5. bölüm · GİZLİ SAKLI AŞK

GERİLİM

Eflin

Tenefüs zili çalmıltı tenefüs artık bitmişti herkes sınıflara dağılmıştı. Bizde sınıfa gittiğimizda Yusuf’un boş arkadaşları laf atıyorlardı ama biz planımızı yapmıltık onları umursamayacaktık.

Sınıfa hocanın gelmesiyle herkes susmuştu. Hoca içeri girerken bize kısa bir bakış attı ve “Hoş geldiniz arkadaşlar, boş olan sıralara hemen oturun,” dedi. Gözlerim sınıfı taradı ve en arkada, cam kenarında boş olan sıraya yöneldim. Ne yazık ki, o sıra Yusuf’un hemen arkasındaydı. İçimde bir huzursuzluk vardı ama umursamadan yürüyüp oturdum.

Daha yerime yeni oturmuştum ki, Yusuf arkasını dönerek alaycı bir gülümsemeyle konuşmaya başladı. “Hoş geldin Sarı… sana ‘Sarı’ demeyeli uzun zaman olmuştu.”

Gözlerimi ona diktim ve soğuk bir sesle cevap verdim. “O uzun zaman asla bitmeyecek. Yalnız, sen bana ‘Sarı’ demeyeceksin. Çünkü bana sadece arkadaşlarım ve değer verdiğim insanlar ‘Sarı’ diyebilir. Sen benim ne arkadaşımsın ne de değer verdiğim bir insansın, öyle değil mi?”

Yusuf’un yüzünde bir anlık bir gölge geçti ama hemen toparlandı. Tam bir şey söyleyecekti ki, yanındaki kızın tiz sesi havayı bıçak gibi kesti. “Aşkım, ne konuşuyorsun sen bu varoşla?” dedi küçümseyici bir sesle.

Sözleri beynimde yankılandı. “Aşkım mı?” İçimdeki her şey sustu. Yusuf’un gerçekten bu kızla sevgili olup olmadığını bilemiyordum ama içimde aniden bir sıkışma hissettim. Kafamda anılar canlandı. Oysa bir zamanlar Yusuf benim en yakınımdı… Şimdi ise yanında oturan bu kıza gülümsüyordu.

Ama asıl sinirimi bozan şey, bana ‘varoş’ demesiydi. Öfkem bir anda tırmandı ve dik bir duruşla ona döndüm. “Sanırım sen bizi anlamadın. Ama olsun, anlatırım,” dedim ve tam lafa devam edecektim ki Yusuf’un sesi beni kesti.

“Eflin, sus istersen,” dedi hafif tehditkâr bir sesle.

Ona kaşlarımı çattım. “Ne o? Sırların ortaya çıkar diye mi korkuyorsun?” dedim.

Bu sefer Yusuf’un yüzü tamamen gerildi. Yanındaki kız, büyük ihtimalle ne olup bittiğini anlamıyordu çünkü hemen sordu: “Ne diyor bu varoş kız, Yusuf? Ne sırları?”

Tam ağzımı açıp konuşacaktım ki, hoca sert bir bakış atarak “Kesin sesi!” diye bağırdı. O an mecburen sustuk ama bu iş burada bitmeyecekti.

Ders boyunca Yusuf arada geriye dönüp bana bakıyordu ama ben görmezden geliyordum. İçim içimi yiyordu. Bu kadar yılın ardından, bana söyleyecek hiçbir şeyi yok muydu? Sıradan bir öğrenci gibi davrandı, bitti gitti mi sanıyordu? Ama bu iş burada bitmeyecekti.

Ders çıkışında hemen Süslü’yü ve Pulbiber’i buldum. Onlara Yusuf’la aramızdaki konuşmayı anlattım. Merve hemen sinirlenip “O kız da kim ya! Nasıl varoş dersin birine? Şimdi gider saçını başını yolarım!” diye söylendi. Süslü ise biraz daha sakindi ama gözlerinde merak vardı. “Bence burada bir iş var. Yusuf’un bir sırrı varsa, öğrenmeliyiz. Ama dikkatli olmalıyız.”

