4. bölüm / 5
Gizemli ListeBölüm 4. ᴋᴀʀᴀɴʟɪɢ̆ɪɴ ɪ̇ᴄ̧ɪ̇ɴᴅᴇ
Bölümler 5Şu an: Bölüm 4. ᴋᴀʀᴀɴʟɪɢ̆ɪɴ ɪ̇ᴄ̧ɪ̇ɴᴅᴇ
“Geç kaldınız.”
Ekrana bakmaya devam ediyordum ama gözlerim fotoğraftan kaçmak istiyordu. Ege… gerçekten oradaydı. Bu bir şaka değildi artık.
“Bu… bu gerçek,”
diye fısıldadı Duru.
“Evet,”
dedim sertçe.
“Ve hâlâ vaktimiz olabilir.”
“‘Geç kaldınız’ yazıyor!”
“Tamamen değil,”
dedim.
“Bizi korkutmak istiyor. Panik yaparsak kaybederiz.”
Duru ellerini saçlarına geçirdi.
“Ben panik yapıyorum zaten!”
Telefonu tekrar elime aldım. Fotoğrafa daha dikkatli baktım. Karanlıktı ama bazı detaylar seçiliyordu.
“Bekle…”
dedim.
“Ne var?”
Ekranı büyüttüm.
“Şuraya bak,”
dedim.
Duru yaklaştı.
Fotoğrafın arkasında soluk bir ışık vardı. Üstünde yarım yamalak bir yazı…
“…DEPO”
Duru’nun kaşları çatıldı.
“Depo mu?”
“Evet. Ve şu duvar…”
dedim.
“Paslı metal. Eski bir yer gibi.”
Duru bir an düşündü. Sonra gözleri açıldı.
“Sanayi!”
“Ne?”
“Okulun arkasındaki eski sanayi bölgesi! Orada terk edilmiş depolar var.”
Kalbim hızlandı.
“Emin misin?”
“Evet! Geçen sene bir proje için gitmiştik.”
Bu bizim tek ipucumuzdu.
“Tamam,”
dedim.
“Gidiyoruz.”
“Şaka yapıyorsun.”
“Başka seçeneğimiz yok Duru.”
“Polise gidelim!”
“Ne diyeceğiz? ‘Biri bize gizli liste gönderdi, arkadaşımızı kaçırdı’ mı?”
Duru sustu.
Çünkü haklıydım.
Kimse bize inanmazdı.
“Ben gelmek zorunda değilim,”
dedi bir anda.
Ona baktım.
Korkuyordu. Hem de çok.
Ama…
“Listeyi gördün,”
dedim.
“Sıradaki sensin.”
Bu cümle ağır bir şekilde aramızda kaldı.
Duru gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı.
Sonra yavaşça açtı.
“Tamam,”
dedi.
“Geliyorum.”
Okuldan çıkarken her şey normal görünüyordu. İnsanlar hâlâ gülüyor, hayatlarına devam ediyordu.
Ama bizim için hiçbir şey normal değildi.
Sanayi bölgesine yürürken hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Sokaklar boştu. Sessizlik… fazla sessizdi.
“Bu kötü bir fikir,”
dedi Duru.
“Evet,”
dedim.
“Ama doğru fikir.”
Eski depoların olduğu sokağa girdiğimizde içimdeki his geri geldi.
Daha güçlü.
Daha karanlık.
Kapılar paslıydı. Camlar kırıktı. Bazı yerler tamamen terk edilmiş gibiydi.
“Hangisi?”
diye fısıldadı Duru.
Etrafıma baktım.
Sonra birini gördüm.
Kapısı hafif aralıktı.
“Orası,”
dedim.
“Emin misin?”
“Hayır,”
dedim.
“Ama başka ipucumuz yok.”
Yavaşça yaklaştık.
Kapı rüzgarla hafifçe gıcırdadı.
Duru kolumu tuttu.
“Pınar… bence geri dönelim.”
“Geç kaldık,”
dedim.
Kapıyı ittim.
İçerisi karanlıktı. Toz kokusu vardı. Her adımımız yankılanıyordu.
“Ege?”
diye seslendim.
Cevap yok.
Bir adım daha attık.
Sonra…
Bir ses.
Metal bir şeyin sürtünme sesi.
Duru anında bana yapıştı.
“Duydun mu?”
“Evet.”
Kalbim deli gibi atıyordu ama geri dönmedim.
İleri yürüdük.
Ve sonra onu gördük.
Ege.
Bir sandalyeye bağlıydı. Başı öne düşmüştü.
“Ege!”
diye koştum.
Yanına diz çöktüm.
“Ege, beni duyuyor musun?”
Hafifçe kıpırdadı.
“Yaşıyor,”
dedim.
Duru da yanımıza geldi.
“Onu çözelim!”
Tam ipleri çözmeye başlayacaktım ki…
Kapı sert bir şekilde kapandı.
İkimiz de irkildik.
Arkamızı döndük.
Kapı artık kapalıydı.
Ve…
Yalnız değildik.
Karanlığın içinden bir ses geldi.
Sakin. Soğuk.
“Zamanında geldiniz.”
Duru’nun eli koluma daha sıkı sarıldı.
“Kim var orada?!”
diye bağırdım.
Bir adım sesi.
Sonra bir tane daha.
Gölgelerin içinden biri çıktı.
Yüzü hâlâ görünmüyordu.
Ama bize doğru geliyordu.
“Listeyi ciddiye almanız hoşuma gitti,”
dedi.
Duru titriyordu.
“Bunu neden yapıyorsun?”
dedim.
Cevap vermedi.
Sadece Duru’ya baktı.
Bunu hissettik.
“Çünkü sıra onda.”
Duru’nun nefesi kesildi.
“Hayır…” dedi.
Adam cebinden bir şey çıkardı.
Telefon.
Ekranı bize çevirdi.
Listenin fotoğrafıydı.
Ege’nin ismi çiziliydi.
Ve…
Duru’nun ismi yanıp sönüyordu.
“Geri sayım bitti.”
Bölüm etkileşimi
