1. Bölüm (prolog)

Vaveyla Yazarı: Su ✨

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 1. Bölüm (prolog)

Dağların ardını gurbet sanardım. Meğer gidenin kalana bıraktığı yermiş gurbet. Şimdi anladım…

Akife Ayhan

*

(8 Aralık 2001 - Mardin)

Herkesin tek bir gözdesi vardı koca konakta. Daha doğrusu iki. Bir yaşına yeni girmiş olan iki minik bebek. Konak yıllar sonra bebek sesi ile yankılanmıştı konak. Azad Ağa yıllar sonra ilk defa bebek almıştı kucağına ve bu bebekler kendisine aitti.

Bebeklerin doğumunun üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hâlâ hem Mardin'in içinden hem de dışından hem hediyeler hem de tebrik mesajları geliyordu. Azad Ağa daha önceki çocukları için bu kadar heyecan duymamıştı. Daha önceki yıllar doğmuş olan dört çocuğu vardı. Hiçbir çocuğunu diğerleri ile kıyaslamazdı ama bu minikler daha bir ayrı idi.

“Baba,” dedi büyük kızı Arjin. “Ben onlarla oyun oynamak istiyorum.”

Azad Ağa yanlışlıkla zarar vermesinden korkuyordu hâlâ kızının çocuklara. Arjin yedi yaşında çok güzel bir kızdı. Kendinden bir yaş küçük olan kardeşi Serhat’ı da yeni doğan minikleri de hiç kıskanmamıştı. Kıskanması saçma olurdu zaten. Azad Ağa da eşi Diljin Hanım da hepsine eşit sevgi göstermişti.

“Oyna güzel kızım, ben sana oynama demiyorum ama şimdi kardeşler uyuyor. Onlar uyanınca oynarsın. He mi?”

Arjin heyecanla başını salladı. Babası Jin ve Jan ile oynamasına izin vermişti bir kere. Nasıl heyecanlı olmazdı. İki tane cennet bahçesi ile vakit geçirecekti.

O sırada kapı açıldı. İçeri evin en büyük oğlu yüzünde somurtkan bir ifade ile içeri girdi. Onun bu hali Azad Ağa'nın dikkatinden kaçmamıştı. “Aram,” diye seslendi oğluna. Saygı ile babasına dönmüş olsa bile yüzü de hâlâ aynı somurtkan ifade duruyordu. “Neyin var oğlum senin?”

“Bir şey yoktur baba.” Aram diğer çocukların aksine daha resmi bir konuşma üslubu tercih ederdi. Onu ismini aldığı dedesi Aram büyütmüştü. Aram Ağa çok resmi bir insandı. İsmini olan torununu da kısa sürede kendine benzetmiş, sonra da vefat etmişti.

“Emin misin oğlum?” O sırada küçük Jan ağlama moduna geçmişti. Uykunsundan uyanmış olan küçük ağa rahatı bozulunca ağlamaya başlıyordu hemen. Onu vakit kaybetmeden kucağına aldı Azad Ağa. Nazlı olanın kızı olmasını beklemişti ama beklediği gibi olmamıştı. Küçük Jin ağlamaktan hoşlanmıyordu. Aynı zamanda yüksek sesten de nefret ediyordu.

Azad Ağa kucağına aldığı oğlunu burnuna götürüp kokusunu içine çekti. Sonra Jan’ı burnundan çekip kucağında tutmaya başladı.

“Sendeyiz Aram?” Konuyu asla değiştirmek istemediği için hızla oğluna dönmüştü.

Aram derin bir nefes çekti içine. Sonra içindekileri dışarı vurdu. “Bende bilmiyorum baba ne olduğunu. İçimde büyük bir huzursuzluk var. Sanki bir şey olmuş gibi hissediyorum. Ya da olacakmış gibi.”

Cümlesini bitirince Azad Ağa'nın kaşları çatıldı. Daha küçük olan Aram’ın altıncı hissi çok kuvvetliydi. Herhangi biri ya da diğer çocukları dese takma der geçerdi ama Aram diyince durumlar değişiyordu biraz.

Yine de oğlunun içini ferah tutmak istiyordu. “İnşallah hayırlara vesile olacak bir şey olur oğlum. Eğer bir olay olacaksa yakında çıkar kokusu.”

