7. bölüm · GÖLGELER ŞEHRİ: KAN ve TUTKU
Alışılmamışlık
Yo-han odasının balkonunda oturmuş sigarasını çekiyordu. Önündeki karanlık ağaçlığa ve hemen ardından gelen ışıklı şehir manzarası karşısında olanları düşünmeden edemiyordu. Bugün olanlar, Areni bir müddet kesinlikle yanlız bırakmamasının görtergesiydi. Çektiği dumanı tekrar saldığı sırada ağrıyan başını ovaladı.
Ne yapacağını bilmiyordu. Hem kardeşini yanlış kararlardan korumayı hemde kardeşi gibi gördüğü kızı kardeşinden nasıl koruyacağını bilmiyordu. Elleri titriyor, kalbi çarpıyordu. Çok çaresizdi. Bir an için aklı kızı tekrar James'e teslim etmeyi bile düşünmüştü fakat bunun için Joon'a karşı mantıklı bir açıklama yapamazdı. "Ahh" düşündükçe başındaki ağrı daha çok şiddetleniyordu.
Başını iki eli arasına aldı ve dayanamayıp yere çöktü. Gözünün önüne tekrar o gün gelmişti.
______________
"Yo-han ne olur dur! Ben sana ne yaptım!"
"O orospu çocuğu baban yüzünden Annem çok acı çekti. Babanda acı çekmeli."
Rena çaresizce kendisine silah çeken Yo-han'a bakıyordu. "A-ama suçlusu ben değilim..."
Yo-han yüksek sesle kahkaha attı fakat elindeki patlamaya hazır silah ile delirmişe dönmüş gibiydi. "Benimde, Min-Joon'un da bir suçu yoktu Rena Wilson. Senin baban bir canavar!"
"Canavarlar ile savaşabilmek için canavar olmam gerekiyor."
Rena'nın gözleri dolmuştu. "Bundan geri dönemez misin?" Yo-han titreyerek yüz ifadesisini gerdi ve başını iki yana salladı. Rena gözlerini kapatıp başını yere eğdi. "O zaman... Ölmeden önce son bir isteğim olabilir mi?" Sorduğu sorudan sonraki Yo-han'a bakışı çok acınası görünmüştü.
"Söyle."
Kız titreyen nefesini düzene sokmaya çalıştı. "Kız kardeşim, babamla güvende değil... Onun başka bir yere gitmesini sağlayabilir misin?" Adam bunu duyar duymaz sırıttı. "Onuda senin yanına göndermeme ne dersin?" Kızın gözleri irice açıldı. Kendisi ölümü kabullenmişti ama kardeşine bunun yapılmasını istemiyordu. "Bunu yapma! O olmaz-"
Oldukları depoda yankılanan silah sesi kızın sesini kesmişti. Yo-han kızın cesedi ile bakıştığı anda silahı yere attı ve geriye sendeledi. Bu kesinlikle bir intikam değildi, bu tamamen bir hataydı. Düşman olduğu bir piç yüzünden masum birini öldürmüştü. Ne yaptığının farkına varınca başı dönmüştü.
Başını iki eli arasına aldı ve sıkıp kendine gelmeye çalıştı ama olmamıştı. Sinirle yere çöküp çığlıklar atmaya başlamıştı, ama artık hepsi boşaydı. Geri dönüşü olmayan bir hata yapmıştı...
_____________
Tekrar kendine geldiğinde başı o günkü gibi iki eli arasındaydı. Canı yanıyordu, yıllar önce öldürdüğü kızın kardeşine şimdi ise kendi kardeşi zarar veriyordu. Bunlar insana kafayı yedirtirdi. Başını iki yana salladı ve kendine gelmeye çalıştı dayanabiliceğini sanmıyordu, ayağa kalkıp iyi hissedeceği tek yere gidecekti.
Hızla ayaklandı ve balkondan içeri girdi. Üstüne sadece dumanlı siyah ceketini aldı ve aşağı indi. Onu gören sung hızlı adımlarla yanına yürüdü. "Efendim, size eşlik etmemizi ister misiniz?" Yo-han anında reddetti ve hemen ulaştığı kapıdan dışarı çıktı. Bahçede park edilmiş 4 arabadan rastgele birine atladı ve yola çıktı.
Araba sürerken bile elleri titriyordu. Şuan için tek isteği başına bir iş açmadan gideceği ulaşmasaydı.
___________
"Sakın öldürücü bir yerinden vurma. O bize sağ lazım!"
Kızı elbette bu adamların eline vermeyecekti. Aren'i kolundan vurup kendiyle birlikte oradan kaçacaktı. Ta ki Aren ansızın ortaya çıktığı için reflex ile yanlışlıkla sol göğsünden vurana kadar...
"Kız kardeşim, babamla güvende değil... Onun başka bir yere gitmesini sağlayabilir misin?"
Daha göğsüne ateşlediği kurşunu idrak edememişken bir kurşunda sol tarafından gelmişti...
___________
Arabayı aniden durdurdu ve nefes nefese başını direksiyona yasladı. Bir süre öylece sakinleşmeyi bekledi ama olmamıştı. Durduktan yaklaşık beş dakika sonra araba camına tıklatılması ile başını kaldırdı. Kyung-rim endişeli gözlerle kendisine bakınca Yo-han etrafına baktı. Onun evinin önüne ne zaman geldiğini bilmiyordu. Hızla kapıyı açtı ve arabadan indi. "Camdan geldiğini gördüm ama arabadan inmeyince bir şey oldu sandım. İyi misin?"
