3. bölüm · Gizli Yankı
Gizli Yankı: 2. Bölüm
( Bölüme başlamadan önce oy ve yorum yaparsanız çok sevinirim. Şimdiden hepinize teşekkür ediyorum 🤍🥰)
“İmparatorluklar yıkılabilir ama ben asla senin esirin olmayacağım. O masayı senin başına yıkmaya geliyorum!” Telefonu kapatıp, deri koltuğa çöktü. Kalbi ilk defa çaresizlikle çarpıyordu. Alaz’ın sesi, bu kağıtlar, her şeyin bittiğinin kanıtıydı. Parmak uçlarındaki karıncalanmayı durduramıyordu. Masanın üzerindeki o kağıda, bilmeden attığı o imzaya baktı. Bir insan kendi el yazısıyla nasıl bu kadar yabancılaşabilirdi ki? Telefonunun sesi boş odada yankılanırken akranda yazan isim ile boğazına sert bir yumru oturdu. Eflin…
“Lavin , neredesin sen? “ Dedi Eflin. Sesi her zamanki gibi canlı ve sabırsızdı. Lavin gözlerini kapattı. Gözyaşları kirpiklerinin arasından süzülüp yanaklarına doğru ilerlerken, sesi boğazında bir düğüm gibi asıldı. “Eflin…” diyebildi sadece. Sesi o kadar cılız ve kırıktı ki, kendi bile tanıyamadı. Hattın diğer ucunda Eflin’in neşesi bir anda bıçak gibi kesildi. “Lavin? Ne oldu? Sesin neden böyle geliyor? Bir şey mi oldu, bir şey mi yaptılar?”
“Bitti Eflin” dedi Lavin, hıçkırıklarını bastırmaya çalışarak. “Her şey bitti. Hayatım… her şey elimden kayıp gitti.”
“Ne demek bitti? Ne saçmalıyorsun sen? Hemen yanına geliyorum, bekle beni!” Eflin’in sesindeki o panik ve koruma içgüdüsü Lavin’in canını daha da çok yakmıştı. “Gelemezsin, gelme” dedi bakışlarını o uğursuz sözleşmeye dikerek. “Babam, beni satmış Eflin. Alaz Tunay ile evlilik sözleşmesi imzalatmış bana. Ama ben o kadar aptalım ki imzaladığım evrağın evlilik sözleşmesi olduğunu bile anlayamamışım.” Hattın ucunda dehşet dolu bir sessizlik oldu. Eflin’in o an nefesinin kesildiğini hissedebiliyordu.
“Alaz mı? O adamla mı? Lavin, hayır… Baban sana böyle bir şey yapmaz”
“Yaptı bile” diye fısıldadı. “Her şey mühürlenmiş Eflin. Kaçacak yerim yok, itiraz edecek gücüm kalmadı. B-ben ne yapacağımı bilmiyorum. Hayatımda ilk defa nefes alamıyorum. Duvarlar üzerime yıkılıyor sanki” Hıçkırıkları artık serbest kalmıştı. “Yarın o masaya oturmamı, o adama ait olmamı bekliyorlar. Ben ne yapacağım? ” Eflin’in sesi bu kez daha ciddi ve acı dolu çıktı:
“Lavin, bir yolunu bulacağız. Lütfen böyle konuşma”
“Yol yok Eflin. Bu kez çıkış yok” dedi Lavin, telefonu kulağından yavaşça uzaklaştırırken. “Özgürlüğüm, ismim, geleceğim… Hepsi o mürekkebin içinde boğuldu.” Telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktı ve yüzünü ellerine gömerek sessizce ağlamaya başladı. Lavin Asil Yankı’nın tüm gücü ve asaleti, babasının attırdığı o imzayla eriyip gitmişti. Tam o sırada kapı aniden, gümleyerek açıldı. Lavin irkilerek başını kaldırdı; gözleri kan çanağına dönmüş, saçları dağılmıştı. Gelenin babası ya da korumaları olduğunu sanıyordu ama karşısında dikilen devasa silueti gördüğünde nefesi kesildi. Sancar Karaer…
Yankı ve Tunay ailelerinin ortak nefretini kazanmış, en tekinsiz ve karanlık isim. Sancar, üzerinde pahalı ama salaş duran siyah ceketiyle kapı pervazına yaslanmış, elindeki gümüş çakmakla oynuyordu. Siyah saçları hafif dağınıktı. Yüzündeki o alaycı, küstah gülümseme Lavin’in damarlarıdaki kanı bir anda ateşe verdi.
