10. bölüm · GÖLGELER
10 Bölüm Aydınlık Gece
İnsan köşeye sıkıştığında, gidicek yolları kapandığında ya kendi silahı ile kendini vurucak yada sınırları sonuna kadar zorluyacaksın. Ve ben yine zoru seçiyorum. Sonumu bilesem bile
Konuşma bittikten sonra herkez odadan cıkmıştı en son çıkacağım sıra "Atlas, sen dur" dedi Kağan Ateş.
Arkamı dönüp ona biraz baktım, sonra kapıyı örtüp masaya karşısına oturdum "Buyrun, sizi dinliyorum" dedim soğuk sesle. Elindeki birkaç kağıda baktı "Senin ile ilgili merak ettiklerim var, birkaç soru sorucam" diyip elindeki kağıtları bırakıp bana baktı "Senin ile ilgili bilgiler arasında anne baba ismi yazmıyor" dediğinde bir an duraksadı ama ben hiç tepki vermeden ona baktım. Kayıtlardan babamın ismini araştırmıştım, ama nafile. Onun ile ilgili hiçbirşey bulamamıştım. Kendimi korumak için de kayıtlardan anne ismimi sildirdim.
"Evet, yazmıyor ne var bunda"
"Annen baban yok mu?" dediğinde ne diyeceğimi pek bilemedim, ama her şeyi de anlatarak değilim "Annem vefaat etti, babamı tanımıyorum. Ben küçükken ayrıldılar". Annemin ölüp ölmediğini bile bilmiyorken ona ölü demek benim sinirimi bozuyordu.
Kağan Ateş biraz beni izledikten sonra başıyla cık yaptı. Sandalyeden hızla kalkıp odadan çıktım.
Kapının orda diğerleri duruyordu. Asaf beni görünçe elindeki sigarayı söndürdü "Sonunda geldin, hadi gidelim bura fazla sıktı"
Asansöre ilerlerken arkadan birileri sesleniyordu "Işıl". Arkamızı döndüğümüzde iki adam bize doğru geliyordu. Işıl onları görünce yüzünde kocaman gülümseme belirdi "Abilerim!" diyip koşarak onlara sarıldı.
Diğerleri onları tanıyor olmalı ama bizi gördüklerinde kaslarını çattılar.
"Atlas, Kuzey bunlar benim abilerim Sarp ve Pars. Abilerim bunlar da biizm ekibimizin yeni üyeleri". Adamlar bizi uzun uzun izliyorken Kuzey kulağıma eğildi.
"Hangisi Pars, hangisi Sarp bunlar ikiz nasıl anlayacam"
"Seni duyduk ufaklık" sarışın adam yüzünde gülümseme belirdi "Ben Parsım, sağ gözünün altında ben olan Sarp. Artık karıştırmazsın ufaklık ve " eli ile arkada yarattığımız kargaşayı gösterdi "Burayı gerçekten siz mi bu hale getirdiniz. Lan revirde gördüm, adamın kulağını ısırmışsınız da dikiş atılıyor". Bunu duyduğum an Kuzeye baktım "Sen nasıl bir vahşisin lan" Kuzey gözlerini kısarak bana baktı "Sen adamların burnunu kırarken iyi ya, lan birazcık ısırdım ya!" elimi burun kemerime yasladım.
"Tamam arkadaşlar artık gidelim, burası fazla kalabalıklaşmaya başladı. Sırtlanlar toplanmaya başladı bile". Etrafımıza insanlar toplanmadım binadan çıktık.
Arabalara geldiğimizde İlayda karşımıza dikilmiş bize dik dik bakıyordu "5 dakika ya, lan siz niye...Allah'ım ya!" karşımızda sinir krizi geçirirken biz öylece duruyorduk. "Lan ilkokulda bu kadar azar yemedim ben" İlayda bir anda Kuzeye döndü "Sana bir azar çekerim Kuzey, ömrü hayatında duymadığın sözlerş duyarsın". Gerginliği azaltmak için Işıl aramıza girdi "Tamam canlar sakin olun. Hadi gerginliği azaltmak için birşeyler yapalım ne dersiniz?" İlayda birazcık sakinleşmiş gibi duruyordu, "Tamam bizim mekana gidelim, ne zamandır gitmiyorduk" Uraz bunu diyince herkez gaza gelmişti "Tamam hadi gidelim".
