13. bölüm · GÖLGELER

13 Bölüm Gerçek ve Daha Gerçek

Bayan Gölge

Uraz Ali Karasu 18:28

Sabah o aptalın yaptıklarını hala unutmuş değilim, eve geldiğinde onu öldürecem ve kimse onu benden alamayacak. Hayatımıza birden bire girdiler ve herkez bunu normal buluyor ama ben bulmuyorum.
Salonda sabahtan beri televizyona bakıyordum, rasgele filmler, diziler izliyorum. Televizyonun karşısına İlayda geçti "Konuşalım mı?" dedi, yine aynı felsefe konuşması yaparsa kusucam.
Kumandayı elime alıp televizyonu kapattım, sakince yanıma oturdu
"Yine bana ne öğütler vereceksin bakalım"
"Sabah olanları gördüm" dediğinde yüzümdeki gülümseme silindi "O piç kurusunu doğduğuna pişman edicem, onu sen bile elimden alamazsın artık"
"Kimseyi gebertmeyeceksin Uraz, bunu bilerek yapmış olamaz ki. Onu kızdıracak birşey demişsindir belki"
Kaşlarımı sinirle çattım "Ben hiçbirşey demedim lan, herşeyi neden benden bekliyorsun!" elini omzuma yerleştirdi "Senden bilmiyorum Uraz, onu sevmediğini biliyorum ama biraz anlayış göstersen. Onu da Kuzeyi kabullenmek zorundasın"gözlerine baktığımda bana yalvarıyor gibi bakıyordu. Ona kıyamıyorum çünkü onu kardeşim olarak görüyorum, oda beni abisi. "İlayda, ben ne ona neden Kuzeye güvenmiyorum. Onlara da alışmak zorunda değilim"
"O zaman onları öldürecek gibi bakma, lütfen" gözlerimi kapatıp derin of çektim "Tamam be tamam of!" Ben böyle diyince yüzü gülmeye başladı, kollarınj bana dolayarak "Teşekkür ederim" dedi. Benimde yüzüm gülmeye başladı.

Yanımdan kalkıp mutfağa doğru ilerledi, bende sigara içmek için dışarı çıktım. Bahçede sigaramı yakıp derin bir nefes çektim. Belki İlayda haklıdır, biraz kabullensem mi? Bilemiyorum ama zamanla belki.
Sigarayı içerken kapının önünde bir araba ışığı gördüm. Adamlar kapıdan baktıkları anda panikle dışarı koştular. Elimdeki sigarayı söndürüp bende yanlarına ilerledim.
Kapıdan çıktığımda an gözlerim kocaman açıldı. Arabadakş Atlastı, ama haraket etmiyordu. Ölmüş müydü yoksa ?
Adamlar kapıyı açmaya çalışıyorlardı
"Kapı kilitli açılmıyor"
Hiç tereddüt etmeden ben yanlarına ilerledim. Kafasını cama yaslamıştı, yan tarafa geçtim , elimi yumruk yapıp sertçe cama vurduğum an cam tuzla buz oldu.
Kapıyı açıp içeri geçtim, elimi boynuna koydum nabzı atıyordu ama yavaş atıyordu. Onun kapısını açtığımda adamlar onu tutup arabadan çıkarttılar. Arabadan inip yanlarına gittim bir koluna ben diğer koluna başka adam girip onu içeri taşıdık.
Kapıyı sertçe açtığımda kapı duvara çarptı "Asaf, İlayda buraya gelsin!"
İlayda mutfaktan çıktığında gözleri şaşkınlıkla açıldı, koşarak yanımıza geldi
"Ne oldu ona"
"Bilmiyorum bu haldeydi"
"Tamam üst kata taşı onu ben sağlık çantası alıcam". Biz üst kata giderken oda koşarak sağlık çantasını bulmaya gitti.
Üst kata çıkıp onu odasına çıkardık, adamlar gittikten sonra içeriye Asaf girdi. Elinde temiz havlular vardı "Ne oldu ona?" dedi "Bilmiyorum bu halde bulduk" dedim. Asaf sanki benim yaptığımı zannediyor gibiydi "Bana bakma öyle ben yapsam tam öldürürdüm" dedim. Yanımdan geçip onun yanına geçti. Asaf sağlık alanında iyidir. Eskiden Hayaletlerden yaralan kişileri o tedavi ederdi.
Odaya odaya geldiğinde elinde ilk yardım çantası vardı. Asafın yanına geçip çantayı yanına koydu. Asaf eldivenleri taktiği sırada içeriye Kuzey girdi "Çekil ordan Asaf" dedi Asaf ona döndüğünden "Kuzey bırak tedavi edeyim, burda doktor benim"
"Bende doktorum gerizekalı, bana da eldiven ver" Asaf şaşkınca ona bakıyordu, bende şaşkınca bakıyordum bu adam katil değil mi? Ne değişik insanlar bunlar.
Ellerine eldivenleri taktığında bir an bize baktı "Bakmayın öyle bön bön. Tıpı dereceyle bitirdim ben"
İlayda ile bir an göz göze geldik, oda şaşırmıştı "Şimdi odadan çıkın da bizde işimizi rahatça yapalım" Onları dinleyip odadan çıktığımızda odada sadece onlar kaldı.

