15. bölüm · Gerçek Ailem Mi?
Bölüm 15: Makarna
İyi okumalarrr
Bol bol yorum yapıp beğenirseniz sevinirimm
~•~•~•~•~
Hafta sonum fazlaca atraksiyonlu geçmişti. Atahan ile olan kavgamız, abim ile Züleyha ablayı görmem Bala ablanın nişanı için hazırlıklar derken benim için yeterince şaşırtıcı bir hafta sonu olmuştu. Annem bir taraftan önümüzdeki haftasonu olacak nişan için hazırlıklar yapıyordu.
Züleyha abladan öğrendiğim kadarıyla -kimseden laf alamıyordum, özellikle Ladin ablam ve Dağhan abim bu konu açılınca gerginlikleri bariz bir şekilde belli oluyordu- Bala ablamın evleneceği kişi Züleyha ablanın kuzeni oluyormuş. Bu kuzen aynı zamanda ablamın eski sevgilisi, benim de sevdiğim çocuğun abisinin kuzeni oluyordu.
Biraz sorgulamıştım bu durumu çünkü Ladin ablam bana İlteriş ve Kağan'ın kardeş olduğunu, babalarının ilk eşini onların annesi ile aldattığını söylemişti fakat işin aslı hiçte oyle değildi. Kağan, babasının ilk karısından olan çocuktu. İlteriş ise, babasının annesini aldattığı kadından olan oğluydu. Bunlara rağmen sosyal mecralarda ikisinin arası gayet iyi gözüküyordu. Tabii bu bir kandırmacadan da ibaret olabilirdi fakat asıl önemli olan Ladin ablamın bana neden yalan söylediğiydi.
Ablalarım arasındaki gerginlik yüzünden Ladin ablam alışverişten sonra İzmir'e geri dönmüştü. Ne kadar peşinden gitmek istesem de şuan odağım Selin'deydi o yüzden bir süre daha bunu erteleyecektim. Hem yakında sınavlarımızda başlayacaktı ve YKS sınavıma da 2 ay kalmıştı. Zaman ne çabuk geçmişti gerçekten anlamıyordu insan.
"Çıksın o yelloz doveriz senin için rahat olsun." diye cesaretlendirdi Tuna, gerek bile yoktu cesarete çünkü bir kere kararmıştı gözüm.
Beni tutabilene aşk olsun.
"Dövme kısmında asla şüphem yokta, sen eldiven getirdin mi?"
"Getirdim de neden istediğini bir türlü çözemedim."
"Neden olacak? O şirretin yağlı saçlarına derim doğrudan temas etmesin diye. En sonki kavgamızda eve geçince kaç defa elimi sabunlayıp kolanyağı döktüm hatırlamıyorum." dememle Tuna yüksek sesli bir kahga attı ve kahkağasının arasından konuşmaya başladı.
"Asena şansına küssün, yaptı sevgiliyi unuttu bizi."
"Sevgilisi senin ikizin."
"Bu bizi satabileceği anlamina gelmiyor, ayrıca ben ikizlerden birini sececek olsaydım beni seçerdim. İkizim diye söylemiyorum biraz salak bir çocuk Altay."
Tam bir yanıt verecekken okul bahçesinde yanındaki arkadaşı ile yuruyen selin gorüş açımıza girdi.
Saçlarını tivtik tivtik etmezsem en adi Atatürk düşmanı olayım.
Tuna'ya göz kırpınca planımız devreye girdi. İkimizde hemen ayağa kalkıp yanlarına gittik, bir yandan ise elimize eldiven geçirmek ile meşguldük.
Planınız ne diye soracak olursanız tabii ki de Atalarımız gibi taktiksel savaşmaktı. Kendimi İstanbul'u isteyen Osmanlı padişahları gibi hissediyordum. Osmanlı'nın hedefi Viyana falan değildi, görünen neyse oydu. Ben İstanbul'u istiyordum.
Tam karşılarına geçince bizim yüzümüzden durmak zorunda kalmışlardı.
"Ne istiyorsun?" diye sordu fakat bakışlarındaki o sinsi ifadeden niye burda olduğumu gayet iyi bildiğini belli ediyordu.