Arabalara ilerlediklerinde İlaydayı kolundan tutup durdurdum "Benim arabayla bin" dediğimde kaslarını çatıp bana bakıyordu "Ne münasebet, istemez bırak" ama ben yine bırakmadım. Çevik bir hareketle onu kucağıma alıp arabama ilerledim
"Atlas, ne yapıyorsun sen!"
"Küçük patronumu arabaya bindiriyorum" kapıyı açıp onu koltuğa oturtup kapıyı kapattım. Kuzey başınj sallayıp diğerlerinin arabasına geçti.
Araya geçince İlayda somurtmaya başlamıştı, bılkın bir nefes verdikten sonra arabayı çalıştırıp yola koyuldum. Yol boyunca sessizdi ne bana baktı nede benle konuştu."İlayda abartma, ne yapayım onlar mı bizi dövsünler?"
"Dövmelerine fırsat vermemişsiniz ki"
Sakince gülmeye başladım, benim güldüğümü görünce sabır diler gibi ellerini açmıştı. Ona bakınca aklıma söz verdiğim geçe gelmişti, sanırım şimdi sırasıydı.
Elime telefonu alıp Asafı aradım, çaldıktan hemen sonra açtı .
"Hee"
"Siz gidin, ben İlaydayla başka birşeyler yapcaz"
"Lan! Oğlum nere" telefonu kapatıp yolumu değiştirdim "Atlas, nere gidiyoruz ya" dediğinde ona hiç bakmıyordum. Arabayla sokaklardan ilerleyip en sonunda bir Terkos gölüne geldik.
Arabayı durdurunca bir göle bir bana bakıyordu, gözlerimi onun gözleriyle birleştirdiğimde o yeşil gözlerinde resmen kaybolacak gibi hissettim.
"Sana bir söz vermiştim, ve şimdi hazırım" bu dediğime şaşırmış gibiydi.
Arabadan inip onun kapısını açtım. Arabadan inince gölün yanında duran banklara oturduk. Bir süre gölü izledik, batan güneşi izledik, yani o onları bende nedensizce onu izledim. Sonra başımı göle çevirdim "Bu gölü çok severdim, burada çok anım var"
"Artık sevmiyor musun?" dediğinde derin bir iç cektim "Buradaki her güzel anım annemle beraber toprağa gömüldü" bunu beklemiyordu, bunu demek ne kadar bana acı versede buna biraz alışmak zorundaydım.
"Ben küçükken annem ile hep buraya gelirdik. Gün batımını izlerdik hep" o silik anılar birer birer gözümün önüne geliyordu "Annene ne oldu peki?" bunu yapmacık bir merakla değil, içtenlikle soruyordu. "Annem bir geçe işim var diyerek gitti, ertesi gün dayım bana annemim öldüğünü söyledi. Bir çinayet...artık bütün dünyam başıma yıkılmıştı" boğazım düğümlense de devam etmek istedim, çünkü bunları içimde tutmaya daha fazla dayanamıyordum.
"Yıllarca annemim ölümünü araştırdım. Yapmadığım araştırma, öldürmediğim kimse kalmadı.Bu yüzden Kor oldum" dedim kararlı bir sesle. Gözlerimi onun gözlerinden ayırmıyordum "Kor olmak benim canımı çok yakıyor, defalarca defalarca polise gidip gidememekte kararsız kaldım. Ama teslim olsam bile bir daha eskisi gibi temiz olamayacağım" ben konuşurken o sadece bana bakıyordu, izliyor, dinliyor. Konuşmak istiyor ama ne diyeceğini bilemiyordu.
Bu söylediklerinden dolayı çok daralmıştı. Banktan kalkıp gölün kıyısına yaklaştım.
Göldeki yansımama her baktığımda Kor halimi görüyordum. Yüzümde maske bir elimde silah, diğer elimde bıçak görüyordum. Sanki bana 'Amacına ulaşsan bile benden vazgeçemeyeceksin' gibi bakıyordu. Haklıydı ben bu bataklığa önceden batmıştım, çıkmak istesem dağa çok batıcaktım.