Kuzey Karayel
Gerizekalı madem görev var neden bana demedin ki?
Üstündeki ceketi çıkartım , vücudunda bıçak yada kurşun izi yoktu, ama gözlerim boynuna kaydı.
Boynuna baktığımda boynuna sert bir darbe çarpmış olmalıydı "Asaf boynun arkası kanıyor" Asaf eliyle boynuna baktı "Fazla kanıyor, onu kaldırcam sende bak".
Atlası yavaşça başını kaldırdı, makasla tişörtünin arkasından kesip çıkartım. Boynunun arkasına ve omuzlarında derin ve ince yaralar vardı, hatta içlerinde çam parçaları da vardı. "Derin yaralar var içlerinde cam parçaları duruyor. Onları alıcam biraz daha tut"
Kenardan cımbız alıp alıp yaraların içindeki camları teker teker çıkardım.
Alkollü bez alıp yarayı temizledikten sonra yarasını dikmeye başladım.
"Gerçekten dereceyle mi bitirdin?"
"Gerçekten" dedim dikmeye devam ediyordum "Sen nasıl öğrendin peki?"
"Hayaletlere katıldığım zaman orda bir doktor vardı. O bana öğretti yaraları dikme, ameliyat etmeyi yani aklına gelecek herşeyi öğretti bana"
Gerçekten iyiydi, ben bunları okulda öğrenmiştim ama o hiç okulda öğrenmemesine rağmen bu kadar şey bilmesi harikaydı.
Yarayı dikmiştim, kenardan bandaj alıp yaranın çevresini sardım, ama gözlerim onun vücudundaki yaralara kaydı. Mors yüzünden oluşan yaralar, bende de yaralar vardı Mors bana da izlerini bıraktı ama Atlasta daha çok vardı.
Onu yatağa yatırdıktan sonra ben etrafı toparladım, Asagta Atlasa serum taktı. İkimiz de odadan çıktığımızda kapının önünde diğerleri duruyordu. İlayda endişeyle bana bakıyordu."Nasıl iyi olacak mı?"
"İyi, boynuna sert darbe almış. Eve kadar bayılmadan gelmesi bile mucize" bunj dedikten sonra İlaydanın yüzü gülmeye başladı, gözlerim kenardaki Uraza kaydı. Umursamıyor gibi duruyordu ama dudağı hafif yukarı kıvrılmıştı.
Bu adam da bizi seviyor mu, sevmiyor mu bir karar versin , korkmaya başladım ben bundan.
"Peki ona bunu kim yaptı?"
Asaf bir sus be. Şimdi ben bunlara ne diyecem ki? Yalan söylemek konusunda Atlas daha iyiydi. Ortamdakş gerginliği azaltmak içşn araya girdim "Adı üstünde Kor bu, düşmanı da olur dostu da. Şimdi bunları düşünmeyin uyanınca sorarız" herkez inanmış gibi duruyordu ama bir kişi hariç, Uraz. Onu aldırmamaya çalıştım.

Herkezi aşağı kata yolladıktan sonra Atlasın odasına geçtim. Hala da baygındı. Ceketinin cebinden Mors telefonunu buldum. Şifreyi girdikten sonra telefonu biraz kurcaladım. Tahmin ettiğim gi görev sırasında yaralanmıştı. Mesajları kontrol ettim
Voron:Hallettin mi?
Atlas yerine ben yazdım
Ben:Evet efendim hallettim.
Telefonu kapatıp cebime koydum. Onu bu halde görmek beni daha çok üzüyordu ve Vorona karşı daha çok öfkelenmeme neden oluyordu. Ona kaç kez bu işleri bırakmamız için yalvardım ama beni hep dinlemiyordu. Onu yalnız bırakmak da istemiyorum, çünkü o benim kardeşim. Ben ne yapacaktım bilmiyorum.
Odasındaki koltuğa oturdum, onu yalnız bırakamazdım

02:15
Gözlerimi açtığımda direk Atlasa baktım, hala uyuyordu, onu beklerken bende uyuya kalmıştım.
Odaya arada bi İlayda girip nasıl diye bakıyordu, herkez uyumuştu ama o hala ayaktaydı. Sanki içimden bir ses Atlastan hoşlanıyor gibime geliyor ama. Yok, yok ya Atlas şıp sevdi birş değil ama, kuzenime de güvenmiyorum doğrusu. Her an herşeyi yapabilir.

05:00

Uyanmamıştı serumu bitmişti bende ikince serumunu taktım. Biraz uykum açılsın diye odadan çıktım. Mutfaktan kendime kahve yaptım. Kahve içerken aklıma birşey takılmıştı. Atlas Morsa neden gitmişti, evet görev vermişlerdi, ama genellikle bize verilen görevler telefonlara yollanırdı. Voron yine ne işler peşindesin?

08:44
Hala uyanmadı, uyku kalmamıştı artık. Güneş yüzünü göstermeye başlamıştı, koltukta oturmuş telefona bakıyordum ve yine Atlas manşetlerdeydi 'Kor yine durmadı, Kor bir katil ölmeli, Kor gerçekte kim?
Kor Kahraman mı yoksa bir psikopat mı?' Psikopat da olabilir aslında, bu başlık hoşuma gitti. Odanın kapısı birkaç defa çaldı kapı açıldığında içeriye İlayda geldi "Nasıl oldu?"dedi merakla, başımı iki yana salladım "Uyanmadı daha, sabaha kadar başında bekledim". Yorgunluktan gözlerimin içi kıpkırmızı olmuştu, Atlas sen bir uyan bunun hesabını sana ödeticem.
"Gel aşağıya Muazzam abla kahvaltı hazırladı, biraz birşeyler ye" aslında yemek yesem kendime gelirdim. Atlası bekleyecem diye açlıktan ölemem vallaha.
Başımı sallayıp koltuktan kalktım, son kez Atlasa baktıktan sonra odadan çıktım.

Atlas Kor Karayel
Zihnim karanlıktı, anılarım bir o kadar uzak. Kendimi bir anda Morsun eğitim alanında buldum, bu gerçek değil, bu bir kabustu.
Her yer aynı, aynı parkur alanı, aynı silah tahlim alanı ve aynı kişi, Voron. Voron elinde kırbaçla ortada duruyordu, ona doğru yürümeye başladım, ona her yaklaştığımda kalbim hızlı hızlı çatpmaya başlıyordu. Ona yaklaştığında görüş acıma başka biri daha girdi, ben. Ben bu anıyı hatırlıyorum, onun karşısındaydım elimde silah vardı. Hedefleri iyi vurmama rağmen onu hiç memnun edememiştim. Kendimi izlemek biraz tuhaf geliyordu bana.
Elimdeki silahı yere fırlatıp Voronun karşısına geçtim "Ben bu işten çok sıkıldım, bana söz verdin, annemin katilini bulucam dedin. Hani nerede!"
Voron sadece bakıyordu, tepki vermiyordu o tepki vermeyince ben daha çok sinirleniyordum "Eğer benden bunu istiyorsan sende benim istediklerimi yapacaksın Kor"
"Yapıyorum zaten! Daha ne yapayım"
Yapıyoruz dostum ama karşılığını hala alamadık
Voron elindeki kırbacı yere sertçe vurduğunda sesi yankılandı "Daha çok cabala Kor!, daha çok azim göster ki bende istediğin cevapları sana bulup vereyim"
Çabalamama rağmen neden hala bulup bana vermedin Voron?