Yo-han sonunda dayanamayıp ona sıkıca sarıldı ve omuzunda aglamaya başladı. Kyung biraz endişelenmiş olsa da bozmayıp önce sarılması ve sakinleştirmesi gerektiğini düşündü. O da satılmasına karşılık verdi. Yo-han'nın ağzından tek bir söz çıkmıştı. "Çok yoruldum..." Dayanamayıp arabanın dibine çöktüğünde kyung onu bırakmadı ve onunla birlikte kendisi de yere çöküp sarılmaya devam etti. "Her şey düzelecek ve sonunda sende iyi hissedeceksin. Sakin ol tamam mı?"
Sarılmak Yo-han'a iyi gelmiş olacak ki sakinleşmeye başlamıştı. "Kalbim acıyor, içim yanıyor..." Kyung yavaşça ondan ayrıldı ve elini yanağına koydu. "Burası soğuk. İçeri geçelim ve sakin kafa ile konuşalım tamam mı?" Yo-han yanağındaki avucu eliyle tuttu ve başını çevirip dudaklarını onun avuçlarını öptü. Kyung iç çekti ve onu tekrar sakinleştirmeye çalıştı. "Yo-han yukarı çıkmamız lazım."
.....
Yo-han uzandığı koltukta öylece tavanı izlerken kyung elinde kahve ile odaya geldi. Adam onu görünce ayağa kalktı ve elinden kahveleri almak için ilerledi. Kahve bardağının kulplarını kyung tuttuğu için Yo-han düz tarafından iki bardağında düz tarafını tuttu ve sehpaya indirdi. "İkisini birden getirmene gerek yoktu kendini yakabilirdin." Kyung iki dudağını içe kıvırdı. "Yanmış olmalısın." İkisi de kısa olan sehpanın dibine oturdu.
Yo-han gülümsedi ve kendi kahvesini önüne sürükledi. "Canım yanmıyor merak etme." Kyung endişeli bir ifade ile sevgilisini inceledi. "Min-Joon abi ile kavga mı ettiniz?" Yo-han başını iki yana salladı. "Onunla kavga ettiğimde daha az stresli oluyorum." Kyung'un kaşları çatıldı. "Sorun ne?" Yo-han skıntıyla nefes verdi.
"James, ölen kızı dışında başka bir kızı daha var." Genç adamın bu defa kaşları havalandı. "Suikastçı bir kadındı. İki sene önce yakalandı ve Jinhwa Neuro Center'da hapis hayatı yaşadı." Kahvesini içmek istemiyordu ancak hayatına iyi gelen tek kişinin emeği olduğu için içecekti. Bir yudum alıp devam etti. "Joon James'in bir kızı daha olduğunu öğrenince kısa bir süre önce onu hastaneden kaçırdı." Joon'un ne kadar tehlikeli biri olduğunu kyung da biliyordu.
"O hastaneyi..."
Yo-han başını sallayarak onu onayladı. Kyung'un nefesi titremişti. "O kızı alabilmek için gerçekten o kadar kişiyi canından etti mi?" Yo-han başını yere eğdi ve gözlerini kapattı. "Yo-han, o canavarla daha ne kadar birlikte devam edeceksin?" Yo-han bu soruyu kendince düşünmüştü. Gerçekten, daha ne kadar devam edecekti? Başını tekrar kaldırdı ve acı dolu bir ifade ile sevgilisine baktı.
"Bugün aniden çıkma sebebim Joon'un o kıza işkence etmiş olmasıydı..."
Kyung ifadesini değiştirmemişti. "Oraya gidip onu durdurdum kyung." Tek eli ile şakalarını ovaladı. "Kızın durumu çok kötüydü geç kaldığım her dakika ona daha fazla acı çektirdi." Gözleri tekrar dolmuştu. "En azından kurtulana kadar onu korumam lazım." Kyung'un da gözleri dolmuştu. "Peki ne istiyor ondan?" Yo-han iç çekti. "James'i bulup öldürmek istiyor ama kız hiç konuşacak gibi değil."
"O sustukça beni de kendini de yıpratıyor..."
Kyung dayanamayıp Yo-han'a yanaştı ve ona sıkıca sarıldı. "Her şey için çok üzgünüm..." Yo-han'nın kalbi hızlanmıştı. Üzülmemeliydi, kimse ona üzülmemeliydi. Bir canavara kimse üzülmemeliydi. Gözlerini kapatıp sarılmasına karşılık verdi. "Asıl seni endişelendirdiğim için ben özür dilerim..."
....
Yo-han göğüsünde uyuya kalan kyunga bakıp tamamen daldığına emin oldu ve yavaşça yataktan çıkıp onun üzerini örttü. Bu şekilde ikisi de yaklaşık bir saat bekleyip sadece susmuşlardı. Sevgilisine bir süre tebessüm ederek baktı ve saçlarının içini defalarca öptükten sonra odadan çıkıp kapıyı yavaşça kapattı.
