6. bölüm · GERÇEK AİLE?
6. BÖLÜM
Telaşla Barlas'tan ayrılmaya çalıştım.
Odaya giren kişi Kılıç olmuştu ancak arkasında Kunt vardı.
Kılıç her şeyi görmüş gibiydi ve bir anda Kunt'un görmemesi için odanın kapısını sertçe kapattı.
Kapının dışından Kunt'un sesi geliyordu.
"Oğlum yavaş, açsana kapıyı."
"Abi Barlas şuradaki lavaboya götürmüştür, oraya bakalım. Oda boştu zaten."
Kunt homurdanmaya başlamıştı ve adım sesleri git gide uzaklaşıyordu.
Barlas bunu fırsat bilerek yavaşça kapıyı açtı.
Barlas'ın yanına gidip kafamı kapıdan dışarıya çıkarttığımda Kılıç ile göz göze geldik.
Parmağıyla git işareti yapıyordu ki hızlıca merdivenlere doğru gidip aşağıya indik.
İçeriye girip masaya oturduğumuz anda Kunt ve Kılıç'ın sesi duyuldu.
"E oğlum hani orada da yoklar."
"Biz fark etmemişiz demek, aşağıya inmişlerdir."
O esnada annem ile göz göze geldik.
Bana gözüyle Barlas'ın dudağını işaret ediyordu.
Bir dakika, ruj izimi o!
Masanın altından ayağımla Barlas'ın ayağını dürttüm.
Efendim dercesine kafasını salladığında dudağını işaret ettim.
Sırıttığında bu sefer bacağına tekmeyi geçirdim.
Ama keşke yapmasaydım.
"Ah!"
Tüm gözler Barlas'a dönmüştü, o esnada Kılıç ve Kunt masaya oturmuştu.
"Oğlum ne oldu?"
"Kılıç'ın sandalyesiyle ayağıma oturdu, bir şey yok."
Kılıç ne olduğunu anlamadan tam inkar edecekken kaş göz haraketlerim ile anlatmaya çalışıyordum.
Sonunda anladı ki, "He evet, özür dilerim Barlas abi" abiyi özellikle bana bakarak ve baskılayarak söylemişti.
Herkes kaldığı yerden yemeğine devam ediyordu.
Barlas bacağını tutup gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken, masadaki gerginlik yerini hafif bir şaşkınlığa bıraktı.
Kılıç’ın imalı “Barlas abi” vurgusu tam kulağımın dibinde çınlarken, çaktırmadan derin bir nefes verdim. Bugünde götü kurtardık.
Tehlikeyi şimdilik atlatmış gibiydik ama annemin gözleri hâlâ üzerimdeydi.
Barlas masadan peçeteyi alıp hiç çaktırmadan, dudağının kenarındaki ruj izini sildi.
Yüzünde beliren o çapkın sırıtış ise hâlâ yerinde duruyordu. Ona masanın altından bir tekme daha savurmamak için kendimi zor tuttum.
Tam o sırada masanın başköşesinde oturan Devran amca —yani Barlas’ın babası, Karayel ailesinin reisi— derin ve babacan sesiyle sessizliği böldü:
"Gözün yine nerede bakalım Kılıç? Koskoca adamın ayağını ezmişsin oğlum."
Kılıç hemen toparlayıp, "Gözümden kaçmış Devran amca, Barlas abimin ayağı da biraz uzundu herhalde," diyerek bana yandan imalı bir bakış fırlattı.
Dilşah teyze ise ortamdaki bu ufak krizin üzerinde durmayıp her zamanki sevecenliğiyle araya girdi. "Olsun oğlum, gençlerin ayağı birbirine dolanır. Siz tabağınıza bakın. Kamelya kızım, sen de hiç yemedin, al bak bu sarma senin sevdiğin gibi bol ekşili yapıldı."
Dilşah teyzemin bu sıcak tavrıyla hafifçe gülümsedim. "Teşekkür ederim Dilşah teyze, elinize sağlık," dedim sesimi yumuşatmaya çalışarak.
Ama asıl kriz yan tarafımda yaşanıyordu. Babam Karan Karaca ile Devran amca yılların dostluğunun verdiği rahatlıkla koyu bir sohbete daldıklarında, bakışlarım en büyük ağabeyim Kunt’a kaydı. Kunt, çatalını tabağının kenarına bırakmış, bir Barlas’ın sildiği dudağına, bir de benim kızarmış yanaklarıma bakıyordu. Karaca ailesinin en büyüğü olarak gözünden bir şey kaçması zaten imkânsızdı.
Umarım anlamamıştır, anladıysa ben muhtemelen bittim.
"Hayırdır Barlas," dedi Kunt abim, sesindeki o tatlı ama sorgulayıcı tonla. "Yukarıda lavaboyu ararken maraton koşmuş gibi bir hâliniz var. Kılıç'la kapıda karşılaştık, aceleniz neydi?"
Barlas hiç istifini bozmadan gömleğinin yakasını düzeltti. Karayel ailesinin veliahtına yakışır bir özgüven ve ailemizle olan yıllarlık dostluk rahatlığıyla gülümsedi. "Senin bu kardrşij evi gezerken her odaya dalmaya kalktı da Kunt abi, onu durdurayım derken koşturduk biraz."
Diğer abilerim Kadem ve Karun da olaya dahil olup gülüşmeye başladılar. Kadem abim, "İkizleri serbest bırakırsan evin tapusunu bile kurcalar, Barlas haklı," diyerek Barlas'ı destekleyince içimden kocaman bir 'oh' çektim.
Kılıç ise yerinden kalkıp yanımda oturmuş, masanın altından hafifçe kolumu dürtüyordu. "Ucuz yırttınız Karaca kızı, yat kalk bana dua et," der gibi bakıyordu gözlerimin içine.
Yemek boyunca Barlas ile göz göze her geldiğimizde bana o imalı ve çapkın bakışını fırlatmaya devam etti.
Yılların getirdiği bu aile dostluğunun gölgesinde, masanın altında yaşanan bu küçük gizli savaş ikimizin arasında söndürülmesi imkânsız bir yangının ilk kıvılcımıydı.