Tam o sırada Çelik
yanımıza geldi. “Bence de Yusuf’la ilgili bir şeyler var,” dedi. “Onun gibi biri durduk yere değişmez. Seninle neden bu kadar mesafeli, Eflin? Eskiden çok yakındınız.”

Ben derin bir nefes aldım. “Bilmiyorum. Ama öğreneceğim. Bunu ona kolayca bırakmayacağım.”

O sırada arkamızdan tanıdık bir ses geldi. “Ne konuşuyorsunuz bakalım?”

Yusuf’tu… Gözleri doğrudan bana kitlenmişti. Arkasında ise o sevgilisi vardı. Yüzümde hafif bir gülümseme belirdi.

“Sırları konuşuyoruz, Yusuf. Söyleyecek bir şeyin var mı?”

Yusuf bu sorumuza cevap veremeyip arkasını dönüp gitmişti ve o giderkende zil çalmıştı. Hemen sınıfa doğru gittik.

Sınıfta gergin bir sessizlik hâkimdi. Hocanın sert bakışları, konuşmamızın devam etmesine engel olmuştu. Ama bu durum içimdeki öfkeyi dindirmeye yetmemişti. Yusuf’un yanındaki kızın bana “varoş” demesi yetmezmiş gibi, Yusuf’un bunu düzeltmemesi daha da sinir bozucuydu. İçimde tarifsiz bir sıkıntı vardı. Sırların ortaya çıkmasından mı korkuyordu, yoksa gerçekten umursamıyor muydu?

Ders boyunca Yusuf’la göz göze gelmemek için çabaladım. Ancak, pencereden dışarı bakarken bile onun bana kaçamak bakışlar attığını hissediyordum. Arkamı dönüp doğrudan gözlerinin içine baktığımda hemen yüzünü başka tarafa çevirdi. Demek ki bir şeyler vardı. Demek ki, hâlâ bana söylemek istemediği şeyler vardı.

Teneffüs zili çaldığında, Salça yanıma geldi. “Eflin, bu işin peşini bırakmayacaksın, değil mi?” diye sordu. Gözlerimi kıstım. “Hayır, Salça. Bu sefer bırakmayacağım.” dedim.

Süslü ve Çelik de yanımıza gelmişti. Çelik kollarını kavuşturup Yusuf’un olduğu tarafa baktı. “Bu işte bir gariplik var. Yusuf’un bir şeyler sakladığı belli ama en çok sinirimi bozan ne biliyor musunuz? Seni görmezden gelmeye çalışması.” dedi.

O sırada Yusuf ve yanındaki kız yanımızdan geçiyordu. Kızın adı Buse’ydi, bunu başka öğrencilerden duymuştum. Gülerken kolunu Yusuf’un koluna doladı ve kışkırtıcı bir ses tonuyla konuştu. “Aşkım, gel kantine gidelim. Burada gereksiz insanlar var.”

Bu sefer sabrım taştı. Birkaç adım attım ve sert bir sesle, “Buse, sanırım seninle küçük bir anlaşmazlığımız var.” dedim.

Buse kaşlarını kaldırıp küçümser bir ifadeyle bana baktı. “Seninle konuşacak bir şeyim yok.” dedi.

Gülümseyerek kafamı iki yana salladım. “Seninle değil, Yusuf’la konuşacağım zaten.” dedim. Sonra doğrudan Yusuf’a döndüm. “Korkuyor musun Yusuf? Bir zamanlar en yakın arkadaşın olan biriyle yüzleşmekten mi kaçıyorsun?”

Yusuf’un yüzü gerildi. Gözleri beni bir anlığına süzdü, ama sonra Buse’yi alıp hızla kantine doğru ilerledi. Arkamdan Salça fısıldadı. “Bu iş burada bitmeyecek.”

Biliyordum.
Bu iş burada bitmeyecekti.

Beğeni atmayı unutmayalım