Vestiyerden asılmış olan kabanını alıp dışarı çıktı ve arabaya doğru ilerledi. Artık daha iyi hissediyordu ve hemen gidip uyumak istiyordu. Arabaya bindi ve çalıştırıp harekete geçti. Gözü binalarda gezinince balkonlardan bir kaç kişinin onu izlediğini fark etti. Saat sabahın üçünde araba kullanmak o kadar garip bir şey değildi. Kyung da hep bahsederdi aslında, mahallesi rahatsız edici insanlarla doluydu.
Oradan çıkıp ana caddeye girdi. Etrafta bir iki sarhoş insan dışında hiç kimse yoktu sessizlik gerçekten güzeldi... Fakat keyfi oldukça kısa sürmüştü çünkü arabası aniden duraksamıştı. Başta ne olduğunu anlamasa da daha önce bakmayı akıl etmediği motor arıza göstergesi ile bakıştı. Olanları idrak edemeyip başını yaslandığı koltuğa arkadan bir kaç kez vurdu.
"Hay sikeyim böyle şansı!" Kendi kendine sövdü.
...
"Siktir..." Joon yayıldığı yatağından zorla kalkıp ağrıyan başını ovaladı. Saat epey geç olmasına rağmen o daha yeni uyanmıştı. Sersem adımlarla balkona doğru yürürdü ve çıkıp esen soğuk havanın tadını çıkardı.
Yüzünü buruşturarak ensesini kaşırken sabah olanları hatırladı. Öylece duraksadı ve balkon demirine tutundu. Anlık olarak boğulduğunu hissediyor, tüyleri diken diken olmuştu. Başından aşağı kaynar sular döküldüğünü hissedebiliyordu. Çok büyük bir hata yapmıştı ve bunun yeni farkına varıyordu. "Siktir ne yaptım ben..." Hızla içeri girdi.
Odasından çıktı ve koridorun diğer ucunda olan odaya doğru ilerledi gerginlikten yumruklarını sıkıyordu. Hatırladığı şeylerin doğru olmamasını umuyordu. Odanın kapısına geldi ve kapı kolunu kavradı ancak açmamıştı.
____________
"Sana yine acıyorum ben biliyor musun?"
"Normalde diğer piçleri konuşturmak için uzuvlarını kesiyorum."
_____________
Aklına gelen cümleleri onu anında dehşete düşürdü. Her şey aklına tamamen gelemiyor, sadece kızın ayağını koparma niyetinde olduğunu hatırlıyordu. Bunu gerçekten yapıp yapmadığını bilmiyordu. Anlık olarak kapının önünden geriye gitti ve öylece bakakaldı.
Normalde çoğu tutsağa acımadan yaptığı şeyi bu sefer odadaki kişide görmekten korkmuştu. Bu alışılmışın çok dışındaydı. Anlık olarak kendini sorguladı.
"Neden..."
Neden korkuyordu? Yıllardır peşinde olduğu katilin kızıydı. Nasıl olurda endişe edebilirdi ki? Kendine sinirlenip tekrar kapıya doğru ilerledi ve kolu bu defa hiç düşünmeden çevirdi. İçeri attığı ilk adım tereddüt etmesine sebep olsa da düşünmeyip yatakta yatan kıza doğru ilerledi.
Aren'in bacakları ve ayaklarına pansuman yapılmamıştı çünkü bir kaç saat içinde kuruması tamamen kendisine zarardı. Değişim zamanında yara kuruduğu için sargılar çıkarıldığı her an ona acı verecekti. Doktor bunu göze alamadığı için saramamış, yalnızca yanık kremi ve enfeksiyon için bir krem vermişti.
Joon kızın bu hâlini görünce kendine içinden hakaretler savurdu. Yüzünü buruşturarak bedenini mahvettiği kızı inceledi. İçinin rahatladığı bir diğer şey ise onun bir yerini kesmemiş olmasıydı. Kızın vücudu hiç bir şeye temas halinde olmamasına rağmen buruşturarak uyumuştu. Joon yaklaşıp elini onun anlına koydu ve ateşi olduğunu fark etti.
Ateşinin olduğunu anlayabilse de nasıl düşüreceği konusunda hiç bir fikri yoktu. Odaya giren başka bir hizmetli dikkatini çekmişti. Elinde bir tepsi üstünde ise bir kaç şey vardı.
"Efendim, iyi misiniz?"
Joon'un anlık olarak dili tutulsa da çok geçmeden konuşabilmişti. "Ateşi var." Çalışan gülümsedi. "Biliyorum bende şimdi o yüzden geldim." Joon hafif kenara çekildi ve hizmetlinin kızın yanına geçmesini sağladı. Kadın başını öne eğdi ve sonra işine döndü. Joon yavaş adımlarla ilerledi ve tam kapının önüne geldiğinde duraksayıp tekrar Aren'e döndü.
...
Yo-han arabasının etrafında dönüp duruyor, nasıl döneceğini düşünüyordu. Biraz ilerlemeye karar verdi böylelikle belki yardım edebilecek birini bulabilirdi.
Farklı bir caddeye girdiğinde hafif uzaktan gelen insan seslerini duymuştu. İlerlemeye devam etti ve sese gittikçe daha çok yaklaştı. Biraz yürüdükten sonra sesin ara bir sokaktan geldiğini fark edince biraz tereddüt etse de girdi.
