3. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Su ✨

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 3. Bölüm

Birini öyle bir söz söyle ki, ya yaşat ya öldür; ama asla yaralı bırakma...

Şems-i Tebrizi

*

Eğer farklı bir hayatta olsak nasıl hissederiz diye hepimiz düşünmüşüzdür değil mi? Farklı bir evrende olsaydık, farklı bir aile de olsaydık ya da yaşandığımız farklı bir yaşantımız olsaydı nasıl olurdu mesela?

Bu durumun üç olasılığı var.

İlk olasılıkta her şey daha iyi olurdu. Belki dünyanın en iyi ailesini denk gelirdik ya da en zengin. O ailenin en zengin ailelerden birisi olması bile bizi mutlu edebilirdi. İstediğimiz her şeyi elimizin altında olacak sonuçta. Lakin bunu ikinci olasılık baltalardı hemen.

Çünkü ikinci olasılıkta dünyanın en kötü ailesini denk gelme ihtimalimiz vardı. Belki bize zarar verirdi. Canımız yanar, elimizdeki bütün imkanlar alınır, bütün düşler kırılırdı. Onlar bizim canımızın yanmasın da canımızın yakılmasın da haz alırlardı.

Son ihtimalde hiçbir şeyin değişmemesiydi. İçinde bulunduğumuz durumun aynısını yaşadığımız bir evren olabilirdi. Bu en iyi ihtimaldi. Kendimizi bile bile ateşe atmaktansa aynı kalmak çok daha iyi olurdu.

Gerçi hangi durumda olursak olalım bütün işler yine benim omzuma kalır gibi hissediyorum.

Benim bir tanecik arkadaşım Derin, hem yol yorgunu olduğumuz için hem de birazdan hastaneye geçeceğimiz için uyukmakla meşguldü. Ben de yol yorgunuydum ama evi temizlemek uğruna uyumamıştım. Ben mutfak dolaplarını temizlerken robot süpürge evi süpürmüştü.

Eve giriş yaptıktan sonra Derin hemen banyoya geçmiş, ardından kendini yatağa atıp uyumuştu. Ortalığı temizlemek de bu yüzden bana düşmüştü.

Kendimi koltuğun üzerine attığım sırada gözlerim kendiliğine kapandı. Bir süre sonra arkamdan gelen sesle birlikte gözlerimi açıp oraya baktım. Derin, üzerindeki siyah pijama takımı ile bana bakıyordu.

Sarı saçlarını yukarıdan sıkı bir atkuyruğu yapmıştı. Uykusunu tam alamamış olsa da yeterince uyumuş olmalıydı ki sinirli halinden eser yoktu.

"Doktor," diye seslendi beni koltuğun üzerinde gördüğü gibi. "Sen uyumadın mı?" Uyumak gibi bir fırsatım olmamıştı benim.

"Uyumadım."

"Neden uyumadın?" Kaşlarını çatarak bakıyordu bana. Bugün ikimizin de nöbeti vardı hastanede. Hem bütün gün çalışacak hem de gece nöbete kalacaktık. Uyumamak pek iyi bir seçenek değildi bu yüzden.

"Çünkü uyumadım." Bir neden bulamayınca hep bunu derdik birbirimize. Gerçi benim söylemek için her zaman nedenlerim olurdu.

"Tamam da neden?"

Eğer inat kelimesinin tanımını bugünlerde yazmış olsalardı Türk Dil Kurumunda "Derin İplikçi" yazardı. Derin, istediği şey olana kadar o şey için uğraşırdı. Ne olduğu fark etmezdi.

"Evi temizledim kuzum."

Salona, mutfağa göz gezdirdi kısa bir an. Ardından beğenmiş olmalı ki dudağının tek tarafı kıvrıldı. Evi yaşanılabilir bir alana çevirdim, bir zahmet beğensin.

"Güzel olmuş." Ona ters bakışlar attım ama o bunları hiç umursamadı. Omzunu silkerek devam etti konuşmaya. "Hadi, sen bir duş al. Bende kahvaltı hazırlayım sen çıkana kadar." Bir kahvaltı ile beni kandırabileceğini sanıyorsa yanılıyordu.

