1. bölüm · Gizli Gay

-1.Bölüm-Cennete 7 Dakika!

Sevgi KOÇ

İsmim Berk ti sınıfın sayılı Zeki öğrencilerinden biriydim. Sınıfın sessiz kızlarından biri olan Nisa’dan aldığımız su şişesi ile masa başına toplanmış ‘Cennette 7 dakika’ oynuyorduk. Kızlar bir köşede toplanmış sevgilileri, platonikleri ve kitaplar hakkındaki sıkıcı sohbete dalmışlardı. Biz ise Mehmetcan, Hamdullah, Mustafa, Mehmet Ali, Bedirhan Örkçü ve ben masada toplanmış oyunu oynuyorduk. Dersimiz boştu, gelen hoca ise telefonda sevgilisiyle konuşmakla meşguldü.

Şişe döndü, döndü ve en sonunda durdu. Mehmet Can ve beni işaret etmişti. Mehmet Can’ın ağzına belli belirsiz bir sırıtış yayıldı ben ise ona anlamamış bakışlar atıyordum. O kulağıma yaklaştı sadece benim duyabileceğim bir fısıltıyla:

“Eee yakışıklım? Birlikte biraz eğlenelim mi?”

Dedi. Ben sözleriyle kaşlarımı çatarak, çantamda masadaki herkes bize umut ve alayla bakarken çaresizce nefesimi verdim ve ayağa kalkıp öğretmenden izin alarak lavaboya çekildik. O beni soğuk mermer yüzeye yasladı ve;

“Cidden saklayacak mıyız?”

Ben kaşımı çattım ve;

“Tabii ki saklayacağız beynini siktiğimin malı! Sınıfta kiler bizle dalga geçerler!”

Dedim. Sesim çaresizlik ve öfke karışımıydı, o surat astı ve yaklaştı yüzümüz arasında milimetreler vardı:

“Sınıfta kiler… Doğru ya o bok parçalarını unutmuşum… Ama sınıf dışı? Orada da sana olan aşkımı gizlemek zorunda mıyım? Dayanamıyorum çocuk! Senin o bal dudaklarına yapışmamak için ne kadar zor dayanıyorum fikrin var mı!?”

Dedi arzu ile. Ben ise beklemeden onun o bal dudaklarına yapıştım.

Lavabonun serin havasında dudaklarımız ayrıldığında, ikimiz de nefes nefese kalmıştık. Mehmet Can yüzünü elleriyle kapattı, sonra hınzırca gülerek fısıldadı:

“Şimdi var ya… Eğer bu sınıfta duyulursa, seni direkt gelinlik giymeye zorlarlar.”

Ben gözlerimi devirdim.
“Lan mal, sanki seni damat yapacaklar da bana mı kaldı gelinlik giymek?”

Tam o sırada kapıdan içeri Bedirhan kafasını uzattı.
“Eee, beyler? Yedi dakika doldu, yoksa siz hâlâ cennetten çıkmadınız mı?”

İkimiz de refleksle birbirimizden ayrıldık. Ben lavaboda musluğu açıp suratımı yıkıyormuş gibi yaptım, Mehmet Can da saçlarını düzeltiyordu. Ama Bedirhan’ın kısık gözleri her şeyi görmüştü. Gülerek dudaklarını büzdü.
“Şşşt, merak etmeyin, kimseye söylemem… Ama yalnızca bana da sıra gelirse.”

Ben tiksintiyle yüzümü buruşturdum.
“Oğlum ne diyosun lan?!”

Mehmet Can kahkaha attı.
“Berk, boşuna direnme. Bu sınıfta herkes erkek erkeğe muhabbeti şaka sanıyor, ama aslında…”

Bedirhan lafa girdi:
“Aslında hepimiz gizli gizli eşcinseliz, değil mi? Hahaha!”

Üçümüz de gülmeye başladık. Ama gülüşlerin arasında gözlerimizin içindeki sırra dair bir sessizlik vardı.

Sınıfa geri döndüğümüzde Mustafa şişeyi çevirmişti bile. Şişe bu kez durduğunda ok Bedirhan ve Hamdullah’ı işaret etti. Ortalık karıştı:
“Oooo, yüzyılın aşkı!”
“Evlilik teklifi ne zaman?”
“Gelin arabasına ben süs atacağım!”

Hamdullah kızararak “Saçmalamayın lan!” dedi. Ama ben fark ettim: O da Bedirhan’a göz ucuyla bakıyordu.

Mehmet Ali’nin sesi duyuldu:
“Tamam, tamam, çok konuşmayın. Lavaboya gidin lan, süre başlıyor!”

Bedirhan ayağa kalkarken bana yan gözle baktı. Dudaklarının kenarında o aynı hınzır sırıtış vardı.

Bedirhan ve Hamdullah lavaboya doğru yürürken sınıf kahkahaya boğuldu. Ama ben fark ettim: Hamdullah’ın adımları biraz titriyordu, Bedirhan’ın bakışlarıysa sabit, kararlıydı.

Mehmet Can yanıma sokuldu, kolunu omzuma attı.
“Ne oldu yakışıklı? Sıranın bizden başkasına geçmesi zoruna mı gitti?” dedi alaycı bir gülüşle.

Gözlerimi devirdim ama kalbim deli gibi çarpıyordu.
“Kes sesini lan. Abartma.”

Ama o sırada yanağıma fısıldadı, öyle ki sadece ben duydum:
“Merak etme… Sen hep benim ilk sıramsın.”

Karnımın içi sıcak bir ateşle doldu, ama dışarıya sadece sert bir kahkaha savurdum:
“Ulan romantikleşme, millet duyacak.”

