1. bölüm / 5
Eğer istediğim olsaydı-Giriş-
Bölümler 5Şu an: -Giriş-
- 1 -Giriş-759 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Yüzleşme2.211 kelime
- 3 Gülbeyaz2.321 kelime
- 4 Okul2.426 kelime
- 5 Sessiz çığlık3.031 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Gözlerini aç!" diye feryat eden abimin sesi, göz kapaklarımı daha da ağırlaştırıyordu. Yavaş yavaş bilincimi yitirdiğimi hissediyordum.
"Aç gözlerini! Sen de ölemezsin, buna izin vermem. Ambulans çağırın, çabuk!"
Gür sesi kulaklarımın çınlamasına sebep oluyordu. Yeşil gözlerinden başka bir yere bakamıyor, gözlerindeki korku beni mahvediyordu. İnsanların koşuşturma sesleri şiddetleniyor, bağırış sesleri bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyordu.
"Bir şey olmayacak, merak etme abicim. Merak etme, ben buradayım. Ölmeyeceksin, ölemezsin. İzin vermem."
Anlasam da cevap veremiyordum. Dudaklarımı hareket dahi ettiremiyordum. Bunları bana değil, daha çok kendine söylüyordu. Gözlerinde korkudan başka hiçbir şey yoktu.
Kaybetme korkusu...
Bu yaşımıza dek bizi sarsan tek şeydi. Yalnız olmaktan tek korkan o değildi, ben de korkuyordum.
Dudaklarımı zor da olsa oynatmayı başarmıştım.
"Biz çocukluktan yalnız bırakıldık," dedim zar zor ve devam ettim:
Nefesim kesilirken son cümleyi o tamamladı:
"Sevgiye muhtaç bırakıldık. Biz öylece bırakıldık, tutulmak nedir bilmeden."
Son duyduğum ses onun sesiydi. Son gördüğüm gözler onunkilerdi. Gerisi karanlıktan ibaretti...
HASTANE
[İlahi bakış açısı]
ACİL SERVİS yazısıyla uzun zamandır bakışıyordu genç adam. Onu uzaktan gören bir insan, çoktan bir yakınını kaybettiğini sanırdı. Oysa daha haber bile yoktu.
Arkadaşı onu zor da olsa bir sandalyeye oturtmuştu. Ellerindeki kanlar artık kurumaya yüz tutmuştu. Beyaz gömleğine artık beyaz demeye bin şahit isterdi. Yeşil gözlerinin irislerine kan oturmuştu.
Bir saate yakındır buradaydı.
Hastanede annesini kaybetmişti. Kız kardeşinin de gitmesini istemiyordu. Ellerinin arasında kırmızı bir ip tutuyordu. Bu, kardeşi ve karşısında bir ileri bir geri giden en yakın dostu Kül'e verdiği bir bileklikti.
İnanıyordu bu ipin hikâyesine.
Kardeşi bir süre alay etmişti ama en sonunda takmıştı. Ne yazık ki elinde tuttuğu bu ip ona aitti.
"Bir inanışa göre kırmızı ipi her kim birbirine bağlar ve çıkarmazlarsa sonsuza dek ayrılmazlarmış. Ama o ip koparsa, işte o zaman bu bilekliği birbirine bağlayanlardan biri ölürmüş."
"Sakin ol," dedi Kül.
Arkadaşının önünde dizlerinin üzerine çökmüştü. O da yıkılmış görünüyordu. Ela gözleriyle yeşil gözlere bakmayı denedi ama genç adam inatla ACİL SERVİS yazısına bakıyordu.
Tok sesi bağırmaktan kısılmıştı.
"Kırmızı ip koptu," dedi sadece.
Kül bunun da anlamını biliyordu ama yine de buna inanmak istemiyordu. Onunla oyunlar oynayıp kahkahalar atan o küçük kızı kaybedeceklerine inanmıyordu.
Elleri ellerine uzanmış, gözleri gözlerine büyümüş, sesi sesine karışmıştı. Nasıl olur da artık onun olmayacağına inanırdı?
Düşüncelerinden sıyrılıp karşısındaki adama baktı.
"Ömer, o iyi olacak. Merak etme."
