8. bölüm · Gizli Yankı

Gizli Yankı 7. Bölüm

Elaa Elaa

"Bölüme başlamadan önce oy ve yorum yaparsanız çok sevinirim. Umarım bu bölümü beğenirsiniz ❤️ 🥰"
“Sen ise benim için hiçbir anlam ifade etmeyen bir zorunluluksun.” Alaz, Lavin’in bu cesur ama bir o kadar da zehirli sözleri karşısında dudaklarını birbirine bastırdı. Odanın içindeki hava artık nefes alınamaz bir hale gelmişti. Lavin odanın diğer ucundaki koltuğa yürürken Alaz’ın o siyah gözlerinin sırtına birer ok gibi saplandığını hissediyordu. Lavin’in yüzündeki her bir noktayı santim santim inceledi. Sabrı mı taşmıştı yoksa bu cüret hoşuna mı gitmişti, belli değildi. Sessizce koltuğun kenarındaki siyah tişörtünü alıp üzerine geçirdi; o ürkütücü dövmeler kumaşın altında kaybolurken, odadaki o boğucu erkeksi aura biraz olsun dağılır gibi oldu. Alaz, yatağa doğru ağır adımlarla yürüyüp kenarına oturdu. Bakışlarını tekrar odanın en uzak köşesinde dikilen Lavin’e çevirdi.“Uyumayacak mısın? Yorulmuşsundur diye düşünmüştüm” diye sordu. Lavin kollarını göğsünde kavuşturup çenesini yukarı kaldırdı. “Yatabileceğim bir yatağım yok farkındaysan” Her bir kelimeyi iğne gibi fırlatmıştı Alaz’ın üzerine. Yüzündeki ciddiyet hala aynı duruyordu. Bu oda anlamadığı bir şekilde ağırlık yüklüyordu üzerine. Nefesi daralıyor, her an bayılacak gibi oluyordu. Alaz gibi bir adamla aynı havayı solumak iyi gelmemişti ona. Ama alışması gerekiyordu, bunu kendisi de biliyordu. Bir an önce güneşin doğmasını ve bu cehennemden çıkmak istiyordu. İlk defa gecenin kısa sürmesini istemişti. O karanlığa alışıktı, sessizlik ve zifiri karanlık iyi geliyordu ona. Şimdi ise karanlık işlevini yitirmişti, bir an önce gün doğmalıydı. Alaz başını hafifçe yana eğdi. Gözlerinde alaycı bir parıltı belirdi. Bakışlarıyla odanın tam ortasında duran , ipek çarşaflı yatağı işaret etti.“Bu ne o zaman?” dedi düz bir sesle. Lavin sinirle bir adım öne çıktı.“Gerçekten seninle aynı yatakta yatacağımı mı düşünüyorsun Alaz? Zorla evlendiğin bir kadınla aynı yatakta yatmayı düşünecek kadar mı düştün, bu kadar mı acizsiz? Ben o yatağa adımımı bile atmam, senin nefesinin değdiği hiçbir yerde huzurla uyumam ben. Seninle aynı odada kalmaya bile tahammülüm yok”Alaz yastıklardan birini düzeltirken hafifçe gülümsedi. “Acizlik mi?” diye mırıldandı. “Kendi karısıyla aynı yatakta yatmayı istemek acizlik sanıyorsan, dünyayı çok yanlış tanımışsın. Ama merak etme, seni bu yatağa sürüyerek getirecek değilim” dediğinde Lavin ters bakışlarla ona bakmaya devam ediyordu. Daha sonra Alaz devam etti.“Uykunda kucaklayarak getiririm” dediğinde çoktan yatağa uzanmış ve sırtını dönmüştü. Lavin duyduğu son cümleyle beynine kan sıçramıştı. Nasıl bu kadar ukala olabiliyordu ki?“Sakın!” diye bağırdı, işaret parmağını ona doğru sallayarak. “Sakın bana dokunmaya kalkma. Uykumda bile olsa o sınırları aşarsan seni mahvederim.” Alaz yorganı üzerine çekip gözlerini kapattı ama o alaycı gülümseme hala yüzündeydi.“O zaman uyanık kalmaya çalış Lavin Tunay. Çünkü ben uykumda pek söz dinlemem.” Lavin koltuğun üzerinde büzülüp otururken gözlerini Alaz’dan ayıramıyordu. Bir yandan bedenini ele geçirmeye başlayan o ağır yorgunluk, diğer yandan da Alaz’ın o küstah tehdidi. Odanın ışığı sönüp sadece ay ışığı içeriye sızdığında, Lavin bu gece uykunun kendisine haram olduğunu anlamıştı. “Asla o yatağa girmeyeceğim” dedi kendi kendine. Ancak dakikalar saatleri kovaladıkça koltuğun sertliği kemiklerine batmaya, göz kapakları ise tonlarca ağırlıktaki balyozlar gibi inmeye başladı. Alaz’ın o düzenli nefes sesleri sanki onu uykuya çağıran bir ninni gibiydi. Lavin’in başı hafifçe yana düştü, sonra irkilerek doğruldu. Bir kez daha, bir kez daha… En sonunda pes etmişti. Hem zaten Alaz da uyumuştu. Ne ara uyanıp onu o yatağa götürecekti ki? Zaten daha fazla da dayanamayacağını biliyordu. Vücuduna direnmeyi bırakıp gözlerini