Ona doğru bir adım attım elimi omzuna koyduğumda Voron ve eski ben sis bulutuna dönüp ortadan kayboldu. Etraf yine karanlık olmuştu, karanlığın ortasında duruyordum.
"Atlas"
Bu ses bu sıcak ve nazik ses, bu annemin sesiydi. Arkamı döndüğümde annemi gördüm, yine çok güzeldi. Karşımda tıpkı canlı gibi duruyordu. "Anne" diyebildim sadece o ise bana gülümseyerek bakıyordu. Kollarını açarak benim yanıma doğru yürümeye başladı. O bana geldikçe yüreğim daha çok sızlıyordu. Onu gördükçe eski anıları daha çok özlüyordum.
Yanıma gelip beni kolları arasına aldı, hayalden ibaret olsa bile yine de bu andan çıkmak istemiyorum. Ona sıkıca sarıldığında hala aynı kokuyordu Menekşe. Annemin en sevdiği çiçekti.
"Benden utanıyor olmalısın"
"Senden asla utanmam oğlum"
"Bir katil olsam bile mi?" benden uzaklaşıp yüzümü elleri arasına aldı "Sen katil değilsin Atlas, sen bir kahramansın" kahraman, birçok insan Koru kahraman görüyordu, ama ben kendimi hiç böyle görmedim. "Anne, seni kim öldürdü, lütfen söyle" annem sadece bana bakıyordu ne cevap verdi nede tepki. "Ateşi bulduğunda bulacaksın oğlum" beni bir anda kendinden itti. Ondan uzaklaşırken onun son kez bana güldüğünü gördüm.

Bir anda irkilerek rüyadan uyandım. Etrafa baktığımda kendi odamdaydım, demek ki arabayla doğru yere geldim. Neler olduğunu hayel meyel hatırlıyorum, ama o piç kurusu kafama vazoyu geçirdi onu hatırlıyorum.
Koluma takılı serumu çıkardım, yataktan kalkmaya çalıştığımda boynum feci şekilde ağrıyordu. Son bir gayret edip yattığım yerden doğruldum. Yatağın yanındaki aynadan kendimi gördüm. Üstümde birşey yoktu, boynum bandajlıydı. Etrafa bakındım ama her baktığım taraf dönüyordu.
Yataktan yavaşça kalktım, ağır ağır yürümeye başladım ama birkaç adım sonra dizlerimin üzerine çöktüm. Bacaklarım çok titriyordu, artık yürümeye mecalim kalmamıştı. Ama beni şaşırtan başka birşey vardı, sol kolum. Sol kolumu hareket ettirmek istedim ama sanki, sanki o kolum yokmuş gibi hissediyorum. Kolumu cimciklemeye başladım ama hissedemiyordum. Siktir, büyük bir siktir.
Odanın kapısı açıldı, içeriye tanıdık bir yüz girdi, İlayda. Ona baktığımda yüzünü pek secemedim ama o olduğuna emindim, o yeşil gözleri nerde görsem tanırım. Yanıma gelip koluma girdi, birşeyler diyordu ama başımın ağrısından pek dinlemiş değilim. Beni yerden kaldırıp yatağa oturttu. Birşeyler diyordu ama onu dinlemek yerine izliyordum, yüzü sinirliydi ,galiba bana kızıyordu. Kızması bile çok güzeldi.
"Atlas" dediğini duydum, bana endişeyle bakıyordu "Beni duyuyor musun?" sadece başımı salladım. Gözleri istemsizce vücuduma kayıyordu, bunu görünce yüzümde bir gülümseme oluştu. "Nasıl peki?"
"Ne nasıl?" dedi şaşkınca
"Gözlerinin baktığı yerler, güzel mi?" bunu dediğimde yine yanakları kızarmıştı "Hayır ya! oraya bakmadım yani evet gözüm kaymış olabilir ama dövmene baktım" Bu halini görünce gülmeye başladım, ama hangi dövmeyi kastettiğini anlamamıştım. Karnıma baktığımda sol tarafımdaki Ateş Ejderhası dövmesini kastediyordu. "Dövmen güzelmiş, peki anlamı ne?" bu dövmeyi ne zaman yaptığımı unuttum ama neden yaptığımı bilmiyordum.
"Anlamı güç ve cesaret demek. Kendi ateşi onu yakmıyordu, tıpkı benim yanmadığım gibi" dedim. Dediğimden sonra sadece bana bakıyordu Yine aklından ne geçiyor acaba? . Tam birşey diyeceği sıra içeriye Kuzey girmişti. İlayda onu görünce yanımdan uzaklaşıp kenara çekildi. Kuzey yanıma gelirken bir bana bir İlaydaya bakıyordu "Umarım güzel birşeyi bölmemişimdir". Yok paşam yok senin bilmediğin ne kaldı ki zaten. Bir eline eldiven taktı "Eee uyuyam güzel nasılsın bakalım?" dedi,elindeki ışığı göz bebeklerime tutmaya başladı. "Ne zaman iyi oldum ki"
"Böyle kötü şakalar yapıyorsan iyisin sen" ışığı kapattı, bu sefer işaret parmağını kaldırdı, parmağını sağ sol yapmaya başladığında beni onu takip ediyordum "Peki ağrın var mı?"
"Biraz var, ama sol kolumu hissetmiyorum" dediğimde elini hareket ettirmeyi durdurdu. Hiçbirşey söylemedi, kenarda dıran iğneyi alıp koluma değdirmeye başladı "Hissediyor musun?" hayır anlamında başımk salladım, başka yere değdirdi, yine başımı salladım, yine değdirdi, yine, yine yine, hiçbirşey hissetmiyordum.
Kuzey iğneyi değdirmeyi bırakmıştı, sadece yüzüme bakıyordu, İlayda araya girerek "Kuzey ne oldu?" dedi. Kuzey ne diyeceğini bilmiyor gibiydi
"Atlas başka sebepleri olabilir, ama en doğru açıklaması sinirlerinin zedelenmesi" dediğinde dediği şwyi pek anlamamıştım bu yüzden devam etti "Boynuna aldığın darbe sol koluna giden sinirleri zedelenmiş olabilir. Yani sol kolunu eskisi gibi kullanamayacaksın" Bunu dediğinde ağzım açık kalmıştı "Şaka mı yapıyorsun sen?" diyebildim sadece, ama bakışları şaka olmadığını söylüyordu. İlayda bile bana üzülerek bakıyordu.
"Ama fizik tedaviye başlarsak, belki kolunu eskisi gibi olmasa bile yine kullanabilirsin"
"Eskisi gibi olmayacaksa neden gereksiz yere çabalayım ki?" dediğimde bana kızmak istemiyordu, ama kızdığını anlıyordum "Hiçbirşeye çaba sarfetmezsen hiçbirşeyin olmaz Atlas" eskisi gibi olmayacaksa neden boşuna aptal egzersizleri yapayım ki?
"Yarın fizik tedaviye başlayacağız Atlas"
"O siktiğim hareketleri yapmayacam"
"Canımı sıkma Atlas, senin iyileşmen için çabalıyorum. Bırak bu tek taraflığını"
İkimizde birbirimize sinirle bakıyorduk ortam gerginleşmeye başladığında aramıza İlayda girdi. Kuzeyi odadan çıkardığında sadece ikimiz kalmıştık.
"Atlas"
"Sende cıkar mısın?" şuan sinirliydim ve sinirli olduğumda çok kırıcı konuşuyordum. Onun kalbini kırmak istemiyorum. Hem Mors yüzünden onun yüzüne bakmaya bile utanıyorum. Hiçbişey demedi uzun uzun beni izledikten sonra kapıyı açıp odadan çıktı.
Odada yalnızdım artık, o siktiğim piç kurusu yüzünden ben bu haldeydim, ona biraz daha işkence yapsaydım keşke. Kolumu kullanamayacaksam ben nasıl Kor olacaktım ki? Nasıl silah kullanacaktım, nasıl dövüşecektim. Ben nasıl annemin katilini bulucaktım.
Şimdi düşününce galiba Kuzey haklıydı, ama şimdi onu da kızdırdım.
Yataktan yavaşça ayağa kalktım, dengemi kurduktan sonra dolaba yürüdüm. Dolaptan siyah atlet alıp zar zor giymeyi başarmıştım. Odamın kapısına doğru rahatça ilerledim, artık pek başım dönmüyordu.
Kapıyı açıp koridora çıktım, merdivenlere doğru ilerledim, merdivenlerden inmek bile artık işkence gibiydi. Ben ne yapıcam böyle. Herkezin korktuğu Kor şimdi sakat Kor oldu. Merdivenlerden zar zor inmiştim salondan sesler geliyordu.
Oraya doğru ilerlediğinde İlayda ve Kusey orda oturuyordu. İçerde Kuzey bana söylenip duruyordu "Tam bir gerizekalı. Anlatıyorum ama boş bir duvara anlatıyorum sanki. Boşluğun tanımı olsun oraya da resim olarak Atlası koysunlar" yine saçma sözler söylüyordu. İçeri doğru adım attığımda İlayda beni görmüştü, ama Kuzey beni görmemiş gibi başka yere bakıyordu.
"Kuzey" dedim ama bana bakmıyordu "Küs müyüz?" yine bakmadı, benden daha inatçı. Biraz daha yürüdüğümde bacaklarım titremeye başladı, bir adım daha attığımda dizlerimin üzerine düşmüştüm.
Harika yürümekten bile acizim şuam. Ama beklenmedik şekilde kolumda bir el hissettim. Başımı kaldırdığında hemen benim yanımdaydı.Aklıma eski bir anı geldi,
'Atlas ne oldu?'
'Ayağımı burktum Kuzey, çok açıyor' hiç düşünmeden beni sırtına almıştı,küçücük bedenine rağmen beni eve kadar taşımıştı.