Arkadaşının teselliye ihtiyacı vardı, biliyordu ama onun da vardı. Bunca yılı ellerinin arasından gidiyordu.
"Bana bak, Ömer. İyi olacak Gülbeyaz. İnan buna. Eğer böyle davranmaya devam edersen çıkınca abisinin ne kadar ağlayıp zırladığını söylerim."
Ömer'in dudağının köşesi hüzünle sola kıvrıldı. Tam cevap vereceği sırada orta yaşlarda bir doktor boğazını temizleyerek konuştu:
"Gülbeyaz Hanım'ın yakınları siz misiniz?"
İkisi de hızla ayağa fırladı.
"Evet, biziz," diyebildi Kül.
Tek duymak istedikleri hayatta kelimesiydi.
Doktor, bu iki adama nasıl bir cevap vereceğini bilmiyor gibiydi.
"Öncelikle hastamız ameliyatı atlattı. Geçmiş olsun," dedi ve alnındaki terleri avuç içiyle sildi.
"Fakat..."
İki genç adam da dikkatle onu dinliyordu.
"Fakat... Evet, fakat. Devam edin doktor," dedi Ömer anında.
"Gülbeyaz Hanım'ın ses telleri zarar görmüş. O yüzden bir daha konuşamayabilir."
Sözünü dahi bitirmeden yakasında iki el hissetti. Ömer, doktorun yakasını tuttuğu gibi bedenini duvara sertçe ittirdi.
"Ne demek konuşamaz, lan? Ne demek kardeşim konuşmaz? Yalan söylüyorsun! Konuştu benimle kardeşim!"
Sesi titriyordu artık. Ellerini koyacak yer bulamıyordu.
"Konuştu benimle! Nasıl konuşamaz? Yalan söylüyorsun!"
Kül olayın şokunu daha anlayamadan doktoru Ömer'in elinden almaya çalışıyordu ama bunu yapacak gücü de kalmamıştı. Şoktaydı.
Ne yapacaktı şimdi?
Onun sesini duyamayacak mıydı?
Güvenlikler gelip doktoru Ömer'i elinden almışlardı.
Kül hızla hastanenin yoğun bakım kısmına koştu. Şu an ona tek iyi gelecek şey, Gülbeyaz'ın iyi olduğunu görmekti. Uyuyor olsa bile...
Ve Kül'ün Ömer'i tek başına bıraktığı an bu andı.
Kül sonunda koridoru bulup yoğun bakımın pencere kısmına geldiğinde durdu. Ellerinin titremesi, doktorun söylediklerinden sonra asla geçmiyordu. Adımları bir ileri bir geri gidiyordu. Kalbi, sanki daha fazla pompalayabilirmiş gibi hızla kan pompalıyordu.
Zor da olsa camın önünde durdu.
Hayatı boyunca onu ağlarken, gülerken, uyurken görmüştü ama onu hiçbir zaman kanlar içinde görmemişti.
Şu an göz kapaklarını açmaya çalışıyordu. Biliyordu ama yapamayacaktı.
Onu nice zamandır tanıyordu. Güçlü olduğu kadar güçsüzdü ama bunu asla göstermek istemezdi.
Saçları simsiyah, teni bembeyazdı. Oysa bir saat öncesine kadar kanlar içindeydi. Beyaz teninde hâlâ yer yer kızarıklıklar vardı.
Kül farkında değildi ama ağlıyordu.
Daha önce hiç ağlamamıştı. Konu o olunca, kendi tepki vermese dahi kalbi kendi kendine tepki veriyordu.
Gülbeyaz gözlerini aralamış, ona bakıyordu.
Gördüğü ilk şey oydu.
Gülbeyaz yavaşça gözlerini yeniden kapamıştı.
Uyurken hep gözlerini aralar, Kül hâlâ orada mı diye bakardı. Yoğun bakımda bile bunu yapmasını beklememişti.
Kül ile Gülbeyaz, Ömer'in dediği gibi gerçekten kırmızı iple birbirlerine bağlıydılar.
Ama kırmızı ip zarar görmüştü.
Kül artık nasıl yaşanırdı bilmiyordu...
Bölüm etkileşimi
