3-Paslı Çelik ve Zihinsel Çöküş

Yazar: 3mr .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 3-Paslı Çelik ve Zihinsel Çöküş

Okulun o boğucu koridorlarından çıkıp eve döndüğümde, üzerimdeki gri kapşonluyu bile çıkarmadan kendimi doğrudan yatağıma atmıştım. Gözlerimi tavana dikmiştim ama zihnim hâlâ o terk edilmiş depoda, o siyah kılıfın başındaydı.
Odamın kapısı hafifçe aralandı. Abim Johnny, içeri girmeden omzunu pervaza yaslayıp bana baktı.
"Yine neyin peşindesin Croud? Kaç gündür okulla ev arasında gidip geliyorsun, üstelik akşamları evde yoksun gibi dalgınsın."
"Bir şey yok abi," dedim, sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak. "Sadece... Sınavlar ve yorgunluk."
Johnny homurdanarak kapıyı kapattı. Onun bu evdeki korumacı ama bir o kadar da mesafeli hali, sırrımın ne kadar güvenli, bir o kadar da yalnız olduğunun kanıtıydı.
O odadan çıkar çıkmaz, yerdeki tahta bazayı hafifçe kaldırdım. Oradaydı. Siyah, mat kılıfın içindeki o çelik, odanın havasını emiyordu sanki. Kılıfı açıp katanayı elime aldığım an, parmak uçlarımdan beynime doğru yayılan o soğuk karıncalanma dalgası tüm bedenimi sardı.
Ve o ses yeniden zihnimde yankılandı: Aç...
Gözlerimi sıkıca yumup dişlerimi sıktım. Hayır, bu zihnimin bir oyunu olmalıydı. Ama sabaha kadar uyuyamadım. Gözümü her kapattığımda o kadim mühürlerin parladığını, katananın benden bir şeyler talep ettiğini hissediyordum. Kafayı yemek üzereydim.
Ertesi gün okulda dersler bir film şeridi gibi akıp gitti. Linda, koridorda karşılaştığımızda bana doğru bir adım atacak gibi oldu; ama gözlerimdeki o kan çanağı kızarıklığı ve yüzümdeki o solgun, gergin ifadeyi görünce duraksadı. Bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı ama yaklaşamadı. Ben ise o kalabalığın içinde adeta bir hayalet gibi yürüyordum.
Günler böyle bir kabusa dönüşmüştü. Okul, ev, sokaklar... Hiçbiri gerçek hissettirmiyordu. Artık bu zihinsel çöküşe tek başına direnemeyeceğimi anladığım o perşembe akşamı, ders kitaplarımı bile çantaya koymadan kendimi dışarı attım.
Adımlarım beni mahallenin en ücra, tabelası bile olmayan o eski ahşap binasına yönlendirdi.
Kapıyı çaldım; içeriden gelen o hafif çay ve tütsü kokusu eşliğinde kapı aralandı. Karşımda, yaşlı Japon usta duruyordu. Yüzündeki o derin kırışıklıklar ve sarsılmaz sükunet, her zamanki gibi odadaki tüm kaosun önüne geçiyordu.
Usta, tek kelime etmeden kapıyı açıp içeri geçmeme izin verdi. Ahşap zemine oturduğumda, ellerim titriyordu.
"Zihnin fırtınalarla boğuşuyor çocuk," dedi usta, yavaşça önüne koyduğu çay bardağını bana doğru iterken. "Gözlerindeki o gölge, sadece yorgunluktan ibaret değil. İçindeki bir şey seni kemiriyor."
"Bilmiyorum..." dedim, sesim çatlayarak. Gözlerimi kaçırdım; katanadan, o lanetli çelikten bahsetmem imkansızdı. Eğer söylersem, bu sırrın altından kalkamayacağını biliyordum. "Sadece... İçimdeki sesleri susturamıyorum usta. Odaklanamıyorum. Zihnim her an parçalanacak gibi hissediyorum. Bana nefes almayı öğret."
Usta, bardağıma baktı, sonra başını kaldırıp doğrudan gözlerimin içine baktı. Sırrımı tam olarak bilmese de, taşıdığım o ağır yükün farkındaydı. Gözlerindeki o derin anlayışla hafifçe başını salladı.
"Zihni susturmanın yolu kaçmak değildir çocuk," dedi, sakin ama yeri göğü inleten o tok sesiyle. "Önce o fırtınanın tam ortasında durmayı öğreneceksin. Gözlerini kapat."
O ahşap odada, ustanın karşısında saatlerce nefes egzersizleri yaparak o içimdeki gürültüyü bastırmaya çalıştım. Katanadan kelimesi kelimesine bahsetmemiştim; ama o gece, o odanın sessizliğinde ilk defa zihnimin biraz olsun hafiflediğini hissettim.
Yine de dışarı çıkıp gece ayazına karıştırdığımda biliyordum ki; o lanetli çelik evde, bazanın altında beni bekliyordu. Ve bu kabus henüz yeni başlıyordu

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…