8. bölüm / 10
Emanet4. Bölüm
Bölümler 10Şu an: 4. Bölüm
Multimedya' da ( Deren Gencer var )
Mağazanın bir köşesinden bir diğer köşesine koşuşturmaktan artık bir hal olmuştuk. Nihan'la beraber bir giyim mağazasında çalışmaya başlamıştık. Nihan'ın benim gibi çalışmaya ihtiyacı yoktu. Böyle bir maddi sıkıntısı da yoktu; hatta güzel bir gelirleri vardı. Ama hem bana eşlik etmek hem de babası kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrenmesini, çalışıp tecrübe edinmesini istediği için çalışıyordu. Artık ayaklarım su toplamıştı. Nihan da benim gibi yorulmuş olacak ki iki de bir oturup soluklanıyordu.
"Aşkım, çok yoruldum be! Sen de yorulmadın mı?" dedim dudağımı büzerek. Küçük çocuklar gibi şirinlikler yapmaya çalışıyordum. Nihan ters ters bakıp:
"Yok canım, kim demiş!" diye dalga geçince dayanamayıp kahkahayı patlattım. Nihan'la uğraşmayı seviyordum, özellikle de onu sinir etmek konusunda...
"Ne oldu yani indirim var diye!" diye sitem ettim.
"Hiç sorma! Sanki geldikleri yerde kılık kıyafet kalmamış gibi... Bir de beğenmiyorlar; indir kaldır, indir kaldır pestilim çıktı!"
Nihan artık isyan bayraklarını açmıştı. İnşallah bizi işten etmezdi. En son çalıştığımız yerde "Böyle olmaz" deyip istifa etmiş, beni de zorla çıkartıp işsiz bırakmıştı.
"Vallahi ben istifa etmem!" dedim ellerimi teslim olurmuş gibi havaya kaldırarak. Şimdiden sınırımı çizdim. "Bulmuşum mis gibi klimalı yeri, hayatta çıkmam!"
"Aman çıkma! Patron da iş ayağıyla süründürsün dursun," deyip elleriyle edepsiz bir hareket çekince:
"Aaa!" deyip elimi ağzıma götürerek şaşırmış gibi yaptım.
"Kim demiş?" dedim deminki tavrını taklit ederek.
"Nenem... Duymadın mı? Mezardan çıkmış, sana selamı da var!"
"Edepsiz!" dedim yüzümü buruşturarak.
Konuyu hem değiştirmek hem de yaklaşan günü hatırlatmak için:
"Nihan..." dedim. Sesim fısıltıyı andırıyordu. Sesim içime kaçmış gibi biraz korkarak biraz da mahcubiyetle konuştum.
Omzunun üstünden bana bakıp "Ne oldu?" der gibi baktı. Değişen surat ifademi görünce kaşları çatıldı.
"Demin Arın'la konuştum." Sesimin deminkinden bir farkı yoktu. Nasıl bir tepki vereceğini kestiremiyordum. Yüzünün asıldığını gördüm. Biraz sessiz kaldıktan sonra başını sallayarak beni onayladı.
"Hallederiz," deyip gelen müşteriyle ilgilenmek için ilerledi.
Nihan benim için Arın'la tekrar görüşmeyi kabul etmişti. Biraz zaman geçtikten sonra bugün için tarih belirlemiştik. İşten erken çıkıp beraber bir yerde kahve içecektik. Arın'ın içi içine sığmamış olacak ki dakika başı arayıp soruyordu...
Sonunda işten çıkmıştık. Çalıştığımız AVM'nin kafesinde buluşmaya karar verdik. Asansöre bindiğimizde Nihan üstünü başını bir kez daha kontrol ediyordu. Sırtımı asansörün duvarına vermiş onu izliyordum.
"Allah'tan istemiyormuşsun ha!" diye kendimce hem uğraşmak hem de tepkimi göstermek istedim. "İstemem, sol cebime koy" ayağına mı yatırıyor diyeceğim ama onu tanıyorum, cidden istemiyordu. Ama istemeyen birine göre de fazla özeniyordu.
"Ne yaptım canım! Sadece saçımı düzelttim." Biraz mahcup halde kahverengi saçlarını kulağının arkasına yerleştirdi.
"Tabii canım... Bu kaçıncı saç düzeltmen?" diye uğraşmaya devam ettim.
İşaret parmağını bana doğru sallayıp:
"Bak beni sınama! Bir bakmışsın çekip gitmişim, görürsün o zaman!" dedi.
Hızlı ve sinirli şekilde konuşunca gitmesi korkusuyla burnunun dibinde sallanan parmak ucunu öpüp:
"Aman sen kızma, ben bir şey demem," dedim.
Dudağıma gizli bir fermuar çektim. Çünkü Nihan fevriydi; bir bakmışsın gerçekten çekip gitmişti. "O zaman akıllı ol" bakışları arasında asansörden inip kafeye ilerledik.