Şimdi yine beni kaldıran oydu, yine benim yanımda olan hep oydu.
Ne olursa olsun birbirimize kızsakta, üzsekte ne yaparsak yapalım birimiz düşse öbürü kaldırırdı.
Kolumdan tutup beni kaldırdığında yüzüme hala bakmıyordu "Hadi ama Kuzey, özür dilerim"
"Dileme çükümük herif, dileme" beni koltuğa oturtup karşıma geçti "Sabaha kadar senin başında bekledim ben. Uyanacak mı yoksa ölecek mi diye çok bekledim. Ama bay sert adam teşekkür etmek yerine gelmiş bana fizik tedavi olmayacam"
"Kuzey, fizik tedaviye başlayacam"
"Kes sesini ah-" bunu dememi beklemiyordu pek, İlayda da beklemiyordu ama bunu dediğimde yüzü gülmeye başladı. "Eskisi gibi olmasın , ama yine kolumu kullanmak istiyorum. Kolum olmazsa Kor da olmaz"
Bana inanmayan gözlerle bakıyordu haklıydı, bende olsam bende böyle bakardım kendime. Yanıma yaklaşıp elini alnıma koydu "Ateşin de yok senin, şaka falan yapıyorsun demi?"
Gülerek "Kuzey şaka yapmam ben.Sen benim şaka yaptığımı ne zaman gördün" En sonunda bana inanmıştı,yüzü yine gülmeye başladı
"Ah şükürler olsun, ilk defa doğru karar verdiği gördüm ya, artık rahatça ölebilirim" kaşlarımı çayarak ona baktım "Fikrimi değiştirmek üzereyim ama" dediğimde geri geri yürümeye başldı "Sen değiştirmeden ben eczaneye gidip gelicem" salondan çıktığında İlaydayla yine baş başa kaldık.
Bir süre sessiz kaldık, ne o nede ben konuştum esn sonunda "Yine durmamışsın Atlas" dedi. Habere çıkmış olmalıydım, olay kısa sürede duyulmuştu zaten. "Durmayı pek sevmem diyelim" ona gülerek bakarken o bana endişeyle bakıyordu "Seni yakaladıkları an idam edecekler" dediğinde endişesini şimdi anlamıştım. Benim için endişeleniyordu.
"Yakalayabilirseler idam ederler, yakalamazlarsa ben idam etmeye devam ederim". Oturduğu koltuktan kalkıp yanıma oturdu "O adamı neden öldürdüğünü biliyorum. Bunu yapmakla çok iyi yaptın" vay ilk defa biri yaptığım işi övmüştü. Bu biraz tuhaf olmuş olsa da iyi geldi.
Ona bakarken kendimi nedense rahat hissediyordum, onun yanımda olması beni iyi yapıyordu. "Artık akşam sporda bana eşlik edersin umarım" dediğimde yüzü yine kızarmıştı, gözlerini kısarak yüzüme iyice yaklaştı "Hm bilemedim etsem mi acaba?" o yaklaştığında sanki nefes almayı unutuyor gibiydim, sanki zaman durmuş gibiydi. İçimdeki taşlaşmış kalbimde sanki bie çiçek açmış gibiydi.
Bana biraz daha yaklaştığı sıra aramıza çalan telefon girdi. Hızla geri çekilerek telefona baktı "Buna bakmam gerek, sen otur dinlenmene bak" yanımda kalkıp giderken salonda tek kalmıştım. Dur ben demin ne yaşamıştım böyle. Ben gerçekten bu kızı seviyor muydum? Acaba sevgi böyle birşey mi? Sanırım bunu kabul etmek zor ama ben galiba bu kızdan hoşlanmaya başlamıştım.