İç sesimi duymuş gibi gülümseyerek cevap verdi. "Tost yaparım."

Hemen ayağa kalktım. "Kabul." Bu halime kahkahalar içinde gülerek mutfağa geçiş yaptı. Bende vaktimizin az olduğunu bildiğim için hızla odama yöneldim. Kendi odamı temizlerken kıyafetlerimi de yerleştirdiğim için dolaba yöneldim ve elime geçen şeyleri alarak banyoya yöneldim.

Üstümdeki herşeyi çıkardım. Yıkanmak çok güzel bir histi. Suyun bedeninizden kayıp gitmesi, ferahlık, temiz olma hissi... Ama kıvırcık saçlara sahip olmak kurutma konusundan sorun çıkarıyordu. Hava Mardin gibi bir yerde bile sıcak sayılmazdı.

Yine de duşakabini açıp içeri girdim. Musluğu açarak suyu ayarladım ve suyun bedenimden akıp gitmesine izin verdim. Kısa süre içinde yıkanıp suyu kapattım.

Duşakabinin üzerine atmış olduğum bornozu üzerime geçirdim. Ardından kapakları açıp dışarı çıktım. Üstüme giymek için aldığım şeylere baktığımda iç çamaşırı takımımı, beyaz yünlü kazağımı ve siyah pantolonumu aldığımı gördüm. İstesem bu kadar güzel şey alamazdım.

Neden bir de panda desenli pijamalarımı almıştım acaba?

Hızla üstüme kıyafetlerimi geçirdim. Ardından Derin'in koymuş olduğu dolaptan saç kurutma makinesini çıkardım. Fişi prize takırken bir yandan da dua ediyordum.

"Allah'ım sen benim kıvırcık saçlarımın kurumasını nasip et." Makineyi fişe taktım ve ısısını arttırdım. Bunun bitmeyeceğini bildiğim için kargamsı sesimle şarkı mırıldandım kendi kendime.

Yaklaşık onbeş dakika sonra saçlarım yeterince kurumuştu. Neyse ki saçlarım kabarmıyordu, bir de bu yüzden sorun yaşamıyordum.

Banyodan çıkıp içeri doğru yürümeye başladım. Mis gibi yemek kokuları geliyordu burnuma. Derin, bol kaşarlı tost yapardı yapacağı zaman. Ağzımın suyu akarak yerdim onu. Atlaya zıplaya mutfağa doğru gittim.

O da üstünü değiştirmişti. Bej pantolon üstüne beyaz bir kazak giymişti. Yüzünde hafif bir makyaj vardı. Her hali ile afet-ül devrandı.

"İşte bu be, işte bu." Kendimi masaya attım hemen. Bütün yorgunluğum geçmiş gibi hissediyordum.

"Afiyet olsun bebeğim." Servis tabağına koyduğu tostu bana verince iki elimle kavrayıp büyük bir ısırık aldım. Karşıma Derin geçip o da benim gibi tostunu afiyetle yemeye başladı. "Penguenler birbirine çakıl taşı vererek evlenme teklifi ediyorlarmış."

Başımı kaldırıp Derin'e döndüğümde bana parlayan gözlerle bakıyordu. "Ne?"

"Penguenler diyorum. Birbirine çakıl," derken lafını kesmek suretiyle lafa atladım.

"Onu anladım. Ne alaka onu söylüyorum." Böyle garip bilgileri bana vermeyi çok seviyordu Derin. Geçenlerde bir salyangozun 3 yıl boyunca aralıksız uyuyabildiğini söylemişti.

"Genel kültür bunlar. Sende öğren diye uğraşıyorum." Hafif sinir ve sitemle söylemiş ardından da bir ısırık daha almıştı.

Başımı salladım onu anlıyormuş gibi. O bana boş konuşsa da dinler, onu hiç yargılamazdım. Derin, benim ailemdi.

Ve harika tost yapıyordu.