Yaklaştıkça sesin artık normal insan sesi değilde acı çeken bir kaç kişinin sesi gibiydi. Sonunda görüş açısına bir kaç kişi girince duraksadı. Bir grup adam başka iki tane adamı dövüyordu.
"Size dökülün dedim lan!" Sokak serserisine benzeyen herif okul forması olan genci acımasızca tekmelemeye devam etti. "Ye-yemin ederim! Üstümde hiç para yok!" Adam sırıttı ve tekmelemeyi bıraktı. "Abinde vardır öyleyse." Bu sefer gencin abisine sıçradı ve onuda dövmeye başladı.
Sonunda durup yerde acıyla hareket eden adamın üstüne çöküp yakalarına yapıştı ve hafif havaya kaldırdı. "Hey, bana para vermezsen bu piçi öldürürüm." Adamın kardeşini işaret edince başını çaresizce iki yana salladı. "Lütfen bizi bırakın, üstümüz boş..." Serseri bu sefer sinirle küfür edip altındaki adamı kafa atarak bayılttı.
Tam kalkıp tekrar genç olanı haleiyim dövecekken etrafa yayılan ses dikkatlerini çekti. "Merhaba yardım edebilir misiniz?" Adamların hepsi ve öğrenci de hafif doğrulup seslenen adama baktı. Serseri grup birilerini döverken başkası tarafından yakalandığı için gergin hissederken Yo-han hiç oralı olmamıştı.
"Arabam bozuldu da, içinizde arabadan anlayan var mı?"
Adamlar şaşkınca birbirine baktıktan sonra kahkaha attılar. "Hadi ama, burda ne yaptığımızı görmüyor musun ha? Sana yardım edecek tiplere benziyor muyuz biz?" Yo-han'ı sertçe omuzundan itti. "Hadi ikile." Yo-han hafif geriye sendelerken iki elini hafif kaldırıp olumsuzca salladı. "A-ama." Bir diğer adam öne çıkıp söze girdi. "Aaa anladım! Polis çağırdın ve kaçmayalım diye bizi oyalıyorsun öyle değil mi?"
Yo-han içinden sabır çekti ama nafileydi. "Siz sokak köpeklerini aklamak için neden polise ihtiyacım olsun?" Polis çağırdığını iddia eden adam sinirlenip yumruğunu onun yüzüne sallayacakken Yo-han geri gitti ve hızlı bir hareket ile adamı indirdi. Diğerleri şaşkınlıkla ona bakarken Yo-han hızla saçlarını geriye attı. "Sizden sadece yardım alıp gidecektim orospu çocukları. Ama siz kaşındınız." Adamlar bu sefer toplu saldırıya geçmişti.
Yo-han hiç panik olmadan üstüne gelen adamların önünde hızla çekildi kendi tarafından kalan adamın ayağına sert bir tekme geçirip onu yere düşürdü. Yönünü şaşıran diğer serseriler hızla duraksadı ve tekrar Yo-han'ın üzerine koştular. Ona tam yumruğunu savuracak adamın yumruk yaptığı kolunu tuttu ve arkasını dönüp onu sırtının üstünden yere serdi.
Yere çarpmanın sert etkisi birini elemişti bile. "Kaldı 3" tam bu sırada dikkatsizliğinden yararlanan biri beline kelebek saplamıştı. Yo-han yargılayıcı bakışlarını onu bıçaklayan adama çevirdi. "Yoksa bu seni durduruyor mu?" Adam şokla ona baktı ve erkekliğine yediği sert darbe ile geriye sendeledi.
Yo-han bıçağı saplandığı yerden çıkardı ve eline aldı. Arkasında olan iki kişiyi refleks ile dönüp ikisininde koluna çizik atarak dikkatlerini dağıttı. Ardından az önce vurduğu adama döndü ve sol çenesine önce yumruğunu, hiç duraksamadan tersinde kalan kol dirseğini sağ çenesine geçirdi. Çenesi kesinlikle kırılan adamın ağrının etkisi ile başı dönerken Yo-han son kez kafa atarak onu yere indirdi.
"Kaldı 2" Fakat etrafına baktığında ikisi ortalıkta yoktu. Aniden iki yanında dolan seslere odaklandı ve hızla geriye atıldı. Tam bu sırada iki aptalda ellerindeki büyük taşları birbirine geçirmişti. Biri direkt kafasına yerken diğeri de boynuna darbe almıştı. Kafasına taş yiyen kişi çoktan yere yığılıp kalmıştı. Diğer kalan piçi ise Yo-han hızlı bir High Kick yöntemi ile bayıltmıştı.
Sonunda rahat bir nefes aldı ve yüzündeki teri elinin tersiyle sildi. Tam arkasını dönüp gideceği sırada önüne çıkan ürkek iki adama baktı. Bunlar az önce dayak yiyen kişilerdi. Yo-han onlara doğru bir adım attığı sırada hafif uzun olan yanındaki çocuğu arkasına aldı ve geriye gittiler. Oldukça korkmuş görünüyorlardı. "Bi-biz onlardan değiliz! Bizi de sıkıştırdılar." Yo-han sıkıntıyla nefes verdi. "Arabadan anlıyor musunuz?" İkili garip bir ifade ile Yo-han'a baktı. Bu durum sinirlerini bozmuştu.
"İnsan gibi çok normal olan bir soru soruyorum niye herkes bu soru karşısında aptal aptal bakıyor be?!"