Kafamı koltuğa yaşlanmıştım aklıma gördüğüm rüya geliyordu Ateşi bulduğunda bulacaksın bu ne demek, bir ipucu ama neyin? Acaba bir isimse, ya annemi öldüren kişinin ismi olabilir miydi? Bunu öğrenmeliydim.
Koltuktan kalkıp salondan çıktım, etrafta kimse yoktu. Merdivenlerden çıkamazdım bu yüzden asansöre ilerledim. İkiye bastığımda asansör benim ve Kuzeyin odasının olduğu kata getirdi. Asansörden inip Kuzeyin odasına girdim.
Masasındaki bilgisayarın karşısına oturdum ve Ateş isimli kişileri araştırdım, ama tahmin ettiğim gibi baya kişi çıkmıştı. Peki ya bu Ateş benim babam olabilir miydi? Annem ondan bahsetmezdi hiç ,sadece ben küçükken annemle ayrıldıklarını söylerdi. Alanı daraltalım o zaman, listeye evlenip, boşanmışları eklediğimde karşıma az kişi çıkmıştı. Hepsininin resimlerine baktım ama hiçbirine benzemiyordum. Bütün isimlere baktım Ateş Han Subaşı, Ateş Er, Ateş... Kağan Ateş Demirhan oda listede vardı. Neden bilmiyorum ama içimden bir ses ona da bakmam gerek diyordu.
İsmin üstüne tıkladığında herşey çıkmıştı
Ad:Kağan Ateş
Soyad:Demirhan
Yaş:46
Doğum tarihi:23/10/1979
Durum:Evlenip boşandı
Bu adam bana tuhaf geliyordu zaten sanırım seninle başlayacaz Kağan Ateş.

10:29

Herkez uyanmıştı, Muazzam abla kahvaltı hazırlamıştı bile. Kuzey de eczaneden bana kol askısı almıştı.Hepimiz masada oturmuş kahvaltı ediyorduk, Işıl elindeki telefonu bana çevirdi
"Bakıyorum yine gündemdesin, kıskanmaya başladım artık seni" telefona baktığımda haber spikeri benim bir psikopat olduğumu söylüyordu "Abartsınlar az daha psikopat ne ya" dediğimde telefonu benden uzaklaştırdı "Ah hemen söylüyorum Kor çok alınıyor biraz daha kibar konuşun diye" dediğinde gülmeye başladı. Işılım enerjisi çok içtendi, ilk başlarda bana mesafeli davransa da artık benimle iyi anlaşıyordu.
"Onu bunu bırakın da ben hala Uraz'ın Atlası kurtarmasını anlamış değilim doğrusu" Asafın bu sözünü duyduğumda yediğim lokma boğazıma durmuştu "Nee!" diyebildim sadece. Başımı ona çevirdiğimde umursamadan yemeğe devam ediyordu. Sanırım artık beni öldürmek istemiyor yada istiyor da olabilir. Kenardan İlayda araya girdi "Senin arabadan çıkartmak içşn camları kırdı, seni çıkartıp eve kadar da taşıdı. Sabahta kalkıp arabanın camlarını taktı" tamam bu adam çidden değişmiş olabilirdi.
Elimdeki çatalı tabağa bırakıp masadan kalktım sadece "Teşekkür ederim" dedim. Bunu dediğimi duyduğunda başını kaldırıp bana baktı. Benden beklemiyordu, bende beni kurtarmasını beklemiyordum doğrusu. Masadan uzaklaşıp kenarda duran sigara kutumj alıp bahçeye çıktım.
Bahçeye çıktığımda hava biraz bulutluydu, soğuk esmesine rağmen dışarıya atlet ile çıktım. Sigara kutusu tek elle açmak zordu, sonunda açmıştım sigarayı ağzıma götürürken elimdeki kutu yere düştü. Ben bu tek elli hayata nasıl alışacağım ya. Eğileceğim sıra yanıma bahçedeki korumalardan biri geldi "Bekleyin efendim ben alırım" Adam yerdeki sigaralarımı toplayıp kutusuna yerleştirdi. Ayağa kalkıp paketi bana uzattı "Sağol, bende alırdım aslında" elinden kutuyu aldığımda adam bana bakıp gülümsüyordu "Olsun efendim, benden başka bir isteğiniz var mı?"
"Evet var" dedim sakince.
"Emredin efendim"
"Bana efendim deme, adımla hitap et lütfen" adam bunu duyduğunda bir an tereddüt etti "Bilemiyorum efendim"
"Artık bileceksin, bana Atlas de yeter" adam karşı çıkacak gibiydi sonra vazgeçti "Peki...Atlas" dedi çekingen bir sesle "Benim adım da Ege, ne zaman isterseniz beni çağırın " başıma salladıktan sonra yanımdan uzaklaştı. Uzun süre bahçede tek başıma durduktan sonra yanıma Kuzey geldi.
"Nasılsın?"
"Herzaman nasılsan aynıyım" dedim sadece. Eline oda sigara alıp ucunu yaktı "Senin ruh halin her zaman aynı değil kuzen, ya sinirlisin yada bişeyler peşindesin. Hangisi?" beni anlıyordu aklımdan neler geçtiğini de öyle "Bişeylerin peşindeyim, sen yokken bilgisiyarından araştırma yaptım. Sanırım babamla ilgili birşey bulmuş olabilirim" bu dediğim onu şaşırtmıştı.
"Atlas yıllarca izini bulamadığın adamı bir rüyadan mı bulucan. Sana neyle vurdular?"
"Kuzey şaka yapmıyorum çiddiyim. İsmi Ateş olmalı, bütün Ateş isimli kişilere baktım ama ya hiç evlenmemişler yada evlendikten sonra ölmüşler cıktı" Kuzey bir süre sessiz kaldı "Acaba" dedi emin olmayarak "Bak doğru mu bilmem ama bu Kağan Ateş bana biraz tuhaf gelmişti" aslında evet banada tuhaf geliyordu ama emin değilim "Hatta odadan çıkarken yardımcısına senin bilgilerinin olduğu kağıdı verdi" tamam ondan biraz daha şüphelenmeye başlamıştım.
"Emin misin bundan?" dediğimde elindeki sigarayı atıp kollarını önünde birleştirdi "Adımın Kuzey olduğundan ve yakışıklı olduğum kadar eminim kuzen" gözlerimi devirip ona baktım "Yakışıklılık varsa yandık desene" dediğimde bana somurtarak bakıyordu "Kırıcısın çükümük herif"