Kafenin kapısından girmemizle bizi küçük çaplı bir sürpriz karşıladı. Arın tek başına gelmemiş, kendisiyle birlikte kız kardeşini, yani ikizi Deren'i de getirmişti. Bu duruma ikimiz de şaşırmış olacağız ki direkt birbirimize bakıp göz göze geldik. İkimiz de "Ne alaka?" diye bakıyorduk. Her ihtimale karşı temkinli bir şekilde ilerledik. Bizi ilk fark eden Arın oldu. Hızla ayaklanıp bize doğru ilerledi. Direkt Nihan'ın önünde durdu.
"Hoş geldin!" Sesindeki heyecan kendini ele veriyordu.
Ama Nihan'da tık yoktu. Soğuk gözlerle:
"Hoş bulduk," dedi. Sesi de gözleri gibi soğuktu. Ama yine de bu Arın'ın keyfini kaçırmamıştı. Yanlarında durup onları izleyen ben:
"Bana 'Hoş geldin' yok mu?" diye ortaya atlamamla varlığım daha yeni fark edildi.
Arın hızla döndü. Pişmiş kelle gibi sırıtıp duruyordu. Beni kendine çekip sarıldı.
"Sen de hoş geldin kanka!"
Benden uzaklaştığı gibi gözleri Nihan'ı buluyordu. Bizi oturduğu masaya yönlendirdi. Oturduğumuzda sanki hiç orada değilmişiz gibi Deren elindeki telefonla ilgileniyordu. Selam verme tenezzülünde bile bulunmamıştı. Nihan da benim gibi gözlerini dikmiş, onu inceliyordu. Arın halimizi fark edince yanında oturan kardeşini dirseğiyle dürtüp:
"Selam versene canım," diye fısıltıyla konuşmaya çalıştı.
Sanki kendisi bize selam vermek istemiş de abisi yönlendirmiş gibi, Deren başını telefonun başından kaldırıp göz ucuyla soğuk bir bakış attı:
"Selam," dedi gönülsüzce. Yine telefonuna döndü.
Deren, Arın'ın ikizi olmasına rağmen birbirlerine pek benzetmiyordum. İkisinin de kahverengi saçları vardı ama Deren'inki daha açıktı. Deren'in gözleri renkliyken Arın'ınki siyaha kaçan kahverengi tonlara sahipti. Onun dışında da pek benzetmezdim. Deren daha sakin, içine kapanıkken; Arın neşeli, daha deli dolu, içi içine sığmayan bir insandı.
Deren'in soğukluğu Arın'ı rahatsız etmişti.
"Deren'le şans eseri karşılaştık. O da alışverişe gelmiş. Beni görünce yanıma geldi. Zaten birazdan kalkar."
Arın'a kalsa Deren'i şutlayacaktı. Deren "Ciddi misin?" bakışları atıyordu.
"Akça da birazdan gidecek, sana selam vermek istedi," diye lafa dalan Nihan'a döndüm. Bunu beklemiyordum. Muhtemelen sohbet boyunca beni bırakmaz diye düşünüyordum. Belli ki o da Deren'in kalmasından rahatsız olmuştu.
Deren'e döndüğümde hâlâ telefonuyla ilgileniyordu. Emin olduğum bir şey vardı; o da telefonunda ilgi çekebilecek bir şey olmadığıydı. Sadece ilgilenmek için ilgileniyordu. Deren'le de Zeynep'le aynı arkadaş grubundaydık. Grupta en yakın bizdik ama Zeynep'in bana cephe almasıyla o da aramıza mesafe koymuştu. Bir günde iki yabancı olup çıkmıştık.
İşte planım burada devreye giriyordu. Nihan'ın ne Zeynep'e ne de arkadaş ortamına tahammülü vardı. O da benim zorumla yine gelirdi. Beni tamamen dışlamış olabilirlerdi ama Arın'ı çıkaramazlardı. Nihan üzerinden ben de grupta kalıyordum. Biliyorum, çok aptalca ve acınası bir plan, bir durumdu ama başka çarem yoktu.
Telefonumun çalmasıyla bakışlarımı Deren'den çektim. Masaya bıraktığım çantamdan telefonumu aldım. Ekranına baktığımda halam arıyordu. Yanlarında konuşmak istemediğim için müsaade isteyip kafenin dışına çıktım.
"Efendim hala!"
"Neredesin kızım?" Sesi endişeli geliyordu.
"Bir sıkıntı mı var?" Ben de gerilmiştim. Bir yandan da yürüyordum; gerildiğimde yerimde duramazdım.
"Esra ile Deniz daha gelmediler!"
Derin bir nefes alıp rahatladım. Olası başka kötü bir durum yoktu.
"Esra'yı bilemem ama Deniz'den haberim var. Arkadaşıyla buluşacaktı."
Galerinin cam korkuluğuna ilerledim. Cama yaslanıp bir alt kısımda alışveriş yapmak için ilerleyen insanları izledim.
"Peki ya Esra?" Halamın gerginlikleri beni de geriyordu. Çok fazla evhamlı bir insandı.
