12. bölüm · First Love

BÖLÜM 12 – Kıskançlık (İnkâr ve Sertlik)

Nova Takasugi

Ertesi gün hava açmıştı ama Bakugou’nun içi kapalıydı.
Yağmurdan sonra gelen o garip sessizlik hâlâ evin içinde asılıydı. Dün gece olan temas—sadece bir bilek, sadece bir saniye—aklından çıkmıyordu. Çıkmaması sinirini bozuyordu.
Bir şey olmadı, diye düşündü defalarca.
Saçmalama.
Arin öğleden sonra çıktı.
“Bir arkadaşla buluşacağım,” demişti.
Bakugou başını sallamıştı.
“Geç kalma.”
Bu cümle ağzından çıktığı anda pişman oldu.
Arin durmuş, ona bakmıştı.
“Bak,” demişti. “Bunu yapma.”
“Ne yapmayayım?”
“Bu tonu.”
Bakugou cevap vermemişti.
Çünkü tonu savunamazdı.
Akşamüstü Arin eve döndüğünde yanında biri vardı.
Kapı açıldı, sesler geldi. Tanımadığı bir erkek sesi. Rahat. Fazla rahat.
Bakugou salondaydı. Oturduğu yerden kalkmadı ama omuzları gerildi.
“Bakugou,” dedi Arin, “bu Lix.”
Lix elini kaldırdı.
“Selam.”
Bakugou başını hafifçe eğdi.
“Selam.”
Tek kelime. Sert. Soğuk.
Arin bunu fark etti.
Ama Lix fark etmedi.
“Yağmurdan sonra şehir çok güzel,” dedi Lix. “Biraz yürüdük.”
Bakugou ayağa kalktı.
“İçeride ayakkabıyla gezilmez.”
Lix duraksadı.
“Pardon,” dedi.
Arin Bakugou’ya döndü.
“Gerek yoktu.”
“Gerekti,” dedi Bakugou. “Bu ev.”
Bu ev.
Benim alanım.
Arin’in çenesi sıkıldı.
Can ortamın gerildiğini fark edip hafifçe geri çekildi.
“Ben çıkayım,” dedi. “Zaten uğramıştım.”
Arin ona döndü.
“Hayır, oturabilirsin.”
Bakugou’nun bakışı sertleşti.
“Hayır,” dedi. “Oturamaz.”
Arin başını yavaşça ona çevirdi.
“Bakugou.”
Bu tek kelime uyarıydı.
“Misafir istemiyorum,” dedi Bakugou. “Bu kadar basit.”
Lix araya girdi.
“Sanırım yanlış zamandayım.”
Bakugou’nun sesi daha da sertleşti.
“Evet.”
Lix kapıya yöneldi. Arin peşinden baktı. Kapı kapandığında evde kalan sessizlik… ağırdı.
“Bu neydi?” dedi Arin.
Bakugou arkasını döndü.
“Ne sandın?”
“Kıskançlık,” dedi Arin net bir şekilde.
Bakugou güldü.
Kısa, sert bir kahkaha.
“Kıskançlık mı?” dedi. “Saçmalama.”
“Öyleydi.”
“Hayır,” dedi Bakugou. “Ben sadece evime giren çıkanla ilgileniyorum.”
“Yalan,” dedi Arin. “Sesin titredi.”
Bakugou bir adım yaklaştı.
“Beni analiz etmeyi bırak.”
“Beni kontrol etmeyi bırak.”
İkisi de durdu.
“Ben seni kontrol etmiyorum,” dedi Bakugou.
“Ediyorsun,” dedi Arin. “Kiminle görüştüğüme, ne zaman geldiğime, hatta nasıl yürüdüğüme bile.”
Bakugou’nun yumrukları sıkıldı.
“Çünkü sen—” dedi, durdu.
Cümleyi bitiremedi.
“Çünkü ben ne?” dedi Arin.
Bakugou başını başka yöne çevirdi.
“Çünkü sen sorun çıkarıyorsun.”
Bu, doğru değildi.
Ama kolaydı.
Arin’in gözleri karardı.
“Beni eve alan sendin,” dedi. “Şimdi beni itiyorsun.”
Bakugou sertçe karşılık verdi:
“Ben kimseyi tutmuyorum.”
“Belli,” dedi Arin. “Ama kimseyi de yaklaştırmıyorsun.”
Sessizlik.
Bakugou’nun sesi daha alçak çıktı.
“Bu kıskançlık değil.”
“Peki ne?” diye sordu Arin.
Bakugou cevap vermedi.
Çünkü cevabı söylerse…
kontrolü kaybedecekti.