Eş zamanlı olarak bir haykırış koptu koca konakta. Ses evin hanım ağası Diljin Hanımın sesiydi. “Annem,” diye haykırıyordu. Koltuklarda oturan çocukların hepsi aynı anda ayaklanmıştı. Azad Ağa kucağında duran oğlu ile büyük bir şoka girmişti.

Aklından iki olasılık geçti. Ya ikinci oğlu Baran’a bir şey olmuştu ya da en küçük kızı Jin’e.

“Annem,” diye bir haykırış daha koptu evin hanımından. Azad Ağa'nın elleri titredi. Kucağından çocuğunu düşürecekmiş gibi oldu. Normal bir bağırış değildi bu. Bir annenin ciğerinin yanması gibiydi. Evlat acısı çekiyormuş gibiydi.

Jan da babasının kucağında ağlamaya başladı o saniyede. Azad Ağa ne yapacağını bilemez bir tavra bürünmüştü.

Telaşla kızına döndü. “Arjin,” dedi tek umudu oymuş gibi. “Kardeşinle oyna kızım.” Jan’ı koltuğa koyup koşarak salondan çıktı. Arkasından diğer iki oğlu Serhat ve Aram da çıkmıştı. Merdivenleri üçer beşer çıkıp hızla sesin geldiği yöne gittiler.

Odanın kapısı açıktı. İçeride yatağın iki yanında duran beşiklerin dibinde dizlerinin üstüne çökmüş ağlayan karısını gördü Azad Ağa. Yanında annesi ve oğlu Baran duruyordu. Onlar da ağlıyor ama bir yandan da Diljin’e teselli veriyorlardı.

“Diljin,” diyerek hızla odaya daldı Azad Ağa. Endişesi her saniye daha fazla artıyordu. Olanı anlamıştı ama anlamak istemiyordu. Aklına gelen şey sadece aklında kalsın istiyor, gerçek olmasını istemiyordu. “Niye ağlıyorsun?” Tek dizinin üzerinde oturmuş haykırmaya devam eden karısına seslenmeye çalışıyordu ama Diljin Hanım transa girmiş gibiydi. Kimseyi duymuyor, sadece ağlıyordu.

Şuan duymayı tek istediği ses kızının sesiydi.

“Diljin!” Azad Ağa sert bir şekilde sesini yükseltti. Eşinin kollarından tutup onu hafif sertlikte sarstı. Diljin’in gözleri artık kendisine bakıyordu. “Ne oldu?” Sesindeki sertliği gizleyemiyordu. Aklında olan düşünceleri susturmak istiyor ama her saniye daha fazla düşünceye maruz kalıyordu. Kızının beşiğine bakamıyordu çünkü korkuyordu.

“Y-yok,” dedi titreyen sesiyle. Sadece sesi değil elleri de çok fazla titriyordu. “Y-y-ok b-beşiğinde de-de-ğil. Hiçbir yerde yok.” dediğinde Azad Ağa'nın bedenini buz kesmişti sanki. Odanın içi sıcak olsa bile buz gibi bir hava vardı sanki.

“Nasıl yok lan!” Sesi dehşet içinde çıkmıştı. Farkında olmadan Diljin'in kollarını daha fazla sıkıyordu. Bu da Diljin'in acı içinde inlemesine sebep oluyordu ama Azad Ağa eşinin acı içinde çıkan sesini bile duymuyordu. “Nasıl yok?” Kızgın bir şekilde kükredi eşinin suratına doğru. İnanmaz bir tavırla eşini bırakıp kızının pembe beşiğine doğru ilerledi. Beşiğin içine bakınca Jin’in olmadığını fark etti.

Derin nefesler almaya başladı. Gözleri dehşetle açılmış, soluk alış verişleri artmıştı. Büyük bir öfke ile Diljin'e döndü. Odanın içindeki herkes büyük bir korku ile Azad Ağa’ya bakıyordu. Onun gözleri ise sadece Diljin Hanım'ın gözlerine bakıyordu.

“Benim kızım nerde?” Tane tane sormuş olduğu sorunun altında büyük bir tehdit yatıyordu. Birazdan Diljin'in üzerine atlayacakmış gibi davranıyordu. Bu hali hem çocukları hem Diljin'i hem annesini hem de kapıda dikilen konağın çalışanlarını korkutuyordu. “Nerde lan benim kızım?” Birazdan birisinin canını yakacaktı belkide.

“B-bilmiyorum,” dedi titreyen sesiyle. Karşısında şuan kocası durmuyordu. Mardin'in korkutucu ağası duruyordu karşısında.