Göldeki yansımamın yanına bir kişi dağa geldi. Hiçbirşey demiyor,sadece gölü izliyordu
"Buraya bende babamla gelirdim. Babam polis olduğundan eve geç gelirdi, yada hiç gelmezdi. Erekn geldiği zaman annem ile beni buraya getirirdi" dedikten sonra boynundaki kalp şeklindeki kolyeyi çıkardı. Kolyeyi açtıktan sonra içinde aile resmi vardı "Yine bir akşam buraya gelmiştik, o gün bir cocuk için en güzel gündü. Annem ile babam arabamıza giderken ben bebeğimi unutmuştum. Bebeğimş almak için geri döndüm" sesi konuşurken çatlıyordu "Bebeğimi alıp geldiğimde, arabamızın yanında annem ile babam yerde kanlar içindelerdi" gözünden bir damla yaş akıp göle düştü, hızlıca eliyle gözlerini sildi.
"Bende bu yüzden Hayaletlere katıldım, konu sadece ailem değil, konu benim gibi ailesiz bırakılan çocuklar için adalet sağlamak istiyordum" Gözleri gözlerimle buluşunca ondaki o kararlı ve yıkılmaz bakışı görüyordum.
"O zaman izin ver sana yardım edeyim, benim bulamayacağım hiçbirşey yok" dediğimde yüzünde buruk bir tebessüm belirdi "O zaman sende bana izin ver. Geçmişini beraber aydınlatalım" . Elimi ona uzattım, elimi tutunca gözleri gözlerimle birleşti. Ona bakınca yıkılmaz bir kadın görüyordum, acılarına rağmen ayakta durabilecen güçlü biri. Acaba o bana bakınca ne görüyordu?
Hava kararmaya başlamıştı, gölden uzaklaşıp diğerlerinin gittiği mekanın önüne gelmiştik. İlayda yine bana kavgaya bulaşma, onu yapma, bunu yapma diyip duruyordu. Sadece kafamı sallıyordum. En sonunda arabadan inip içeriye geçtik.
İçerisi loş ışıklarla kaplıydı. Arkada sakin müzik çalıyordu. İçeride pek kimse yoktu, sadece birkaç masa doluydu,bide bizimkiler vardı. Yanlarına gelip oturduğumuzda Asaf ile Kuzey dikkatimi çekmişlerdi ,zil zurna sarhoş olmuşlardı. Işıl elini masaya yaslamış gözleri gidip geliyordu, içlerinde tek ayakta kalan Uraz olmuştu. "Sonunda bize katılma şerefinde bulundunuz. Az daha geç kalsaydınız bu iki dangalak elimde kalacaktı" dediğinde Asaf ile Kuzey gülmeyi bıraktı, sonra yine gülmeye başladılar.
"Bunlar seni delirtecek ne yaptılar ki?". Gözlerini kocaman açarak bana baktı "Bunlar birkaç bardak içtikten sonra keçileri kaçırdılar. Yeter artık içmeyin dedim Asaf bana 'Sanane çükümük' dedi yan masadakilerin içkilerine de çöktüler." Kuzey oturduğu yerden ayaklanıp elleri ile yüzümü tuttu. Gözlerini kısarak bana baktı "Sana bir sır vereyim mi?"dedi "Ver Allah'ın cezası ver" dedikten sonra etrafına iyice bakınıp kulağıma yaklaştı "Ben aslında ejderha avcısıyım" deyip yüzümü elleriyle etrafa çevirdi "Etrafta hiç ejderha gördün mü"
"Hayır"
"Görmezsin tabi, işimi iyi yapıyor-" lafını bitiremeden masaya camış gibi yığıldı. Onu masadan kaldırıp tekrar yerine oturduktan sonra birkaç bardak bende içtim.
Saat geçe yarısına geliyordu bile. Mekandan cıkarken Işıl ile iki salağı arabaya bindirmeye çalışıyorduk. En sonunda arabaya bindirdiğimizde sigaramdan bir alıp yaktım. Duman ciğerlerimi yakarken kafamı yavaş yavaş açıyordu.İlayda Uraz ile mekanın sahibiyle konuşmaya dalmışlardı.
Işıl kaldırımın kenarına oturduğunda bende onun yanına oturdum.
"Abilerinde mi Hayaletlerden?"