"Saç bakımı için geldim canım." diyip üstüne atılmam eş zamanlı olmuştu. Tuna da yanındaki kızın üstüne atılmasıyla hengame başlamıştı. Bahçedekilerin bakışlarının bizim üzerimizde olması umrumda değildi. Birbirimize yumruklar atıyor, birbirimizin saçını çekiyorduk.
"Sen kimsin de abimle benim aramı bozmaya çalışıyorsun!?"
"Senin yüzünden çıktım ben o gruptan! Senin yerine ben olmalıydım!"
"Sen o gruptan senin şeytanlığın yüzünden çıkartıldın!"
"Ben Atahan'ı seviyordum! Onun seni savunmasına, gruptaki herkesle kolayca anlaşabilmen sinirimi bozdu! Ben Atahan'a daha yakın olabilmek için o gruba girmek için çok çabaladım. Sense çabasız bir şekilde herkes tarafından çok sevildin!"
Bu nasıl bi zihniyetti anlayamıyordum. Anlıyordum hoşlanıyordu fakat bu yaptıkları da fazlaydı. Empati kurmaya çalışıyordum fakat yaptığı onca şeyin elle tutulur bir yanı yoktu.
Biri bizi ayırana kadar bu böyleydi. Ayrıldığımızda Selin'i ikizi Selim çekmişti. Ben ise Atahan'ın kucağındaydım. Şaşırmadan edemedim çünkü sol koluyla belimden beni tutarken, sağ koluyla da Tuna'yı tutmasıydı. Bunda şaşıracak ne var diyebilirdiniz fakat suç bende eksik söylemiştim. Ne Tuna'nın ne de benim ayaklarım yere değiyordu ve Atahan ikimizi de zorlanmadan taşırken banklardan birine oturttu.
"Yine uslu duramadınız değil mi?"
"Seni bana karşı doldurmayacaktı şırfıntı."
"Beni niye çağırmadı-" diyen Asena'nın ağzını Altay'ın kapatmasıyla susmak zorunda kalmıştı.
"Hak etti bi kere o izzetsiz." diye bana destek cıkan kişi ise hemen yanı başımda oturan Tuna.
"Başınıza iş açacaksınız, disiplinlik olursanız bu kariyerinizi etkiler. O cadı için değmez."
"Ama senin için değer!" diye Tuna ile aynı anda konuştuk. İkimizde birbirimize baktık.
Yoksam yok düşündüğüm şey olabilir mi? İnşallah olur Rabbim.
•••
"Hakan Bey bu ikinci tekrarlanış, sırf sizin hatrınız için disiplin cezası yazmıyorum fakat bu olay üçlenirse mecbur olarak yapmak zorundayım."
"Ama-"
Kendimi savunmama izin vermeden Tanju hocanın sert bakışları ile diyeceklerimi yuttum. Zaten keldi ve benim kellere karşı fobim vardı. Kel insan mı olurdu Allah aşkına?
"Bir daha tekrarlanmayacak," diyen babamın bakışları beni buldu. "değil mi İlbilge'm?"
Usulca onaylar şekilde kafamı salladım. Düştüğüm şu hallere bak, ben sakin kalacak insan mıydım...
Babam ile birlikte okuldan çıktık, eve gidince annem patlayan kaşıma pansuman yapmış ve en az bir saat vaaz vermişti. En az bir saat diyordum çünkü bir saatten sonra gözüm açık fakat beynim uykudaydı.
Ne yapabilirdim ki bu da bendim. Annemin nutukları bitince odama çıkıp test çözmeye başladım. Ne zamandır boşluyordum ve bu benim sinirimi bozuyordu. Ne zamandır test çözüyordum bilmiyordum fakat aydınlık olan hava çoktan kararmıştı.
Bu sürede bizimkiler yemek için bikaç defa çağırmıştı fakat yemek istemediğimi söyleyip test çözmeye devam etmiştim.
Şuan ise midem kesinlikle kazınıyordu, bunu guruldayan midem sayesinde anlamak pekte zor değildi. Odamdan çıkıp hızlı adımlarla merdivenlerden inip mutfağa girdim. Karanlık mutfakta bir silüet görünce adımlarımı daha sakin attım ve kim olduğuna baktım. Çağkan abimdi.
