9. bölüm · GÖLGELER

9 Bölüm Çıkmaz Sokak

Bayan Gölge

Her çocuk hayata masum olarak doğar, ama hayat onları kirletir. Hayat masumları kirletirken, kirli olanlar hayatı yaşamaya devam eder. Ve ben bunu öğrendim ben ne masumdum nede kirli. Ben hayatın en çok korktuğu kişiye dönüştüm, ne bir masum nede bir kirli.

Zihnimde eski anılar dönmeye başladı, Mors adına yaptığım görevler, hepsi dönüp duruyordu. Ama tek bir kelime xihnimde yankılanıyordu İtaat et, itaat et, itaat et.
En sonunda bu kabustan uyanmıştım, soluk soluğa nefes alıyordum, kabustan olmalı ki ter içindeydim. Duvarda saate baktığımda öğlen bir olmuştu. Öğlene kadar uyumak beni şaşırttı doğrusu.
Yataktan kalkıp odamdakş banyoya gidip duş aldım. Duş aldıktan sonra odamdam çıkıp aşağı indim. Herkez salonda oturmuş muhabbet ediyorlardı. Muhabbetlerini bölmeden mutfağa ilerledim, Muazzam abla mutfakta yine birşeyler yapıyordu. Beni görünce yaptığı işi bırakıp bana baktı "Çocuğum, birşey mi istemiştin"
"Yok, sadece içki alıcam da" içki dolabına elimi uzattığım an elime sert tokat yedim. Elimş hızla geri çekip Muazzam ablaya baktım "Muazzam abla ne yapıyorsun ?" dediğimde yüzünden ateş fışkırıyordu "Sabah sabah içki içmeye kalk, birde abla noluyor de. Yok sabah sabah içki".
Lütfen bu yaşananlar rüya olsun, lütfen bu evde istediğimi yapamıyorsam neden burda kalıyorum ki. "Muazzam abla çok içmeyecem ya. Küçük bir bardak" bu dediğime dağa çok sinirlenip ayağındaki terliğe alıp bana fırlattı.
"Birde azıcık diyor, hey Allah'ım sen aklıma mukayyet ol" diğer terliğini alıp bana doğru fırlattı. Kafama gelen terlikten son anda kurtuldum ama terlik arkamdaki Uraza denk geldi.
Kafasına gelen terliği anlamaya çalışarak Muazzam ablaya baktı "Abla şimdi benim ne günahım var"
"Oğlum al şu arkadaşını, ya sabah sabah içki içmek istiyor" dediğinde Uraz olayları anlamış gibi kafasını salladı "Ya abla sen ona bakma, bünyesine içki girmediğinde insanları öldürecek gibi bakıyor". Bunu dediğinde çatık kaşlarla ona baktı "Ben vahşi değil, nerden çıktı bu?"
"Tamam sana vahşisin demedim ki, insanları öldürücek gibi bakıyorsun dedim. Yalan mı?" tam birşey diyeceğim sıra Muazzam abla bizi kolumuzdan tutup mutfaktan dışarı çıkardı "Uy Allah'ım, ben bunlarla nasıl başa cıkıcam bunlarla ben. Çıkın mutfaktan haydi".
Mutfaktan kovulduğumuzda ikimiz birbirimize kısa bir an baktık "Sende sabah sabah niye içkiye koşuyorsun ki?" dedi "Sanane" diyip yanından uzaklaşıp salona ilerledim.
Salondaki koltuğa oturup elime telefonumu alıp bakındım. Polis ekipleri Kor'u aramaya devam ediyor , Kor gerçekte kim...bütün bu kötü haberlerin dışında en dikkatimi çeken haber Kor katil değil, Kor kahraman oldu.
Bir grup beni katil, psikopat, zevk için adam öldürdüğümü yazarken bir grup beni kahraman görüyor. "Kor o pislikleri öldürmekten haklı, o bütün sapıkları, kadınlara ve çocuklara zarar veren elleri kökünden kırıyor." bu yazıyı okuyunca nedense içim bir tuhaf oldu. Ben hiç bu açıdan düşünmemiştim. Ben hep annem ile ilgili birşeyler bulmaya odaklanmışken bazı insanların umudu olacağımı düşünmemiştim.
Bütün bu düşünceler arasından sıyrılıp bana seslenen sese baktım. Kuzey karşımda durmuş bana sesleniyordu "Atlas... sana sesleniyorum, daldın yine " telefonu kapatıp ona baktım "Haberleri okuyordum, daldım biraz. Ne oldu?"
"Hayaletlere gidiyormuşuz hadi hazırlan". Başımı sallayıp oturduğum yerden kalkıp odama gittim.
