Döngü kitap kapağı

3. bölüm / 4

Döngü

Döngü 1.3

Yazar: Ahmet Faruk Özgül

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Döngü 1.3

Chrysanthé, geldiği yöne doğru hiç tereddüt etmeden yürüdü. Başka hiçbir şeye kulak asmadan adımlarını hızlandırdı.

"Chrysanthé!"

"Chrysanthé!"

"Kes sesini! Kafamı karıştırmaktan başka bir işe yaramıyorsun."

"Senin ruhun için seçim şansı tükendi," dedi tuhaf ses. "Burada karar veremezsin. İraden bu dünyada geçerli değil. Bir milim öteye dahi geçemezsin."

"Senin iyiliğini..."

"Sana 'kes sesini' dediğimi hatırlıyorum."

Şıllığa bak. Bana ne yapacağımı söylüyor. Daha beni tanımıyor bile.

"Aslında bu doğru değil."

Chrysanthé yürümeye devam etti. Ancak attığı her adımından sonra bulunduğu yer değişmeden kalıyordu. Ne kadar ilerlemeye çalışırsa çalışsın, olduğu noktadan bir adım bile uzaklaşamıyordu.

Bir şeylerin ters gittiği belliydi. Nedenini bilmese de böylesine olağanüstü durumlara yabancı değildi. Bunun arkasında o kadının olduğunu düşündü.

"Seni tanıyorum, Chrysanthé."

Chrysanthé ardına döndü. Nasıl olup da burada sıkışıp kaldığını merak ediyordu, fakat bunu daha sonra düşünecekti. Şimdilik zihnini meşgul eden daha önemli soruların cevabını istiyordu.

Yüzündeki endişeyi bastırarak bakışlarını kadına çevirdi. Çenesini hafifçe kaldırdı ve gözlerini ondan ayırmadan sordu:

"Kimsin sen?"

Kadın hafifçe doğruldu ve derin bir nefes aldı.

"Ben..."

"Dur bir dakika..."

Kadın gülümsedi.

"Elbette. Zamanımız var."

"Ben seni tanıyor muyum? Senden ilk görüşte çekinmem tuhaf geliyor. Üstelik öyle korkutucu bir hâlin de yok."

Kısa bir sessizliğin ardından gözlerini kıstı.

"Ama bazı kurtlar koyun postuna bürünebilir."

Kadın, sanki bu cevabı bekliyormuş gibi başını saygıyla eğdi.

"Endişeni anlıyorum, Chrysanthé. Bu yüz doğrudan bana ait değil. Zaten ben de insan değilim. Onu gördüğünde, daha önce karşılaştığın insanlardan birine benzetmiş olabilirsin."

Kadın, vereceği cevabı tartarcasına bir an duraksadı.

"Soruna gelecek olursam... Hayır, Chrysanthé. Sen benimle ilk kez karşılaşıyorsun."

Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi.

"Benim adım Elmeria. Ama ben seni doğduğun andan beri biliyorum. En derine gömdüğünü sandığın sırlarını bile..."

Chrysanthé'nin kaşları huzursuzlukla çatıldı.

"Madem öyle... Bana ne olduğunu ve neden burada olduğumu da biliyorsun."

Elmeria'nın gülümsemesi biraz daha belirginleşti.

"Elbette."

Bu tek kelimelik cevap, Chrysanthé'nin içindeki son tereddüdü de yok etti. Gerçekten de cevaplar vardı. Fakat onları duymaya hazır olup olmadığından emin değildi.

Göğsünün içindeki ağır sıkıntı yeniden kendini gösterdi. Gözleri dolarken, zihninde tek bir soru belirdi:

Onu böylesine acıtan şeyi öğrenmek sahiden içini rahatlatacak mıydı?

"O zaman... Ben kimim?"

Elmeria'nın bakışlarında derin bir şefkat belirdi; söyleyeceği sözler dudaklarına kadar gelip bir an orada bekledi. Sonunda yalnızca:

"Sen Chrysanthé'sin," dedi.

Chrysanthé başını hafifçe salladı.

"Onu biliyorum. Evet, benim adım Chrysanthé. Komik bir adım var. Ama kimim ben? Ben bunu öğrenmek istiyorum. Ben kimim? Adımı değil, olduğum kişiyi merak ediyorum."

Elmeria bir adım öne çıktı. Uzun beyaz elbisesinin etekleri sarı kristal yüzeyin üzerinde usulca dalgalandı. Yüzünde, Chrysanthé'nin yaşadığı çaresizliği anladığını gösteren yumuşak bir ifade vardı.

"Sen buraya geçmişini geride bırakarak gelen bir savaşçısın. Hiçbir şey hatırlamıyor musun? Hafızanın derinliklerinde, en azından bir şeyler olmalı."

Chrysanthé sessiz kaldı. Gözlerini kapatıp zihninin derinliklerine inmeye çalıştı. Bir an için bir şey bulabileceğini düşündü; fakat ne kadar derine inerse, etrafını kaplayan karanlık da o kadar büyüyordu. Geçmişine dair hiçbir görüntü, hiçbir ses, hiçbir his yoktu. Sanki hatırlaması gereken her şey, ulaşamayacağı bir yerde karanlığın ardına gizlenmişti.