Derin bir nefes çektim içime. Vermeden başımı kaldırıp bir üst kata baktım. Benimle aynı şekilde aşağıyı izleyen birini gördüm. Ama o benim varlığımı fark etmemişti. İçimde tuttuğum nefesi geri vermeye cesaret edemedim. Eğer verirsem varlığımı hissedecekti. Beni fark etmesini istemiyordum. Çünkü karşımdaki insan, her gördüğümde nefesimi kesiyordu.
Arınlara gittiğimde gördüğüm adamdı. Benim karşı tarafımda kalan cam korkuluğuna yaslanmış, ellerini bıraktığı boşlukta birleştirmiş biriyle konuşuyordu. Konuştuğu kişi biraz daha geride kaldığı için onu göremiyordum. Hararetli şekilde bir şeyler anlatıyordu. Sesini duyamıyordum ama gerginliği göz önündeydi.
Bakışları beni bulduğunda anlık olarak ne yapacağımı şaşırdım. Siyah gözleri ne kadar uzağımda olsa da beni içine çeken bir kafes gibiydi. Her gördüğümde nefesimi kesiyordu. Pürdikkat, özellikle beni izlediğini görünce var olan nefesim de kesildi. Ama bu sefer bakışları çok farklıydı. Onu ilk gördüğümde gözlerinde az da olsa şefkat görmüştüm. Şimdi ise bakışlarında öfke vardı, nefret vardı. Aramızdaki mesafeye rağmen bunu net hissettiriyordu.
"Kızım beni duymuyor musun? Neden cevap vermiyorsun?"
Halamın sesiyle kendimi toparlamıştım. Çektiğim nefesi onun sesiyle geri vermiştim. Ama hâlâ gözlerimi ondan alamıyordum. Sanki bunu hissetmiş gibi dudakları alaycı şekilde yana kıvrıldı.
"Buradayım hala... Esra'nın arkadaşlarını arar, sana bilgi veririm," diye fısıltıyla konuştum. Sesimi duymasından korktum.
Onu sadece ikinci görüşümdü. Ama gördüğümde kesilen şey sadece nefesim değildi; aynı şekilde sesimdi. Halamın cevap vermesini beklemeden kapattım. Telefon hâlâ kulağımda duruyordu. Keskin bakışları benden kayıp yan tarafıma kaydığında, değişen yüz ifadesiyle benim bakışlarım da onunkini takip etti.
Deren yanıma gelmişti. Ne ara gelmişti, hiç fark etmemiştim. Acaba ne zamandan beri yanımda duruyordu? O da adama bakıyordu. Bakışları düz, boştu; hiçbir ifade yoktu. Elindeki çantamı bana bakmadan uzattı.
"Belli ki yalnız kalmak istiyorlar," dedi bana bakmadan. Arınlardan bahsettiğine emindim. Bakışlarını adamdan çekip bana baktı. "Arın beni de şutladı..." Kaşlarıyla ayaklarımın dibine bıraktığım çantamı gösterip: "Bunu da yolladılar," dedi.
Onaylamak için başımı salladım. Başımı çevirip adama baktığımda yerinde yoktu. Biraz hayal kırıklığına uğradım. Gözlerimi gezdirsem de bulamamıştım. Hâlâ bana bakan Deren'e döndüğümde yüzünde alaycı bir tebessüm vardı.
"Tanıyor musun?" diye sordu.
Kimden bahsettiğini biliyorduk. Biraz anlamazlıktan gelsem de anladığımın farkındaydı. En azından bunu anlayacak kadar beni tanıyordu. Yanaklarıma sitemsizce kan topladı. Kızardığıma eminim; neden kendimi çok ayıp bir şey yapıyormuşum da yakalanmış gibi hissettim ki? Olumsuz anlamda başımı iki yana salladım. Tepkim onu daha keyiflendirmiş gibi tek kaşını kaldırıp yüzümden bir şeyler arar gibi dikkatlice baktı. Olayı üzerimden atmak için:
"Sen tanıyor musun?" diye sordum.
Başını olumlu anlamda salladı. Onu tanıması neden beni heyecanlandırıyordu? Sormamak için dilimin ucunu ısırıyordum. O da bunu bekliyormuş gibi tepkisizdi. Ona istediğini vermeyecektim; kim olduğunu sormayacaktım. Onu daha fazla keyiflendirmek istemiyordum.
"Neyse, ben gidiyorum," deyip dönüp gitmeye başladı. Bir iki adım sonra bana dönüp alaycı bir gülümsemeyle:
"Sormayacak mısın?" diye sordu.
Sorusuyla istemsizce kaşlarımı çattım. Bana ne, beni neden ilgilendirsin? Ama bir yandan da delicesine merak eden bir yanım vardı. Sormamak için kendimi zor zapt ediyordum. Benden hâlâ cevap gelmeyince pes eden o oldu:
"Araf... Araf Gencer o... Abim."
Bir iki dakika öylece kaldım. Ciddi olamazdı. Neden altı üstü bir koruma çıkmamıştı ki...
Bölüm etkileşimi