“Ne demek bilmiyorum lan, ne demek bu? Aklımı kaçırmak üzereyim, beni çıldırtma. Kızımı nereye koydum, nerde benim kızım?” Sadece kendi çocuğu gibi davranıyordu. Sanki sadece onun kızı yoktu ortalıkta. Onu bu hâle getiren evlat acısıydı. “Nerde?” Yüzüne doğru bağırınca çocuklar korktuğu için yanındaki çalışanlara sığındı.

Diljin Hanım ise oturduğu yere iyice sindi. Diljin, Azad’ın bu yönü ile ilk defa karşı karşıya geliyordu. O kendi Azad'ını istiyordu. Onun bu halini hiç sevmemişti. “Azad, uyuyodu. Ben de Baran’ın yanına gittim. Sadece yirmi dakikaydı, yemin ederim. Geri geldiğimde yoktu yerinde.” Tek nefeste söylemiş olduğu cümleler Azad Ağa'yı sakinleştirmek yerine daha da sinir ediyordu

“Bakamadın mı el kadar çocuğa?” Yüzünde küçümseyici bir ifade vardı. Sınır anında ne dediğini bilmiyordu. Şuan neredeydi, etrafta kimler vardı bilmiyordu. Gözü karısındaydı. Aklı ise kızında. “Senden istediğim tek şey kızıma bakmandı, onu da yapamadın mı?” Sesi gittikçe artıyordu ama bunun da farkında değildi. “Sırf kızıma iyice bakabil diye çocukların neredeyse hepsini aşağı topladım ama sen benim kızıma bakamadın mı?”

“Azad,” diyecekken sesini sertçe kesti Azad Ağa.

“Kes sesini,” diye bağırdı. “Kes sesini, konuşma. Duymak istemiyorum senin sesini.” Siniri her saniye daha çok artıyordu. Sanki suçlu olan kişi sadece Diljin Hanım idi. “Yapman gereken tek şey ikizlere göz kulak olmandı. İkizlerin sadece biri senin yanındaydı bugün. Onu bugün kaybeden Allah bilir dün neler neler yapıyordu?” İma ettiği şey ile gözleri açılmıştı Diljin Hanım'ın. Azad Ağa karısını çocuklarını dövmek ile suçlamıştı. “Hadi söyle, ne yapıyordun çocuklara?” Karısının canını yaktığını farketmiyordu. Belki de kendi canı yandığı için herkesin canı yansın istiyordu. Böyle yapınca acısı geçecek sanıyordu. Ama içten içe biliyordu kızı ortaya çıkmadan acısı dinmeyecekti. “Neler yaptığını söylesene.” Diljin acı içinde başını yere eğdi.

Buna daha fazla dayanamadı Keje Hanım. “Yeter Azad, gidip torunumu bulmak yerine burada karına bağırma. Git polisi ara, itfaiyeyi ara, asker ya da jandarma ara. Bir şey yap ama burada boş boş durma.”

Azad'ı kendine getiren sözler bunlar olmuştu. Düşmanına bakar gibi karısına bakmış sonra da odadaki kimsenin yüzüne bakmadan odadan dışarı çıkmıştı.

Koridorda derin nefesler alarak kendini sakinleştirmek için uğraşıyordu. Cebinden çıkardığı telefon ile polisin numarasını tuşladı hızla. Telefon hızla açıldı sanki aranmayı bekliyormuş gibi ama o süre bile çok uzun geldi Azad Ağa’ya.

“Buyrun,” dedi karşıdaki tanıdık ses.

“Emrah,” dedi acı içinde. Çıplak tenini ateşe bastırmış olsalardı canı bu kadar yanmazdı. “Acil konağa gelin.” İlk defa Azad Ağa’nın ses tonu aciz şekilde çıkıyordu. Babası öldüğü zaman bile bu kadar acı çekmemişti.

“Gelelim Ağam da ne oldu?” Durduk yere ekibi toplayarak gidiyoruz diyemezdi. Olayları bilmeyen Komiser Emrah'a hızla cevap verdi.

“Jin,” dedi sanki ciğerlerine daha fazla oksijen gitmiyormuş gibi. “Jin yok hiçbir yerde.”

Emrah bunun üzerine yorum yapmadan telefonu kapattı. Azad Ağa içindeki umuda tutunmaya çalışarak alt katta ağlayan oğlunun sesi kulağına geldikçe canı daha da yanıyordu.

