3. bölüm · GİZLİ SAKLI AŞK

GEÇMİŞİN İZİ

Eflin

Bir Yıl Önce

Bugün kendimi çok iyi hissediyordum. Yusuf’la buluşacaktık. Aslında her gün birlikteydik ama bugün farklıydı; yalnız olacaktık. Birlikte yemeğe çıkacaktık ve Yusuf, bu yemekte önemli şeyler konuşacağımızı söylemişti. Bunu söylerken üzgün görünüyordu ama pek de takmamıştım.

Tam kendi kendime düşünürken telefonum çaldı. Arayan Çelik’ti. İlk başta açmadım çünkü telefonda konuşmayı pek sevmezdim. Ama ikinci kez arayınca tedirgin oldum ve açmak zorunda kaldım. Çelik, sinirli bir sesle konuşmaya başladı:

“Bak Sarı, o yemeğe sakın gitme!”

Ne söyleyeceğimi bilemedim, sadece sustum. Çelik tekrar konuştu:

“Sarı, orada mısın? Bak, gitmek istiyorsan git ama şunu bil ki o yemek sana asla iyi gelmeyecek.”

Bu sözleri duyunca içimi garip bir his kapladı ve telefonu aniden kapattım. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Yatağımın ucuna oturdum, düşünceler beynimi kemirirken birden gözlerimden yaşlar süzüldü.

“Neden?”

Bu soruyu kendime defalarca sordum ama cevabını bulamıyordum. Daha fazla dayanamayarak Yusuf’u aradım. Telefonu açar açmaz sordum:

“Neler oluyor, Yusuf? Biz bugün o yemekte ne konuşacağız da ben üzüleceğim?”

Yusuf, bir an duraksadı ve “Sarı, bak…” diye başladı. Ama onun cümlesini tamamlamasına izin vermedim:

“Ne Sarı’sı ya?! Yine mi gitmeye karar verdin? Yine mi gitmek istiyorsun?!” diye bağırdım.

Yusuf da aynı öfkeyle karşılık verdi:

“Evet, gidiyorum! Ve bu sefer beni kimse engelleyemeyecek!”

Son sözüyle birlikte telefonu yüzüme kapattı. O an duyduklarıma inanamadım. İçimdeki tüm umut, tüm mutluluk bir anda yok oldu. Artık “Pis Yedili” diye bir grup yoktu. Çünkü o, gitmişti…

Günümüz

Sabah, pul biberin aramasına uyanmıştım. Hemen saate baktım ve geç kaldığımı fark ettim. İlk günün yeni okulumun kıyafeti olmadığı için hızlıca hazırlanıp serbest kıyafetlerimle çıkmaya karar verdim. Beyaz polo yaka bir crop ve siyah bir etek giydim. Saçımı düzelttim, çantamı alıp hızla evden çıktım.

Salca ve Pulbiber beni bekliyorlardı. Hemen yanlarına gittim ve “Geldim, yürü!” dedim. Aslında biz önceden burada buluşmayı planlamamıştık ama sonunda yarım saat boyunca onları beklettiğimi fark ettim ama olan olmuştu.

Okula vardığımızda bizimkiler yanımıza geldi. Çelik yürümeye başladı, o yürüyünce biz de peşinden gittik ve okulun içine girdik. Sanki herkesin gözleri üzerimizdeydi. Kafamı kaldırmamaya çalıştım çünkü içimde garip bir tedirginlik vardı.

Bir anlık boşlukta, siyah gözleriyle bana bakan birini fark ettim. “O buradaydı!” Yeni arkadaş grubuyla birlikteydi ve bunu sadece ben fark etmemiştim. O sırada yapay zeka konuşmaya başladı:

“Bunun burada ne işi var ya?”

Ne hissedeceğimi bilemedim. Üzülmeli miydim, yoksa mutlu mu olmalıydım? Duygularım karmakarışıktı.

Tam o anda bir ses duydum. Yusuf’un arkadaşlarından biri, şişman bir kız yüksek sesle konuştu:

“Vay, okula yeni zorbalayacağımız insanlar gelmiş demek!”

Bu sözler kanımı dondurdu. Pulbiber sinirlenerek hemen karşılık verdi:

“Bana bak şişman kız, böyle boş konuşmaya devam edersen ilerleyen zamanlarda kimin zorbalanacağını sana göstermek zorunda kalacağım!”

Ortam gerilmişti. Tam o sırada Salca söze girip “Ne yapacağız şimdi, tekrar Pis Yedili mi olacağız?” diye sordu.

Ama Çelik, aniden sinirlenerek “Asla! O gitti, Pis Yedili diye bir şey artık yok, Salca!” dedi.

O an içimde bir soru yankılandı: Yusuf bizi koruyacak mıydı, yoksa arkadaşlarıyla birlik olup bize rahatsızlık mı verecekti?

Sizce Yusuf bizimkiler nasıl karşılayacak?