2. bölüm · Eski bir defterin arasında

2.BÖLÜM=Gece'nin soluğu

Meryem Altaş

Tavan arasının tozlu havası, kapının arkasındaki o mahlukatın varlığıyla buz kesti. Kapı menteşeleri, paslı bir çığlık atarak yerinden oynuyordu. Dışarıdaki şey neyse, sadece kapıyı açmaya çalışmıyor, sanki ahşabı eritmek istiyordu. Defterin sayfalarındaki o siyah mürekkep ise bir yılan gibi kıvrılarak parlamaya devam ediyordu.
"Zamanın azalıyor..." diye fısıldadı defterin içindeki ses, zihninin en derinlerinde.
Tereddüt etmedin. Masanın üzerinde duran paslı iğneyi kaptın. Ucundaki metalin soğukluğu parmak uçlarını sızlattı. "Sadece bir damla," dedin kendi kendine, ama kalbin göğüs kafesini parçalamak istercesine çarpıyordu. İğneyi başparmağına sertçe batırdın. Acı, bir elektrik akımı gibi koluna yayıldı. Koyu kırmızı, sıcak bir damla kan, tam o siyah mürekkebin üzerine, "Ölü Sayfalar"ın kalbine düştü.
Kan mürekkeple buluştuğu an, defter adeta bir canlı gibi titredi. Sayfadan yukarı doğru bir duman yükseldi ve kanın düştüğü yer, parlayan bir mühre dönüştü. O an, kapının arkasındaki tırmalama sesi bıçak gibi kesildi. Yerini, sanki binlerce böcek aynı anda kaçışıyormuş gibi bir hışırtı aldı.
Merakına yenik düşüp kapının altındaki aralıktan dışarı baktın. Orada, karanlığın içinde duran şeyin ayakları yoktu; sadece havada asılı kalan simsiyah, yırtık bir pelerin parçası gibi duran gölgeler hızla uzaklaşıyordu. Kurtulmuştun. Şimdilik...
Defterin sayfası kendi kendine, yavaşça çevrildi. Yeni sayfada mürekkep değil, sanki bir harita damar damar belirmeye başladı.
"Kurban kabul edildi. Ancak kanın artık benimle bağ kurdu. Bu gece evin bahçesindeki o yaşlı salkım söğüdün altına gitmelisin. Toprağın üç karış altında, büyükbabanın senden sakladığı şeyi bulacaksın. Ama dikkat et; kanın kokusunu alan sadece kapıdaki misafir değildi. Bahçeye çıkarken nefesini tut, çünkü gece rüzgarı senin yaşamını solumak isteyecek."
Masanın üzerindeki mum aniden söndü. Tavan arası zifiri karanlığa gömüldü. Tek parlayan şey, kucağındaki defterin sayfalarıydı. Artık odadan çıkabilirdin, kural yerine gelmişti. Ama dışarıdaki bahçe, tavan arasından çok daha büyük bir hapishane gibi görünüyordu.
Merdivenlerden sessizce aşağı indin. Evin koridorları sana yabancı geliyordu. Tablolardaki gözlerin seni takip ettiğini, parkelerin seninle birlikte inlediğini hissediyordun. Dış kapıya ulaştığında, elin soğuk metal kola gitti. Dışarıda, kırmızıya çalan bir ay ışığı bahçeyi aydınlatıyordu. Salkım söğüt, rüzgarda bir devin saçları gibi savruluyordu.