....
"Of be, araba kendini iyi ki durdurmuş. Sizde inatçı olsaydınız bir kaç dakika içinde araba kesinlikle patlardı." Yo-han şakaklarını ovaladı. "Bu burada mı kalacak?" Adam başını salladı. "Bu saate kimse çalışmıyor maalesef. Dilerseniz sizin için taksi arayayım?" Genç çocuk kaldırıma oturmuş ikiliyi dinliyordu. Anısızın gözleri dolunca yüzünü yere çevirdi.
"Gerek yok teşekürler bir arkadaşı ararım birazdan." Karşısındaki adam gülümseyerek başını salladı Yo-han da karşılık verirken dikkatleri anlık olarak çıkan hıçkırık sesine yöneldi. Az önce adamla birlikte dayak yiyen genç çocuk kafasını dizlerine gömüp ağlamaya başladı. Abisi hızla yanına gitti ve yere çökerken Yo-han orda kalıp ikiliyi izledi. "Do-seok, neyin var? Bir yerin mi ağrıyor?" Genç çocuk başını iki yana salladı.
"Her şey çok kötü geçiyor abi... Annemi ve ablamı çok özledim..."
Yo-han başını öne eğdi ve gözlerini kapattı. Zamanında kendisi kardeşinin yanında bu şekilde olamamıştı. Joon'da belki çocukken annesi için defalarca bu şekilde ağlamıştı. Şuan ne kadar yanında olsa da bir şeyler için geç olmuştu. Yine de başka bir kimlikle değilde, abisi olarak onunla olmayı çok istiyordu.
Karşısındaki manzaraya baktıkça kendini daha fazla suçluyordu bu yüzden arkasını dönüp oradan uzaklaştı. Cebinden telefonu çıkardı ve Sung'un telefonunu aradı.
....
Sung'u beklediği yolun kaldırımında oturmuş başka dünyalara dalmışken aniden omuzundan dürtülmesi ile irkildi. Onu dürten kişiye bakınca Sung'un kendisine gülümseyerek baktığını gördü. "Bir kaç kez kornaya bastım ama duymadınız." Hafif uzaklaştı ve tekrar öne doğru eğilip selam verdi. Yo-han başını salladı ve ayağa kalktı ancak uzun sürmeden dengesini kaybedip geriye sendeledi. Sung hemen onu kolundan yakalayıp destek verdi. "İyi misiniz?"
Yo-han'ın beyaz gömleğindeki ceketin altına sığınmış kanı görünce cevabını almıştı. "Yaralandınız mı?" Yo-han başını iki yana salladı. "Önemli bir şey değil. Eve gidince hallederim." Sung başını salladı ve arabaya kadar ilerlemesine yardım etti. Yo-han arabaya bindikten sonra kapıyı ardından kapatıp şoför koltuğuna geçti.
Yo-han başını geriye yasladı ve gözlerini kapattı. "Bir şey soracağım." Sung yoldan gözlerini ayrımadan konuştu. "Dinliyorum efendim." Adam sıkıntıyla nefes verdi. "Kardeşin var mı?" Sung böyle bir soruyu beklemediğinden anlık olarak Yo-han'a baktı fakat hemen ardından önüne döndü. "Ailem ile bağlarımı uzun zaman önce kopardım efendim." Yo-han kaşlarını çatarak yanındaki adama baktı, beklediği cevap kesinlikle bu değildi. "Var mı Yok mu?" Sung derin nefes aldı ve onu cevapladı. "Bir kız kardeşim var efendim." Yo-han başını salladı ve dışarıyı izlemeye başladı.
"Ailen ile aran ne kadar iyi olmasa da sorun sen ya da kardeşin değilseniz aranızı bozmayın."
Sung onun bu söylediğine şaşırsa da belli etmedi. "Sonra benim gibi sorumsuzluk hissi yüzünden kendinden nefret edersin." Bunu söylerken göz yaşlarının düştüğünü kendisi de fark edememişti. Sung ona biraz göz attı ve konuyu değiştirmesi gerektiğini hissetti.
"Siz aramadan 10 dakika önce bay Joon şu kızın odasına girdi." Yo-han şaşırarak yanındaki adama döndü. "Ciddi misin?" Sung yutkunarak başını salladı. "Daha hızlı sür sung." Adam aldığı emir üzerine gaza daha fazla yüklendi.
....
Yo-han eve girer girmez hızlı adımlarla üst kata yöneldi ve merdivenleri de hızlı ama sessizce çıkıp biraz hızlı yürüdükten sonra aren'in odasının önüne geldiğinde kapı hafif aralık kalmıştı. Aralık kalan yerden içeri bakınca gördüğü manzara onu şaşırttı.
Joon kızın yatağının önüne oturmuş ve elindeki kremi onun yaralarına nazikçe sürüyordu.
_________
*Erkekler o kadar aptal ki en alakasız kişiye karşı bile kalplerini koruyamazlar.*
*Ama ben çaresini buldum. Ona aşık olmamak için daha fazla zarar vereceğim.*
_________
Joon'un son söylediğinde ne kadar ciddi olduğunu daha iyi anlıyordu.
Ama olamazdı.
