5. bölüm · Gizli Gay

-5.Bölüm-Uyanış

Sevgi KOÇ

~Berk'in bakış açısı~

Gözlerimi açtığımda her şey sessizdi.
Önce, pencereden içeri süzülen sabah ışığını gördüm.
İncir ağacı rüzgârda sallanıyor, yaprakların gölgeleri duvarda dans ediyordu.
Bir an önceki huzuru hatırladım — küçük evimiz, bahçedeki sandalye, Mehmet Can’ın gülümseyişi…

Ama sonra o görüntüde bir tuhaflık fark ettim.
Gölgeler hareket etmeyi bıraktı.
Rüzgâr sesi kesildi.
Işık sanki titredi, sonra yavaşça solmaya başladı.

Yutkundum. “Mehmet Can?” diye fısıldadım.
Cevap yoktu.
Yatağın diğer tarafına baktım — boştu.
Yorgan dümdüz, hiç bozulmamış gibiydi.

Bir an için kalbim hızla çarpmaya başladı.
Ayağa kalktım, kapıya doğru yürüdüm.
Ama her adımda odanın rengi değişiyordu.
Duvarlardaki beyaz badana yerini parlak, steril bir beyazlığa bırakıyordu.
Toz kokusu gitti, yerine keskin bir dezenfektan kokusu geldi.

Nefesim kesildi.
Bir anda, tahtadan yapılmış zemin mermer gibi sertleşti.
Gözlerimi kırptım — ve artık köyde değildim.

Etraf bembeyazdı.
Tavanın ortasında floresan lambalar yanıyordu.
Uzakta bir makinenin düzenli bip bip sesi duyuluyordu.

“Ne… oluyor?” dedim, sesim çatlayarak.

Tam o anda kapı açıldı.
Üzerinde beyaz forma olan bir kadın içeri girdi — saçları sıkıca toplanmış, yüzünde nötr bir ifade vardı.
Elinde küçük bir tepsi, tepside bir enjektör.

Gözlerim büyüdü.
O bana doğru yürürken gülümsedi, ama o gülümsemenin içinde bir yorgunluk vardı.

“Yine ilaçlarını almamışsın, Berk…” dedi yumuşak ama alışkın bir sesle.
“Yine kendi dünyana dalmışsın, değil mi?”

Geriye doğru bir adım attım.
“Hayır… köydeydim. Mehmet Can’la birlikteydik, evimiz vardı, ben—”

Kadın başını hafifçe salladı.
“Biliyorum, Berk. O dünyayı seviyorsun. Orada kimse seni incitmiyor.”

Bir anlık sessizlik.
Elindeki iğneyi hazırladı.
Ben nefesimi tuttum.
Gözlerimden yaşlar süzüldü.

“Yani… hiçbir şey gerçek değildi mi?” diye fısıldadım.
“Hiçbiri?”

Kadın yaklaşırken sesi yumuşadı:
“Gerçek olan şu an burada. Ama diğerleri… senin kalbinin kurduğu bir yerdi.”

Ben gözlerimi kapattım.
O beyaz ışık göz kapaklarımın arkasına vurdu, sanki dünyanın geri kalanı eriyordu.
Köy, ev, incir ağacı, Mehmet Can’ın sesi — hepsi bir anda denizin altına çekilen kum gibi kayboldu.

Son duyduğum şey hemşirenin hafif sesi oldu:
“Şimdi uyu biraz, Berk. Rüyanın geri kalanını sonra anlatırsın.”

Ve iğnenin soğuk metali tenime değdiğinde, her şey bir kez daha karanlığa karıştı.

~İlahi bakış açısı ~

Gece, hastanenin koridorlarına usulca çökmüştü.
Floresan lambalar birer birer sönüyor, sessizlik steril kokunun içinde ağırlaşıyordu.
Berk pencerenin önündeydi.
Camda kendi yansımasına baktı; gözlerinde artık korku değil, derin bir dinginlik vardı.

O an kimse fark etmedi — hemşireler ilaç odasında, güvenlikler çay içiyordu.
Ama evren, sessizce bekliyordu.

İlahi bir sessizlik vardı orada, bir tür kabulleniş.
Bir ömrün tüm acıları, tüm hayalleri o anda birleşti; sevgi, korku, delilik… hepsi bir çizgide eridi.

Ve Berk fısıldadı:

> “Belki… sonraki hayatımda, sadece sevilmenin ne demek olduğunu hatırlarım.”

Cam açılmadı.
Adım atmadı.
Ama içindeki dünya, gökyüzüne doğru yürüdü.

Bir ışık… belki bir anı, belki bir hatıra.
Bir gülüş, bir isim — Mehmet Can.
O isim rüzgârla birlikte yok oldu.

Dışarıda rüzgâr esti, yapraklar havalandı.
Odada hâlâ bir beden vardı; ama onun zihni artık duvarların ötesindeydi.
Bir sonsuzluk sessizliği yayıldı odanın içine.

Ve evren, tıpkı en baştaki gibi, yeniden sustu.