Döngü kitap kapağı

1. bölüm / 4

Döngü

Döngü 1.1

Yazar: Ahmet Faruk Özgül

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Döngü 1.1

Herkese merhaba! Burada yeni yazdığım kitaptan sahneleri paylaşıyorum. Hikayenin gidişatı ile ilgili geri dönüşleri görebilmek için. Destek olursanız sevinirim : )

İyi okumalar...

Chrysanthé

Sözlerini bitirir bitirmez avuçlarından yakıcı zehir fışkırdı.

Aynı anda gerçekliğin dört bir yanında yüzlerce geçit açıldı. Her birinden farklı biçimlere bürünmüş, tanımlanması güç varlıklar dışarı taştı.

Kısa süre içinde Chrysanthé'nin etrafını kuşatarak ona kaçacak tek bir boşluk bile bırakmadılar.

Ucu bucağı görünmeyen, kapkara zifiri kanatlarıyla ışığı yutan devasa sürüngenimsi yaratıklar tepeden üzerine çullanıyordu. Jilet kadar keskin kabuklarla kaplı, kayayı andıran kütleler bacaklarına ve kollarına yapışarak hareketini kısıtlamaya çalışıyorlardı. İçlerinden bazılarının insana aitmiş hissi uyandıran çarpık yüzleri ve deforme olmuş bedenleri vardı. Kulakları delen çığlıklar atarak durmaksızın savurdukları pençeleriyle Chrysanthé'nin etini kopartmak istiyorlardı.

Fakat Chrysanthé tek bir an bile durmadı. Üzerine yapışan kayamsı yaratıkları kılıcının kabzasıyla ezip paramparça ediyor, tepesine çöken kanatlı yaratıkları tek darbeyle ikiye ayırıyordu. Pençeler zırhını delip etini yaralıyor; buna rağmen kılıcını savurmaya ve kendisine yönelen ölümcül saldırılara karşılık vermeye devam ediyordu.

Onu hâlâ hayatta tutan yegâne güç, insanüstü hızından başka bir şey değildi.

Tam önünü açtığını sandığı anda, yeni bir geçit karanlığı aydınlatıyor; içinden taşan yaratıklar, giderek daralan boyutu dolduruyordu.

Sırtına atlayan varlıkları omzunu sertçe savurarak üzerinden atıyor, bacaklarına dolanan kayamsı kütleleri tekmeyle dağıtıyordu. Daha biri düşmeden üç yenisi üzerine çullanıyordu.

Kapkara kanatların gölgesi boşluğu bütünüyle örtmüş, devasa gövdeler nefes almasına bile fırsat vermiyordu. Kimisi metrelerce uzunluktaki pençeleriyle üzerine dalıyor, kimisi onlarca ağızdan aynı anda kulakları delen çığlıklar savuruyordu.

Ne kadarını yere indirirse indirsin, başını her kaldırdığında gökyüzünü kaplayan yeni kanatlar görüyordu. Kılıcının yetişemeyeceği kadar fazlaydılar.

İnsanı andıran çarpık yüzler, cansız gözlerle ona bakarken parçalanmış çenelerinden anlaşılmaz sesler yükseliyordu.

Chrysanthé her darbede onlarcasını biçiyor, fakat geçitler hiç durmadan yenilerini kusuyordu. Bir adım atabilmek için yüzlercesini öldürmesi gerekiyordu; attığı o tek adım ise bir sonraki saniye yeniden kapanıyordu.

Dakikalar geçti.

Ardından saatler...

Fakat mücadelenin ritmi bir an bile değişmedi.

Kan, kılıcının kabzasını kayganlaştırmıştı. Ay ışığını andıran beyaz saçları kana bulanmış, ışığın ulaşmadığı bu âlemde neredeyse siyaha dönmüştü. Avuçları defalarca açılıp kapanmaktan uyuşmuş, kollarındaki kaslar her darbede biraz daha yırtılıyormuş gibi yanmıştı. Soluk alışverişi düzensizleşmiş, omuzları ağırlaşmıştı. Bedeni, Akiri hız sanatının bir insan üzerinde bırakabileceği en acımasız sınavı vermişti.

Kan kokusu dayanılmaz bir hâl almıştı. Her nefeste ciğerlerine doluyor, başının içinde zonklayan bir ağırlığa dönüşüyordu.

Zaman, sayı ve yön kavramı çoktan anlamını yitirmişti.

Ne kadarını yok ettiğini unutmuştu.

On binler...

Belki yüz binler...

Geriye yalnızca bitmek bilmeyen saldırılar ve her darbeyle biraz daha ağırlaşan bedeni kalmıştı.

Her şey aynı döngünün içine hapsolmuştu.

Saldırı...

Karşı saldırı...