Çok ileri gitti, affı olmayan şeyleri yaptı. Affedilemeyeceğini bile bile aşık olmuş olabilir miydi? Aşık değilse bile kesinlikle Bipolar kişilik bozukluğu vardı bu adamın.
Ya da yeni işkenceler için çabuk iyileşmesini istiyordu.
Joon'un şuan için zararsız olduğuna ikna olunca sessizce odasına yürüdü ve içeri girip kapıyı kapattı. Dolabına yönelip bir kaç kıyafet çıkardı ve yatağına yerleştirdi. Ardından banyoya yönelip kapıyı kapattı.
....
Yarım saatlik bir duştan sonra banyodan çıkıp odasına ilerlediği sırada yatağına oturmuş onu bekleyen Joon ile göz göze gelince duraksadı. "Sana beni öldürmeni söylemiştim." Yo-han gözlerini kapatıp sinirle nefes verip şakaklarını ovaladı. "Seni öldürmemek için çok zor dayandım Min-Joon." Joon hafif güldü. "Arenne'de öldürmemek için zor duruyor."
"Niye babasının yediği haltı anlatmak yerine bu yolu seçtin?" Joon oturduğu yatağa sırt üstü uzanır pozisyona geçti. "Sence bize inanır mı?" Yo-han ıslak saçlarını geriye attı ve gözlerini kapatıp sabır diledi. Ardından kardeşinin yanına ilerleyip yatağa oturdu. "Uzansana sende." Adam kardeşine anlamsız baktığı sırada onun bakışları kendisine tatlı gelmişti. Şuan ortağı değil de kardeşiymiş gibi bakıyordu.
Anlık olarak sinirden güldü. "İnsanın sinirlerini bozuyorsun." Joon'da güldü ve elini yattığı yerin yanına iki kez vurdu. Yo-han da Joon'un yanına uzandı ve ikisi de bir süre tavanı inceledi. Joon aklına bir şey gelmiş gibi hızla Yo-han'a döndü. "Önceki sefer sarhoşken beni yatağa sen getirdin ve çok sevecen davranmıştın." Yo-han ciddi bir ifade ile yanındaki adama baktı. "Yani?"
Joon gözlerini kapatıp yüksek bir sesle ofladı. "Bu aralar neden vahşi olduğunu merak ettim. Kyung'a karşı da böyle misin?" Yo-han kendini bozmadan yanındaki adamın koluna vurdu. "Ona öldürseler de sert olmam." Joon Bir an kıkırdadı ve yüzünü başka yöne döndü. "Bugün başım cidden çok ağrıyor ama olanlar yüzünden değil," sıkıntıyla nefes verdi. "Acaba o gün Arenne kaçarken orda bulunmasaydın şuan nasıl bir halde olurdu merak ediyorum."
Yo-han'ın yüzü düşmüştü. "Sanırım babasının düşmanlarına bile ulaşmıştı şimdiye kadar." Yine de bu durumun moralini bozduğunu belli etmek istemedi. "İstese bize karşı çıkacağından eminim ama nedenini bilmediğim bir şekilde bize karşı çıkmıyor." Joon da başını sallayıp onu onayladı. "Açıkçası ondan bende eminim ama bilemiyorum. Belki de yaralı olduğu için gücü yetmiyordur." Yo-han derin nefes alıp verdi ve ayağa kalktı. "Hadi çıkta giyineyim."
Joon sırıtarak Yo-han'a baktı. "Ben sabah bornozluyken beni boğuyordun ama." Yo-han bu sefer ayağına tekme attı. "Defol lan burdan!" Joon ayağını tutup biraz sızlandıktan sonra ayağa kalktı ve söylene söylene kapıya yürüdü. "Yine dayak yiyen ben oluyorum!" Yo-han arkasından gülerek baktı ve odadan çıktıktan sonra kapıyı da kapattığından emin olduktan sonra giyinmeye başladı.
....
Joon koridordan odasına doğru yürürken gözü Aren'in odasına odaklanmıştı. O kapıyı açık bırakmadığından emindi ancak kapı açık duruyordu. Hızla adımlarını oraya yönlendirdi vardığı zaman ise hızlıca içeri girdiğinde aren'in yatağında oturduğunu gördü. Hafif meraklı bir ifade ile biraz kızı inceledi fakat ondan hiç ses çıkmıyor, yalnızca rahatsız çıkan nefeslerini duyabiliyordu.
Joon tam geri çıkacağı sırada ona yöneltilen soru ile duraksadı. "Neden bunu yaptın?" Sadece boşluğa bakıyordu. Açıkçası bu sorunun cevabını kendisi de bilmiyordu. "Yıllardır yürürken acı çekmediğim tek yerim ayaklarım," nefesi titremişti. "Üstüne basamıyorum bile." Ardından başını adamın olduğu yöne çevirdi. "Çektiğim acı beni konuşturtmadı Min-Joon."
Adamın şaşırmasına sebep olan bir diğer şey ise kızım ilk defa ismi ile hitap etmiş olmasıydı. "Tırnaklarımı sökerken tam ortasında artık acıyı hissetmemeye başladım." Joon bu defa yüzünü ona çevirdi. "Anladım ki bundan beteri varsa bile sonuç aynı kalacak." Acıyla tebessüm etti.
