Bölümler 5Şu an: 4-Çelikle Düet ve Sorular
Ustanın ahşap odasındaki o uzun gece, zihnimdeki fırtınayı tamamen dindirmemişti ama en azından nefes almamı sağlayacak bir çatlak aralamıştı. Eve döndüğümde yatağımın bazasını kaldırıp siyah kılıfa baktım. İçimdeki o kemirici bulantı yerini hafif bir uyuşukluğa bırakmıştı; ama gitmemişti. Oradaydı, beni izliyordu.
Ertesi gün okulda, o solgun ve tükenmiş halim biraz olsun hafiflemişti.
Koridorda yürürken kalabalığın arasından süzülüyordum ki, Linda’nın dolabının önünde durduğunu gördüm. Yanından geçerken adımlarım istemsizce yavaşladı. Kafasını kaldırıp doğrudan bana baktı. Önceki günlerdeki o endişeli, yaklaşmaya çekinen hali yerini hafif bir rahatlamaya bırakmıştı.
"İyi görünüyorsun Croud," dedi Linda, kitaplarını çantasına koyarken. Sesi koridorun gürültüsünde sıcacıktı. "Birkaç gündür hayalet gibi dolaşıyordun ortalıkta."
"Gece çalışmaları," dedim, köşeli bir gülümsemeyle karşılık vererek. "Geçiyor."
Linda yüzündeki o tatlı tebessümle bana bakarken, içimdeki o karanlık çarkın içinde bir şeylerin gevşediğini hissettim. Okul, dersler, Linda... Dışarıdan bakan biri için sıradan bir lise hayatının parçalarıydı bunlar. Ama sırt çantamda taşıdığım o ağırlık, bu dünyayla aramdaki bağı her geçen gün biraz daha inceltiyordu.
Eve döndüğümde odama kilitlenip bazayı açtım. Katanayı kılıfından çıkardım.
Önceki gecelerdeki o panik ve boğulma hissinden eser yoktu. O mat, siyah çeliğin üzerine vuran oda lambasının ışığına baktım. Üzerindeki o kadim mühürler, sanki tenime işleyen birer dövme gibi sessizce parlıyordu. Parmağımı keskin kenarında hafifçe gezdirdiğimde, damarlarımda dolaşan o soğuk enerjinin artık eskisi kadar acıtmadığını, aksine bana garip bir güç verdiğini fark ettim.
O an ilk defa katanaya korkuyla değil, merakla baktım.
Ustanın yanındaki o zihinsel disiplinle birlikte, çelikle aramızda tuhaf bir denge kurulmaya başlamıştı. Sanki ruhumun karanlık taraflarını anlıyor, beni zayıf kılan her şeyi yakıp geçmek istiyordu. Katanayı havaya kaldırıp odanın boşluğunda sessiz bir savuruş yaptım. Çeliğin çıkardığı o tok hışırtı, odanın sessizliğini bıçak gibi kesti. Mükemmel bir dengesi vardı; sanki doğrudan benim kas yapım için, benimle birlikte hareket etmek için dövülmüştü.
Ama zihnimi kurcalayan o asıl soru, odanın sessizliğinde daha da büyüdü.
Neden ben?
Ravenport'ta bu kadar insan varken, karanlık sokaklarda benden çok daha güçlü, çok daha acımasız onca adam dolaşırken... Neden bu lanetli çelik beni seçmişti? Sadece bir urbex meraklısı mıydım, yoksa bu şehrin kirli kanını temizlemek için bende bilmediğim bir şeyler mi vardı?
Aynadaki yansımama baktım. Gözlerimdeki o soğuk parıltı, katananın mühürlerindeki ışıkla birebir örtüşüyordu. Cevabını henüz bilmiyordum ama o çeliği elime aldığım andan itibaren, geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimi çok net hissediyordum.
Bölüm etkileşimi
