğini biliyor ve bildiği için öldürmen gerekti. Onu tanımama gelirsek, beş yaşımdan sonra onun üvey çocuğu olarak yetiştim ve bana öğrettiği en önemli şey yakınlarıma kesinlikle ihanet etmemem gerektiği. Demem o ki bilmen için yardımcı olmayacağım." Joon gülerek alkışlamaya başladı. "Şu bünyeye bak sen. Hafızanı silmişler sanıyordum." Kendinden emin bir şekilde cevap verdi. "Genlerime borçluyum."

"Anlıyorum. Peki, bana bilgi vermemen durumunda hafıza meselesini onlara bildirmeme ne dersin?" Aren rahatlıkla geriye yaslandı. "Yapamazsın." Joon tek kaşını kaldırdı. "Nasıl bu kadar eminsin." Kız başını ovaladı. "Yıllardır aradığın adam hakkında ki önemli bilgilere sahip tek kişiyim de ondan." Adamın suratı ciddi bir ifade aldı. Belli ki bu kız zoru seviyordu. "Söylemiyor musun yani?" Aren kafasını hayır anlamında kaldırdı. "Pekâlâ. Sen nasıl istersen ancak," Ayağa kalkıp masaya uzandı ve kıza yaklaştı. "Olacaklardan artık ben sorumlu değilim o zaman." Adam ayağa kalktı ve çıkıp kapıyı sertçe çarptı.

Hemen arkamdan So-ra ve diğer iki güvenlik geldi. "İyi misin? Neden bu kadar sinirlendi?" Ayağa kalkıp saçlarını düzeltti. "Anlamdıramadığım sorular sordu. Bir şey bilmediğimi idrak etmeye çalışırken sinirlendi bozuntu." So-ra gülümsedi ancak yüz ifadesi hâlâ gergin olduğunu gösteriyodu. "bir daha gelmez muhtemelen takma bile."

Elbette siklediği yoktu ama yarın için söylediği şeyler kafasını karıştırmıştı.

...

"Dediğiniz gibi efendim bir şey öğrenememiş." Russell sırıtıp viskiden bir yudum aldı. "Burda yalnızız, benimle neden resmi konuşuyorsun?" So-ra bakışlarını kaçırdı. "Başka türlü konuşamam ve asistanınızla yakın görünüyorsunuz." Russell kaşlarını çattı. "O mu? Ahh tam bir erkek hastası en sevmediğim tipten." So-ra ona bakmamaya devam etti. "Başka bir şey yoksa ben çıkabilir miyim?." Russell dudaklarını içe doğru katladı. "Son bir şey rica etsem?" Kadın başını salladı. "Yan odadaki masa çekmecesinden dosyalarımı getirir misin? So-ra başını salladı ve aynı odadaki diğer kapıya yürüdü. Hemen ardından sessizce Russell'da ayaklandı.

So-ra tam odaya girdiğinde daha ne olduğunu anlamadan sırtı sert duvara çarptı. Refleks ile kapattığı gözlerini açtığında hemen dibinde onu duvarla arasına alan Russell'ı gördü. "Bırakın beni!" Russell kadının kulağına yaklaşıp fısıldadı. "Geceleri zevk alırken şuan kaçınman beni deli ediyor!" Konuşmasına izin vermeden dudaklarını So-ra'nın dudaklarına bastırdı. Bir yandan da elleri scrubs üniformasının altından önce beline sonra da kalçalarına gitmişti. Kadın kalçalarında adamın ellerini hissedince huylanma refleksi ile bedeni öne, adamın bedenine yapışmıştı. Russell bundan zevk alıp ellerini sıkılaştırdı. Bir kaç dakika boyunca bu şekilde devam etmişlerdi ama sürerse yanlış yerde, yanlış zamanda, yanlış şeyler gerçekleşecekti.

Adam sonunda durup kadının dudaklarından ayrıldı. "Devam edersek kendimi durduramayacağım." Diye geri çekildi So-ra ise utanıp hemen odadan koşarak çıkmıştı. Hemen lavaboya ilerleyip rastgele bir kabine girdi ve zor tuttuğu göz yaşlarını sonunda bıraktı. Hatırlamıştı, lanet olsun ki hatırlamıştı! Artık gündüz günleri de sessiz ve sakin geçmeyeceğinin farkına varmıştı. Çaresizdi. Tek eli karnına gidince iç çekti. "Ne yapacağım..."

Russell ve So-ra barda tanışmış ve para karşılığında birbirleriyle anlaşmışlardı. Fakat birbirleri ile aynı yerde çalışmayı onlarda beklemiyordu. So-ra 1 aydan fazla bundan haberdar olmasına rağmen saklanmayı başarmıştı ancak dün ikisi de karşı karşıya gelmişti. Ve şimdi bu farkındalık adamın cenneti olacakken kadının cehennemi olacaktı...
...
"Baba, annemle yine mi kavga ettiniz siz? Barışmazsanız ben ikinize de küserim!"

"Aaa çok güzel! Bu çiçek ne?"
"Bu zambak çiçeği. Güzel kokuyor değil mi?"
"Çok güzel kokuyor"

"Anne herkes bundan korkuyor. Bu kötü bir şey mi?"
"Hayır tabiki güzelim, doğum leken seni özel yapan şeydir."

"Rena yine kelebeklerden kaçıyor korkak tavuk!"
"Sensin korkak!"

"Çok güzel oldu! Bana da uçak yapmayı öğret lütfen baba!"
"Öğretirim tabi ki gel bakalım."

Tüm bunlar kafasında canlanırken Aren sadece çaresiz bir şekilde unutmamayı diliyordu. Yatağında uzanmış her gece olduğu gibi bu derin anılara karşı uyumak için savaş veriyordu. Düşündükçe başına ağrılar giriyor, kafayı yiyecek gibi oluyordu. Aldığı ilaçlar onu kesinlikle iyileştirmiyordu. İçinde olduğu bu cehennem deli olmayanı bile delirtir vaziyetteydi. Delirmeye başladığına ikna olma sebebi dün kontrolsüzce So-raya saldırmasından anlaşılabiliyordu... Şuan korkması gerekiyor muydu bilmiyordu çünkü Min-Joon denen adamın onu daha çok delirtmesinden endişe ediyordu. Onu tanıyor, kesinlikle rahat bırakmayacağından emindi. Üstelik o piçe en sevdiğim uçağını bile kaptırmıştı...
______________
Göl kenarında uçurup koşturduğu uçak aniden başka bir çocuğun önüne düştü. Çocuk uçağı alıp incelerken Aren yanına yetişmişti.

"Uçağımı verir misin?"

Sarı ve siyah olan farklı göz renkleri ürkütücü duruyordu.

"Bu modeli beğendim. Artık benimdir."

Çocuk uçağı alıp kaçmıştı. Aren ise arkasından sadece ağlamıştı.
____________

"Lanet olsun"