"Beni öldür. İşine yaramayacağım..." Kızın bu sözleri adamı sinirlendirmişti. "Ne var biliyor musun?" Kızın üstüne doğru yürüdü. "İşime yarayana kadar seni öldürmeyeceğim." Tam önüne geçti ve başında dikildi. "Yakında bu değişebilir ancak şuan için iki seçeneğin var. Ya acı çek ya da acı çekmeyi bırakmak için konuş."
Aren yataktan destek alıp ağrıyan ayağını umursamadan zorda olsa ayağa kalktı. İkisi de dip dibe kalınca Joon aralarındaki boy farkını yeni fark etti. Kendisi 1.91 olmasına rağmen Aren yanında sadece bir kaç santim kısa kalıyordu. Bunu uzun süre düşünmeyi bırakıp gözlerini ona nefretle bakan diğer gözler ile kesiştirdi. "Yine de," yaraları hafif sızlanmasına sebep oldu. "Ben ölünceye kadar sen ölmemeye odaklan."
Joon çatık kaşlarla kıza baktı. "Kim olduğunu sanıyorsun sen?" Aren gülümsedi. "Buraya yaklaşık 15 dakika önce sen girdin, değil mi?" Adam sessizleşmişti. "Sen çıkarken ayıldım ve seni gördüm," kız başını kapıya çevirdi. "Senden sonra yüzünü görmediğim biri daha girdi." Joon ifadesini bozmadan bakmaya devam etti. "O an uyuma taklidi yaptım ama elinde iğneyi görünce hareketlenmek zorunda kaldım." Yüzünü tekrar Joon'a çevirdi.
"İğne işi sizin planınızda yoksa kendimin kim olduğumu bende bilmiyorum."
Joon sinirle dişlerini sıktı ve hızla odadan çıkıp kapıyı sertçe çarptı. Aren ise kapının arkasından bakakaldı. "Ahhh!" Ayağına tekrar Ağrı girince oturmak zorunda kaldı ve yara izlerine tekrar baktı. "Orospu çocuğu."
Buruşuk yüzünü bozmadan ilerisindeki camdan dışarıya baktı, yıldızlar çok güzel parlıyordu. Onları izlerken hafif gülümsediği sırada gözü koltukta duran beyaz şeye takıldı. Karanlık olduğu için tam göremese de tanıdık bir şeye benziyordu. Tekrar kendini zorlayıp ayağa kalktı ve sendeleyerek koltuğa ilerledi.
Gördüğü şey onu şoka uğrattı. Kanadının bir ucu çok az yırtılan uçağı tanımamak mümkün değildi. Anlık olarak karşısında onu tutan küçük Joon'u gördü ve geriye doğru gitti. Anlık olarak kendine geldi ve tekrar uçağı inceledi. "Bunu sakladı mı?" Ayakta çok durmadığı için koltuğa oturdu ve elindeki uçağı uzunca bir süre incelemeye devam etti.
....
1 Hafta Sonra
Hizmetli kadın Aren'in bacağına su geçirmez sargıyı satarken dikkatle hareket ediyordu. Aynı özeni yanık olan diğer bacağına ve sol koluna da göstermişti. "Yaralarının durumu iyiye gidiyor. Düşündüğümden daha hızlı iyileşiyorsun." Kadın gülümseyerek konuştuğu sırada Aren daldığı yerden başını kaldırıp kadına döndü. "Bu iyi bir şey mi?" Kadının yüz ifadesi hafif değişti. "Neden olmasın ki?"
"İyileştiğimde bozuntu yine bana bulaşacak." Kadın bozuntu diye kime hitap ettiğini iyi anlamıştı. "Biz şuan ki durumda hiç bilgi sahibi değiliz sizden istediği ne bilmiyoruz ama Bay Min-Joon genellikle onun tersine giden kişilere zarar verir." Aren sıkıntıyla nefes verdi. "Çokta sikimdeydi."
Kadın gülerek ayağa kalktı. "Bu da oldu. Bugün de yanlız mı gireceksin duşa?" Kız başını salladı. "Seni zaten başımda bekleyerek yoruyorum içeri girip daha fazla yorulmana gerek yok teşekkürler." Aren'in gülümsemesine karşılık o da gülümsedi ve başını salladı. "Sen çıkana kadar yine burda beklerim bir şey olursa haber ver yeter." Aren de başını salladı ve banyoya ilerledi.
İçerden su sesi gelince kadın yatağa oturdu ve onun çıkmasını bekledi. Tam o anda hızlıca açılan kapıdan dolayı irkilip hemen o tarafa baktı ve ayağa kalktı.
....
Aren sonunda duş almayı bitirdiğinde önce biraz kurulanıp sonra bornozu üstüne geçirdi. Kaymamaya dikkat ederek banyo kapısının önüne gelip kilidi çevirdi ve kapıyı açıp banyodan çıktı. Gülümseyerek baktığı yatağa orda sürekli oturup bekleyen kadını değilde Min-Joon'u görmeyi beklemiyordu. Anlık olarak duraksayıp şoku atlattıktan sonra söze girdi. "Ne yapıyorsun sen burada?"
Joon oturduğu yerden kızın suratına düz bir ifade ile baktı. "Kendi evimdeki bir odaya girmek için senden izin mi istemeliyim?" Aren bunun üzerine kaşlarını çattı. "En azından giyindikten sonra-" Joon aniden ayağa kalktı ve kızın üstüne yürüdü. Aren hiç bir tepki ve hareket göstermeden karşısındaki adamın amacını anlamaya çalıştı. "Yalan mı söyeldin?" Aren bu soruyu anlamamıştı. "Ne?" Joon hızla iki kolunu tutup sıkarak hafif ittirdi.