"Teşekkür ederim bu harika bilgiyi verdiğim için Derin'im." Kocaman bir tebessüm sundu bana. O en ufak şeyle mutlu olan bir kızdı.

Bu yüzden kendisine ilk ilgi gösteren kişiye aşık olmuştu. Eski sevgilisi yüzünden kimseye kolay kolay güvenmez hale gelmişti.

"Hafiften kalkalım mı?" Elimdeki son parçayı da ağzıma attım. Ayağa kalktığımda masada olan yeşil zeytinden alıp onu da ağzıma attım. Zaten mutfak temizdi.

Derin, biraz pasaklı olsa da mutfakta olduğu zaman çok temiz bir insan oluyordu. Hızla masada olan şeyleri yerleştirdik.

"İçimden bir ses yoğun tempolu bir gün olacak diyor." Derin'e yandan bir bakış attım.

"Şom ağzını açma!" Bunu en son dediği zaman yemek yemeye bile halimiz kalmamıştı. İlk gün olduğu için aşırı yoğun bir gün olmamasını umuyordum.

*

Biraz da olsa dinlenmek için elimden gelen her şeyi verirdim. Yorgunluktan ölüyordum ama daha saat öğlen üçtü.

İlk günüm olmasına bakmadan herkes gelmişti. Hatta yeni atandığımı daha doğrusu atandığımızı duyan kişiler elinde hediye paketleri ile gelmişlerdi.

Şu anda yanımda olan hanımefendiye döndüm. Benimle birlikte ekrana bakıyordu sanki orada olan şeyleri anlamak ister gibi. "Doktor Hanım," dedi anlamamış gibi. "Ne durumdayım ben? Hamile miyim?"

Yanıma gelen kadının ses tonundan bile çocuk hasreti çektiğini anlamak mümkündü. Büyük bir umutla sormuştu bunu ama vereceğim cevap onun bütün umutlarını elinden alacaktı.

"Dilan Hanım," dedim, sesimi ona duyurarak. Bu haber, onu kırmakla kalmayacaktı; belki de kalbini parça parça edecekti. Ama yapabileceğim başka bir şey yoktu. Bu tür haberleri, doğruyu söylemekten başka çarem olmadığında verirdim. İnsanların umutlarını kırmak kolay değildi, ama bazen gerçeğin acımasızlığı, sahte umutlardan daha merhametliydi.

“Sizin çocuğunuzun olma ihtimali yüzde bir bile değil,” dedim ağır ağır, kelimeleri seçerek. Yüzündeki ifade bir anda dondu. Gözleri, bir anlığına, tarif edilemez bir boşlukta kayboldu; sanki tüm dünya sustu ve sadece o sessizlik vardı. Kalbinin kırılma sesi bile odada yankılanıyordu.

“Nasıl… nasıl olur?” dedi sonunda, sesi titreyerek, kelimeler boğazına takılmış gibi. “Ben… ben her şeyi doğru yaptım. Sağlıklı beslenmeye çalıştım, düzenli kontrollerimi yaptım… Nasıl olabilir?”

İçim burkuldu. Ona sarılmak, acısını paylaşmak istedim, ama yapamam; çünkü bazen sadece yanında olmak yetmez. Ona doğruyu göstermek zorundaydım, ne kadar acı verici olursa olsun.

“Bunun sebebi, tıbbi testler ve genetik durumlar. Yapılan testlerde hormon seviyelerinizin bu süreci desteklemeye uygun olmadığı görüldü. Ayrıca geçmişteki bazı sağlık kayıtlarınız, olasılığı ciddi şekilde düşürüyor. Bu sadece istatistik değil, bilimsel olarak net bir veri. Sizin sağlığınız ve gelecekteki olası riskler de göz önünde bulundurulduğunda, doğal yoldan çocuk sahibi olma şansının neredeyse imkânsız olduğu anlaşılıyor. Bunu sana söylemek zorundaydım; çünkü bilinçli bir şekilde adım atabilmen için gerçekleri bilmen gerek. Sahte umutlarla hareket etmek, hem seni hem de çevrendekileri gereksiz hayal kırıklıklarına sürüklerdi.”

