10. bölüm · Gizli aşık

Bölüm 10 — “Bazı Hisler İnsanı Korkutur”

Hayat

Pırıl başını omzumdan çektiğinde hava kararmaya başlamıştı.
Ama ben hâlâ hareket edemiyordum.
Sanki o birkaç dakika gerçek değilmiş gibi.
Pırıl gözlerini sildi.
“Özür dilerim,” dedi.
“Neden?”
“Bilmiyorum… kötü hissettim işte.”
İnsanlar hep özür diliyordu.
Üzgün oldukları için.
Kırıldıkları için.
Yoruldukları için.
Sanki hissetmek suçmuş gibi.
“Özür dilemene gerek yok,” dedim.
Bana baktı.
Uzun uzun.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Senin yanında rahat hissediyorum.”
Kalbim duracak sandım.
Çünkü bir insanın hayatı bazen tek cümleyle değişiyor.
O gece eve döndüğümde babam yine salondaydı.
Televizyon açıktı.
Elinde bira vardı.
Ben içeri girince yüzü değişti.
“Nerelerde sürtüyorsun?”
Cevap vermedim.
Ayakkabımı çıkarırken devam etti.
“Adam ol biraz.”
İnsan bazı cümleleri yıllarca duyunca içinde başka birine dönüşüyor.
Küçükken korkardım.
Şimdi sadece yoruluyordum.
Tam odama geçecekken tekrar konuştu.
“Anan gibi sessiz olacağına biraz karakterin olsun.”
O an içimde bir şey koptu.
Yavaşça dönüp ona baktım.
İlk kez.
Gerçekten ilk kez korkmadan baktım.
“Karakter dediğin şey bağırmak mı?”
Salon sessizleşti.
Babam ayağa kalktı.
Eskiden olsa geri çekilirdim.
Ama artık içimde başka bir şey vardı.
Öfke.
Biriken yıllar.
Ve belki…
Pırıl’ın bana verdiği cesaret.
“Ben senin gibi olmayacağım,” dedim.
Sesim titriyordu ama susturmadım kendimi.
Babam bir şey söylemedi.
Sadece baktı.
Ben odama girdim.
Kapıyı kapattım.
Ve ellerimin titrediğini fark ettim.
Gece telefonum titredi.
Pırıl.
PIRIL:
“Bugün iyi geldi.”
Mesaja uzun süre baktım.
MERT:
“Bana da.”
Yazıyor…
Silindi.
Tekrar yazıyor…
PIRIL:
“Sence bazı insanlar birbirine iyi gelir mi gerçekten?”
Boğazım düğümlendi.
Çünkü ben ona sadece iyi gelmek istemiyordum.
Hayatı olmak istiyordum.
Bu düşünce korkutucuydu.
Ama durmuyordu.
MERT:
“Gelir.”
PIRIL:
“Belki sen bana öyle birisin.”
O mesajı okuduktan sonra dakikalarca tavana baktım.
Mutlu olmam gerekiyordu.
Ama içimde başka bir his vardı.
Korku.
Çünkü insan en çok sevildiğini hissettiği anda kaybetmekten korkuyor.
Ertesi gün Pırıl’ı kampüs girişinde bekledim.
Bunu bilinçsizce yapıyordum artık.
Hayatımı ona göre ayarlamaya başlamıştım.
Otobüsten indiğinde yüzü yorgundu ama beni görünce gülümsedi.
Ve o an bütün günüm değişti.
Yanıma geldi.
“Bekliyor muydun?”
“Tesadüfen buradaydım.”
Yalan.
Ama güzel yalanlar bazen insanı ayakta tutuyor.
Birlikte yürümeye başladık.
Pırıl konuşuyordu.
Ben onu dinliyordum.
Sonra uzaktan bir çocuk seslendi:
“Pırıl!”
İkimiz de döndük.
Uzun boylu biri yaklaşuyordu.
Kapüşonlu.
Tanıdık yüz.
Arda.
Pırıl’ın yüzündeki ifade anında değişti.
Benim içimse buz kesti.
Arda yanımıza geldi.
Önce Pırıl’a baktı.
Sonra bana.
“Tanıştırmayacak mısın?”
Pırıl kısa duraksadı.
“Bu Mert.”
Arda elini uzattı.
Sıktım.
Gülümsüyordu ama gözleri hiç gülmüyordu.
“Demek Mert,” dedi.
İçimde kötü bir his oluştu.
Çünkü bazı insanlar daha konuşmadan bile tehdit gibi hissediliyor.
Ve ben ilk kez gerçekten birini kaybetmekten korktum.