"Abi ne yapıyorsun bu saate?"
"Acıktım be minik birşeyler hazırlayacaktım."
"Yemek yemedin mi sen?"
"Yedim."
"Ee o zaman?"
"Acıktım."
"Peki neden karanlıkta yapmaya çalışıyorsun?"
"Kimse uyanmasın diye."
"Abi sen bu sosyal becerisizlikle nasıl hukuk okuyup avukat oldun gerçekten çok merak ediyorum." diyi ışığı açtım. Çekmeceden spagetti çıkardım ve tezgahın üstüne koydum. Kattle su koyup düğmesine bastım. Daha ocağa makarnayı yeni koymuştum ki mutfağa giren Atahan'ın da bize eşlik etmesi yüzünden biraz daha makarna koydum.
"Çağkan abi, domates rendeler misin lütfen?"
"Emrin olur abisi."
"Atahan sende soğan doğrar mısın lütfen?"
"Doğramak ne kelime şaheser yaratıcam görürsün."
"Ne yapıyorsunuz gece gece?" diyen Balamir abimin sesiyle üçümüzün de bakışları ona döndü.
"Acıktık, o yuzden makarna yapacağız."
Dolaptaki soğuk sudan içtikten hemen sonra cevap verdi abim. "O zaman bir tane fazladan koyun tabağı."
"Yok öyle hazıra konmak Ulaş Bey. Yardım et hak et."
Masanemin sıkışmasıyla hızla mutfaktan çıkarken konuştum. "Balamir abi makarnaya dikkat et, Atahan ve Çağkan sizde makarnanin sosunu ben gelene kadar ocağa koyun."
Bu dediklerimden pişman olacağımı bilmeden rahat rahat tuvaletimi etmiş biraz oyalanmıştım.
Keşke oyalanmasaydım.
Maksimum 10 dakika geçmişti fakat savaş alanına dönmüştü resmen mutfak.
Taşan makarna suyu ocağı kirletmiş. Yanan şaheser(!) soğanlar ise rendelenmiş domatesin içinde yüzüyordu.
Birlikte halletmeye çalışırken hafifte makarnanın dibinin tutmasına sebep olmuşlar o yüzden de makarnayı zorla kazımaya çalışıyorlardı. Bazı makarnalar ise hengameden sağ kurtulamamış ve yeri boylamıştı.
Sosun içine bir yemek kaşığı bal koyan Atahan ile resmen dehşete düşmüştüm. Elbette biraz bal koyulabilirdi fakat Atahan'ın ölçüsü sanki biraz fazlaydı.
"Siz ne yaptınız."
Üçüde sanki gayet normal bi anmış gibi rahatlıkla aynı cevabı verdiler.
"Makarna."
"Allah Allah, halbuki ben siz imam bayıldı yaptınız sanıyordum. İşe bak, vay babayn."
"Büyümüşte abileriyle taaşuki talat ve fitnat geçiyor esek sıpası." diyen Çağkan'a, Balamir destek çıktı.
"Çok çabuk büyüyorlar."
"Daha dün boklu bezliydi." diyen Atahan'a kim gerçeği söylemek isterdi?
Ocağın altını kapattım ve hepsini mutfaktan dışarıya çıkardım.
"Bence biz yemek yapmayalım, pizza sipariş edelim en garanti."
Dediğim gibi pizza sipariş etmiş ve film eşliğinde yemiştik. Uyku bizi esir ettiği için ise mutfağı toplamadan uyuya kalmıştık televizyonun başında.
Sabah ise annemin sesi ile en az makarna deneyimimiz kadar garip bir şekilde uyanmıştık.
Benim basım Çağkan'ın göbeğinde, Atahan ise benim ayağıma sarılmış, Balamir ise ayaklarını neredeyse Çağkan'ın ağzına sokacak bir şekildeydik uyandığımızda.
~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~••••••~•~••~••~•~•••
Uzunnnn birr aradann sonraa hepinize merhabalarrrr
Umarımm bölümü beğenmişsinizdirr
Bolüm biraz aceleye geldiği için yazım hatası varsa kusura bakmayın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere
Bol köpek balıklı rüyalar ve sağlıcakla kalınnn. 🦈🌊✨️