Dilan Hanım, başını ellerinin arasına aldı. Sesini çıkarmadan birkaç saniye derin bir nefes aldı. Sonra titreyen bir sesle:
“Yani… benim şansım yok mu? Tüm umutlarım… hepsi mi?”

Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü ve boğazı düğümlendi. İçimde bir acı hissettim; keşke bu kelimeleri söylemek zorunda kalmasaydım. Ama aynı zamanda biliyordum ki gerçekleri öğrenmek, onu daha güçlü kılacaktı.

“Hayır demek kolay değil, biliyorum,” dedim sessizce. “Ama bilmek, senin geleceğin ve sağlığın için en doğru adım. Belki de başka yollar, farklı seçenekler var. Bu, hayatının sonu değil, sadece farklı bir yolun başlangıcı.”

Bir süre sessizlik oldu. Ardından Dilan Hanım başını kaldırdı, gözlerinde hem hüzün hem de sanki kararlılıkla karışık bir ifade vardı. Acı içindeydi, ama pes etmeyecek gibiydi.

Ardından yüzünde acı bir tebessüm belirdi. "Ben de kocamın kumasının çocuğu ile avuturum artık kendimi." Burada böyle adetler gerçekten var mıydı? "İyi günler doktor hanım." Ardından titreyen adımlar eşliğinde odadan çıkmak için kapıya yöneldi. Telefonumun ekranına bir bildirim düşünce hemen baktım.

Canımın içi;
Doktor!
Birazdan kahve içmek için kafeteryada olacağım.
Seni bekliyorum.

Bu kız tam anlamıyla deli bir insandı.

Odanın kapısı tekrar açılınca telefonu masaya koyup gelen kişiye baktım. İki kişi girmişti içeri. Birisi tesettürlü bir teyzeydi. Diğeri de karnı burnunda olan siyah saçlı bir kadındı.

Ve yine içeri giren teyzenin elinde hediye paketleri vardı. Yüzünde yılların yorgunluğu ve bıkkınlık vardı.

"Buyurun?" Elindeki paketlere bakmazsam vermemezlik yapar mıydı acaba? Asla paketlere bakmadım ama teyze havaya kaldırdı.

"Bunlar sizedir Doktor Hanım." Masanın üzerine yerleştirmiş olduğu pakete hafif bir bıkkınlık içinde baktım. Sonra gözüm kenarda duran siyah koltuğa çarptı. Üzeri ve yan tarafları paketten geçilmiyordu. Odanın içinde çiçekler vardı.

Alerjim olan çiçek bile vardı hatta ama da öğle arası Derin'e postalamıştım. O da aynı benim gibiydi. Gelen her kişi bir şeyler alıp gelmişti.

"Ne gerek vardı hanımefendi?"

Bana kaşlarını çatarak ve omzunu dikleştirerek baktı. "Siz bizim memlekete gelmişsiniz, bizi iyi edeceksiniz. Az bile doktor hanım." Ardından çantasından burma bilezik çıkardı. "Bu da size naçizane bir hediyemdir."

Bu kadarı da şov ama!

"Abartmıyor musunuz?" Yanındaki kadını bırakıp yanıma geldi. Kolumdan tutup kendine doğru çekiştirip bileziği koluna taktı.

Az önce dediğim şeyi duymamış gibi konuştu. "Çok yakışmıştır." Ardından bana baktı. "Maşallah size tü tü tü tü, maşallah." Hafifçe tükürmüştü. Bundan pek haz etmediğim için masanın üzerinden bir ıslak mendil aldım.

Yüzümü silerken kadın geri çekilmişti. "Şikayetiniz neydi?" Kadın bir karnına baktı bir bana. Ardından tekrar karnına döndü. "Sanırım hamilesiniz."

O sırada içimden bir ses "selamün aleyküm" diyerek ortaya çıktı. Ardından bana laf atmaya başladı. Kadının karnı burnunda, bir haftalık kabız olduğu için gelmedi!

