15. bölüm / 10
Emanet7. Bölüm
Bölümler 10Şu an: 7. Bölüm
Bileğimdeki sızım sızım sızlayan ağrıyla gözlerimi araladım. Kulağımda çınlayan uğultulu sesler, etrafımı taramaya başlamamla daha da netleşti. Karşımdaki silüet, dizlerinin üzerine çökmüş halde karşısındaki adamdan dayak yiyordu. Görüntünün netleşmesi için gözlerimi kırpıştırdım.
Deniz'i dizlerinin üzerine çöktürmüşlerdi. Onun darp edilişini izledim. Ne olduğunu kavramaya çalıştığım sırada Deniz'in yüzüne inen bir yumrukla benim tarafıma doğru düştü; burnundan flowing kanlar zeminle buluştu. Hafızam geri adımlarla olayların başına döndü: En son salondaydık. Kapımız sert bir şekilde açılmıştı. Ne olduğunu anlamadan etrafımızı silahlı adamlar sarmıştı. Ne kadar uğraşsak da bizi kolaylıkla paketlediler; ellerimiz arkamızdan bağlandı. Bağırmamamız için ağızlarımız bantlanmıştı. Debelenip onları fazla zorladığım için adamlardan biri enseme silahın arkasıyla vurduğunda bilincimi kaybettim. En son hatırladığım şey; birinin omzuna atılan bedenim, bizimkilerin boğuk bağırışları, Esra'nın ağlayışı ve içine atıldığım araba... Gerisi karanlık.
Başımı yerden kaldırdım. Doğrulmaya çalışırken omzuma konulan elle geri yerime oturdum. Dizlerimin üzerine çöktüm, etrafıma bakındım. Eski bir depodaydık. Burnuma dolan küf kokusu midemi bulandırıyordu. Bir tarafımda aynı şekilde bağlı duran halamla Esra; diğer tarafımda ise aynı şekilde duran Gözde ve annesi vardı. Gözde'nin morarmış, kanayan yüzü dehşet içinde bana bakıyordu. Bantlanan dudakları bir şey anlatmaya çalışıyordu ama söylediklerini anlamak çok güçtü.
Jetonum düştüğünde gözlerim dehşetle irice açıldı. Burnumun dibinde biri bitti. Siyah kumaş pantolonu dizlerinin üzerine çöktüğü için diz kısmı tozlanmıştı. Beyaz gömleğini dirseklerine kadar katlamıştı. Kolundaki dövme, kollarını germesiyle daha da belirginleşmişti. Saçlarının arasına karışan aklar, subay tıraşına rağmen kendini gösteriyordu. Bir göz bebeğini beyaz bir duman tamamen kapladığı için gözüne cam takılmış gibi bir havası vardı. Pis pis sırıtarak bana bakıyordu.
"Prenses hanım da uyanmış." Sesindeki alay tonu bile rahatsız ediciydi. "Sen anlatmak ister misin?"
Boş gözlerle onu izliyordum.
"Neyi?" dememle saçıma uzanan eliyle birlikte ayaklandık. Saç diplerim sızlarken, sanki bir bez bebeği tutuyormuş gibi rahattı.
"Neyi mi!" Kulağımın dibinde bilerek bağırmıştı. İstemsizce gözlerimi kapattım; kulak zarlarım yırtılacakmış gibi ağrıyordu. "Malım nerede!"
Diğer elinde tuttuğu —benim de yeni fark ettiğim— silahı şakaklarıma yasladı. Korkuyla yutkundum. Yüzünü yüzüme bir parçammış gibi yaklaştırdı. Nefesindeki sigara ve alkol karışımı genzimi yakıyordu.
Sessizliğim onu deli etmişti. Hışımla yerde uzanan Deniz'in karnına tekmeyi bastığında Deniz iki büklüm oldu. Acıyla öksürmeye başladı, ağzında biriken kanlar dışarıya fırladı.
"Tamam! Dur artık, ne olursun!" diye çaresizce ağlayan Esra'ya döndüm. Ağzındaki bant açılmıştı.
"Sakın kuzenin gibi 'Bir şey bilmiyorum' deme!" Yüzü kulağımın dibinde bitmişti, dişlerinin arasından konuşuyordu.
Sesindeki keskin tehdit depoda dans ederken benim bakışlarım hâlâ Esra'daydı. Yanağındaki morluğu gördüm; muhtemelen ben uyanmadan önce onunla konuşmuştu. Aldığı cevaplar hoşuna gitmemiş olacak ki Esra da öfkesinden nasibini almıştı.
