9. bölüm · Ebedi Sayfalar Kütüphanesi

Yaraları Sarmak Ve Yeni Şafak

Elif Metin

BÖLÜM 9: Yaraları Sarmak ve Yeni Şafak
Kütüphanenin o ağır beton zemininde ne kadar süre öylece yan yana uzanıp tavanı seyrettiğimizi bilmiyordum. Zaman, o mor dünyadaki gibi akışkanlığını yitirmişti sanki. Ciğerlerime dolan hava artık zehirli gri dumanı değil, kütüphanenin o bildiğim, bana çocukluğumu hatırlatan tanıdık ahşap ve kağıt kokusunu taşıyordu. Binanın kolonlarından gelen o korkunç inlemeler tamamen kesilmişti. Başımı hafifçe sola çevirdiğimde, parçalanmış çelik kasanın içinde, o kadim mühür taşının üzerinde sakin bir asaletle parıldayan Muhafız Kitap'ı gördüm. Altın sarısı ışığı artık göz almıyordu; sanki o da bizim gibi yorulmuş, yuvasına dönmenin huzuruyla derin bir uykuya dalmıştı.
"Bade," diye fısıldadı Furkan. Sesi pürüzlüydü, boğazından yukarıya doğru hırıltılı bir nefes yükseldi.
"Buradayım," dedim, elimi hâlâ sıkıca tuttuğu elinden ayırmadan. Parmaklarımın arasındaki sıcaklığı, bu dünyadaki en gerçek şeydi.
"Sence gerçekten bitti mi?" Yavaşça doğrulmaya çalıştı ama sol omzunu oynattığı an acıyla dişlerini sıktı. Alnından süzülen kan, şakağından aşağıya doğru inip yanağındaki o derin gamzenin hemen kenarında kurumuştu. Kıvırcık saçları toz ve ter içinde birbirine karışmıştı.
"Bina sakinleştiğine göre, kitap güvende demektir," dedim ve ben de onun gibi zorlukla doğruldum. Üstümdeki hırkanın her yeri o mor dünyadan kalan siyah kristal tozlarıyla kaplanmıştı. "Ama senin halin hiç iyi değil Furkan. O hırsızın fırlattığı enerji dalgası seni raflara uçurduğunda aklım başımdan gitti. Hemen yukarı çıkıp o yaraları temizlememiz lazım."
Furkan patlamış dudağının elverdiği ölçüde hafifçe gülümsedi. "Ben iyiyim, kütüphaneci kız. Sadece biraz... bir tır çarpmış gibi hissediyorum, o kadar. Ama asıl sen inanılmazdın. O adamın karşısına dikilip o cam parçasını fırlatırken gözlerinde gördüğüm o ışık... Gerçek muhafızın kim olduğunu ona çok iyi gösterdin."
Yanaklarımın, bodrumun loş ışığında bile alev alev yandığını hissettim. Az önce bana ettiği o resmi çıkma teklifi, zihnimin içinde bir şarkı gibi dönüp duruyordu. Mantığım hâlâ "Daha iki gün oldu Bade," diye fısıldasa da, kalbim yaşadığımız bu sıra dışı tehlikenin bizi yıllardır berabermişiz gibi birbirimize bağladığını çok iyi biliyordu.
Furkan’ın sağlam olan koluna girerek ona destek oldum ve bodrumun o dar merdivenlerinden yukarıya, personelin kullandığı küçük dinlenme odasına doğru yürümeye başladık. Merdivenleri çıkarken ikinci katın sahanlığındaki mermerlerde yürümek, az önce çökmek üzere olan o binada deli gibi koştuğumuz anlardan sonra çok tuhaf hissettiriyordu. Kütüphane sanki bize teşekkür eder gibi tamamen sessizdi.
Dinlenme odasına girdiğimizde Furkan’ı küçük deri koltuğa oturttum. Hemen köşedeki ilk yardım dolabını açıp içinden batikon, sargı bezi, pamuk ve biraz ağrı kesici çıkardım. Yanına döndüğümde, başını koltuğun arkalığına yaslamış, gözlerini kapatmış bir halde nefeslendiğini gördüm. O sarsılmaz, her tehlikeye gözü kapalı atlayan cesur çocuğun arkasındaki o yorgun genç adamı görmek içimi sızlattı.
"Biraz canın yanabilir, şimdiden özür dilerim," diyerek yanına çömeldim. Pamuğa biraz batikon döküp yavaşça alnındaki yaraya dokundurdum.