Tam o sırada lavabonun kapısı açıldı. Bedirhan ve Hamdullah geri döndüler. Hamdullah’ın yüzü kıpkırmızıydı. Bedirhan hiçbir şey olmamış gibi omuz silkmişti ama gözlerinin içi parlıyordu.

Sınıfta kıyamet koptu.
“Ne oldu la içeride?”
“Anlat anlat!”
“Yoksa gözüme bakıyorsun Hamdullah mı dedi?”

Hamdullah sinirlendi:
“Kes lan salak muhabbeti! Hiçbir şey olmadı!”

Ama ben gördüm: Hamdullah’ın parmakları hâlâ titriyordu. Bedirhan ise sandalyeye otururken göz ucuyla ona bakıp sırıttı.

Şişe yeniden döndü. Bu kez Mustafa ile Mehmet Ali’yi işaret etti.

Mustafa kahkahalar atarak ayağa kalktı:
“Gel bakalım koca oğlan, cennet yolunu gösterelim sana!”

Sınıf yine kahkahalara boğuldu. Ama ben onların lavaboya doğru yürüyüşünü izlerken kalbimde bir garip his vardı. Sanki bu oyunun maskesi biraz daha düşüyor, her adımda hepimizin sakladığı gerçekler yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyordu.

Mehmet Can elimi masanın altında gizlice sıktı. Bir an donakaldım. Herkes gülerken, herkes alay ederken, benim içimdeki ses çığlık atıyordu:

“Ya bu sadece oyunsa? Ya herkes şaka yapıyorsa… Ve ben cidden düşüyorsam?”

Şişe döndükçe kahkahalar, bağırışlar arasında oyun hızla ilerliyordu. Herkesin yüzünde “şaka yapıyoruz” maskesi vardı ama ben o maskelerin arkasını görebiliyordum. Hele ki yanımda oturan Mehmet Can’ın gözlerini…

Onu zor duruma sokmaya bayılıyordum. Masada herkes gülerken eğilip kulağına fısıldadım:

“Biliyor musun, şu an sana öyle bir şey söylemek istiyorum ki… Eğer duysalar, kesin damatlık sana kalır.”

Mehmet Can irkildi, gözleri büyüdü. Hemen arkasına yaslanıp kahkaha attı, sanki büyük bir espri duymuş gibi.
“Berk’in goygoyları başladı yine! Siz devam edin, ben buna kulak tıkıyorum.”

Ama ben bırakmadım. Elimi masanın altında onun dizine koydum, kimse fark etmeden parmaklarımı hafifçe gezdirdim. Mehmet Can neredeyse sandalyesinden düşecekti. Bağıracak gibi oldu, ama kendini tutup zoraki bir öksürük çıkardı.

Mustafa hemen atladı:
“Ne oldu lan? Kalbin mi sıkıştı, yoksa Berk sana aşkını mı ilan etti?”

Herkes kahkaha attı. Mehmet Can bana öyle bir bakış attı ki, hem öfke hem panik hem de… evet, biraz da teslimiyet vardı içinde. Ben sırıtıp masanın üstüne eğildim. Dudaklarım neredeyse onun yanağına değiyordu, ama öpmedim. Fısıldadım:

“Bakışların seni ele veriyor, yakışıklı. İstersen gözüne baka baka yakarım seni.”

Mehmet Can yumruğunu masaya vurdu, kahkahaya boğuldu:
“Lan bu çocuk var ya, kesin gizli gizli telenovela izliyor! Hep romantik repliklerle konuşuyor!”

Sınıf yine güldü. Ama o sırada herkesin dikkatini başka bir sohbete kaydırdığında, ben elimle onun parmaklarını gizlice sıktım. Bu kez elini çekmedi.

Saat ilerledikçe, şaka ve kahkahalar arasında gerginlik büyüyordu. Herkes oyuna dalmıştı. Benim içinse artık tek mesele vardı: Mehmet Can’ın sınırlarını zorlamak.

Sonunda, şişe bir kez daha döndü ve bu kez bizi işaret etti.

Sınıf ayağa kalktı.
“Evet beyler! Rövanş zamanı!”
“Berk ve Mehmet Can, aşkın ikinci bölümü geliyor!”

Ben ayağa kalktım, kahkahalar arasında ona doğru yürüdüm. Gözlerimi hiç ayırmadan:
“Gel bakalım, aşkım,” dedim bilerek yüksek sesle.

Herkes “Ooooo!” diye bağırdı. Mehmet Can ise utançla kafasını sallıyordu.
“Lan saçmalama, sus be!” dedi gülerek.

Ama ben durmadım. Yanına yaklaşıp kolunu tuttum, yüzümü onun yüzüne yaklaştırdım. Herkes alkış tutuyor, bağırıyordu. Benim için bu bir oyundu, ama kalbim deli gibi çarpıyordu.

Tam ona fısıldamak üzereyken…

Mehmet Can birden sustu. Gözlerimin içine baktı. Sonra, hiç beklemediğim bir anda, hiç kimseye aldırmadan, sınıfın gözü önünde dudaklarıma yapıştı.

Sınıf dondu. Kahkahalar kesildi. Ardından bir uğultu yükseldi:
“OHA!”
“Gerçekten mi öptü lan!?”
“Yok artık, bu oyunun şakası yokmuş…”

Mehmet Can dudaklarını çekerken nefes nefese kaldı. Bana sadece bir cümle fısıldadı:
“Beni köşeye sıkıştırırsan, böyle karşılık alırsın.”

-Beğenirseniz devamı gelecek bu fikri kendi sınıfımdakilerin şakalaşması üzerine yazdım (Sınıfında gay bulunmuyor kendi fikrim) devamı gelmesi için yorum yapabilir yada beğenebilirsiniz okul yüzünden aktif olamayabilirim-

~Fikir bana aittir.

•~Sevgi Koç