Yanımıza gelen adamları sayesinde dikkati bizden çekildi. Hâlâ ayaktaydım, ne yapacağımı da bilmiyordum. Adamların yanında, perişan halde olan Gözde'nin babası da vardı. İki adamın koluna girmesi sayesinde yürüyordu.
"Gel bakalım Necati!.."
Necati'nin gözleri ilk Gözde ile karısını buldu. Karısının ağlama sesi yükseldi. Bakışlarında biraz mahcubiyet, biraz korku, biraz da pişmanlık vardı ama artık çok geçti; o da bunun farkındaydı. Necati adamın karşında durunca adamlar onu bırakıp gerilediler. Bırakılmasıyla sendelese de kendini toparladı. Cam gözlü adam yakasına yapıştı.
"Bak Necati, kimse bilmiyormuş." Elini bizim tarafa uzatarak bizi gösterdi.
"Abi... Abi vallahi... Vallahi sana ihanet etmedim!" Güç bela konuşuyordu, bayağı hırpalanmıştı.
Söyledikleri üzerine adam daha da delirdi. Elindeki silahın arkasıyla üst üste adamın kafasına vurdu. Yakınımda oldukları için adamın başından sıçrayan kanlar yüzüme sindi. Hızla gözlerimi kapattım.
"Yeter lan!" Daha fazla öfkesine hakim olamadı.
Gözlerim kapalı olduğu halde görmesem de tahmin etmem zor değildi. Kulağımın içinde patlayan bir gürültüyle gelen silah sesi; sonrasında yağmur yağmış gibi üzerime sıçrayan kanlar ve herkesin boğuk çığlığı... Necati artık aramızda değildi.
Dizlerim beni artık taşıyamayınca kendimi yerde buldum. Necati'nin kanı zeminde dairesel hareketlerle yayılarak çiziliyordu. Barut kokusu içeride ahenkle dolanıyordu.
"Bıktım lan!.." Kendi kendine konuşuyor gibiydi. Rahatlamış tavırlarla bize doğru yürüdü. "Bir haftadır aynı cevap..." Gözleri üzerimizde geziniyordu. " 'Bilmiyorum!' " Her kelimesinin üzerine basa basa konuştu. Ucu açık bir tehdidi ortaya attı. Sonra karşımızda öylece, elinde küçük bir oyuncak tutar gibi silahını çevirdi.
"Hanginizden başlasam..." Hepimizi karşısına alacak şekilde dizlerinin üzerine çöktü. Sorusuyla Esra'nın ağlaması geri dönmüştü. " 'Kutu kutu pense' mi desem... Yoksa direkt patlatsam mı?"
Etrafa yayılan gergin hava bizi daha da germişti. Kedinin fareyle oynadığı gibi bizimle oynuyordu. Kimin ne ara açtığını görmediğim halamın ağzındaki bandı fark ettim.
"Ne istiyorsun bizden! Duymadın mı, çocuk 'Bende değil' diyor!" Halamın sesinde korkuyu rahatça hissedebiliyorduk. Ama korkusunun kendi şahsı için olmadığını net biliyordum; bahsettiği kişinin Deniz olduğuna emindim.
"Evet... Evet, haklı..." Elindeki silahla başını kaşımaya başladı. Düşünür gibi yapıyordu. Adamlardan birine döndü: "Gördün mü Hayri? Hanım teyzemiz ne kadar güzel anlatıyor..." Söylediğiyle adamları pis pis gülümsemeye başladılar.
Halama geri döndü. Elindeki silahı ona tehditkâr bir şekilde uzattığında yine de gerilmiştim.
"Haklısın ama bir sorum var size... Benim param nerede!"
Sondaki bağırması adeta depoda yankı yapıp bize geri dönmüştü. Korkuyla kapanan gözlerim geri açıldı. Yanımda pısmış haldeki kardeşime baktım. Buradan kurtulmalıydık. Nasıl olursa olsun, ne pahasına olursa olsun buradan çıkmalıydık. Ona mallarını kanalizasyona uğurladığımızı söyleyemezdim; bu durum işleri pek de iyiye götürmezdi. Görünen o ki halamlar da öyle düşünmüş olacak ki ben baygınken kimse bunu söylememişti.