kapattı.Lavin’in zihni, derin ve rüyasız bir uykunun ardından ağır ağır yüzeye çıktı. İlk hissettiği şey, boynunun sol tarafındaki keskin sızı ve bacaklarındaki uyuşmaydı. Parmak uçları, alışık olduğu ipek çarşaflar yerine sert ve soğuk deri yüzeye sürtündü. Kaşları istemsizce çatıldı; burnuna dolan yabancı parfüm kokusu ile gözlerini araladı. Karşısında devsasa pencerelerden süzülen solgun sabah ışığını gördü. Bakışları aşağıya kaydı. Doğrulmaya çalışırken eklemlerinden gelen o ufak çatırtı, hafızasını da beraberinde getirdi. Dün gece… En son koltuğun ucunda oturduğunu ve Alaz’ın “Seni yatağa taşırım” dediğini hatırlıyordu.“Uyandın mı, minik serçe?”Lavin, sesin geldiği yöne hızla döndü. Alaz geniş yatağının üzerinde, sırtını başlığa dayamış, elinde bir tabletle son derece rahat bir tavırla oturuyordu. Üzerinde siyah tişörtü vardı ve saçları darmadağındı. Lavin’in koltuktaki perişan halini süzerek dudaklarının kenarıyla sırıttı.“Seni yatağa taşırım demiştim ama vazgeçtim. O koltuk, senin dik başlı duruşuna daha çok yakıştı. Gece boyu bir kez bile kıpırdamadın; gerçekten de kafese alışık bir halin var” Lavin nerede olduğunu hatırladığında eklemlerindeki sızıya rağmen başını dikleştirdi ve Alaz’ın o küstah, alaycı bakışlarının tam ortasına kendi nefretini yerleştirdi. Üzerindeki battaniyeyi kenara itip ayağa kalktı. “Ne yani” dedi sesi odanın soğuk havasında yankılanarak. “Sana teşekkür etmemi falan mı bekliyorsun?”“Teşekkür etmeni beklemiyorum, sadece sana olan nezaketimi söylüyorum.”. Tableti masaya bıraktığında çıkan tok ses, patlama etkisi gibiydi o an. Alaz da yavaşça ayaklandı ve ağır adımlarla Lavin’in tam karşısında durdu. “Nezaketin batsın, gösterdiğin nezakete bak”. Yüzünde acı bir tebessüm belirdi. Başını iki yana sallayıp Alaz’dan bir adım uzaklaştı. “Ayrıca bana bir daha minik serçe dersen…”“Ne olur?” Alaz sanki bu tepkiyi bekliyormuş gibiydi. Dudaklarındaki kıvrılma daha da yoğunlaşmıştı. Gözlerindeki karanlık Lavin’in omuzlarına ağırlık yüklüyor gibiydi.“Pişman ederim”“Beni tehdit mi ediyorsun, serçe” Son kelimeyi bilerek vurgulayarak söylemişti. Yüzündeki alaycı tebessüm dağıldı, yerini tekrar o sert ve tehlikeli bakışlar aldı. O an zaman durmuş gibiydi. “Senin o…” dedi Lavin, sesi hiddetten titreyerek. “Senin o serçeni de, lakabını da, bu evi de…” Tam ağzından o geri dönüşü olmayan, zehir zemberek kelime çıkacakken duraksadı. Kelimeler boğazına dizildi; söyleyeceği hiçbir şeyin bu adamın sarsılmaz kibrine yetmeyeceğini hissetti. Dudakları bir saniye daha titredi, sonra bir anda sustu. Söylemekten vazgeçtiği o ağır cümlenin boşluğu, odadaki havayı daha da ağırlaştırdı Lavin sadece nefret dolu bir bakış fırlatarak geri çekildi. Alaz ise bu ani sessizliği fark edince kaşlarını hafifçe kaldırdı. Yüzündeki o sinir bozucu, meydan okuyan ifade daha da derinleşti. Bir adım daha atıp Lavin’in üzerine yürüdü.“Eee?” Sesi buz gibi bir kışkırtmayla sordu Alaz. “Devam etsene… Yarıda bıraktın. Neyimi, neyini?” Lavin tek bir kelime bile etmeden yatağın üzerindeki kıyafetlerine uzandı. Hırsla elbiselerini kavradı, omuzlarını dikleştirdi ve sanki odada Alaz yokmuş gibi, bir gölge kadar sessiz ama fırtına kadar öfkeli adımlarla banyoya doğru yöneldi. Alaz arkasından “Kaçıyor musun serçe?” diye seslense de durmadı. Banyoya girer girmez kapıyı arkasından sertçe kilitledi. Kalbi, az önceki öfkenin ritmiyle hala göğüs kafesini dövüyordu. Dışarıdan Alaz’ın alaycı ,genizden gelen gülüşü ve ardından dolap kapaklarının açılma sesi duyuldu. Derin bir nefes alıp elindeki kıyafetlerini üzerine geçirdi. Daha sonra aynadaki yansımasına baktığında gözlerinin altındaki hafif yorgunluk izlerine rağmen sönmeyen o “Asil” ateşini gördü. Üzerindeki şık kıyafetini düzeltirken parmakları titriyordu.“Oyunun kurallarını ben yazacağım"
"Bu bölüm bu kadardı umarım beğenmişsinizdir. Sonraki bölümde görüşürüz ❤️ "