Furkan gözlerini aniden açtı. Kahverengi gözleri o kadar yakınımdaydı ki, nefesimi tutmak zorunda kaldım. Pamuk yarasına değer değmez hafifçe irkildi ama gözlerini benden ayırmadı. "Senin ellerin iyileştirir Bade, acıtmaz," diye fısıldadı.
"Çok konuşup da yaranı kanatma istersen," dedim sesimi ciddi tutmaya çalışarak, ama kalbimin göğüs kafesimi delip geçecek gibi atmasına engel olamadım. Pamukla alnındaki kurumuş kanları yavaşça temizledim. Yüz hatları o kadar net ve düzgündü ki, yara izleri bile o yüzdeki samimiyeti bozmaya yetmiyordu.
"Peki o adam..." dedi Furkan, ses tonu bu kez ciddileşmişti. "Üçüncü kattaki o Yıldız Gözlem Odası'nda onu öylece bıraktık. Kitabın ışığı onu tamamen etkisiz hale getirmişti ama ya geri dönerse? Ya gücünü toplayıp tekrar saldırırsa?"
Batikonlu pamuğu kenara koyup temiz bir sargı bezini alnına küçük bir bantla sabitledim. "Kitap mühürlendiği sürece bu binanın içinde hiçbir büyü gücünü kullanamaz. O oda artık onun için bir hapishane gibi. Ama haklısın, onu orada sonsuza kadar bırakamayız. Yarın sabah kütüphanenin ana anahtarlarını kontrol edip, o odayı tamamen dış dünyaya kapatacak bir kilit sistemi bulmalıyım. Annemin eski notlarında bundan bahsediliyordu."
Furkan derin bir nefes alıp koltukta dikleşti. Sağ elini kaldırıp yavaşça benim saçlarıma dokundu, yüzümdeki tozları başparmağıyla şefkatle sildi. "Annen... Gerçekten çok büyük bir şeyi tek başına sırtlanmış. Ve şimdi o miras senin omuzlarında. Ama artık yalnız değilsin Bade. Ne o mor dünyadaki labirentlerde ne de bu kütüphanenin koridorlarında... Her ne olursa olsun, ben hep buradayım."
Duyduğum bu sözler, kütüphanenin kurtuluşundan daha büyük bir rahatlama yaydı içime. Başımı hafifçe onun eline doğru eğdim. "Biliyorum Furkan. Bunu o mor girdaba hiç düşünmeden arkamdan atladığında anladım zaten."
Tam o sırada, dinlenme odasının küçük penceresinden içeriye sabahın ilk ışıkları sızmaya başladı. Gece boyunca verdiğimiz o ölüm kalım savaşı bitmiş, İstanbul’un üzerine yeni bir gün doğuyordu. Kızıl ve mavi ışıklar odanın içine dolarken, kütüphanenin pencerelerine vuran martı sesleri nihayet normal dünyaya döndüğümüzün en büyük kanıtıydı.
Ayağa kalktım, pencereleri ardına kadar açtım. İçeriye giren boğazın o serin, tuzlu havası yüzüme çarptığında gülümsedim. "Bak," dedim Furkan’a dönerek. "Güneş doğuyor. Ve kütüphanemiz hâlâ ayakta."
Furkan da yerinden kalktı, adımları biraz daha sağlamdı artık. Yanıma kadar geldi, pencerenin pervazına dayanıp dışarıdaki o uyanan şehre baktı. "Şimdi tek bir eksiğimiz kaldı," dedi, gözlerini bana çevirip o bildiğim muzip gülüşünü yüzüne yerleştirerek.
"Neymiş o?" diye sordum kaşlarımı kaldırarak.
"Hani şu resmi olarak sevgilin olduğum an söz verdiğin... Kütüphanenin o en güzel köşesinde, dumanı üstünde tüten o zafer kahvesi."
Hafifçe güldüm, içimdeki tüm o yorgunluk bu sözle birlikte uçup gitti. "Haklısın. O kahveyi fazlasıyla hak ettik. Ama önce... Yukarıdaki o hırsızın gerçekten zararsız olduğundan emin olmamız lazım."
Güneş ışıkları kütüphanenin koridorlarını aydınlatırken, el ele odadan çıktık. Maceranın en tehlikeli kısmını atlatmıştık belki ama kütüphanenin koridorlarında bizi nelerin beklediğini, o hırsızın ardındaki asıl sırrın ne olduğunu henüz bilmiyorduk. Yine de yanımda Furkan varken, hiçbir sır beni korkutmaya yetmiyordu.