Bakışlarımı Deniz'den ayırmadan:
"Peki paranı ödersek?" dedim.
Dememle depoda derin bir sessizlik oldu. Adamın bakışları beni buldu. Söylediğim hoşuna gitmişti. Önce yavaş, sonradan kahkahaya dönüşen gülmesi depoda yankı uyandırdı. Ona döndüm. Başımı kaldırıp korkusuzca gözlerine baktım. Ne kadar kararlı ve ciddi olduğumu görmesini istiyordum. Elindeki silahı dik duran çenemin altına yerleştirdi. Demin patlayan sıcak tabanca içimi ürkütse de asla belli etmedim. Tam gözlerimin içine baktı; gözlerindeki iğrenç imayı görebiliyordum.
"Nasıl olacakmış?" Sesine karışan ima ve üstten bakan sözleriyle gözlerini kısmıştı. Halamın dehşet içinde bana baktığına emindim.
"Hesapla, ne kadarsa vereceğim." Dik durmaya çalışıyordum. Halim ve sözlerim karşımdaki insanı eğlendirmişti. Silahı geri çekti. Alaycı gülmesi geri gelse de sonradan ciddiyete büründü:
"Tam bir milyoncuk, küçük hanım... Nasıl vermeyi düşünüyorsunuz?" Ayağa kalktı, ellerini iki yana açtı. Küçümseyici ve aşağılayıcı bakışlarla: "Siz sefiller bana ne verebilirsiniz? Elinizde ne var ki vereceksiniz?"
"Ben verebilirim."
Depodaki herkes bana inanmaz gözlerle baktı; halamla Esra da dahil...
"Çevrem geniş... Bana bu parayı rahatlıkla verebilecek arkadaşlarım var."
"Cık..." diye diliyle ses çıkarıp olumsuz anlamda başını iki yana salladı. "Boş... Ben de gelmiş seni dinliyorum! Bana param lazım... Hem de şimdi! Arkadaş markadaş bilmem!"
Sakin kalmalıydım.
"Tamam, bana belirli bir mühlet ver. Sana istediğin parayı geri getireyim."
Elindeki silahı çenesine götürüp kaşıyarak düşündü. Biraz daha bekledikten sonra:
"Denemekten zarar gelmez," dedi. Adamlarına döndü: "Açın elini."
Adamları hızla yanımda belirdiler. Elimin açılmasıyla, önceden bastıran ipin acısı bu sefer serbest kalmanın verdiği etkiyle sızladı. Ayağa kalktım, bir yandan da bileklerimi ovuyordum. Hızla yanımda belirdi, tek eliyle yakama yapıştı. Halamları hedef alarak:
"Tam 24 saatin var. Yapacağın tek bir yanlış harekette kafalarını uçurmaktan kimse beni alıkoyamaz!" dedi.
Pis nefesini dibimde hissediyordum, parmak uçlarımda kalmıştım. Beni rahatlıkla tek bir elle duvara fırlatacak durumdaydı.
"Onları da bırak."
"Böyle bir şey yok! Sen tek gidiyorsun. Nereye gideceksen git, 24 saat içinde paramı getir. Ben de onları serbest bırakayım."
Başka çarem yoktu. Şu anda tartışacak durumda da değildim.
"Tamam," dememle yakamı serbest bıraktı. Parmak uçlarımda durduğum için bir anda bırakınca sendeledim. Düşmemek için dengemi hızla korudum. İlk başta ne yapacağımı bilemez halde öylece yerimde kalınca:
"Ne bekliyorsun! Defol!" diye bağırdı.
Korkuyla yerimden sıçradım; arkama bile bakmadan hızlı adımlarla uzaklaştım. Arkamdan uğursuz bir patlama sesiyle atılan adımım havada asılı kaldı. Korkuyla ellerim kulaklarımda bitti. Yavaşça arkama döndüğümde adamın elinde patlayan silahı hâlâ yukarıya bakarken Esra'yı kolunun altına almıştı. Bitik haldeki Esra çaresiz gözlerle beni izliyordu ama artık ağlamayı bırakmıştı. O da farkındaydı; ağlamamızın bize hiçbir faydası dokunmuyordu.
"Eğer polise gitmeyi aklına getirirsen..." Sonra elindeki silahı Esra'nın başına yerleştirince Esra korkuyla gözlerini yumdu. "... diğer patlama kuzeninin başında olur!"
Bölüm etkileşimi
