7. bölüm · Gizli Yankı

Gizli Yankı 6. Bölüm

Elaa Elaa

(Bölüme başlamadan önce oy ve yorum yaparsanız çok sevinirim. Umarım bölümü beğenirsiniz. Hepimize keyifli okumalar🌸☺️)

“Artık sadece soyadımı değil, karanlığımı da taşıyorsun Lavin Tunay” dedi son kelimenin üzerine basa basa. Lavin’in kanı çekildi damarlarından. Soyadı kulaklarını bir pranga gibi çakılıyordu. Bitmişti; gücü, hayatı, her şeyi o kelimeyle tükenmişti. Tek bir imzayla, tek bir kelimeyle de yıkılabiliyormuş insan. Lavin bunu iliklerine kadar hissetmişti. Ruhen ölmek tam olarak buymuş, insan hala yaşıyor ama içinde hiçbir duygu barındırmıyormuş. Bağırıp çığırmak istiyor ama susuyormuş…

Alaz, karısının belini sahiplenici bir tavırla kavradı. “Oyun bitti baba” diye geçirdi Lavin içinden. “Ama benim savaşım yeni başlıyor”Gecenin ilerleyen saatlerinde, malikanenin o ağır sütunlu salonuna çöken uğultu yavaş yavaş çekilmeye başladı. Konuklar, yavaş yavaş dağılıyordu. Dışarıda bekleyen zırhlı araçların kapı kapanma sesleri, geceye atılan metalik imza gibi yankılanıyordu. Lavin için her giden misafir, arkasındaki dünyadan kopan bir parça demekti. Salonda sadece aileler kalmıştı. Alaz’ın babası evin köşesinde, sanki pusuya yatmış gibi sessizce onları izliyordu. Feridun, görevini tamamlamış memur edasıyla ceketini ilikleyip Alaz’ın yanına geldi. Yüzündeki o sinsi, kurtulmuş olmanın verdiği hafiflik vardı.

“Her şey yoluna girecek kızım” diye fısıldadı Feridun kızına sarılarak. Lavin ise kollarının arasında ölü gibiydi. Kıpırdamıyor hatta nefes aldığı dahi hissedilmiyordu. Lavin cevap vermedi babasına. Bakışlarını, salonun diğer köşesinde olanları izleyen Poyraz’a dikti. Poyraz ablasına öyle bir bakıyordu ki; o bakışta hem büyük bir sırrın ağırlığı hem de yaklaşan fırtınanın haberi vardı.Nevin, gözyaşlarını saklamaya çalışarak sarıldı kızına. Kokusu, Lavin’in çocukluğunu, o güvenli günleri hatırlattı ama şimdi o koku bile yabancı geliyordu. Misafirlerin dağılmasıyla malikane, ürkütücü bir sessizliğe büründü. Hizmetçiler yerdeki konfetileri ve boş kadehleri toparlarken Lavin göz ucuyla Alaz’a baktı. Salonun loş ışığı, yüzündeki keskin hatları daha da belirginleştiriyordu. Feridun ve Poyraz da kapıya yöneldiğinde, Lavin bir an için arkalarından koşmak, bu evden, bu cehennemden kurtulmak istedi. O sadece kendi cehenneminde yaşamaya alışıktı. Başkasının, özellikle de Alaz gibi bir adamın cehenneminde kalmak ona göre değildi. O tamamen kendi kurallarına uyan, özgürlüğüne düşkün bir kadındı ve Alaz’ın onun elinden bunları alacağını düşünüyordu. Düşünmüyordu, emindi. Alaz hakkında birçok bilgiye sahipti. Onun nasıl bir adam olduğunu az çok kafasında kurgulamıştı.

Poyraz kapının eşiğinde duraksadı. Dönüp ablasına baktığında, içinde biriken o devasa sırrı haykırmak ister gibiydi. Ama biliyordu ki ablasının bu sırrı öğrenmesi hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. Hatta ablasının başına daha büyük işler açacaktı ama dayanamıyordu işte. Bu sır ona oldukça ağır gelmişti; ablasının hayatı söz konusuydu sonuçta. Babasının gölgesinden bir anlığına sıyrılıp, sadece Lavin’in görebileceği bir şekilde elini yumruk yaptı ve işaret parmağıyla havada görünmez bir “G” harfi çizer gibi oldu. Lavin’in kaşları çatıldı, bu harekete anlam veremedi. Poyraz babasının sesiyle arkasına bile bakmadan karanlığa karıştı. Kapı, Yankı ailesinin ardından gürültüyle kapandı. Koca malikanede şimdi sadece Tunaylar ve onların boğucu gölgesi kalmıştı.

