2. bölüm / 6
GEÇ KALMAKRüzgar Durduğunda
Bölümler 6Şu an: Rüzgar Durduğunda
2. Bölüm
Sabahları aynı sesle uyanıyordu.
Bir zil değil, bir çağrı da değil. Daha çok bir hatırlatma gibiydi. Günün başladığını değil, bir şeyin tekrar ettiğini söylüyordu. Burada günler ilerlemiyordu; sadece dönüyordu.
Gözlerini açtığında ilk yaptığı şey tavana bakmak değildi artık. Tavana bakmak, düşünmeye başlamak demekti. Düşünmek ise çoğu zaman yanlış bir kapıyı aralamak gibi geliyordu.
Bu yüzden önce ellerine bakıyordu.
Her sabah.
Aynıydılar. Ne bir değişiklik, ne bir iz. Dünküyle aynı. Ondan öncekiyle de. Bu süreklilik, bir süre sonra güven vermemeye başladı. Çünkü değişmeyen şeyler, bazen eksik olan şeylerdi.
Yataktan kalktı. Kapıya gitmedi. Kapıya gitmek, bir şey beklemek demekti. Beklemek, burada insanı zayıf düşürüyordu.
Pencereye yaklaştı. Cam yine açılmıyordu. Dışarıda bir avlu vardı; yüksek duvarlarla çevrili, ortasında tek bir ağaç. Ağaç, mevsimi hatırlamıyordu. Yaprakları vardı ama rengi yoktu. Ne yeşil ne sarı. Arada kalmış bir şey.
Uzun süre baktı.
Bir şey hissetmesi gerektiğini düşündü. Ama hissetmedi.
Kapı açıldığında geri dönmedi. Anahtar sesi zaten yeterince belirgindi. Bir kez. Duraklama. İkinci kez.
“İlaç saati,” dedi kadın.
Ses aynıydı. Dünle aynı, önceki günle aynı. Sözlerin değişmemesi, anlamın değişmediği anlamına gelmiyordu ama burada çoğu şey yerinde sayıyordu.
Masaya küçük bir bardak bıraktı. İçinde su. Yanına iki hap koydu. Biri beyaz, biri mavi.
Renkler burada gereksizdi.
“Bugün biraz daha iyi olabilirsin,” dedi kadın.
Bu cümle her gün söyleniyor olmalıydı. İçinde bir umut yoktu. Daha çok, yapılması gereken bir iş gibi.
Haplara baktı.
“Bunlar ne için?”
Kadın dosyaya göz attı. Cevap oradaydı muhtemelen. Ama okumadı.
“Uyumana yardımcı olacak.”
“Ben zaten uyuyorum.”
Kadın başını hafifçe yana eğdi. Bu hareket bir cevap değildi. Daha çok, bir şeyin farkında olunduğunu gösteriyordu.
“Uyumakla dinlenmek aynı şey değil.”
Bir süre sustu.
Sonra hapları aldı.
Yutmadan önce düşündü. Ne düşündüğünü bilmiyordu. Ama düşündü. Bu, yeterince garipti.
Suyu içti. Haplar gitti.
Kadın bardakla birlikte dosyayı da aldı. Kapıya yöneldi.
“Bugün ziyaretin var,” dedi.
Kapı kapanmadan önce.
Bu yeni bir cümleydi.
Başını kaldırdı.
“Kim?”
Kadın durmadı.
“Hatırlarsın.”
Kapı kapandı. Anahtar döndü. Bir kez. Sonra ikinci kez.
Odanın içi aynı kaldı. Ama cümlenin bıraktığı şey değişikti.
Ziyaret.
Bu kelime, burada fazla dışarıya aitti. İçeriye sığmıyordu.
Yatağa oturdu. Ellerine baktı.
Bir şey gelmedi.
Sonra, çok kısa bir an için, sanki bir şey gelmiş gibi oldu.
Bir ses.
Uzaktan değil. Yakından da değil. Daha çok… içeriden.
Metal bir ses.
Kısa. Sert.
Ardından bir boşluk.
Başını kaldırdı.
Geçmişti.
Neydi, bilmiyordu.
Ama yokluğu, varlığından daha ağırdı.
Ayağa kalktı. Aynaya baktı.
Yüzü aynıydı. Dünle aynı, önceki günle aynı.
Ama gözlerinde bir şey değişmişti.
Çok küçük.
Sanki bir şey hatırlamaya yaklaşmış gibi.
Ya da… hatırlamaktan vazgeçmiş gibi.
Kapının önünde durdu.
Bu sefer bekledi.
Ziyaret saatinin ne zaman olduğunu bilmiyordu. Ama geleceğini biliyordu.
Bazı şeyler, zamanı bilmeden de beklenirdi.
Koridordan ayak sesleri geldi. İki kişi.
Biri yavaş, biri daha kararsız.
Kapı açıldı.
Anahtar bir kez döndü.
İkinci kez dönmedi.
Bu da bir şeydi.
İçeri giren adam kapının eşiğinde durdu. İçeri tamamen girmedi. Sanki sınırı geçmek için izin gerekiyordu.
Yüzüne baktı.
Tanıdık gelmedi.
Ama bu bir şey ifade etmiyordu.
“Merhaba,” dedi adam.
Sesinde dikkat vardı. Yanlış bir yere basmamak için yavaş yürüyen birinin dikkatine benziyordu.
Cevap vermedi.
Adam bir adım attı. Sonra durdu.
“Ben…” dedi, cümleyi tamamlamadı.
Bazen insanlar kendilerini tanıtırken zorlanırdı. Bu normaldi.
Ama burada normal olan şeyler genelde doğru çıkmıyordu.
“Beni hatırlamıyor olabilirsin,” dedi adam.
Bu daha doğruydu.
Başını hafifçe yana eğdi.
“Hatırlamam gerekiyor mu?”
Adam gözlerini kaçırdı. Çok kısa bir an. Ama yeterliydi.
“Gerekiyor,” dedi.
Bu kelime odada asılı kaldı.
Gerekiyor.
Neye göre?
Kime göre?
Ellerine baktı.
Temizdi.
Adam yaklaşmadı. Aralarında mesafe bıraktı. Bu mesafe, saygıdan çok önlem gibiydi.
“Nasıl hissediyorsun?” diye sordu.
Bu soru buraya aitti. Herkes soruyordu.
Cevap vermedi.
Adam başını salladı. Sanki beklediği cevap buydu.
“Onlar…” dedi, yine durdu.
Kelimeyi seçemedi.
Bu da bir şeydi.
“Onlar iyi,” dedi sonunda.
Bu cümle, odanın içindeki her şeyi bir anlığına durdurdu.
Nefesini fark etti.
Yavaşladı.
Ellerine baktı.
İlk kez, gerçekten baktı.
Ve o anda, çok kısa bir an için, sanki bir şey değişti.
Görüntü değil.
His.
Bir ağırlık.
Geçip gitti.
Başını kaldırdı.
“Kim?”
Adam cevap vermedi.
Bu da bir cevaptı.
Kapının dışından bir ses geldi. Hemşirenin sesi.
“Süre doldu.”
Adam başını salladı. Geri çekildi.
Gitmeden önce bir kez daha baktı.
Bu bakışta bir şey vardı.
Söylenmeyen ama bırakılan bir şey.
Sonra çıktı.
Kapı kapandı.
Anahtar döndü.
Bir kez.
Durakladı.
İkinci kez döndü.
O, kapıya bakmadı.
Ellerine baktı.
Bu sefer uzun süre.
Ve ilk kez, temiz olmaları onu rahatlatmadı.
Bölüm etkileşimi