Uzun çeketimi aldım, silah alıp almamakta kararsız kaldım. En sonunda belime bir silah alıp garaja ilerledim.
Arabada beni Kuzey bekliyordu. Diğerleri başka arabaya binmişlerdi.
Arabaya binip diğerlerini arkadan takip etmeye başladım. İlerlerken sokaklara baktım, ağaçlardaki yapraklar dökülmeye başlamıştı, hava soğuk esiyordu.
"Bu görüşme fikri benim pek hoşuma gitmedi" Kuzey bunu diyince onun da rahatsız olduğunu anlamıştım. "Mecburuz, eğer gitmezsek bu sefer bizden şüpe duyarlar" dedim sakin bir tonla.
"Atlas, ya biz hata yapıyorsak, bu ekibe ve bu Hayaletler midir nedir katılmak bir hataysa. Eğer Mors bunu öğrenirse ne yapıcaz"
"Mors öğrenmeden biz bu işi bitirecez, sadece zamana ihtiyacımız var" dediğimde Kuzey yine bıkkın bir yüzle bana bakıyordu, ona çok dedim benim girdiğim yollara girme ama beni dinlemiyordu hiç.
Arabayla şehirden uzaklaşıyorduk, öndekiler biraz hızlanmıştı, bende arkalarından hızlanmaya başladım. Kapkaranlık ormanın arasından ilerlerken karşımıza kocaman bir bina çıktı.
Diğerleri binanın önüne durunca bende yanlarına durup arabadan indim. Bu kadar açıkta olacağını pek zannetmiyorum açıkçası. Diğerleri ile binanın içine girdiğimizde içerisi tıpkı normal bir iş binası gibiydi. Elinde kağıtlarla ordan oraya koşanlar, bilgisayarların başında oturan insanlar. Birçok oda vardı ama biz asansöre ilerledik.
Asansörde 0-20 ye kadar numaralar vardı, Asaf 20'ye dört defa basında asansör çalışıp aşağı inmeye başladı.
Birkaç dakika sonra kapı açıldı ve resmen yeraltı sığınağı gibi bir yere gelmiştik. Dövüş alanları, sağlık alanı, insanlar aynı masada oturup muhabbet ediyorlardı .Asansörden çıkıp ilerlediğimizde etraftaki herkez bize bakıyordu. Kuzey arkamdan hızla yanıma geldi "Bunlar neden sırtlan sürüsü gibi bizi izliyor"
"Bizi tanımıyorlar mı acaba?"
"Bunlar tanımış halleriyse, tanıdıktan sonra ne olucak açaba"
En sonunda bir odada durduk. "Siz biraz bekleyin, biz özel birşeyler konuşucaz. Sizi çağıracaz" dediğinde Işıla sadece kafa salladım. Onlar odaya girdiklerinde ikimiz kapının önünde boş boş etrafa bakıyorduk. Kuzey farketmese bile çevredeki insanların bakışları tuhaftı.
"Ama gerçekten güzel yer yapmışlar. Büyük ve çok sevecen inlarlar da var"
"Dalga geçmeyi bırak, tetikte ol"
"Rahatlasan mı, bizi öldürücek halleri yok ya". Derken arkasından biri ona omuz atarak yanından geçti. Kuzey daha fazla sakin kalamayarak "Baksana buraya" diyerek adama seslendi. Adam arkasını dönüp gülümseyerek bize baktı. Kuzey adama doğru ilerlediği sıra kolundan sertçe tuttum "Kuzey yapma,sorun çıkarma" bunu dememe rağmen beni umursamayarak adama ilerledi.
Adam ile karşı karşıya geldiklerinde etraflatında birkaç insan toplanmaya başlamıştı.
"Sorun mu var kardeş?"
"Gözlerin bozuk sanırsam, böyle çayıra salınmış inek gibi geziyorsun da" dediğinde adamın yüzündeki gülümseme anında silindi "Ne diyon lan sen! Canına mı susadın". Şuan Kuzeyden önce adamı ben dövmek istiyordum. Ama Kuzey benden önce davrandı.
Adam Kuzeye yumrum savurdu ama kuzey onun yumruğunu tutup onun suratına yumruk attı. Çevredekiler Kuzeye doğru hamle yapacakları sıra onları ben durdurdum. Adamın arkasından ona tekem attıp yere düşmesini sağladım. Arkamdan biri kollarını boynuma doladı. "Senin o küçük kafanı ezerim piç ku-" sözünü bitiremeden ayağım ile adamın erkekliğine sertçe vurdum. Adamın kolları benden koparken ellerim ile suratını tutup diz kapağım ile vurdum. Adam sertçe yere yığılırken hızlıca Kuzeye koştum üç kişiyle birden uğraşıyordu. Birini omzundan çekip suratına yumrukladım, adamın suratın kan içinde kalmıştı. Bana yaklaşmaya çekinenler oluyordu tabi yaklaşmak isteyenler de var.