Lavin, bedeni buz kesmiş olsa da başını o her zamanki mağrur tavrıyla dikleştirdi. Alaz’ın gözlerinin içine, o karanlık derinliklere nefretini kusarcasına baktı. “Odam nerede?”. Sesi, salonda bir kamçı gibi şakladı. Alaz hiç istifini bozmadı. Dudaklarında o ne anlama geldiği çözülemeyen karanlık tebessüm peydah oldu. Bakışlarıyla yukarıdaki geniş, oymalı merdivenleri işaret etti. “Üst kat, sağdaki son kapı” dedi Alaz pürüzsüz bir tondaki sesiyle. Lavin, gelinliğinin metrelerce uzunluktaki kuyruğunu sert bir hamleyle arkasından sürükleyerek merdivenlere yöneldi. Her basamakta, ayaklarına bağlanan o görünmez zincirlerin sesini duyuyor gibiydi. Odaya girdiğinde kapıyı arkasından sertçe kapattı ve sırtını ahşap yüzeye yasladı. Boğazında bir yumru, göğsünde ise patlamaya hazır bir yanardağ vardı. Gözleri doldu, görüşü bulanıklaştı ama hayır, ağlamayacaktı. Yeterince ağlamıştı, yeterince göz yaşı dökmüştü zaten. Kendine verdiği yemini bozmayacak, bu evin duvarlarına bir damla göz yaşı bağışlamayacaktı. Elleriyle yüzünü sıvazladı; o porselen makyajın altındaki yorgun ama güçlü kadını, gerçek Lavin’I, o asil yankıyı bulmaya çalıştı. Aradan ne kadar geçti bilmiyordu; kapının kulpu yavaşça aşağı indi. Alaz çeketini çıkarmış, gömleklerinin kollarını dirseklerine kadar katlamış bir halde içeri girdi. Lavin yatağın kenarına tünemişken fırlayarak ayağa kalktı.

“Ne yapıyorsun sen ya. Sana kapı çalma nezaketini öğretmediler mi? Ne istiyorsun yine?” diye çıkıştı Lavin. Az önceki kırılgan halinden eser kalmamıştı. Alaz’ı her gördüğünde aslana dönüşüyor, yaralarını gizliyordu. Alaz bu sert çıkış karşısında duraksamadı bile. Ağır ve rahat adımlarla yatağa doğru yaklaştı. O simsiyah gözleri Lavin’in yüzünde alaycı bir tur attı.

“Bir şey istemiyorum” dedi Alaz. Sesi bir kış gecesi kadar durgun ve mesafeliydi. “Odama geldim” Lavin’in gözleri bir anda büyüdü, duyduğu cümleyi idrak edemiyordu artık. “Odan mı? Dalga mı geçiyorsun Alaz? Bana odamı göster, seninle daha fazla aynı havayı solumak istemiyorum” Alaz aradaki mesafeyi birkaç büyük adımla kapattı. Lavin’in tam karşısında durduğunda, o zifiri karanlık gözleri genç kadının bakışlarını hapsetti. O karanlıkta ne bir yumuşaklık vardı ne de bir tereddüt; sadece mutlak bir hakimiyet saklıydı o bakışlarda.

“Anlamıyorsun galiba, Lavin” dedi Alaz, sesi alçak ama bir mermi kadar ağırdı. “Zaten odandasın. Burası artık senin de odan. Bu malikanede kendine ait gizli bir dünyan, kapısını arkadan kilitleyip kaçabileceğin bir sığınağın yok. Artık nefes aldığın her metrekare benimle ortak” Lavin, bu sözlerin küstahlığı karşısında sendeler gibi oldu ama geri adım atmadı. Gelinliğinin beyazlığı , Alaz’ın siyahlığına çarpıp sönüyordu sanki.

“Seninle aynı odada kalacağımı mı sanıyorsun gerçekten?” dedi Lavin.

“Alışsan iyi edersin” dedi Alaz her zamanki üstten bakan tavrıyla. Lavin, gelinliğin ağırlaşan kumaşının altında nefes almakta zorlanıyordu. Alaz’ın gözlerindeki alaycı ifadeye bakarken, dişlerini birbirine bastırdı. Aralarındaki gerilim odanın havasını emiyordu. “Çık odadan!” dedi Lavin, sesi emirdi. “Üzerimi değiştireceğim, daha fazla seninle uğraşmak istemiyorum”Alaz, yatağın ucuna doğru yürüdü ve pantolonunun cebinden telefonunu çıkarıp komodinin üzerine bıraktı. Hiç istifini bozmadan bakışlarını tekrardan Lavin’e dikti. “Lavaboda değiştirebilirsin bence. Ama eğer istiyorsan yardım da edebilirim.” Dediğinde Alaz’ın yüzündeki alaycı ifade daha da yoğunlaştı. Yanağındaki gamzesi derin bir çukur açmıştı yüzünde. Lavin’in yüzü öfkeden kıpkırmızı kesildi.