"O gece odana başka birinin girdiğini söyeldin! Yalan mıydı?" Aren sert bir hışımla onun ellerimi itti. "Sana ne yalan söyleyeceğim ben be!" Joon sinirle ensesini ovaladı. "1 haftadır o kişiyi sorgulatıyorum. Ama sonuç sıfır." Aren gözlerini kısarak adama baktı. "Sorgulattın mı?" Joon sinirle nefes verdi ve işaret parmağını kıza doğru salladı. "Eğer böyle bir şey hiç olmadıysa sana o zaman gününü göstereceğim." Sözünü bitirip odadan çıktı ve kapıyı sertçe çarptı. Aren dehşete düşmüşçesine arkasından bakakaldı.
"Şunun tavırlarına bak."
Kapı tekrar çaldı ve az önceki hizmetli kadın gergin bir ifade ile içeri girip kapıyı kapattı. "Özür dilerim, çok hızlı bir şekilde girdi ve beni kovdu." Aren başını salladı ve tek elini havaya salladı. "Özür dilemene gerek yok sorun tamamen bu adamda." Anlık olarak durdu ve bu sefer sesi sakin çıktı.
"Ayrıca özür dilemen gereken birisi değilim. Sonuçta ne kadar çalışan olsanızda bir tutsak karşısında üstünlüğünüz var." Kadın gülümsedi. "Kıyafetlerinizi giyinmenize yardımcı olayım." Tam yataktaki kıyafetleri eline aldığı sırada Aren de elini kıyafetlere attı. "Ben hallede-" kadın Aren'in ona dokunması üzerine irkilerek elini geri çekti ve elindeki kıyafetlerde yere düştü.
Aren önce yerdeki kıyafetlere sonra kadına düz bir ifade ile baktı. "Bayan Oh?" Kadın iki dudağını içe doğru katladı ve ellerini önünde birleştirip başını öne eğdi. Aren ne olduğunu anlamıştı ki gözlerini kapatıp iç çekti. Kadın bariz bir şekilde korkuyordu ve bunu çok iyi belli etmişti. "Hiç bir konuyu bilmediğinizi söylemiştiniz." Kadın gözleri dolmuş bir şekilde Aren'e baktı.
"Kimsenin sizi tanımamasının imkânı yoktu... Özür dilerim." Kadın hızla arkasını döndü ve kaçar bir vaziyette odadan çıktı.
Haksız değildi. Yaptığı şeylerin haddi hesabı yokken televizyonlarda yüzünün dolaşmamasının imkanı yoktu. Elleri ile başını ovaladı ve yerden kıyafetleri alıp zorda olsa giyinmeye başladı.
....
So-ra yatağından doğrulup bir süre öylece bekledi. Hâlâ gördüğü o kötü kâbusun etkisinde kalmıştı. Aren yaralı bir şekilde düştüğü denizden çaresizce kurtarılmak için bekliyordu. Gözleri doldu ve kendini tutamayıp sessizce ağlamaya başladı. Tam bu sırada Russell onu kontrol etmek için bakınmaya gelmişti ki So-ra'nın oturduğunu görünce yanına gitti. Ancak onu ağlarken görmeyi beklemiyordu.
"So-ra?" Dizlerinin önüne çöktü ve ona aşağıdan baktı. "Neden ağlıyorsun?" So-ra ağlarken görünmekten fazla hoşlanmadığı için elleri ile yüzünü kapattı. "Bir şey yok." Russell elini onun omuzuna koydu ve gülümsedi. "Çekineceğin bir şey yok, ne olduğunu söyleyebilirisin. Yine kâbus mu gördün?" So-ra ellerini indirip hıçkırdı.
"Aren hâlâ o günden beridir bir kez bile rüyalarımdan gitmedi... Ona sarılmak istiyorum ama hiç bir yerde bulamıyorum." Russell üzgün bir ifade ile onun yüzünü okşadı. So-ra aniden yüzünü ondan çekti ve ciddi bir ifade ile ona baktı. "Aren'i çoktan öldürmüş olmaları gerekmez miydi? İki yıl boyunca hafızasını silmek için sen uğraştın." Russell bunu duyunca başını öne eğdi.
"Yanılıyor muyum Russell? Aren hiç bir şeyi hatırlamıyordu! James neden bu kadar gergin ve onu öldürmenin peşinde?" Adam başını iki yana salladı. "Üzgünüm," başını kaldırdı ve karşısında ağlayan sevdiği kadına baktı. "Hiç bir şeyi unutmamış." So-ra şokla Russell'a baktı.
"A-ama, hatırlamıyordu." Russell başını iki yana salladı. "Acı çekmemek için kendi beynini de dahil hepimizi kandırmış." So-ra ağlamaklı bir ifade ile adama baktı. "Cha Min-Joon, bunu bildiği için mi onu hâlâ tutuyor?" Russell'ın bakışlarını kaçırması evet anlamını taşıyordu. So-ra elleri ile yüzünü kapatıp daha çok ağlamaya başladı.
"Bu gerçek olamaz..."
