4. bölüm / 4
Gölge ve Işık (töre)4. Bölüm
Bölümler 4Şu an: 4. Bölüm
- 1 1. Bölüm (prolog)2.214 kelime
- 2 2. Bölüm3.877 kelime
- 3 3. Bölüm2.453 kelime
- 4 4. Bölüm1.579 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Benim en sevdiğim söz, senden duyduğum bendir...
Özdemir Asaf
*
Her anahtar bir kilidi açardı. Bazen bir kilidi birden fazla anahtar açardı. Bazen ise hiçbir anahtar açmazdı kapıları.
Benim kalbimin kapılarını yıllarca açan kimse olmamıştı. Hiç kimse olmamıştı hayatımda basit hoşlantılar dışında. Doğru düzgün arkadaşlık bile kurmayan bana basit hoşlantılar bile fazla geliyordu.
Ben de hiç kimsenin kalbinin kapısını açmamıştım. Bunun için uğraşmamıştım bile. Oturduğum yerden hayallerimi süsleyen beyaz atlı prensin geleceğini düşünen kişilerden birisiydim.
"Hanımefendi ne yapıyorsunuz?" Elim hâlâ alnımda durarken önce kolumu kavrayan ele baktım. Ardından yavaşça yukarı doğru tırmandı bakışlarım. Onun kömür karası gözlerine denk geldim. Bakışları sertti, eğer gözlerle öldürmek mümkün olsaydı galiba ölürdüm.
Neden böyle baktığına anlam veremedim.
"Kusura bakmayın beyefendi," diyerek alttan almaya çalıştım. Doktorlara nasıl davranılması gerektiğini bilmeyen bir toplumda yaşıyorduk sonuçta. "Asıl siz ne yapıyorsunuz?"
Benim dengem şaşmış olduğu için yere düşecek gibi olmuştum. Onun üzerine düşmek ya da onun beni tutması gibi bir hedefim zaten yoktu.
"Sizi tutuyorum," dedi rahat bir tavırla. Gerçekten de hâlâ kolumu tutuyordu. Kolumu çekmeye çalıştığım için beni bıraktı. Kolumda nedensiz bir boşluk hissettim o el gidince. Sebebi muhtemelen sıcaklıktan kaçmasıydı. "Şimdi ise bıraktım."
Bu ukala tavırlar hiç hoşuma gitmedi. O kim oluyordu ki bana bu şekilde konuşuyordu?
"Beyefendi kimsiniz siz?" Bu adam yaralı gibi durmuyordu. Bir hasta yakını olsa da telaş hali yoktu. Neden buraya gelmişti? Acaba o da benim gibi doktor muydu?
İyi de kadroda yoktu ki...
"Miran Kızıloğlu," dedi elini uzatarak. Boş bakışlar attım sıkmam için uzattığı eline. Tepki vermediğim için tekrarladı. "Miran Kızıloğlu ben. Bir ilaç şirketinde patronum. Aynı zamanda bu hastanenin ilaçlarını tahsis eden kişiyim." Başıyla elini işaret etti. "Siz kimsiniz peki?"
Elini sıktım, neyse diyerek kendi kendime. "Marin Kaya," diyerek kendimi tanıttım benim için hiçbir şey ifade etmeyen adama. "Bu hastaneye yeni atanmış bir doktorum. Aynı zamanda bu hastanenin hastalarına bakan kişiyim." Aynı onun tarzında kendimi tanıttım karşımdaki yabancıya.
Kısa ve sert...
"Memnun oldum Marin Doktor." Herkes önce doktor der sonra ismimi söylerdi. Bu adam ise önce adımı söylemişti. Hem neden benimle tanıştığına memnun olmuştu, ne ima ediyordu?
"O dediğinizden." Ardından bakışlarımı ondan çektim. "Müsaadenizle." Son kelimemi söyleyerek yanından ayrıldım. Umarım beni izlemiyordur diye düşünerek ilerledim.