"Evet," dedi gayet mütevazı bir şekilde. Ses tonu kadife kadar yumuşaktı. Hızla sisteme girdim.

Arjin Revşan, genel kontrol.

"Lütfen, geçip karnınızı açın Arjin Hanım." Ona odanın içindeki sedyeyi işaret ettim. Penguen gibi yürüyerek oraya doğru adımlardı. O sırada odada olan teyzeye değdi bakışlarım. Beni baştan ayağa süzüyordu. "Bir sorun mu var hanımefendi?"

"Sen bekar mısın?"

"Evet," dedim bu konuşmanın nereye gideceğini bilerek.

"Nişanlın, sözlün var mı?"

"Yok."

"Benim senin yaşlarında bir oğlum var." Konuşmak istediği esas mevzuya bu şekilde girmişti. "Onunla baş göz edelim mi seni?"

Neden hep böyle durumlar beni bulurdu? Ben burada edebim ile işimi yapıp eve gidip kahve içmek istiyorum sadece.

"Ben evlenmeyi düşünmüyorum hanımefendi." Ayağa kalkarak hastanın yanına doğru ilerlemeye başladım. "Eğer evlenmek isteseydim tanımadığım bir insanla evlenmek istemezdim zaten." Bugün bunu diyen kaçıncı kişiydi bu teyze acaba? Bir süre sonra sıkılıp saymayı bırakmıştım.

Perdeyi çekerek karnını açmış olan kadının yanına ilerledim. Yüksek ihtimalle yedinci ya da sekizinci aylarında olan bir kadındı.

Kenarda duran jeli elime alıp karnına sıktım. Jelin soğukluğu onun hafifçe ürkmesine sebep olmuştu. Elime eldivenleri geçirip cihazın probunu kavradım.

"Derin bir nefes alın,"dedim yumuşak bir sesle.

Prob karnına değdiğinde ekrandaki siyah-beyaz görüntüler canlanmaya başladı. Minik bir kalbin ritmik atışı, dalga dalga ekrana yayıldı. Kadının gözleri parladı, dudaklarının kenarında gergin ama umutlu bir tebessüm belirdi.

“İşte burada…” dedim, ekrana işaret ederek.
Kadının gözlerinden yaş süzülürken, karnındaki hayatın varlığı odanın sessizliğini dolduran kalp atışlarıyla iyice gerçeğe dönüşüyordu.

Ekranda beliren görüntülere dikkatle baktım. Önce bebeğin kalp atışları, sonra rahmin etrafındaki hareketler… Ama bir şey tam olarak istediğim gibi değildi.

Kaşlarımı hafifçe çattım, gözümü ekrandan ayırmadan daha yakından inceledim. Kadın hemen fark etti.

"Bir sorun mu var?" diye sordu endişeyle.

Derin bir nefes alıp sakin bir sesle konuştum.

"Şu anda bebeğiniz gayet iyi görünüyor, kalp atışları düzenli. Fakat rahim kasılmalarınız beklenenden fazla. Bu da erken doğum riskiniz olduğunu gösteriyor."

Kadının elleri aniden karnına gitti, gözleri doldu. "Erken doğum mu? Ama daha çok erken…"

Onun telaşına karşılık sesimi daha yumuşattım. "Sizi hemen gözetim altına alacağız. Tedbirlerimizi alırsak hem sizi hem bebeğinizi güvende tutabiliriz." Aslında ben sezaryenle doğumu önerirdim ama daha bebek yedi aylık olduğu için bunu istememe oranını biliyor, tahmin ediyordum.

O anda odadaki sessizlik, monitörden gelen ritmik kalp sesleriyle bölünüyordu. Küçük kalbin her atışı, kadına hem umut hem de korku veriyordu.

"Ben burada kalmak istemiyorum," dedi telaşla. Bu fikri hiç sevmemiş gibiydi. "Evimde dinlensem."

