6. bölüm · Gerçek Ailem Mi?

Bölüm6:Gök Girsin Kızıl Çıksın

Gözlüklü Hayalet

Bölüm aynı şekilde cumartesi gelecek fakat yorum ve oy sınırımız var oy ve yorum o sınırı geçmezse bölümü erteleyeceğim.

Yorum:35

Oy:30

~•~•~•~•~•~•~••~•~~•~••~••~~•~~•~••~••

"Ne oluyor burada? Ne bu kavga gürültü?" diyen Bilge Hanım bizi görmesiyle yüzüne şok dalgası vurdu. Hakan Bey ise başta şaşırmış daha sonra gülmemek için büyük bir çaba sarf etmişti.

Asena,Tuna ve Altay eğlendiklerini saklayamazken İlteriş her zamanki gibi duygularını stabil tutuyordu. Diğer tanımadığım birkaç kişi ise yarı şaşkın yarı gülmesini tutamayanlar ile karşımızdalardı.

Atahan'ın kafasına hafif bir tokat attım. "Hep senin yüzünden rezil oldum. Herkes benim ülkücü bıyıklı karizma hâlimi gördü senin yüzünden."

Arkamızdaki Çağkan'a dönüp konuştum. "Ben kendimi geri atıcam tut beni. Eğer tutmaz da beyin kanaması geçirmeme sebep olursan cehennemde hesaplaşırız merak etme." Diyip kendimi geri attım. Ne kadar beni tutmasını beklemeyip yere amele sümüğü gibi yapışacağımı düşünsem de öyle olmamıştı.

"Aferin köle, en azından söz dinliyorsun." Demem ile Çağkan'ın yanağımdan ısırması bir oldu.

"Abiye köle denmez küçük hanım."

"Gerçekten abim olsaydın demezdim zaten."

"Gerçekten abinim zaten."

"Değilsin."

"Abinim."

"Değilsin."

"Abin-"

"Çağkan yeter artık."

"Abini dinle Çağkan." diyip kucağında indim. Yüzümü temizlemek için oturma odasından ayrılırken arkamdan bakanlara bakmadan konuşmaya başladım.

"Biliyorum bana ve karizmatik ülkücü bıyığıma hayran kaldınız birazdan kahramanınız sahneye geri dönecek hayranlarım."

Hiç çatı katına çıkmakla uğraşamazdım bu yüzden giriş kattaki lavaboya gittim ve yüzümü güzelce duruladım. Türk bayrağı kırmızı olduğu için zor çıkmıştı fakat yüz durulama sabunu biraz daha işimi kolaylaştırmıştı.

Oturma odasına girince Balamir ile göz göze geldik ona göz kırpıp bahçeye çıktım ve bizimkilerin yanına gittim. İlteriş ve Tuna'nın arasındaki boş yere kendimi atınca neredeyse o ânın şiddetiyle arkaya devriliyorduk ama toparladık.

"Bir kere de düzgün dur be kızım." diyerek güldü Altay.

Asena, "Başka bir şey dile Altay, bu dediğin paralel evrenlerde dahi olmaz olamaz."

"Karaca ölse bir sonraki yaşamında kesin kurt olarak dünyaya gelirdi." diyen Tuna ile göğüs kabarttım fakat havam uzun sürmemişti.

"Elma kurdu. Bi o yana bi bu yana kıpır kıpır."

"Siz benim gibi elzem bir kişiliği bok bulursunuz." diyip kollarımı göğsümde bağladım.

"Hemende küsermiş." diyip saçımı karıştıran İlteriş'e alttan alttan dik dik baktım.

Gerçekten çok yakışıklı ve karizmatik bir çehresi vardı. Kumral dağınık saçları kesinlikle kişiliğinin çok ama çok zıttı bir hâldeydi. Toprak gibi gözleri ise insanın içinin erimesine neden oluyordu. Normal sade kahverengi göz demek olmazdı, bakışlar ve bakış açıları o kahverengiye aşık olmanıza sebep oluyordu.

Bende o renge aşık olmuştum işte. İlteriş'i hep Türk kahvesine benzetmişimdir. Sert ama sevmesini bilene bir şölen, herkesin sevmediği fakat sevenin de onsun yapamadığı tanımı dahi olamayacak elzem bir duygu.

Bakışmamızı bozan şey bir anda onun yere düşürülmesi oldu.

"Yer rahattır bir dene kardeşim." diyen Atahan ile bakışlarımdaki sinir görülür bir şekilde arttı.