Birileri tarafından izlenilme duygusu beni hep tedirgin hissettiriyordu. Bir kadının takip edilmesi normal bir durum değildi. Kimse ne bir kadını ne de bir kadın olan beni takip etmemeli, izlememeliydi.
En çok da ördekler...
Dünyanın en garip fobilerinden birine sahiptim. Anatidaefobim vardı maalesef. Nerede, ne koşulda olduğu farketmez hep bir ördeğin beni izlediğini düşünüyordum. Sayısız seans yapmıştım psikologlarla. Annem, babam, Derin ve daha bir çok kişi bu fobimin geçmesine ya da azalmasına bir katkı sağlamamıştı.
Şuan bile beni bir ördek izliyor olabilirdi.
Yavaş adımlar atarak beni izleyen arkadaşımın yanına doğru ilerledim. Kaşlarını çatarak etrafa bakıyordu. Olduğu durum onu rahatsız ediyor olabilir miydi?
Yoksa...
Hayır bu düşünce aklıma bile gelmemesi gereken bir ihtimaldi.
Bakışları beni bulunca çatılmış olan kaşları normale döndü, dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Beni görünce gerçek Derin olmuştu sanki.
Adımlarımı hızlandırıp kahve içmeye, Derin'in yanına ilerledim. Sandalye çekerken onun karşısına oturdum. "Hoşgeldin bebeğim," dedi saçını kulağının arkasına sıkıştırırken. "N'aptın?"
Benim için almış olduğu kahvenin kapağını açıp bir yudum aldım hemen. Gerçek anlamda içim sıcacık olmuştu. Az şekerli, bol sütlü kahve benim için vazgeçilmez şeylerden biriydi.
"Gelen giden bitmedi Derin Hanımcığım." Anlamış gibi başını salladı. Ona da acımamışlardı galiba. "İlk günleri bu hatunların bile demediler."
"Seni o kadar iyi anlıyorum ki Marin," dedikten hemen sonra derince esnedi. Öyle bir esnedi ki gözünden yaşlar geldi. Sol eliyle önce sol gözünü ardından da diğer gözündeki yaşı sildi. "Uykusuz kaldım bir de."
Bunu dediği kişi dün akşam hiç uyumamıştı.
Ona dik dik baktığımda sadece omuz silkmekle yetindi. "Gamsızsın," dediğimde bana cilveli bir bakış attım.
"Biliyorum."
"Çok gamsızsın."
"Çok biliyorum."
"Aklının alamayacağı kadar fazla gamsızsın."
"Aklının alamayacağı kadar fazla biliyorum." Ne dersem hep aynı tepkiyi verecekti galiba. Bu konuda yani insanı çileden çıkarma konusunda bir numaraydı.
Kahvemden bir yudum daha aldım. "Nasıl geçiyor bari?"
"Eh işte." Bu tabir canımı sıkıyordu. Eh işte hem iyi hem de kötü anlamı taşıyordu. Ben hangisine yanaşmalıydım? "İyi diyelim iyi olalım." Aklımı okumuş gibi cevap verdi.
"Allah daim iyilik versin."
"Amin," dedi ve ikimiz de sustuk. Yol yorgunluğu üzerimizde olmasaydı çok enerjik olacağımıza emindim. "Abimin eski sevgilisi evlenmiş." Bu beni şaşırmıştı. Demir abinin eski sevgilisi Gül abla asla ayrılmak istememişti. Demir abi ayrılmak istediğini söyleyince ağlamaya başlamıştı hıçkırarak. Bizim yanımızda söylemesinin nedenini bilmiyorduk ama bu onu daha da fazla üzmüştü.
Barışmak için her şeyi yapmıştı Gül abla. Hatta biz de ikisinin barışması için çok şey yapmıştık ama Demir abi bunu anlayınca Derin'e kızmıştı. Ben de oradaydım ama bana ses tonunu yükseltmemişti hiç. Bana kızmayacak mısın dediğim zaman hiçbir şey dememişti.