Bahçeden çıkıp eve girdiğimizde salonda tanıdık bir yüz görmüştüm ve bu yüz beni mutlu etmeye yetmişti.
Kağan Ateş şuan evimizdeydi şans ayağıma gelmişti. Keşke başka şey dinleseydin ama buda iyiydi. Kuzey kulağıma eğilerek "Al sana şans işte" dedi. Salona doğru ilerlerken Kağan Ateş beni görünce sakince koltuktan kalktı. Karşısına geçtiğimde aramızda birkaç adım vardı
"Merhaba Atlas Kor"
"Sadece Atlas demeniz yeterli" başını onaylar anlamında salladı. Bu neden gelmişti ki buraya "Geçmiş olsuna gelmiştim, nasıl oldun?" dur, dur, dur benim için mi gelmişti yani? Bu yaşlılar neden tuhaf böyle, yada tam tersi tuhaf mı yoksa birşeyler mi peşinde?
Sakinlikle ona bakıyordum "Buraya beni görmek için mi geldiniz yani?" dediğimde başını salladı "Aynı taraftayız Atlas, adamlarımın sağlığı benim önceliğim" birşey fark ettim, Kağan Ateş hep kısa ve net konuşuyordu, fazla konuşmayı sevmiyordu. Benim gibi.

Bir süre herkesle salonda oturduk, Kağan Ateş diğerlerinin muhabbetlerine pek katılmadan onları dinliyordu. Onları dinlemekten çok sıkıldım, Asafın maceraları bıraktırdı artık. Bana biraz aksiyon lazımdı.
Bahçeden içeri geçen Egeyi gördüm, elimi salladığımda beni gördü, hızla yanıma geldi, "Odamdan çeketimi ve arabamın anahtarını getiri misin?" başını hızla sallayıp yanımdan ayrıldı.
Koltuktan kalkıp garaja doğru ilerledim, garaja girdiğimde arabamı gördüm gerçekten de Uraz camlarını değiştirmişti. Bu adam değişmeye başlamış sanırım ve galiba benim de yeni araba almam gerek. Ege hızla garaja gelip çeketimi giymeme yardım etmişti "İstersen seninle geleyim, bu halde araba kullanamazsın" elindeki anahtarı aldım "Bu benim iyi halim dostum. Hadi garajın kapısınj aç" bana itiraz etmeden düğmeye bastı. Arabama binip çalıştırdığımda hızla garajdan çıktım. Korumalar dışarıya açılan kapıyı da açınca en sonunda kendimi yola attım. Fazla oturmayı sevmem bana eğlence lazım ve biraz da araştırma.
Elime telefonu alıp eski bir dostum olan Efnanı aradım o Tıbbi Genetik Uzmanı yani bana yardım edebilecwk kişi oydu . Telefon uzun uzun çaldıktan sonra açıldı
"Merhaba Atlas, naber?"
"Efnan müsait misin"
"Tabikide, bu sefer ne lazım?" demek dememekte kararsız kaldım ama artık biryerden başlamam gerek "Kağan Ateş Demirhan, onu araştırmanı istiyorum ve eğer elinde örnek varsa benimle bir bağlantısı varmı test etmeni istiyorum. Yapabilir misin?" Bir süre sessiz kaldı, arkadan bilgisayarın tuş sesleri geliyordu "Tuhaf ama elimizde onunla ilgili örnek yok hatta örneği bırak doğum tarihi hariç hiçbir bilgi yok. Atlas bana bir saç telini getirmen gerekiyor" nasıl hiçbirşey yok, bu adam kendini sanki ölü gibi gösteriyordu "Tamam aldığımda haber veririm görüşürüz" telefonu kapatıp gaza biraz daha bastım. Bu adam tuhaf bir yaşlıydı. Umarım bende yaşlanınca böyle olmam.
Hızımı yavaşlatıp galerinin önünde durdum. Arabadan çıkıp galeriye doğru ilerlediğimde sergideki bir araba dikkatimi çekmişti bile. Bir Bugatti resmen beni al gibi duruyordu. İçeri girdiğimde bütün arabalar harikaydı, hepsini almak çok isterdim. "Jar(Kor)" bu tanıdık Rus aksanını nerde duysam tanırdım. Üst baka baktığımda eski dostum Lev bana bakıyordu "Seni görmek ne güzel Lev" beni gördüğüne şaşırmış gibiydi "Oh Bratişka (Kardeşim) hemen geliyorum" o gelene kadar bende kadar bende biraz daha arabalara bakındım.
En sonunda aşağı inip yanıma geldi.
Lev mavi gözlerini yüzümden koluma çevirdi, kolumu görünce kaşları düz çizgi oldu "Bratişka, sana ne oldu böyle, söyle hemem halledelim" elimi onun omzuna attım "Durumu biliyorsun Lev, beni tek parça bekleme" dediğimden sonra yüzü gülmeye başladı "Seni buraya da beklemiyordum dostum ,aradan kaç yıl geçti iki, üç?"
"Dört yıl Bratişka"
Lev ile dört yıl önce benim bir rusya görevim sırasında tanıştık. Rusya'da uğuşturucu kaçakçısını öldürmüştüm. Polislerden kaçarken yaralanmıştım, beni son anda Lev kurtarmıştı. O zamandan beri onla çok yakın dostuz hatta dosttan Öte kardeşim gibidir.Rusya'da onun yanında baya kalmıştım, o süreçte bana Rusya kelimeler öğretmişti bende ona Türkçe kelimeler ve şarkılar öğretmiştim. Ona minnettardım.
