1. bölüm · Eurus
1. BÖLÜM
𓇢𓆸
Alarmımın sesiyle irkildim. Neydi beni bu kadar geç uyutan. Uykumu alamadan, sıcacık yatağımdan kalkıp Ankara’nın bu berbat ayazında işe gidecek haftalardır üzerinde durduğumuz o cinayet vakasını çözmeye çalışacaktım. Üstelik o iki yeni çaylak başımdayken asla odaklanamaz oldum. Sahi nedir benim bu çektiğim? Hani başkomiserliğe yükselmek demek yükümünde biraz hafifleyeceği anlamına geliyordu?
Her neyse… Ağır ağır yatağımdan kalkarken telefonumu da şarjdan çıkarıp bakarak mutfağa gittim. Kahve makineme bir kapsül atarak beklemeye koyuldum.
Birden bire kalbime bir durgunluk çöktü. Özlem hissettim anneme, kardeşime… Hatta eskilere…
Birden penceremden giren o sert rüzgarla irkildim. Perde savrulurken Ankara ayazının bünyeme bıraktığı etki kahveden bile etkili olmuştu. Hemen perdeyi tutup altından geçerek pencereyi kapattım ve kahvemi alıp mutfaktaki küçük masama oturdum. Gözlerimi ovuşturarak kendime gelmeye çalışırken telefonuma bir mesaj geldi.
{günaydın beni de alır mısın? Bugün beraber gidelim.}
Yardımcım Sinem… Bu kız bazen beni çok şaşırtsa da genel manada onun bu işe uygun olmadığını düşünür dururum. Naif ve kırılgan bir kişiliği var.
Kahvemden son bir yudum aldıktan sonra çalkalayıp makineye attım. Odama geçip üstümü giyindim.
Hep mi siyah giyiniyorum ben ya? Dolabıma tekrar dönüp başka bir renkte kazak aramaya başladım. Kırmızı olmaz, mavi çok canlı… Evet bej ! Bu kazağı hep sevmişimdir. Siyah kotumun üstüne bej kazağımı çektim bugün bir değişiklik olsun uzun paltom yerine deri ceketimi aldım. Saçlarım her zamanki gibi… ama yine de düzleştirici ile üzerinden geçmekte fayda var. Makyajımda bittikten sonra kapıya yöneldim. Salondaki dosyayı geniş siyah çantama koydum ve botlarımı giydim. Her şeyimin yanımda olup olmadığını kontrol ettikten sonra binadan aracıma doğru yöneldim.
Aracın sürücü koltuğuna yerleşirken çantamı hemen arkaya yerleştirdim.
Radyoda yine en sevdiğim şarkılardan biri çalıyordu.
“Ah yine bana haram geceler
Senin için ağlıyorum…”
Hafif hafif yağmur atıştırmaya başladı. Emniyet kemerimi takarken Sinem’e çıktığıma dair mesaj attım. Neyse ki çok uzakta oturmuyor. O aşağı inene kadar bende orada olurum. Aracımı Sinem’in oturduğu binanın önüne park ettim. Hemen binanın kapısı açıldı ve Sinem her zamanki enerjik tavırlarıyla hafif koşturarak aracın sağına dolandı.
“Günaydın Başkomiserim.”
“Günaydın Sinem.”
“Kusura bakma Defne ya; kardeşime çok lazımdı araba.”
“Hemen resmiyeti elden bıraktık ama.”
“Kimse yok ki.”
“Orası öyle…” dedim gülerek yardımcıma…
“Hayırdır kardeşinin bir şeye ihtiyacı mı var?”
“Biliyorsun kardeşim geçen ay kaza yaptı arabası pert oldu”
“Kayahan holding’de insan kaynaklarında çalışıyor ama bugün çok acil ve önemli bir toplantısı varmış gitmesi için verdim arabamı.”
“İyi yapmışsın. Oda kendini toparlar elbet. Ayrıca ona bir şey olmadı ya bu önemli.”
Gülümseyerek “doğru söylüyorsun.” Dedi. Gözlerini yola dikti ve devam ettirdi. “iyi ki varsın canım dostum. Bu ay sana çok fazla yük olduğumun farkımdayım.”
Kafamı birkaç saniyeliğine ona çevirdim ve “Lafı bile olmaz. Üstelik yolumun üstünde oturuyorsun.”
Emniyetin otoparkına yaklaştım. Yağmur gitgide bastırmaya başladı. Neyse ki Sinem şemsiyesini almıştı. Park ettikten sonra yardımcım ve candostum Sinem’in yanına koşarak şemsiyesinin altına girmeye çalıştım.
Binanın ağır kapısını iterek içeri girdim kapıyı şemsiyesiyle cebelleşen dostuma tuttum. Merdivenlerden çıkıp cinayet büro ekiplerine selam vererek odama yöneldim.
Allah’ım işte o iki çaylak… Biz göreve başladığımızda bu ikisi kadar çılgın değildik. Biri masanın üzerinde diğeri sandalyede oturup kahve içip hararetli hararetli bir şeyler konuşuyorlar. Beni görünce masadan bir hışımla inen
Alihan,
“Günaydın Başkomiserim.”
“Günaydın.” Dedim soğuk bir tavırla…
Bunu gören Alya’da ellerini sardığı kahve bardağını masaya iterek sandalyeden kalktı.
“Günaydın Defne Başkomiserim. Nasılsınız?”
“İyiyim Alya… Ne oldu Mehmet Özal dosyasına?”
“Üzerinde çalışıyoruz komiserim. Söylediğiniz gibi sorguları bitirdik.”
“Güzel…”
Yardımcımla da aynı şekilde selamlaştıktan sonra işlerine koyuldular. Fazla mı soğuk davrandım acaba?
Odama geçtim masam darmadağınıktı. Dünün stresinin üzerine okunmamış dosyaları da getirince Alya, sadece bu dosyadan kurtulmak istedim. Alya çekingen bir tavırla yaklaşarak,
“Sorgular bitti Başkomiserim.”
Hemen dosyaları açıp kolaçan ettim. Ancak Alya sözlerine devam ederken Alihan ve yardımcım Sinem’de kapıyı tıklatarak içeri girdi.
“Tam da tahmin ettiğiniz gibi olmuş efendim. Borçlu olduğu sanıklar da itiraf etti.”
Alihan, Alya’nın sözünü biritirmesine dahi izin vermeden; o kara kaşlarını çatarak,
“Çapraz sorguda hepsi döküldü başkomiserim.” Dedi.
Alya sözlerinin yarıda kesilmesinden hoşlanmamış olacaktı ki Alihan’a tuhaf bir bakış attı. İkisinin tatlı gerginlikleri, bazen ise çok iyi anlaşması benimde hoşuma gitmiyor değildi.
Oluşan sessizlik Telsizin o ürkütücü sesiyle dağıldı.
“Merkezden tüm birimlere, şüpheli ölüm tespit edilmiştir. İlgili büro amirlerinin intikal etmesi rica olunur.”