“Sen hangi yüzle buraya geldin?” diye bağırdı Lavin koltuktan fırlayarak. “Defol git buradan! Senin leş kokunu çekecek halim yok, defoll!” Sancar hiç istifini bozmadan içeri girdi, masanın üzerindeki o ıslak sözleşmeye bir bakış attı. “Vah vah… Senin gibi bir kadın, sıradan kağıt parçasının üzerinde eriyip gidiyor demek. Ama aşkolsun, insan beni de davet eder.”
“Sana ne ulan, sana ne!” Lavin, masanın üzerindeki birkaç dosyayı kavrayıp Sancar’a doğru fırlattı. “Senin o kirli ağzına adımı almana izin vermeyeceğim! Cehennem ol git, yoksa seni kendi ellerimle boğarım!” Lavin, kontrolünü tamamen kaybetmişti. Ağzından dökülen küfürler ofisin duvarlarında yankılanıyordu. “Babamın uşağı mısın, Alaz’ın köpeği mi? Ne arıyorsun burada?” Sancar masanın tam önünde durdu. Gülümsemesi kayboldu, yerini buz gibi bir ciddiyet aldı. “Kimsenin uşağı değilim, sen de biliyorsun. Buraya seni bu bok çukurundan kurtarmak için geldim”
Lavin kahkaha attı ama bu sinir bozucu bir kahkahaydı. “Sen mi? Sen beni kurtaramazsın.”
“Bak, o imzanın kaçışı yok. Yarın o masaya oturacaksın, o yüzüğü takacaksın. Alaz Tunay seni kendi kalesine, o mahremine sokacak” Lavin nefretle ona bakarken Sancar asıl teklifini fısıldadı:
“Oraya benim gözüm ve kulağım olarak gir. Alaz’ın her adımını, her gizli sevkiyatını , her karanlık bağlantısını bana ilet. O herifin dokunulmaz sanılan imparatorluğunu beraber içeriden çürütelim. O bittiğinde, sözleşme de yanıp kül olacak. Ve seni o canavarın elinden ben çekip alacağım. Özgürlüğünü sana ben vereceğim Lavin” Lavin, elleri masaya dayalı, Sancar’ın gözlerinin içine baktı. Öfkesi hala oradaydı ama zihninin bir köşesinde küçük, karanlık bir umut ışığı yanmıştı. Bir yandan babasının ihaneti ve Alaz’ın esareti, diğer yanda yapılacak olan bu kanlı pazarlık…
“Neden?” diye sordu Lavin, sesi bu kez daha kısık ama bir o kadar da zehirliydi. “Bunu neden yapasın?” Sancar kapıya doğru yöneldi ve omzunun üzerinden son bir kez baktı. “Çünkü Alaz Tunay’ın yok oluşunu en ön sıradan izlemek istiyorum. Ve bunu senin ellerinle yapmak, zevki iki katına çıkaracak” Sancar, dudaklarındaki o zehirli gülümsemeyle kapıya yönelip eşikten çıkacakken karşısındaki karanlık silüeti görünce sendeledi. Odanın havası bir anda ağırlaştı; sanki tüm oksijen çekilmiş yerini metalik bir soğukluğa bırakmıştı. Karşısında Alaz Tunay dikiliyordu. Siyahı hafif dalgalı saçları düzensiz bir asaletle alnına düşmüş, her bir teli o karanlık çehresini daha da belirginleştirmişti. Kazağına rağmen, boynuna kadar uzanan dövmeleri yine de kendini belli ediyordu. Alaz hiçbir şey söylemeden sadece duruyordu ama varlığı koridoru daraltmaya yetiyordu. Başını hafifçe eğdiğinde, alnına dökülen saçlarının arasından siyah rengindeki gözleri çaktı. O gözler, ilk kez bu kadar yakından gördüğü Lavin’in üzerine değil, Sancar’a pençe gibi saplanmıştı. Lavin, karşısındaki çekici adamın kim olduğunu bilmiyordu.
Sancar, Alaz’ın o boğucu varlığına karşılık geri adım atmadı; aksine yüzündeki alaycı ifadeyi daha da derinleştirdi. “Alaz..” Dedi Sancar, sesinde gizli bir meydan okumayla. “Tam zamanında geldin. Müstakbel gelinin pek dertliydi, teselli etmek bana düştü” Alaz’ın kehribar gözleri bir anlığına kısıldı. İçindeki o altın rengi parıltı yerini zifiri bir öfkeye bıraktı. Hiçbir kelime etmedi. Sadece Sancar’ın gözlerinin içine öyle bir baktı ki, aralarındaki gerilip odadaki havayı cızırdatmaya yetti. Sancar, Alaz’ın omzuna bilerek sertçe çarpıp yanından geçerken sırıttı. “Düğünde görüşürüz, damat bey”
( Bu bölüm bu kadardı. Sormak istediğiniz soruları yorumlarda yazabilirsiniz. İyi okumalar❤️🤍)