"Yeni araba lazım Bratişka, bu eskiyi değiştirmem gerek" Lev dışardakı arabama bi göz attı "Lan onu alalı 3 ay oldu, neresi eskidi?"
"Para benim değil mi istediğimi alırım" dediğimde kendi kendine Rusça birşeyler dedi " Tam bir Tranjira'sın(Müsrif) biraz turumlu ol" dışarıdaki arabanın anahtarını ona verdim "Peki hangisini istiyorsun?" diç düşünmeden gözlerim Bugattiye kaydı, oda anlamış olacak ki içerden çalışanını çağırıp arabayı hazırlamasını söyledi.
"Araban birazdan hazırlanır" gülerek elimi onun omzuna attım "Teşekkürler Bratişka" yüzünde gülümseme belirdi "Her zaman ve sakın bu arabayı da mahvetme sana araba yetiştiremiyorum" Biz konuşurken kapı açıldı kafamı oraya çevirdiğimde gördüğüm kişi karşısında şaşırdım "İlayda?" beni takip mi etmişti, ama nasıl ve ne ara.
O ise hiç şaşırmamıştı, bana doğru yürümeye başladı, her yürüdüğünde her adım attığında topukluları içerde yankılanıyordu. Lev onu görünce şaşırmıştı "Bratişka ne ara sevgili yaptın sen?" dedi "Sevgilim değil o, arkadaşım" onun yanından ayrılıp İlaydaya doğru ilerledim "Senin burada ne işin var?" dediğimde yüzünde gülümseme belirdi "Beni gördüğüne sevinmedin mi?" aslında sevinmiştim ama belli etmiyordum.
Lev ikimizin arasına geldi "Bratişka ne güzel sevgilin varmış" bunu duyduğum an kaşlarımı çatıp ona döndüm "Ben demin ne dedim sarı kafa" hala da beni kızdırmayı biliyordu. Levin dediğini duyan İlayda bile şaşırmıştı "Hayır sevgilisi değilim, arkadaşıyım" elini öne uzattı "Adım İlayda" Lev centilmen bir şekilde elini tutup nazikçe öptü, ve bu benim sinirlenmeme yetmişti bile "Bende Lev leydim, tanıştığımıza memnun oldum. Jar dostu benim de dostumdur". Bu sohbet bitmezse eğer birazdan burayı yakıp kül edicem.
Arkadan çalışan Levi çağırdı, Lev yanımızdan uzaklaşıp gittiğinde baş başa kalmıştık "Sen beni takip mi ettin?" dediğimde omuzlarını silkti "Ne birtek sen sıkılmadın ve ayrıca artık seni korumam gerek" Bu son dediğinden dolayı şaşkınca ona baktım
"Beni korumana ihtiyacım yok"
"Bu kolla mı yani, güldürme beni" bu kız beni çıldırtıyor, ama sakin olucam.
"Jar, araban hazır dışarı gel" Levin çağırmasıyla dışarı ilerledim, oda benimle geliyordu "Sana neden Jar diyor?" dedi "Rusça Kor Jar demek" dedim sakince. Başını anlamış gibi salladı.
Dışarıya çıktığımızda İlaydanın ağzı açık kaldı, ben ise o arabayı görünce nutkum tutulmuştu.
Siyah rengi resmen parlıyordu. İlayda şaşkın yüzünü bana çevirdi "Bu arabayı mı aldın sen?" bir bana bir arabaya bakıyordu "Sen nasıl, yoksa gizli başka işlerin mi var?" gerçekten Kuzeyden bile daha paranoyak bu. "Ben istediğim şeyi alabilirim, bu küçük birşey"
Evet Mors yaptığım görevlerden sonra bana para yolluyordu. Morsu sevmesemde parasını seviyorum.
Lev arabanın başında beni bekliyordu. Yanına ilerlediğimde anahtarı bana uzattı "Al bakalım, bunu da parçalama yeter Bratişka" buna söz veremezdim ama ona demedim yoksa vermezdi. Anahtarı elime alıp ona sarıldım. Kulağıma sessizce
"Ostorojno s Morsom. S nimi şutki plohi."(Mors'a dikkat et. Onlarla şaka olmaz) dediğinde etrafıma göz gezdirdim, takip edilmiyordum, şimdilik. "Her duruma karşı tetikte ol" diyebildim sadece. Birbirimizden ayrıldıktan sonra yanımdan uzaklaşıp içeriye geçti.
Arabaya ilerlediğimde kenarda duran İlaydayı gördüm, bana uzaktan bakıyordu. Ön yolcu kapısını açıp ona göz kırptım, sanki bu anı bekliyormuş gibi hızla yanıma geldi. İçeriye bindiğinde kapıyı kapatıp bende içeri geçtim.
Arabayı çalıştırdığımda resmen araç kükrüyordu, bu araba tesmen canavardı "Nereye gidelim?" biraz düşündükten sonra karnının gururdamasını duydum. Gülerek ona baktım
"Birileri açıktı sanırım?"
"Yani biraz olabilir, bak bildiğim çok güzel tatlıcı var"
"Sen acıkınca tatlı mı yiyorsun?"
Kaşlarını çattı, omuzlarını silkerek bana baktı "Evet ne yapayım tatlıları seviyorum" çidden mi, her neyse onu üzmek istemiyordum. Gaza basıp kendimi yola attım "Söyle bakalım nereye gidelim?"