"Hayırlı olsun demek düşer bize." Kahvesinden bir yudum aldı. "Yine de Gül ablaya yenge demek beni mutlu ederdi." İkimiz de onları fazlasıyla yakıştırmıştık.
Gözü arkamda bir yere takıldı. "Oha!" Ağzı şaşkınlıkla açılmıştı, gözleri ise heyecanla parlıyordu. "Arkada bir taş var, Doktor. Hemen dön de bak." Başımı çevirmenin ayıp olma ihtimalini çok da umursadan arkaya döndüm.
Orada bir sürü insan olsa da ben Derin'in demek istediği kişiyi anlamıştım. Derin, kumral erkeklerden hoşlanırdı. Yine de emin olmak için sordum. "Hangisi?"
"Az önce kendisine çay alan kumral tabii ki." Gerçek anlamda karizmatik bir adamdan söz ediyordu. Üzerinde siyah bir palto vardı. Kumral saçlı, yeşil gözlü, uzun boylu bir adamdı. "Aşırı iyi değil mi?"
Ona doğru döndüm tekrardan. "Allah sahibine bağışlasın, Derin." Ardından dudağı yukarı doğru kıvrıldı. Ben bu gülüşü biliyordum ama. "Hayır Derin hayır." Uyarma cümleme hızla yanıt verdi.
"Evet Marin evet." Ardından sandalyesini ittirerek kalktı. Masanın üzerine bırakmış olduğu kahve bardağını aldı. Ne yapmayı planladığını biliyordum ne yazık ki. Kahvemden bir yudum daha alarak sıcaklığını kontrol ettim. Fazlasıyla.... Sıcaktı. "Kaçtım ben, Doktor." Bana göz kırptı ve ilerlemeye başladı.
Bakmasam bile ne olacağını gayet iyi biliyordum. Adam bu tarafa doğru geliyordu. Derin ilk olarak adımlarını attı. Bir süre sonra arkamdan bir küfür geldiğini duydum. "Hassiktir," dedi o adam acı içinde.
Ardından büyük bir oyunculukla arkadaşımın sesi geldi kulağıma. "Çok özür dilerim beyefendi. Beynim o kadar dolu ki sizi fark etmedim bile. Gerçekten çok çok özür dilerim. İzin verin size yardım edeyim." O gerçekten profesyonel bir insandı bu konularda.
"Gerek yok hanımefendi." Onu hafifçe terslemişti ama Derin bunu umursamadı bile.
"Nasıl gerek olmaz. Size yardım etmek zorundayım ben. Lütfen gelin benimle beraber." Bir cevap verecekti ki ben onu duyamadım çünkü dikkatim farklı bir yöne çekildi.
Karşımda duran ,az önce Derin'in oturduğu, boş sandalye çekildi. Kömür karası gözlerine, aynı renk saçlarına çarptı gözüm. İzin bile almadan oturdu karşıma. Elinde ince belli çay bardağı vardı. Çay bardağını masaya koydu. Sırtını geriye yaslayıp kollarını sandalyenin kenar kısmına dayadı.
Kömür karası gözlerini kahve tonlarında olan gözlerime sabitlemişti. Bakışları öyle derin, öyle anlamlı duruyordu ki bu bakışların altında yatan hikayeyi ister istemez merak ettim.
"Bilerek yaptığının farkındayım." Bunu bana mı demişti? Neyi bilerek yaptığımın farkındaydı acaba? Ona sorgular bakışlar attığımda omzumun üstünü işaret etti bakışları. "Arkadaşının diyorum," derken Derin'i kastettiğini anlamıştım. "Bilerek yaptığının farkındayım."
"Pardon ama," derken rahat bir tavra büründüm. Kollarımı masaya yaslayarak baktım ona. "Nasıl farkındasınız acaba!?"
"Önemli olan nasıl olduğu mu?" Bu adam neden hayatıma dahil olmaya çalışıyordu ki. Ne hakla bu şekilde gelmişti karşıma?
"Siz kimsiniz ya?"