Hızla merdivenlere yöneldi. Seri adımlarla aşağı indi. Salona geçtiğinde gördüğü durum içler acısıydı. Azad Ağa'nın yüreği mümkünmüş gibi daha fazla yandı onların o halini görünce. Bu rezil gün bir an önce bitmeliydi.

Feryat figan ağlayan oğlu, içini çekerek sessiz bir şekilde ağlayan kızının kucağındaydı. Ağlamasın diye Jan’ı göğsüne yaslanmıştı. Arjin’in isteği ağlayan kardeşini susturmak değildi ki. O sadece ikizlerle oynamak istemişti.

Hızla çocuklarına ilerleyip kızının kucağından oğlunu aldı. Huysuz, Küçük Ağa babasının kucağına geçince biraz olsun rahatlamıştı. Sanki olan biteni fark etmiş de babası ona iyi bir haber verebilirmiş gibi.

Ne çok isterdi Azad Ağa kızım iyi haberini vermeyi…

“Acıktın mı ağam?” O durumda bile oğlunu düşünmek zorundaydı. O bir babaydı ve çocuklarından birini koruyamamıştı. Gözünden bir damla yaş akarak oğlunun gözünün altına düştü. İkisinin ortak yaşı oldu o damla. “Jin de acıkmış mıdır oğlum?” Minik oğlu ile dertleşmeye başladı.

Kucağında oğlu ile mutfağa geçti. Orada konağın çalışanları vardı ve onların dedikodusunu yapmakla meşguldü. İçeri giren Azad Ağa ile sustular. Zaten sinirli olan ve birilerine çatmak için yer arayan Azad Ağa sesinin desibelini ayarlamadan bağırmaya başladı.

“Size para verişimin nedenini yanlış anlamışım hanımlar, beyler.” Kucağında rahatsız sesler çıkardı oğlu. “Size dedikodumuzu yapmanız için para vermiyorum.” Kucağındaki çocuğu işaret etti. “Bu çocuk o kadar ağladı. Niye kalkıp bakmadınız?” Utanç içinde başını eğdi aşağı hepsi.

Hiçbirinden cevap beklemeden cezve çıkardı bir tane. İçine biraz su doldurup ocağa koydu. O sırada biberona mamasının malzemelerini koyuyordu. Yeterli sıcaklığa ulaşınca ocağı kapatarak cezvedeki suyu biberona boşalttı. Bileğine hafifçe damlatarak sıcaklığını kontrol etti. İyi olduğuna kanaat getirip oğluna vermeye başlamıştı ki dışarıdan polis siren sesleri gelmeye başladı.

Çocuğu hızla hizmetçi kadınlardan birine verdi. Konağın kahverengi tonlarında olan görkemli kapısından içeri polisler girdiğinde Azad Ağa kapıyı açıp dışarı çıkmıştı.

Arabanın kapılarını açarak içinden Emrah çıktı bütün endamıyla. Emrah Tersten, çok karizmatik bir adamdı. Üç yıl önce Bolu’lu bir güzel ile evlenmişti. Kendisinin iki buçuk yaşında bir oğlu vardı.

Üç tane polis arabası giriş yapmıştı. Üçü de tamamen doluydu. Komiser Emrah, Mardin'in kıymetli ağasının kızını bulmak için elinden geleni ardına koymayacaktı.

“Ağam,” dedi hızla onun yanına gelip. Azad Ağa'nın kahrolmuş haline bakamıyordu. Onu bu halde görmeye kimse alışık değildi. “Ne oldu?”

İçinden bir şeyler sökülmüş gibi yanıt verdi. “Kızım yok.” İki kelime kurmuş olsa bile çok şey ifade etmişti. Azad Ağa'nın bütün gardı kırılmış ve ağlamaya başlamıştı. Emrah dostuna sıkıca sarılmış, yüzünü omzuna bastırmıştı.

“Ağam, sakin ol biraz,” demiş olsa bile o da kendini iyi hissetmiyordu. Dokunsalar ağlayacaktı ama karşısında yaralı bir baba varken bunu yapamıyordu. “Böyle durumlarda ilk yirmi dört saat çok önemlidir.” O klasik cümleyi kurduğu gibi gözlerinden yaşlar akan Azad Ağa kendini geri çekti ışık hızıyla.