Arabayla en sonunda dediği yere gelmiştik. Klasik bir kafeydi. Arabadan neşeyle indiğini gördüğümde biraz garip buldum.
İçeri girdiğimizde içerisi çok tatlış, ışıklı mışıklı birşeydi. Tatlıların da ne değişik isimleri vardı, ben bile okuyamıyorum daha.
Kenardaki bir masaya geçtik
"Karar verdin mi?"
"Hayır tatlıyla aram olmaz"
"O zaman sana ben seçerim" diyip menüyü baktı, o sırada yanımıza garson geldi "Buyrun" diye bize seslendi. İlayda tatlılara bakarken karar verdi "Ben frambuazlı trileçe alaçam ve arkadaşıma da limonlu cheesecake" dediğinde adamı durdurdum "Hayır cheesecake olmaz, tiramisu olur" adam başını sallayıp kasaya ilerledi.
Bu ani tavrımı anlamış değildi "Hem bana seç diyorsun hemde seçtiğimi beğenmiyorsun, sevmez misin?"
"Severim" dedim, kafası karışmıştı "Eee seviyorsan neden değiştirdin? İnsan sevdiği şeyi niye yemek istemesin ki-"
"Çünkü alerjim var İlayda" dediğimde sustu.
Limona alerjim vardı ama limonu seviyordum, liminla olan herşeyi. Hatta bazı zamanlar alerjim olduğunu bile bile yemişliğim vardı. Bir süre sessiz kaldık, o sırada tatlılar gelmişti. Gelir gelmez tatlıyı yemeğe başladı bense sadece izledim. Onu izlediğimi görünce durdu "Neden yemiyorsun?" dedi. Çatalımı alıp tatlıdan alıp ağzıma götürdüm "Senin gibi yersem mide fesadı geçiririm o net" dediğimde yüzünde gülümseme belirdi "Tatlının zevki öyle cıkar zaten" tatlısından bir parça alıp bana uzattı, "Tadına baksana"
"Hayır senin tatlın, sen ye" dediğimde dudaklarını büktü, kendini acındırıyordu "Lütfen benim için" eğer yine hayır dersem daha çok zorlayacaktı, mecburem kabul ettim.
Ağzımı açtığımdı tatlısını ağzıma soktu "Tamam mutlu oldun mu?" başını sevinçle salladı. Bir süre tatlılarımızı yedik, ben sustum o konuştu, ben dinledim o anlattı. Zaman çok hızlı geçmişti.

Kafeden çıkıp eve doğru ilerliyorduk, yollar tıklım tıklım araba kaynıyordu. Yol boyunca sessiz durmuştuk ama gözlerim istemsizce ona kayıyordu camdan dışarıyı izliyordu, bıkkın nefes verdim "Aklından neler geçiyor yine?" dediğimde gözlerini bana çevirdi "Sana sorular sormak istiyorum ama seni tanımak istiyorum ama bilmiyorum" beni tanımak mı istiyordu, eskiden şüphelenirdim ama şimdi pek etmiyordum "Sor o zaman" dediğimde yüzünde gülümseme belirdi.
"Pekala kaç yaşındasın?"
"23" dedim, devam etti
"Doğum günün ne zaman?"
"15 Haziran" dediğimde şaşırmıştı "Benimkide aynı 15 Haziran" bu dediğine bende şaşırmıştım "Şaka mı yapıyorsun?" ama yapmıyordu. Gülmeye başladığında bende istemsizce gülmeye başladım "O zaman burçlarımız da aynı demi?" dediğinde ikimizde daha çok güldük
"Bu kadar gülnek yeter başka soru sor" gözündeki yaşları silip kendini toparladı "Tamam...peki sevgilin var mı?" bu soruyu sankş bilerek sormuştu, yüzümde sinsi bir gülümseme belirdi "Evet var" bunu duyduğunda yüzü değişti "Gerçekten mi?" dedi "Evet" dediğimde yüzü biraz düşmüştü ,rol yapmaya devam etsem sıkıntı olmaz.
"Çok güzel bir kadın, çok güzel gülümser, boncuk gibi gözleri var "
Gözlerini bana dikmişti, yine sinirlenmişti, bu halini görünce gülmeye başladım.
"Şaka yapıyorum, sevgilim yok rahatla"
"Eh banane olsun olmasın, beni ilgilendirmez" ama bu dediğine kendisi de inanmamıştı.
Gözümü yola çevirdim, trafik biraz olsun açılmıştı. Yolda ilerlerken bir araba yanıma yaklaşmıştı. Camdan baktığımda gördüklerime şaşırmıştım, hatta gerçek olmasın istemiştim ama gerçekti. Arabada yüzünde çığlık maskeli biri vardı ve en kötüsü bu maskeyi takan tek kişiler var...Mors katilleri. Ellerinde silahlar vardı.
"Eğil!" dediğimde bir adam arabaya sıkmaya başladılar, başımı hızla eğdiğimde İlayda da eğilmişti. Gaza daha çok basıp onların önüne geçmeyi başarmıştım ama arkadan hala sıkıyorlardu. Koltuğun arasındaki İlaydaya baktım "İyi misin?" başını salladığında biraz rahatladım. Belimde silahım vardı ama tek kolla sıkamazdım "İlayda silahımı al ve sık" başınk sallayıp belimden silahımı aldı, camı açtığı gibi adamlara sıkmaya başladı "Aracı çok oynatma, nişan alamıyorum" arabayı yapabildiğim kadar sabit tutmaya çalıştım. Aynadan baktığımda arabaları kontrolü kaybetmişti, sağ sol yaptığında bariyerlere çarptı.
Ordan uzaklaşırken İlayda içeriye girdi, sonrq da gülmeye başladı, bu kız çatlak mı bana mı öyle geliyordu
"Neye gülüyorsun, demin ölebilirdik" ama o gülmeye devam etti "Gerçekten bugün bu olanlar harikaydı, eğlenmedin mi?" şuan bu olanlara eğlenmemiştim dikkat çekmemek için yapay bir gülümseme takındım.

Ama bütün bu olanlardan dolayı Morsa hesap sormam gerekeçekti, bu artık bardağı taşıran son damla olmuştu.