4. bölüm · Eski bir defterin arasında

4.BÖLÜM=Mezarın Nabzı

Meryem Altaş

Parmağındaki Leş Yüzüğü sanki kemiğini emiyor, her saniye biraz daha senin bir parçan haline geliyordu. Acı artık bir dostun gibiydi; zihnini berraklaştırıyor, etrafındaki karanlığı bir harita gibi görmeni sağlıyordu. Önünde diz çökmüş, titreyen o devasa gölgeye baktın. Az önce canını almak isteyen bu mahlukat, şimdi nefes almanı bekleyen bir itten farksızdı.
"Evin altındaki diğer mezar..." diye gürledin. Sesin, bodrumun rutubetli duvarlarında yankılandı. "Büyükbabamın benden sakladığı o kapıyı göster bana!"
Gölge, havada süzülerek evin en alt katına, mutfağın altındaki o unutulmuş mahzen kapağına doğru süzüldü. Sen peşinden giderken, attığın her adımda evin parkeleri sanki birer kaburga kemiğiymiş gibi çatırdıyordu. Mahzen kapağına ulaştığında, üzerindeki ağır paslı zincirlerin kendi kendine çözüldüğünü gördün. Aşağıdan yukarıya, sadece toprak ve kadim bir çürüme kokusu değil, aynı zamanda ritmik bir ses geliyordu.
Güm... Güm... Güm...
Bu bir kalp atışıydı. Evin altında, toprağın derinliklerinde bir şey yaşıyordu.
"Oraya girmek..." dedi gölge, sesi bir sis bulutu gibi etrafını sararak. "Sadece yüzüğü takan için mümkündür. Ama unutma efendi; aşağı indiğinde sadece bir mezar değil, bir aynayla karşılaşacaksın. Defterin yazarı seni bekliyor."
Merdivenlerin karanlığına ilk adımını attın. Elindeki fener çoktan sönmüştü ama parmağındaki yüzükten yayılan o hastalıklı mor ışık, basamakları aydınlatıyordu. Aşağı indikçe hava ağırlaştı, duvarlar taş değil, sanki donmuş bir etten yapılmış gibi yumuşamaya başladı. En alt basamağa geldiğinde, karşında devasa bir taş lahit duruyordu. Lahitin üzerinde senin adın yazılıydı ama tarihler boş bırakılmıştı.
Lahit kapağı yavaşça yana kaydı. İçinden çıkan şey bir iskelet değildi. Simsiyah mürekkeple doldurulmuş dev bir küvetin içinde, gözleri bağlı, ağzı dikilmiş bir adam yatıyordu. Ve elinde, senin elindeki defterin aynısından bir tane tutuyordu.