Emrah'ın yakasını iki eliyle kavradığı zaman engel olmadı dostuna Emrah. “Ne diyorsun lan sen?” Yüzüne doğru kükredi sinirle. Sinirden göz rengi koyulaşmaya başlamıştı. “Daha el kadar olmayan bir bebekten bahsediyoruz Emrah. Çocuk yürümeyi bırak ayağa bile kalmakta zorlanıyor.” Sinirle iki yakasını bırakırken hafifçe ittirmişti onu da. “Sen hâlâ yirmi dört saat diyorsun. İlk yirmi dört saati siksinler.” Görev başındaki memura hakaret etmenin suç olduğunu bilse bile kendine engel olamamıştı.

Onun acısını anlayanlar da yorum yapmadı zaten.

“Komiserim,” dedi arkadan yeni polis olan bir adam. “Kamera kayıtlarına bakalım mı?”

Onay verdiği gibi kamera kayıtlarının yerini öğrendi polisler. Gidip inceleseler de hiçbir şey bulamadılar. Kameralar çalışmıyordu çünkü.

Bir hafta boyunca Mardin'de olan herkes Azad Ağa'nın küçük kızını aradı. Hatta Diyarbakır, Van, Şanlıurfa'dan arkadaşları geldi ve birlikte aradılar.

Küçük kızdan hiçbir iz yoktu.

Bir hafta sonra Azad Ağa’ya bilinmeyen bir numaradan bir video gönderildi. Acımasız, insan demeye dilin varmadığı insan müsveddeleri daha bir yaşına yenice giren zavallı kızı öldürdüklerini gösteren bir video atmışlardı. Altında yazan yazı ise daha da berbattı.

Sen kızının kaçırılması ile yanıp tutuşurken, o kızın ölmesi ile yanıp tutuş Azad Ağa. Bir hafta boyunca olanları kimse öğrenemeyecek. Sen kızının cesedine bile sarılmayacaksın çünkü o küçük kızın naaşını almayı hak etmiyorsun. Sadece acısını çek ama o kızın bir mezarı bile olmayacak.

Acı haber tez yayılırdı. Bütün Mardin duymuştu bunu. Kızının olmayan cesedini gömmüştü Azad Ağa. Kimseyi umursamadan o minik mezarın başında hüngür hüngür ağlamıştı. Eşine kırgındı, kızgındı, büyük bir öfke, kin ve nefret duygusu vardı içinde ama o minik mezarın başında sadece kızının bedeni olduğunu düşünüyordu.

Herkes Mardin'in ağasının bu halini görünce sessizce ağlamaya başlamıştı. Diyarbakır, Van, Şanlıurfa'dan gelenler vardı. Olmayan bir bedeni gömmüşlerdi o kadar kalabalık. Azad Ağa'nın yanında ağlamışlardı, Diljin Hanımın yanında ağlamışlardı, çocukların yanında kendilerini tutmaya çalışmışlardı. Hiç kimse ayrılmamıştı o gün mezarlıktan.

Hatta Azad Ağa'nın düşmanları bile ona destek vermeye gelmişti.

Gözler tek bir yazıda dolanıyordu.

Jin Kızıloğlu
Ruhuna Fatiha
D.1 Aralık 2000
Ö.? Aralık 2001

Tam olarak hangi gün öldüğünü bile bilmiyorlardı.

O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı. Diljin Hanımın ve Azad Ağa'nın arası eskisi gibi değildi. Zaten huysuz olan küçük Jan daha da huysuz bir çocuk olmuştu. Jan’a artık herkes diğer ismini kullanmaya başlamıştı.

Miran…

Onun yüzünü kimse güldürememişti. Sadece kardeşinin odasında uykuya dalabilmişti. Sonra anahtarı alıp kapıyı kilitlemiş, kimsenin içeri girmesine izin vermemişti.

Miran Jan Kızıloğlu, o günden sonra bir daha hiç gülmemişti. Büyüyünce cenaze namazının kılınışını öğrenmiş, ağlayarak kardeşinin cenaze namazını kılmıştı. Herkes biraz da olsa normale dönse de Miran asla düzeltmemişti.

Yıllar sonra onun kalbinin kapılarını açabilecek biri karşısına çıkacak mıydı?

***

Bölüm sonu ballarım. Umarım seversiniz...

Sizleri seviyorum kendinize iyi bakın.
Görünüşürüz canımlar...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

65okunma 14beğeni 15yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18