Chrysanthé kollarını kendine sararak olduğu yerde küçüldü. Gözlerinde biriken yaşlar, kirpiklerinin ucunda titreyerek ağırlaştı. Sözcükleri güçlükle dudaklarından döküldü.

"Karanlık... Tek gördüğüm bu. Beni yiyip tüketen karanlık. Anlamıyorum."

Elmeria'nın ifadesi hafifçe değişti.

"Neyi?"

"Bana ne olduğumu söylemiştin?"

"Bir savaşçı."

"Böylesine karanlığın içinde yaşayan biri ne için savaşmış olabilir ki?"

Elmeria bir süre cevap vermedi. Bakışları Chrysanthé'nin üzerinde kaldı; gözlerinde az önceki meraktan farklı, daha derin bir düşünce belirdi. Birkaç saniye sonra gözlerini ondan çekip bulunduğu merdivenlerden ağır ağır inmeye başladı.

Her basamakta ortam biraz daha sessizleşiyordu. Chrysanthé aklındaki cevapları ararken Elmeria da bu durgunluğun içinde onu düşünüyordu. Bir insanla bu denli yakından ilk kez konuşuyordu. Onu uzaktan gözlemlemekle karşısında durup söylediklerinin ardında ne olduğunu anlamaya çalışmak aynı şey değildi.

Basamakları indiğinde, beyaz saçlı iki kadın karşı karşıya geldi. Elmeria başını hafifçe yana eğdi. Chrysanthé'nin yüzündeki en küçük değişimi bile kaçırmamaya çalışır gibi, bakışlarını onun üzerinde gezdirdi; ardından yeniden gözlerine döndü. Chrysanthé ise o bakışların altında, ne aradığını anlamaya çalışarak Elmeria'nın gözlerine baktı.

"Peki, Chrysanthé... Sence ne için savaştın? Sonuçta sadece hafızanı kaybettin. Ama o hafızanı inşa eden hisler, dürtüler ve içgüdüler hâlâ seninle."

"Ben..."

"Ben..."

Chrysanthé'nin gözlerinden yaşlar süzüldü. Başını hafifçe eğdi.

"Asla kaybetmek istemeyeceğim bir şeyi... kaybetmemek için..."

"O neydi? Bir miras, bir söz, bir aşk, bir kişi... Bunlardan hangisi?"

Yüzünü elinin tersiyle sildi. Birkaç nefes boyunca sessiz kaldı.

"Hiçbiri..."

Neredeyse dizlerinin üzerine çökecekti. İçinde taşıdığı kaybın ağırlığı, ayakta durmasını bile güçleştiriyordu. Elmeria, kendisinden beklenmeyecek bir hareketle Chrysanthé'nin omzunu tuttu.

Hâlâ sakinleşmediğini görünce diğer omzunu da tuttu ve onu kendine çekerek sarıldı.

İnsan olsaydı, böyle yapardı ne de olsa.

"Geçti... Chrysanthé. Geçti..."

Sesi alışılmadık bir yumuşaklığa büründü.

"Beni dinle. Burada üzülecek hiçbir şey yok. Artık savaş yok. Karanlıktan eser yok. Tüm bu ışıklar senin için parlıyor."

Sarılırken elini saçlarına götürdü ve onları nazikçe okşadı.

"Bu Araf'ı senin için inşa ettik. Sen bizim için en özel insanlardan biriydin."

Chrysanthé hıçkırdı. Burnundan akanları Elmeria'nın üzerine sildi. Gözleri ağlamaktan hafifçe kızarmıştı. Bir süre daha öylece kaldı. Ardından usulca başını kaldırıp Elmeria'ya baktı.

"Öldüm yani ben."

"Hepimizin sonu budur, Chrysanthé. Bunda üzülecek ne var ki?"

"Dönmemin bir yolu yok mu? Şu an gözümün önünden geçen o acı hayata tekrar dahil olamaz mıyım?"

Elmeria, Chrysanthé'yi yavaşça bıraktı ve birkaç adım geri çekildi. Ellerini önünde birleştirirken geniş giysisinin kolları ellerinin iki yanından aşağı doğru uzanıyordu. Bakışlarını yere indirdi. Bir süre sessiz kaldı. Ardından yeniden ona döndü.

"Ben de tam bu yüzden gönderilmiş bir elçiyim."

Chrysanthé gözlerini ovuşturdu. Hâlâ ağlamaktan titreyen sesiyle sordu:

"Ne için?"

"Kader senin devam etmeni istiyor. Senin için çizilen yolun burada son bulmasına hiçbirimiz razı değiliz."

Chrysanthé bir an sessiz kaldı. Söylenenler zihninde yankılanıyordu.

Devam etmek... Ama neyi geride bırakıp nereye gideyim? Bir diğer yazgının benim için çoktan hazırladığı başka bir sona mı?

Karşısındaki sonsuzluğa daldı. Işıklarla çevrili o uçsuz bucaksız manzarada, sanki bir yerlerinde kendisini buradan çıkaracak bir yol varmış gibi, ihtiyatlı bir umut aradı.

Burnunu çekti. Yanaklarından süzülen yaşın ardından bir süre daha hiçbir şey söylemedi.

“Ya ben istemiyorsam?”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…