"Yaptığın götlük dört dörtlük Atahan."

"Nedenini bildiğin şeylerde yorum yaparsan kafanı kırarım İlteriş."

"Sikini padişah sananın götünü vezir siker bunu unutma Atahan."

"Ben ikinizin birden takkesine sokucam şimdi! Siz bizimle taaşuki talat ve fitnat mi geçiyonuz lan!"

Bu Atahan'ın yersizlikleri artık gerçekten sinirimi bozmaya başlamıştı. Hayır en sevdiğim gözlerle bakışırken bu yaptığı oluyor muydu hiç?

"Bilmediğin konu hakkında konuşma Karaca!"

"Hani ben İlbilge'ydim ne değişti!?"

"Tarihin tekarür etmesini engelliyorum diyelim."

Aklıma gelen ihtimal ile biran saf saf sırıtacak gibi oldum fakat bu imkansız gibi bir şeydi. İlteriş benden hoşlanacak en son insan bile değildi, çok farkli kişiliklere sahiptik ve Allah bize bizim gibi birini nasibimize lütfederdi. En azından ben buna inanıyordum ve inandığım şeylerde de hiçbir zaman yanılmamış aynı zamanda geri de dönmemiştim. Yüzüme hemen sinir maskesini indirip konuşmaya başladım.

"Atalarımın yunanları denize döktüğü gibi seni şimdi havuza dökerim görürsün at ağızlı!"

"Bi bizans oluruz bi yunan bi Türk olamadık amına koyayım!"

"Ben senin sikine bi koyarım görürsün! Bi daha cinsiyetçi küfür et takkeni yerinde buluyor musun gör." Demem ile dünyayı resmen ters görüyordum ne bu ya?

"İnsanı deli edersin İlbilge!"

"Ortada deli edilcek insan yok Atahan!"

Atahan ilk önce olduğu yerde durdu ardından beni birinin kucağına bırakıp hızlı adımlarla giderken bende beni tutan bedenden kurtulmaya çalışıyordum.

"İki dakika dursana babam."

"Hakan Bey lütfen beni bırakır mısınız? Oğlunuzu dövücem."

"Oğlumu sonra döversin, seninle konuşmamız gerekenler var." Bu genç yaşımda ittifak kurmak için kocaya mı gönderiliyordum yoksa? Benden önce Bala ve Ladin vardı onlar gitsin kocaya, hem yaşları da gelmiş bu gidişle evde de kalır bunlar.

Kafamla Hakan Bey'i onayladım ve beni kucağından indirmeden oturma odasından çıkardı, ardından merdivenlerden çıkıp tamamen ona ait olan çalışma odasına götürdü beni.

"Kendim yürüyebilirdim Hakan Bey."

"Kızımı taşımam gereken zamanlarda taşıyamadım bari şimdi taşıyayım." dedi. Zorunluluktan değil de gerçekten beni sevdiği, bana değer verdiģi için yapıyor gibiydi...

Saçmalama Karaca, seni seven ve değeri fazlasıyla veren bir baban var zaten. Hakan Akabey'e mi kaldın?

Hem öyle hem böyle düşünürken içimdeki çatışmadan kolay çıkabilecek gibi görünmüyordum.

Bir aydır Akabey ailesi ile kalıyordum ve yalan söyleyemeyeceģim alışmıştım onlara fakat ailem gibi görüyor muydum?

Asla.

Bana ne kadar iyi davranırlarsa davransınlar birbirimize olan yabancılık göz ardı edilebilecek şekilde değildi. Bana kızları değil de sanki arkadaşlarının bir emanetiymişim de bana göz kulak olmaları gibiymiş gibi yaklaşıyorlardı. Belki de benim onlara karşı olan mesafeli tavrım buna yol açıyordu fakat ben pişman değildim.

Sınava son üç ay, reşit olmama ise dört ay kalmıştı. Planım bu süre zarfında odamdan çıkmayıp onlara daha da yabancı olmaktı. Kalan bir ayı da o zaman düşünürdüm.

Çalışma odasındaki oturma takımına oturttu beni ve yanıma oturup elimi iki avucunun arasına alıp okşamaya başladı.

"Biliyorum bizden ayrı büyüdüğün için bize uzaksın, bize birer yabancı gözüyle bakıyorsun fakat ennihayetinde biz senin aileniz İlbilge'm."

