4. bölüm · Gökkuşağı Paradoksu

4. FİZİK

uranüs ★

BU KIZ YORUM OKUMAK İSTİYOR siz de bir el atarsınız değil mi efenim???

İyi okumalarrr

Son Feci Bisiklet - Elekrot

🎡

Önümdeki fizik sorusuyla ne kadar olduğunu bilmediğim bir süredir bakışıyorduk. Cidden, sorunun ne dediğini bile anlamamıştım. Üstelik kitabın video çözümü değil yazılı olarak çözümleri vardı ve ben konuyu da tam oturtturabilmiş değildim. Şu anda bu soruyu sorabileceğim kimse yoktu, tabii yarın gidip fizik hocamıza sormazsam.

Oflayıp elimdeki kalemi kitabın arasına sertçe bıraktım. Fizikten nefret ediyordum.

Biraz kafamı dağıtmak için masanın köşesinde duran kitabımı aldım. Bir haftadır ancak kırk sayfaya gelebilmiştim doğru düzgün okuyamamaktan.

Kitabı açar açmaz arasından bir parça kağıt düşmüştü. Elime aldığımda Can'ın telefon numarasını yazdığı kağıt olduğunu gördüm. Aklımda yanan şimşekler Ezgi'nin çoğunlukla dediği gibi kafamın sadece derslere çalışmadığını gösteriyordu. Can fizik okuyordu ve eğer çözmeyi kabul ederse sorumu ona sorabilirdim.

Telefonumu alıp daha önceden kaydettiğim numaraya yazdım.

Alkım: Can selam

Alkım: Ben Alkım, numarını kitabın arasına koymuşsun

Alkım: Eğer müsaitsen bir şey sorabilir miyim?

23 dakika sonra

Kitapçı: Tabii

Kitapçı: Ne soracaksın?

Alkım: Fizik

Alkım: Bir soruyu yapamadım, video çözümü de yok

Alkım: Yani aslında pdf çözümü ama fizik bu, anlayamıyorum

Alkım: Hocamız da soru atmamızı istemiyor, gelin gösterin diyor

Alkım: Benim de aklıma sen geldin

Kitapçı: Tamam

Kitapçı: Bunları yazana kadar soruyu atsaydın ya

Alkım: Doğru

Alkım: *fotoğraf*

Alkım: Soruya hiç uğraşmadım çünkü direkt ne demek istediğini anlamadım

Kitapçı: Aslında soru basit

Kitapçı: Sen konuyu tam oturtamamış olabilir misin?

Alkım: Yani, biraz

Alkım: O hafta yoktum videolardan da fizik anlayamıyorum

Kitapçı: Bekle biraz, ben sana açıklayarak yazıp atacağım

Alkım: Bekliyorum

Kitapçı: *fotoğraf*

Kitapçı: Kullanacağın formül vs de orada yazıyor, anlarsın zaten

Kitapçı: Anlamazsan da ses kaydıyla anlatabilirim

Alkım: Anlarım bence buradan

Kitapçı: Tamam o zaman

6 dakika sonra

Alkım: Seni biraz fazla meşgul etmiş olacağım ama ben yine anlamadım

Kitapçı: Sıkıntı yok

Kitapçı: Bana da konu tekrarı gibi oluyor zaten

Alkım: Lise konuları mı?

Kitapçı: Çok sorgulama

Kitapçı: Bekle iki dakika da ses kaydıyla anlatayım

Alkım: Tmm

Kitapçı: *ses kaydı*

Kitapçı: Yine anlamazsan artık konuyu baştan anlatmam gerekecek

Alkım: Çok sağ ol

Alkım: Anlayabildim sonunda

Kitapçı: Ne demek

Kitapçı: Başka sorun falan olursa yazabilirsin

Kitapçı: Hatta istersen bir ara seni çalıştırabilirim de

Alkım: Şimdilik ona gerek yok ama sanırım sorular konusunda biraz yardım alacağım

Kitapçı: Dediğim gibi, ne zaman istersen

Alkım: Teşekkür ederim tekrardan

Alkım: Görüşürüz

Kitapçı: Görüşürüz

Can'ın attığı çözüm ve çözümünü anlattığı ses kaydı sayesinde uzun zaman sonra gerçekten anlayarak fizik sorusu çözebilmiştim. Genelde sadece formül üzerinden çözer veya 'bu böyledir' diyerek geçiştirdim ama bu sefer gerçekten anlamıştım. Can'ın acilen fizik öğretmeni olması gereken konular vardı.

Bu zaten bugün çözeceğim son fizik testi olduğu için kitabı kapatıp bir buçuk saatlik çalışmama yarım saatlik bir mola vermek üzere ayağa kalktım. Salına, annemlerin yanına gidecektim bu sürede. Zaten bu süreçte özellikle de babam beni hiç göremediklerinden yakınıyordu, bu yüzden ben de molalarımı onlarla geçirmeye çalışıyordum.

"Ben geldim," dedim son heceyi uzatarak salondan içeri girdiğimde. İçeride annem bilgisayarıyla uğraşıyor, babam ise televizyon izliyordu. Sesimi duyduklarında ikisi de bana dönmüştü.