Sorumu duymazdan geldi.
"Bugün nöbetiniz varmış. Yarın boş gününüz diye düşünüyorum." Eli bardağına gitti ve rahat bir tavırla çayından bir yudum aldı.
"Siz kimsiniz dedim!" Beni tiye alır gibi davranması sinirlerimi bozuyordu. Benim dediğim şeylere cevap vermesi gerekiyordu.
"Tanıştığımız sanıyordum aslında," dedi aynı rahat tavırlarıyla. "Miran Kızıloğlu." Adamın adı ve soyadı bile başlı başına bir cümle oluşturuyordu.
"Onu anladım." Ne demek istediğimi ya bilmezden geliyordu ya da cevap vermek istemiyordu. İkisi de aynı kapıya çıkıyordu. "Neden buradasınız?"
"Sevgiliniz var mı?" Kaşlarımı çattım hızla. Bu da ne demek oluyordu?
"Yok!"
Bakışlarını yüzümden çekip aşağı indirdi. Bu kez kömür karası bakışların hedefi parmaklarımdı. "Nişanlınız ya da eşiniz de yok sanırım." Bu konuşmanın sonu nereye gidiyordu?
"Yok," dedim bir kez daha.
Hafifçe masanın üzerine doğru eğildi bakışları tekrar gözlerimi bulurken. "Sizden etkilendiğimi söylemek isterim." Bu hiç hoşuma gitmedi. Belki biraz olabilir ama yine de sevmemiştim. "Bence bir çay kahve gibi bir şeyler içebiliriz sizinle."
"Her etkilendiğinizin yanına gider misiniz?" Adam sapık falan olabilir miydi?
"Aslında hayatımda ilk defa bir kadından etkilendim diyebilirim." Bu kadar yakışıklı bir adamın hiç sevgilisi olmamış mıydı? "Daha önce hiç kimse ilgimi çekmedi."
"Peki ben ilginizi çekecek ne yaptım?" Yaptığım tek şey ona çarpmak olmuştu. Burada yaz filmi çekmiyorduk kışın ortasında. Yaz dizilerinde başrol kız başrol erkeğe çarpar ve aşk başlardı. Ben kendi hikayemin bile başrolü olamazdım.
"Bilmiyorum," dedi açık ve net bir şekilde. "Ne yaptığınızı ya da ne yaptığımı bilmiyorum ama sizde farklı bir enerji var. İnsanı içine, kendisine çeken. Farklısınız yani bence diğer insanlardan." Bunu en fazla on dakika beni gören birisinin demesi saçmaydı.
"En fazla on dakika gördünüz?"
"Yirmi iki dakika oldu." Ruh hastası adam bir de bunu saymış mıydı? "Kabul ediyor musunuz?" Mecburen(?) başımı salladım onaylar şekilde.
"Evet," dedim nedenini bilmeden. Aynı onun bende hissettiği gibi ben de ondan farklı bir enerji almıştım.
"O zaman hadi şunu baştan yapalım." Elini bana doğru uzattı. "Miran Kızıloğlu ben. Kızıloğlu aşiretinin en küçük oğlu." Allah'ım, sonunda bir aşiret üyesi buldum. Çoğu kızın hayali Mardin'den aşiret üyesi bulmaktı. Benim ayağıma kendi gelmişti.
Uzattığı elini narin bir şekilde kavradım. "Marin Kaya ben de. Memnun oldum."
Bu tanışma bizi nereye götürecekti acaba?
***
Bölüm sonu ballarım...
Sınav öğrencisi olduğum için sık sık bölüm atmayacağım. Aynı zamanda yazdığım bir kurgum daha var GVI yazarken bu sebeple de biraz nadir gelecek.
Bölüm ile ilgili düşüncelerinizi yorum atarak belli etmeyi ve oy vermeyi unutmayın. Ayrıca beni takip de edebilirsiniz...
Sizleri seviyorum kendinize iyi bakın
Görünüşürüz canımlar...
Bölüm etkileşimi
