2. bölüm · flashes, winx

ii - bloom

neva x

Ne büyük tesadüfse doğum günü ve Daphne'nin mezuniyet partisi aynı güne denk gelmişti. Her doğum gününde yapıldığı gibi sabahleyin, 5 dakikada, olsun da bitsin kafasıyla, annesinin akşamdan onun için hazırladığı doğum günü pastası yenildi kahvaltı yerine. Bu geleneksel sabah rutini, Bloom için yıllar içinde anlamını yitirmiş bir seremoniydi artık. Parti diye bir şey söz konusu değildi zaten. Ailesi Bloom'un bunu umursamadığımı düşünüyordu, o yüzden de Bloom için 12 yaşından beridir doğum günü partisi yapılmıyordu.

Evin büyük salonu Daphne'nin mezun olması adına için süslenmişti. Şimdi ise tüm aile büyük salonda toplanmış, Daphne'nin başarısını sanki okuldaki mezuniyet töreninde kutlamamışlar gibi ikinciye kutluyorlardı. Onunla gurur duyuyorlardı, bunu açıkça görebiliyordu Bloom. Kim Daphne ile gurur duymazdı ki? Domino'nun en prestijli üniversitelerinden birinden mezun olmak, gerçekten büyük bir başarıydı. Bloom, ailesinin ablasını başkalarına nasıl anlatacaklarını düşünmek bile istemiyordu. İleriki yıllarda, ailesi Daphne'nin bu başarısıyla övünecek, her fırsatta bunu dile getireceklerdi.

Bloom, o büyük salonda, kimse tarafından fark edilmeyen bir gölge gibi köşede duruyordu. Herkes ablasının etrafına toplanmıştı; kahkahalar, tebrikler havada uçuşuyordu. Herkesin gözleri Daphne'ye hayranlıkla bakıyordu.

Kafasına Daphne'nin mezuniyet kepini takmış babası, 3 katlı büyük bir pasta ile odaya girdi. Daphne'nin mezuniyet pastası olmalıydı bu. Pastanın Daphne'nin olduğu masaya doğru taşınmasını tepkisiz bir şekilde izleyen Bloom, babasının yüzündeki ifadeyi de dikkatle izliyordu. Bu, daha önce hiç görmediği bir yüz ifadesiydi; gurur, mutluluk ve belki de biraz kibir. Bilmiyordu.

İşte o an, içinde bir şeyler kırılmıştı. Kendisini öyle değersiz, öyle önemsiz hissetmişti ki, bu yaşadığı duyguyu başka birine anlatmasının imkânsız olduğunu düşünmüştü. Kimse kendi doğum gününde onunla ilgilenmiyordu, kimse varlığını fark etmiyordu. Sanki Bloom orada değilmiş gibi, herkes Daphne'nin etrafında dönüyordu. Daphne'nin gölgesinde kaybolmuş gibiydi, adeta görünmezdi. Oysaki bugün Bloom'un doğum günüydü. Anne ve babası dışında doğum gününü hatırlayan olmamıştı bile.

Küçük bir çocukken bile Daphne'nin gölgesinde kaldığı pek çok anı vardı. O anlardan birini hatırlamaya çalışırken flaşlar patladı gözünün önünde.

Daphne'nin doğum günüydü o gün. Evde büyük bir parti düzenlenmişti. Daphne için alınan hediyeler, süslemeler, büyük pastalar... Tüm dikkatler ablasının üzerindeydi. Küçük Bloom ise, o zamanlar bu kadar farkında olmasa da, ablasının gölgesinde kaldığını hissetmişti kısa bir anlığına. Ama bugün buna takılmayacaktı, ablası aldığı ilgiyi hak ediyordu çünkü bugün doğum günü kızı olan oydu.

O kadar heyecanlıydı ki! Ablası için bir resim yapmıştı, küçük elleriyle. Ona vereceği anı sabırsızlıkla bekliyordu. O resimde, ablasıyla birlikte kendisini mutlu mutlu oyun oynarken çizmişti. Resimdeki Daphne'ye bakarken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı Bloom'un. "Ablam bu resmi gördüğünde aynı resimde çizdiğim gibi benimle oyun oynamak isteyecek." diye düşünmüştü.

Parti boyunca resmini avuçlarının arasında sımsıkı bir şekilde tutmuştu. Bir an önce annesine göstermek ve ablasına hediye etmek istiyordu. Bütün çekingenliğini bir kenara atıp annesinin yanına gittiğinde annesi o sırada Daphne'nin aldığı büyük bir hediyeyi açmasına yardım etmekle meşguldü. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi hissediyordu. "Anne, Daphne için bir resim yaptım." dedi gülümseyerek. Ama annesi gözlerini bir saniyeliğine bile hediyeden ayırmadan "Çok güzel, tatlım. Ama şimdi meşgulüz, sonra bakarız." diyerek kestirip atmıştı.

Küçük Bloom, herşeyin farkına o an varmıştı, dünyası başına yıkılmıştı. Annesinin ilgisini çekemediğini anladı. Gözleri doldu, ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. Gerçekten de meşgullerdi. Herkes Daphne'nin etrafında toplanmıştı. O an "ne kadar çabalarsam çabalayayım, bu evde hiçbir zaman ablam kadar önemli olamayacağım." diye düşündü. Kimse resmine bakmamıştı. Kimsenin bir anlığına olsa bile ilgisini çekememişti. O resim artık Bloom için anlamını yitirmişti. Elinde resmi tutarken, bir zamanlar ona duyduğu eski mutluluğu hissetmiyordu. Sadece bir kağıt parçası gibi geliyordu artık.

Gözlerinde biriken yaşları silmeye çalıştı kimseye görünmeden. Sessizce odasına çıktı. Kendisini hiç bu kadar yalnız hissetmemişti. O küçük kız, küçük Bloom, o an itibarıyla, her zaman ablasının gölgesinde kalacağını ve ne yaparsa yapsın asla onun kadar önemli olamayacağını kabullenmeye başlamıştı.

Kendisine geldiğinde hiçbir şey değişmemişti. Hala olduğu yerde ayakta duruyordu. Daphne'yle fotoğraf çekilmek için oluşturulan sıra kısalmıştı sadece.

Sinirle nefesini vererek önündeki masaya doğru yürüdü. Servis edilen pasta tabaklarından birini aldı ve eski yerine geri dönüp Daphne'nin mezuniyet pastasına çatalını batırdı.

⪩⪨

pick me bloom diyene çakarım el kadar velet orda🙄