Dün eve geldiğimde oluşan gerginlik babamın bugün müdürle konuşmaya gitmesiyle dinmişti. Müdür babama diğer velilerle ve öğrencilerle konuştuktan sonra onlara disiplin cezası vereceğini ve sınıfımı değiştirebileceğini söylemişti. Annem her ne kadar nakil aldırmam taraftarı olsa da son bir senem kalmışken, hele de dönemin ortalarına gelmişken uğraşmak istemiyordum bununla. Burada en azından birkaç kişilik olsa da arkadaşlarım vardı.

“Hoş geldin,” dedi babam gözlerini televizyondan ayırıp bana çevirerek. “Gel böyle.” Koltukta bir miktar yana kayıp kendince bana yer açtı. Çağrısını cevapsız bırakmayarak yanına geçtiğimde kolunu omzuma atarak beni kendine çekti.

“Bak siz sürekli baba-kız beni dışlıyorsunuz, olmuyor böyle.” Annemin konuşmasıyla ikimiz de oraya döndük. Kafasını bilgisayardan kaldırmış, söylediğinin aksine yumuşak bakışlarıyla bize bakıyordu.

“Sen de gel balım,” dedi babam hemen. “Ben kimseyi dışlamıyorum.”

“Şaka yapıyorum,” diyerek zaten bildiğimiz bir gerçeği dile getirdi annem. “Ben sizden acısını çıkartırım zaten bunun.” Annemin acısını çıkartmak derken bahsettiği şey kaç yaşıma gelirsem geleyim devam edeceğini düşündüğüm mıncırarak sevmekti. Hatta bunu sadece bana değil, babama da yapıyordu. Onların kırk yaşını devirmelerine rağmen hâlâ taze çiftler gibi olmaları da benim bir yandan içimi eritiyor bir yandan da asla onlar gibi bir aşk yaşayamayacağımı düşündürtüyordu bana.

Babamın saçlarımın arasından öpmesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. “E, ne yapıyordun bakalım?”

“Fizik,” dedim ne kadar sevmediğimi belli eden bir sesle. “Kafam almayınca da mola verip sizin yanınıza gelmeye karar verdim.”

“Senin için çok zor geliyor, değil mi?” diye konuşmaya dahil oldu annem.

“Fiziğin kolay olduğu çok az insan biliyorum zaten,” diye yanıtladım onu.

“Kimmiş onlar?”

“Albert Einstein mesela.”

Babam sorusuna verdiğim cevaba gülerken ben de televizyon ekranındaki filme baktım bir anlığına. Pek benim tarzım olan bir şey değildi ama babamın ilgisini çektiğine göre güzel olmalıydı.

“Bence o kadar da zor değil, sadece sen önyargıyla yaklaştığın için sana zor geliyor.”

Tamam, babamın dediği mantıklı olabilirdi ama bana fiziği sevdirecek veya kolaylaştıracak hiçbir etken yoktu ortada.

Ben bir şey demeyip sadece omuz silksem de ona annem cevap verdi. “Sen sayısalcısın hayatım, o yüzden sana öyle geliyor.”

“Alkım da sayısalcı ama o benimle aynı şekilde düşünmüyor.”

“Ben sırf diş okumak için sayısaldayım, fizik benim neyime ki?” Bu özellikle de son zamanlarda çokça kendime sorduğum bir soruydu ama tek cevabı da eğitim sistemimizin saçmalığıydı.

“Bizim yapabileceğimiz bir şey yok buna. Tabii sen fiziği sevmeyi deneyebilirsin.”

Konunun iyice uzamasıyla oflayıp oturduğum yerde çöktüm. “Biraz daha fizikten konuşmaya devam edersek ben odama döneceğim,” diye homurdandım huysuzca.

“Tamam, otur.” Babam omzumdaki kolunu sıkılaştırıp beni olduğum yere hapsetti. “Molan ne kadar?”

Bu soruyla duvar saatini kontrol ettim. “Saat başında dersin başına dönsem iyi olur.”

“O zamana kadar bizimle film izlemeye ne dersin?”

Filmi izlemekten çok kafamın içinde dönen düşüncelerle vakit geçireceğimi bile bile “Olur,” dedim. Onlarla sadece aynı ortamda bulunmak bile iyi geliyordu bana.

***

“Alkım, şu soruya bir baksana.”

Yan tarafımdan fısıldayarak bana seslenen Ezgi'ye ne çözdüğünü bildiğim için ezberden bir cevap verdim. “Fizik soracağın son kişi benim, Ezgi.”

“Ya hu bi’ bak, belki işlem hatamı falan bulursun. Şu an başka kime sorayım?”

Oflayarak başımı çözdüğüm biyoloji testinden kaldırıp soruya baktım. Dün ders çalışırken Can'a attığım soruydu.

“Şanslısın, çözdüğüm soruya denk geldin.” Kitabı önüme çekip dün Can'ın bana anlattığı gibi çözmeye başladım. İşim bittiğindeyse kitabı geri onun önüne itekledim. “Buyur.”