Kuzey ona omuz atanın ağzını burnunu dağıtmıştı. Elindeki kanlatı silerek yanıma ilerledi. Birkaç kişi bize doğru gelmeye başladığında belimdeki silahı çıkarıp onlara doğrulttum. Adamlar artık bize yaklaşıyorlardı "Eğer ki bir adım daha atarsanız burdaki herkezin beynini patlatırım!" bu dediğimden sonra herkez geri çekilmeye başlamıştı.
"İndir silahını!"
Arkamıza döndüğümüzde diğerleri girdikleri odanın önünde durmuş bizi izliyorlardı. Yanlarında Orhan bey ve birkaç kişi daha vardı. Silahımı indirmeden onlara döndüm "Bana emir veremezsiniz" dedim sert bir sesle karşımdaki adam hiç istifini bozmadan bana bakıyordu. Kahverengi saçları biraz beyazlamaya başlamıştı, sert çene hatları ona bakanları ondan korkmasına yeterdi, ela gözleri benden etkilenmiş gibi beni izliyordu.
Adam hiç düşünmeden bana doğru ilerledi, yavaş ama kararlı. Tam karşıma geçtiğinde silahım artık onun göğsündeydi "Silah çıktığı zaman ya karşısındakine sıkar, yada onu tutan kişi kendine sıkar" dedi sakin bir sesle. "Ben mermilerimi ölmeye değer kişilere sıkarım" dediğimde hiç düşünmeden Kuzeye omuz atan adamın alnına bir kurşun sıktım. "Ve bu adam ölmeyi haketti" deyip silahı belime yerleştirdim.
Adam hiçbirşey diyemiyordu "Onu gömün" dediğinde birkaç kişi vurduğum adamı alıp gittiler. Adam yanımdan ayrılıp odaya geri girdiğinde İlayda sinirle bana bakıyordu "İki dakika ya, bi götünüz rahat dursun!" dedi. İki elimş masumca havaya kaldırdım "Benim değil onların götü durmadı" dediğimde bıkkınca yanımdan uzaklaşıp tekrar odaya girdi. Arkalarından bizde odaya girdik.
Adam büyük masanın en başına oturmuştu. Herkez yanlardaki sandalyelere otururken ben bizzat adamın karşısına oturdum.
"Ben Kağan Ateş Demirhan. Hayaletlerin mühimmatını sağlıyorum. Ayrıca casus grupları birebir ben yönetiyorum" dediğinde ismi bana tanıdık geliyordu, sanki daha önceden duymuş gibiyim. Adam hem bana hemde Kuzeye bakıyordu, ama ben gözlerimi ondan ayırmıyordum.
"Sen, adını ve kendinş tanıt" dediğinde rahatımı hiç bozmadım
"Ben Atlas Kor Karayel, sadece bu" dediğimde adam başını sallamaya başladı "Demek ülkenin aradığı, katil Kor sensin. Açıkçası etkilendim doğrusu. Sende gerçekten yetenek var". Adam bakışlarını benden ayırıp Kuzeye çevirdi "Sende Kül olmalısın, öldürüceğiniz kişilerin yaptıkları herşeyi haber platformlarına sızarak yayınlıyorsun. Zekan takdire şayan". Derin iç çekerek ellerini masaya yasladı "Sizinle tanışmak çok güzel ve Gölgeler ile tanışmışsınız zaten ama ben yine genel konuşma yapıcam. Biz durduk yere kimseyi öldürmeyiz, bizim amacımız insanlara zarar verenleri infaz ederiz". Elindeki kumandaya basınca masanın üstüne hologramlar belirdi
"Bizle düşman olanlar haliyle var. Ama başta olan iki grup. Bir Sessizler
bunlar yeraltı adamlarına yardım edenler.Onlara asla güvenmeyin" Masaya yansıyan bir görüntü dikkatimi çekti "Diğer grup Mors" bunu dediğinde bir an gözlerim büyüdü, Kuzeye bakmiyordum ama oda en az benim gibiydi "Kendilerinin onlar için ölecek birbirinden yetenekli suikastçıları var.Onlarla uzun yıllardır süren bir savaş içindeyiz. Sakın Morstan birine güvenmeyin"

Siktir, siktir,siktir, siktir bu bağlantıyı sikeyim. Ne yapcam şimdi ben, Mors anlarsa bizi anında öldürür, ama şimdi bunlar da bizi öldürür. Yollarım kapanmıştı, çıkış yollarım kapandı. Çıkmaz sokaktayım.