“Sen tam bir yüzsüzsün!” diye bağırdı. Gelinliğinin eteklerini hışımla toplayıp banyonun kapısına doğru yürüdü. Kapıyı Alaz’ın yüzüne çarpar gibi kapattı ve içeriden kilit sesinin yankılanmasını bekledi. Banyoda ,titreyen elleriyle o onlarca minik düğmeyi açmaya çalışıyordu. Dakikalarca süren o sancılı uğraştan sonra üzerindeki beyaz esaretten kurtulup sadece bir gecelik giydi. Aynadaki aksine baktı; yüzündeki makyajı hafifçe dağılmış, gözlerindeki o hırçın bakış daha da keskinleşmişti. Derin bir nefes alıp kapıyı açtı ve odaya geri döndü. Ancak gördüğü manzara karşısında adımları olduğu yerde çivilendi. Alaz gömleğini çıkarmış, arkası dönük bir şekilde yatağın kenarında duruyordu. Geniş omuzları ve kaslı sırtı, loş ışıkta bir heykel gibi parlıyordu. Lavin’in geldiğini duyduğunda ağır ağır döndü. Köprücük kemiğinden boynuna kadar uzanan o karmaşık, karanlık dözmeler; her biri bir yaşanmışlığın ya da dökülen kanın nişanesi gibi deri üzerine işlenmişti. O zifiri gözleri, Lavin’in şaşkınlığını keyifle izliyordu.

“Sen ne hakla…” diye bağırdı Lavin. “Sen ne yaptığını sanıyorsun? Üzerini çıkaracak başka yer bulamadın mı ya da benim çıkmamı bekleyemedin mi?” Alaz ellerini pantolonunun cebine sokup Lavin’e doğru bir adım attı. Göğsündeki gövmeler, aldığı her nefesle birlikte canlı birer sarmaşık gibi hareket ediyordu. “Burası benim odam, minik serçe.” Dedi alaz alçak ve tehditkar sesiyle. “Kendi odamda neyi ne zaman yapacağımı sen karar veremezsin. Eğer bu görüntülere alışmazsan, gözlerini kapatmayı öğrensen iyi edersin.” Lavin bakışlarını o dövmeli göğüsten kaçırmaya çalışsa da Alaz’ın yaydığı o baskın aura onu köşeye sıkıştırıyordu.

“Sen pislik herifin tekisin.Kendini çok fazla önemsiyorsun. Ayrıca, çıplak gördüğüm tek adam sen değilsin, alışkınım yani” Yalandı. Daha önce hiçbir adama bu kadar yakın olmamıştı. Alaz’ın bu rahat tavrını bitirmesi için söylediği yalandı sadece. Alaz’ın yüzündeki o sarsılmaz maske, bu cümleyle birlikte bir an sarsılır gibi oldu. Siyah gözlerindeki karanlık bir fırtına öncesi sessizliği gibi yoğunlaştı. Aralarındaki mesafe artık bir nefes kadar yakındı. Alaz elini yavaşça uzatıp Lavin’in çenesini kavradı; parmakları tenine gömüldü.

“Demek tek değilim,” diye fısıldadı. Sesi artık sadece soğuk değil, aynı zamanda tehlikeli bir merak barındırıyordu. “Ama sonuncu olacağım. Diğerlerinin görüntüsünü aklından silebileceğin kadar derin bir karanlık olacağım.” Lavin, çenesini kurtarmak için kafasını sertçe yana çekti. Gözlerindeki nefret, Alaz’ın göğsündeki o siyah mürekkeplerden daha koyuydu o an.

“Senden önce gördüklerim tamamen benim tercihimdi Alaz Tunay” dedi Lavin, her kelimeyi bir mermi gibi üzerine fırlatarak. “Sen ise benim için hiçbir anlam ifade etmeyen bir zorunluluksun.”

( Bu bölüm bu kadardı. Oy ve yorumlarıyla destek olan herkese çok teşekkür ederim. Umarım beğenmişsinizdir. Bir aonraki bölümde görüşürüz ❤️ 🥰)