"Ailem siz olabilirsiniz fakat benim yuvam onlar..." Onlar derken kimleri kastettiğimi gayet iyi anlamıştı.

"En azından annen ve bana bir şans versen İlbilge'm."

"Hakan Bey beni siz büyütmediniz, yarın öbür gün beni istemeseniz ve o zaman ben ailemden çoktan uzaklaşmış olsam nasıl bir boşluğa düşerim haberiniz var mı? Siz beni sevmeseniz dahi altı çocuğunuz ve iki torununuz hâla yanınızda olur fakat ben işin sonunda yalnız kalırım..."

"Böyle bir şey asla olmaz, imkan dahilinde bile değil miniğim. Sana söz veriyorum, gök girsin kızıl çıksın."

İçimden bir ses inanmayı seçti, bir yanım ise hâla şüphe ve korku duyuyordu. Inanmayı seçtim umarım bu hikayenin sonunda ben zararlı çıkmazdım. Kafamı onaylarcasına sallayıp hafifçe gülümsedim. Hakan Bey gulümsememden cesaret almış olacak ki beni kendine çekip sarıldı. Yabancı hissettiriyordu ama kalbimde ufacık bi yer de sızlıyordu. Neydi bu?

~•~

"Bu fotoğrafta kreşteki arkadaşlarımı dövdüm diye annem beni azarlamıştı fakat babam dondurma yemeye götürmüştü. Gururlu gururlu dondurmamı bekliyordum." dedim gülerek. Hâla dün gibi aklımdaydı bu anılar.

Şuan ne mi yapıyordum? Sadece benim fotoğraflarımın olduğu bir albümü evden getirmiş ve diğerleri ile biraz daha yakınlaşmak hem de Hakan bey ile birbirimize verdiğimiz sözü yerine getirmem için bir adımdı.

"Niye dövmüştün ki?" diye sordu Balamir ilgiyle.

"Babam tarih öğretmeni ya, bana öğüt verirken bir gün dedi ki düşman uyur Türk uyumaz. Bende çocukluk aklıyla dediği şeyi yanlış anladım, ertesi gün de uyuma saatinde arkadaşlarım uyuyunca düşman uyur Türk uyumaz diyip dövmüştüm."

"Bu manyağın her yaşı ayrı olay." dedi Atahan at gibi gülüşünü sunarak.

"Yaramazlığı hâla aynı gibi bir şey değişmemiş gibi küçük hanımın." diyen ise tabii ki Çağkan'dı.

"Yalanlayamayacağım Çağkan çünkü siz beni almaya geldiğiniz gün de sınıftaki birkaç kişiye dövmüştüm." diyince herkesten yüksek birer kahkağa yükseldi, Atahan hariç. Bir insan nasıl gülerken at gibi kişnemeyi becerebilir aklım mantığım almıyordu.

"O neden peki?" diye soran Ladin'di.

"Sınıftan birkaç kişi batıya özenti özenti konuşuyordu sonra bi anda konuyu atalarımıza getirdi bende ATATÜRK'e ve nice atalarıma saygı duyacaksınız eğer atalarım olmasaydı kim bilir kimin altında, himayesinde olurdunuz!' diyip dövdüm."

"Kimin kardeşi be işte bu." Dağhan beni kendine çekip sarıldı ve kafamın üstünden öptü.

"Hop orda durun, ben doğurdum onu."

"Hepiniz bir durun İlbilge'yi yapan meziyet sahibi benim."

Hakan Bey'in kesinlikle utanması yoktu. Yüzüm resmen cayır cayır yanıyordu, ben bu kadar utanmışken bu adam nasıl düşünmeden ve utanmadan konuşabiliyordu?

~•~•~•~•~•~•~••~••~••••~•~••~•

Evettt bölüm sonuuu

Bölüm pek işime sinmedi fakat sizi bekletmekte istemedim, yazım hatası veya mantık hatası varsa kusura bakmayın.

Biraz hızlı bir giriş gibi oldu fakat daha fazla uzatırsam sıkılabilirdiniz ve bende bağlayamazdım bence kitabı.

Size ufak bir de sorum olacak tamamen size kalmış bir karar bu.

Bolümler 1000-1500 kelime aralığında olup haftada 2 bölüm mü gelsin?

Yoksa haftada 1 ama uzun bölüm mü?

Tamamen sizin insiyatifinize bırakıyorum.

Boll köpek balikli rüyalar veee sağlıcakla kalınnnn 🌊🦈✨️