“Sağ ol,” dedi Ezgi çözümü incelediği için düşünceli çıkan sesiyle. Onun kendi işine döndüğünü görünce ben de öyle yapacaktım ama yine beni rahat bırakmamıştı. “Hani sen çözemiyordun ya? Hoca böyle anlaşılır çözmüyor soruyu.”

“Bizim de kendimize göre bağlantılarımız var canım.”

Ezgi kaşlarını kaldırarak şüpheyle baktı bana. “Bağlantın kim acaba?”

Üzerimizde beni fazlaca geren bakışlar hissettiğimde başımı o tarafa, öğretmen masasına çevirdim. Tahminimce konuşmamız dikkatini çektiği için hoca bu tarafa pek de güzel olmayan şekilde bakıyordu.

“Hoca bakıyor,” dedim sessizce. Önüme dönüp kendi testimle ilgilenmeye başladım hemen sonra.

Varla yok arasında zar zor “Teneffüste anlatıyorsun,” dediğini duydum Ezgi'nin.

Teneffüse kadar zor dayanacaktı, biliyordum. Ona anlatmadığım en ufak şeyi bile çok önemli ve hemen anlatılması gerekiyor gibi görürdü. Ben de bundan rahatsız değildim, hayatımdakileri paylaşacak, güveneceğim birinin varlığı güzeldi.

Teneffüs zili çalar çalmaz Ezgi beni kolumdan tuttuğu gibi sınıftan çıkartmıştı. Sınıftakilerin yanında kendimi rahat hissedemediğimi biliyordu. Zaten bu sınıfta muhtemelen son günümdü. Yangın merdivenine geldiğimizde Ezgi kapıyı kapatıp beni köşeye sıkıştırdı. “Anlat.”

“Önce ırzıma geçmeyeceğinden emin olmam lazım.” Zira şu an hiç de yanlış anlaşılmayacak bir konumda değildik. Sırtımı duvara yapıştımıştı ve kendisi de tepemde dikiliyordu.

Bunu dememle Ezgi bir adım geri çekildi. “Bence sen anlatmamak için bahane arıyorsun.”

“Bunu neden bu kadar merak ettin onu anlamıyorum ben.”

“Çünkü senin kitapçıyla alakalı olduğunu biliyorum ve merak ediyorum.”

Kaşlarım çatıldı. Ne ara Can'ın fizik okuduğunu söylemiştim ki? “Ben sana onu ne ara anlattım?”

“Grupta konuştuk ya salak.” Alnıma hafif bir fiske vurdu. “Aklın derslerden başka şeye çalışsa şaşıracağım.”

“Gayet de çalışıyor aklım, sadece son zamanlarda biraz fazla meşgul.”

Ezgi artık anlatmadığım için sıkılmış olacak ki ofladı. “Anlatman için yalvarmam mı gerekiyor ya? Anlat çabuk.”

“Tamam,” dedim ellerimi teslim olurcasına iki yana açarak. “Numarasını kitabın arasına koymuştu, ben de çözüm konusunda yardım almak için mesaj attım. Daha sonra da başka zaman da yardım edebileceğini söyledi.”

Ezgi'nin yüzündeki o gülüş çok netti. Beni Can'la yakıştırmıştı ve bunu da sürekli dile getirmekten geri durmayacaktı. “Siz olursunuz,” dedi kafasında muhakeme yaptığını anladığım bir sessizlikten sonra.

“Saçmalama, Ezgi.” dedim göz devirerek. “Kendi kendine gelin güvey oluyorsun.”

“Kendi kendime gelin güvey olmuyorum, sadece senden daha öngörüşlüyüm şekerim.” Yanağımdan makas alıp kapıya yöneldi. “Hadi, gidelim.”

O önden ben de arkadan sınıfa doğru ilerlerken ne yapacağımı düşünüyordum. Konunun Can'la pek bir alakası yoktu ama konu fizik olduğu için ondan ders almayı göz önünde bulundurabilirdim. Hatta mantıklı bile olurdu ama özellikle de Ezgi'ye fazladan malzeme vermiş olacaktım. Zümra'yla ikisi zaten beni biriyle yapmak için fırsat kolluyorlardı, bir de bu olursa sanırım dillerinden kurtulamazdım.

Dersimiz en sevdiğim (!) ders olan fizikti. Kara kara nasıl katlanacağımı, daha da önemlisi nasıl anlayacağımı düşünerek Ezgi'nin arkasından sınıfa girdim ve sırama oturdum. İşkence gibi geçecek doksan dakika beni bekliyordu.

🎡

Bu bölüm diğerlerlerine göre çok kısa oldu, sonraki bölümde telafi ederiz ama...

Ben Alkım'ın ailesiyle olan sahnelerini çok seviyorum ve bu yüzden birazcık çok yazmış olabilirim, umarım size de çok fazla gelmez. Ayrıca çok olmasa da bu bölümdeki gibi texting kısımlarımız da olacak.

Yorumlarınızı ve oylarınızı eksik etmeyin lütfen, şu garibanın da bi yüzü gülsün...

Sonraki bölüme kadar kendinize çok iyi bakın 💚