"Evet, Hayaletlerin casus gruplarındalar" dediğinde yüzüme bakmıyordu, yerdeki taşlara bakıyordu "Aileniz peki hayatta mı?" bunu dediğimde gözleri donuklaştı.
Başını kaldırıp bana çevirdi "Anne babamız yok bizim" dediğinde bir an ne diyeceğimi bilemedim, sanane ki Atlas niye soruyorsun. "Kusura bakma, öyle demek istemedim"
"Özür dilemene gerek yok. Kötü birşey demedin"
Oturduğu yerden kalkıp sırtını arabaya yasladı.
"Peki siz Kuzey ile kardeş misiniz?"
"Hayır kuzeniz. Ama kardeş gibi büyüdük" sigaramı bitirip oturduğum yerden kalktım. Başımı arabaya çevirdiğimde arabanın kapılarını açık gördüm. Hızla arabanın arkasına ilerledim ama kimse yoktu. "Işıl, bunlar kaçmışlar arabadan!" Işıl hızla yanıma geldiğinde gözlerini kocaman açmıştı "Siktir, bunlar yarım akılla nere giderler ya". Etrafta kimseler yoktu, yoldan arabalar da geçmiyordu.
Yok boyunca koşmaya başladım ama kimseler yoktu, Işılda bir yandan koşuyor bir yandan etmediği küfür yoktu. En sonunda kaldırımdaki lambanın altına uzanmış yerde yatan birini gördüm. Biraz daha yaklaştığında yüzünü net görebilmiştim "Kuzey!" yanına vardığımda gözleri dalgındı. Işıl ile onu kolundan tutup yerden anca kaldırmıştık, "Asaf kaldıbir tek" diyip Kuzeyi Işıla bırakıp Asafı aramaya devam ettim.
"Asaf, lan cık ortaya! Gerizekalı"
Kaldırımda ilerlerken parkın olduğu yerde hareketlilik gördüm. Umarım Asaftır, yoksa onu bulmadan çekip gidiçem.
Parka geldiğimde salıncakta sallanan Asafı gördüm "Asaf" dediğimde bama bakıp el salladı "Kor! beni sallar mısın dostum". Yemin ederim bu çocuk gerizekalı, insanlar bizi duymadan hemen gitsek iyi olucak.
Salıncağın yanına gelip Asafı kolundan tuttum "Asaf kalk, bağırma öyle duyacaklar, hadi kalk dostum" ama beni dinlemiyordu. Salıncaktan ayırmak için onu zorluyordum ama diğer eliyle salıncağın zincirini sıkıca tutuyordu "Hayır, Kor lütfen gitmeyelim, biraz daha duralım"
"Lan sus, Kor deme bana!".
En sonunda onu salıncaktan ayırmayı başarmıştım. Kolunu omzuma atıp arabaya doğru yürümeye başladığımda arkamızdan biri bize ıslık çalmıştı "Beyler, biraz durun bakalım". Siktir, hayatımdaki şansımı sikeyim. Belimde silah vardı ama bu riske giremem, direk yüzümü de gösterme riskine de giremem.
"Asaf bak kaçmamız gerek, hapse girmek mi istiyorsun?" bunu duyar duymaz gözlerini kocaman açtı "Hayır, hayır, hayır ben daha Işıla aşkımı ihtiraf edemedim, olmaz"
"O zaman koş aptal". Bunu dediğimde ikimizde koşmaya başladık, arkamızdan poliste koşuyordu. Ne kadar arkamızdan bağırsada hiç durmadan koşuyorduk.
Koşarken bizimkileri gördüm, İlayda ve Uraz da gelmişti ikisi neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.
"Binin, binin, binin!" diyip Asafı arabanın içine deptim. Diğerleri hızla arabayı çalıştırken bende kendi arabama binmiştim. Diğerlerinin peşinden arabayla ilerlerken polis nefes nefese kalmış bizi izliyordu.
Rahat bir nefes almıştım. Bu olanlar, yaşananlar eskiden bana tuhaf gelirdi, ama şimdi birşeyler değişiyordu. Bu gruba katıldım katılalı ilk defa insan gibi hissediyordum. Bu insanlar bana insan olmayı en başımdan öğretiyordu. Ve sanırım ben bu hayatı sevmeye başlıyordum.