"Hanımefendi," dedim probu gezdirmeye devam ederken. "Siz durumun ciddiyetini anlamıyorsunuz galiba. Erken doğumun risklerinin farkında mısınız acaba siz?" Sesim bu durumlara alışık olduğum için aynı tonda dursa da sinirli bir hâle bürünmemek elde değildi.

"Farketmez," dedi doğrulamaya çalışırken ancak buna izin vermedim. "Ben burada kalmam."

Probu çektim karnından. Kenarda duran kağıt havludan elime dolayıp aldım. Ardından da kadına uzattım. O elimden alırken ayağa kalktım. "Silince gelin lütfen."

Ardından onu arkamda bırakarak diğer tarafa yöneldim. Bana bilezik takan teyze hâlâ aynı yerde bekliyordu. Kendi koltuğuma geçerek ona döndüm. "Nesi oluyorsunuz hanımefendinin?"

"Kaynanasıyım."

Kadına mı önem veriyordu yoksa bebeğe mi?

Belki de ikisine birden...

"O zaman gelininizin erken doğum ihtimali var." Kadın buna inanmak istemiyor gibi duruyordu. "Kendisini ikna edemiyorum hastanede kalması için. Siz uygun bir dille anlatın ona lütfen." O sırada kadın yanımıza geldi. "İyi günler dilerim hanımefendi. Umarım kararınızı hemen doğru yönde verirsiniz." Doğru kısmını söylerken biraz bastırmıştım anlaması için. "Çünkü en ufak hata hem size hem de çocuğa zarar verir."

İyi günler dileklerini ileterek odadan çıktılar. Ben de Derin ile bir fincan kahve içebilmek için odadan çıktım. Asansörün düğmesine bastığım zaman yanıma biri geldi.

Ona hiç bakmadım. Kim olduğu umrumda değildi. Kapı açılınca asansöre bindim. Zemin kata bastığımda benimle birlikte binen kişi dikkatimi çekmek için konuştu.

"Siz yeni gelen doktor musunuz?"

"Evet," dedim kadına cevaben.

"Kadın doğum doktoru musunuz?" Bunu başka zaman biri söylemiş olsa kahkaha atardım. Erkek doğum doktoru mu vardı?

"Kadın hastalıkları ve doğum doktoru desem daha doğru olur." Başını salladı aşağı yukarı. Ardından konuşmadığım için tekrar lafa girdi.

"Beni sormadınız?" Merak etmiyorum çünkü.

"Siz kimsiniz?" diye sordum hiç de merak etmeyerek.

"Hastanenin kıymetli hemşirelerinden birisiyim." Aynı zamanda egoist birisi.

"Harika!" Sesimden yorgunluk akıyordu ama o bunu anlayamazdı. Birazdan Derin beni görecek ve yorgunluğumu şak diye anlayacaktı.

Asansörden inip kafeterya doğru ilerlemek için hastanenin çıkış kapısına yöneldim. Tam kapıdan çıkmıştım ki birisine çarptım. Sert bir çarpışma yaşamıştım ve kafam acımıştı. Tam yere düşecektim ki biri kolumdan kavradı ve düşmemi engelledi. Bu kişi çarpmış olduğum kişiydi.

Elimi alnıma attığım sırada sert sesini duydum bana çarpan kişinin. "Hanımefendi ne yapıyorsunuz?" dediğinde kaşlarım çatıldı.

Suçlu ben mi olmuştum?

***

Bölüm sonu...

Az önce bir arkadaşıma spoiler verdim diye kafama yastık fırlattı. Ağır bir spoiler olabilir ama yine de yastık fırlatmamalıydı bence.

Nasıl buldunuz bölümü ballarım?

Sizce Dr. Marin Kaya'ya çarpan kişi kimdi?

Bir de Miran Jan Kızıloğlu'nun ikiz kardeşinin adı Jin idi. Jin Kızıloğlu...

Bu yıl sınav senem olacağı için çok hızlı bölüm gelmeyecek ne yazık ki. Anlayış göstermenizi istiyorum.

Sizleri seviyorum kendinize iyi bakın

Görünüşürüz canımlar...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

56okunma 3beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18