Parçalanan bedenler...

Ve hemen ardından açılan yeni geçitler...

Verdiği savaş onu yavaş yavaş iblis kadının bahsettiği sona sürüklüyordu.

Attığı her darbe, onu zafere değil; biraz daha tükenmeye yaklaştırıyordu.

"Demek bütün planın bunun üzerine kuruluydu..." diye geçirdi içinden.

"Hıh... Zeki kaltak."

Saldırılar sürerken hızının azaldığını hissedince dişlerini sıktı ve kılıcını daha büyük bir öfkeyle savurdu.

"Bundan fazlası gerekecek... Daha ölmedim."

Ama faydasızdı. Geçit gücü, hız gücünden doğası gereği üstündü. Ne kadar hızlı hareket ederse etsin, yeni geçitler her zaman ondan bir adım önde oluyordu.

Şimdiye kadar ayakta kalabilmiş olması bile başlı başına bir mucizeydi.

Şöyle sakin kafayla düşününce, bu savaşı kazanmanın tek bir yolu vardı: Equena'yı tek bir geçit bile açacak fırsat vermeden öldürmek.

Ama o fırsatı çoktan kaçırmıştı.

Emir verilmişti. Âlem, kendi üzerine çökecekti.

Benliği bu geçit ağının içinde er ya da geç tükenecekti. Bunu durdurmanın bir yolu yoktu.

Geçit büyüsüne hapsolmak, onun sonunu getirebilecek tek şeydi.

Kendi dünyasında olsaydı, saf gücüyle iblis kadını çoktan paramparça etmişti.

Equena'nın gücü da herkes gibi tükeniyor olabilirdi.

Bunun bir önemi yoktu. Yüzyıllar boyunca ördüğü düzen hâlâ kusursuz işliyordu.

Chrysanthé, nefes alabildiği kısa bir anda iblis kadının sözlerini hatırladı.

"Ben bu geçit ağını, planımın kusursuz işlemesi için yüzyıllar boyunca ördüm."

Yüzyıllar...

Ne için?

Kim bu kadın?

Yeni bir saldırı dalgası düşüncelerini yarıda kesti. Kılıcı yeniden harekete geçti. Artık bedeni düşüncelerinden önce hareket ediyordu.

Etrafını saran kayamsı varlıklarla küçük insansı yaratıklardan kurtulmak için kendi ekseni etrafında son sürat dönerek kılıcını savurdu. Çeliğin havayı yaran darbesiyle oluşan güçlü itki, çevresindeki yaratıkları paramparça etti. Bir anlığına açılan boşluktan yararlanarak ilerledi. Önünü temizlemek zorundaydı; ancak böylece dikkatini çok daha büyük tehditlere verebilirdi.

Ne var ki işler artık o kadar kolay değildi. Saatler ilerledikçe savaş alanına yeni varlıklar eklenmişti.

Öncekilerden çok daha tehditkar türler...

Bunların arasında en tehlikelileri, yılanı andıran uzun gövdeleriyle kıvrılarak hareket eden varlıklardı. Neredeyse Chrysanthé'nin hızına yetişebiliyor, pullarla kaplı sert derileri Akiri kılıcını zorlayabiliyordu. Kamçı gibi savrulan saldırılarından yalnızca birine yakalanmıştı. O tek hata, kaburgalarını kaybetmesine yetmişti. Üstelik ince ve uzun gövdeleri yüzünden onları doğrudan yakalamak neredeyse imkânsızdı.

Chrysanthé devasa yaratıklardan korkmuyordu. Bir Hız Akirisi için büyük ve ağır rakipler, yalnızca daha kolay hedeflerdi. Asıl sorun, kendi hızına yaklaşabilen bu kıvrak olanlardı. Güçleri değil, hareket biçimleri tehlikeliydi. Sanki geçit ağı geçen bunca zaman içinde onu gözlemlemiş, savaş stilini öğrenmiş ve zayıf yönüne uygun varlıkları toplamayı başarmıştı.

Bütün bunlara rağmen hız üstünlüğü hala ondaydı.

Hızı sürdüğü sürece önüne çıkan hiçbir şey gerçek bir engel olamıyordu. Bir keresinde üzerine çöken dağ büyüklüğündeki bir kütleyi bile tek darbeyle parçalamıştı. Küçük kayamsı varlıkların yalnızca büyümüş hâliydi.

Onu tüketen yorgunluğun asıl nedeni düşmanların sayısı ya da gücü değildi.

Kılıçtan geçirdiği her varlık, geride koyu renkli kalıntılar bırakıyordu. Yoğun sıvılar, kopmuş uzuvlar ve parçalanmış kütleler, yer çekiminin olmadığı boşlukta birbirine karışarak Chrysanthé'nin çevresinde uğursuz bir girdap hâlinde dönüyordu.

Böyle manzaralara alışık olmasına rağmen, ağır kan kokusu ve etrafını saran parçalanmış bedenler yüzünden midesi defalarca boşalmıştı.

Saatler süren savaşın ardından baştan aşağı kana ve yaratıkların içinden çıkan her şeye bulanmıştı. Savurduğu her darbeyle o yoğun girdabın biraz daha derinine çekiliyor, sanki boşlukta değil de sonsuz bir kan ve ceset denizinin içinde savaşıyordu.

Boşluğu kaplayan karanlık öylesine yoğundu ki yön duygusunu yitirmişti.

Gerçek düşmanı Equena'yı göremiyordu.

Rodhan'ı da.

Üstelik karanlık yalnızca görüşünü değil, zihnini de yutuyordu.

Bir anlığına...

Kim olduğunu bile unutacakmış gibi hissetti.

Adını...

Neden burada olduğunu...

Her şeyi...

Savaşın ortasında, farkına bile varmadan gözlerinden süzülen yaşlar; yüzünden akan terle birlikte, etrafını saran kan denizinin ve boşlukta ağır ağır savrulan parçalanmış uzuvların arasında kaybolup gidiyordu.

Son saldırı dalgasındaki son yaratığı da biçtiği anda, çok uzaklardan bütün boşluğu titreten şiddetli bir patlama yükseldi.

Chrysanthé, hâlâ elinden bırakmadığı kılıcını bitkin kollarıyla güçlükle kaldırdı ve bakışlarını patlamanın geldiği yöne çevirdi.

Bu kez gözyaşlarının aktığını sahiden hissediyordu.

Öyle yapmaması gerektiğini biliyordu. Yine de kendini tutamadı. Omuzları çöktü ve bedeni titremeye başladı. Az önce, şimdiye kadarki en çetin saldırıyı tamamen püskürtmüş olmasına rağmen, boşluğun bir yerlerinde onu öldürmek için doğru anı kollayan, hayatta kalmış başka bir yaratığın saklanıyor olma ihtimalinin farkındaydı.

Umursayamıyordu.

Bir anlığına bedeninin tamamen felç olduğunu sandı. Kollarını hareket ettiremiyor, parmaklarını kılıcının kabzasından ayıramıyordu. Nefesi düzensizleşmişti.

Sorun hiçbir zaman yalnızca fiziksel yorgunluğu olmamıştı.

Asıl tükenen, zihniydi.

Bitmek bilmeyen savaş, onu sadece bedenen değil, ruhunun en derin yerlerinden de tüketiyordu. Onu insan yapan değerler, her öldürdüğü varlıkla birlikte biraz daha aşınıyor; umut, merhamet, korku, tereddüt ve hatta yaşama arzusu, zihninin karanlığında birer birer siliniyordu.

Sayısız varlığı en küçük bir tereddüt bile göstermeden öldürmüştü.

Şimdi ise kopmuş uzuvların ve parçalanmış cesetlerin arasında yapayalnızdı.

Etrafında ne bir ses vardı ne de onu bekleyen bir kurtuluş.

Yalnızca karanlık...

Ve o karanlık, içine çöken umutsuzlukla birleşerek ruhunu yavaş yavaş ele geçiriyordu.

Sorun ölmek de değildi.

Ölümle defalarca alay edercesine savaşmış, onunla burun buruna gelmekten hiçbir zaman korkmamıştı. Korksaydı, en başından beri bir Akiri olamazdı.

Asıl korkunç olan...

Kurtuluş olmadığını bile bile savaşmaya devam etmek.

Chrysanthé'nin zihninden geçen bu düşünce, bütün benliğini sessizce ezip geçti.

Gözlerini bir anlığına kapattı.

Ağırlaşmış omuzlarını güçlükle kaldırdı. Göğsü düzensiz aralıklarla yükselip inerken, her nefes sanki ciğerlerini içeriden yakıyordu.

Dudaklarının arasından istemsizce titrek bir nefes döküldü.

"Bitmiyor..." dedi.

Gözkapakları ağır ağır aralandı.

Devasa kütle hâlâ üzerine geliyordu.

Kılıcını biraz daha sıktı.

Gözlerinde artık öfke yoktu.

Yalnızca bitmek bilmeyen bir yorgunluğun ardında kalan donuk bir hissizlik...

Derin bir nefes aldı.

Sonra, ilk kez ölümün kaçınılmazlığını ve artık geri dönüş olmadığını kabullenerek saldırdı.

Buraya kadar geldiysen bir beğeni ve yorum bırakman beni mutlu eder. Teşekkürler zaman ayırdığın için : )

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

25okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…