22. bölüm / 57
Devil's Eat All Dream FelsefesiElisa Mathilda Crowe'un felsefesi 2.
Bölümler 57Şu an: Elisa Mathilda Crowe'un felsefesi 2.
- 1 Devil's Eat All Dream384 kelime
- 2 D.E.A.D 1 — Adrian Vale’in Felsefesi462 kelime
- 3 D.E.A.D 1 — Adrian Vale Felsefi Manifestosu416 kelime
- 4 İnkar406 kelime
- 5 Alkol369 kelime
- 6 Öfke368 kelime
- 7 Kaçış367 kelime
- 8 Pişmanlık346 kelime
- 9 Kendinden nefret432 kelime
- 10 Hakikat457 kelime
- 11 Eve ve Adrian: Kayıp, Pişmanlık ve Cezalandırmanın Felsefesi.407 kelime
- 12 Adrian & Eve — Kırılma Anı296 kelime
- 13 Adrian — Sessizlikten Sonraki Hayat.295 kelime
- 14 Devil's Eat All Dream 2 - Elisa Mathilda Crowe'un felsefesi.277 kelime
- 15 Pazartesi646 kelime
- 16 Salı605 kelime
- 17 Çarşamba627 kelime
- 18 Perşembe627 kelime
- 19 Cuma566 kelime
- 20 Cumartesi666 kelime
- 21 Pazar1.128 kelime
- 22 Elisa Mathilda Crowe'un felsefesi 2.942 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 NEX VERA - Çatlama felsesi397 kelime
- 24 2. Gün - Yabancılaşma165 kelime
- 25 3. GÜN — BOZULMA481 kelime
- 26 4. GÜN — PARANOYA386 kelime
- 27 5. GÜN — ÇÖKÜŞ490 kelime
- 28 6. GÜN — KABUL533 kelime
- 29 7. GÜN — DÖNÜŞÜM497 kelime
- 30 Elisa Mathilda Crowe – D.E.A.D Felsefi Manifestosu281 kelime
- 31 DEVIL’S EAT ALL DREAM 3 — Felsefesi1.164 kelime
- 32 Jagwar Valmont — Felsefesi402 kelime
- 33 Rosalie Valmont — Felsefesi433 kelime
- 34 Margaret ve Arthur Valmont -Felsefesi467 kelime
- 35 Blackthrone ailesi - Felsefesi580 kelime
- 36 Jagwar ve Rosalie manifestosu518 kelime
- 37 7 GÜN - 7 SAVAŞ627 kelime
- 38 Devil's Eat All Dream 4 - Felsefesi460 kelime
- 39 Axel – Karanlık ve Kaderin Manifestosu612 kelime
- 40 Devlet – Gölge Otoritenin Manifestosu562 kelime
- 41 20 İşkence389 kelime
- 42 Devil’s Eat All Dream 5: Abyss Awakening – Felsefi455 kelime
- 43 İYİ SON – Uzun Felsefi564 kelime
- 44 KÖTÜ SON - Uzun felsefi özet470 kelime
- 45 DOĞRU SON – Uzun Felsefi Özet497 kelime
- 46 Evan Kade – Kırılmanın ve Taşımanın Felsefesi874 kelime
- 47 CLARA VIREL-İNSANLIĞIN TUTMANIN ÇAĞRISI Felsefesi757 kelime
- 48 Evan & Clara – Bağ ve Aşkın Felsefesi322 kelime
- 49 Devil's Eat All Dream 6 - Felsefesi623 kelime
- 50 Erix’in Felsefesi ve Manifestosu – Devil’s Eat All Dream 6585 kelime
- 51 Iris Calantha'nın Felsefesi ve Manifestosu – Devil’s Eat All Dream 6612 kelime
- 52 Elisa ve Iris arasındaki ilişki.295 kelime
- 53 Erix & Axel354 kelime
- 54 Biz ölmek için doğduk.299 kelime
- 55 Bir haftanın anlamı:473 kelime
- 56 Genel Mesaj:674 kelime
- 57 Bu Benim.437 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Elisa Mathilda Crowe’un felsefesi, kesinlikten kaçan bir zihnin felsefesidir. O, dünyayı net çizgilerle ayırmaz; doğru ve yanlış, iyi ve kötü onun için sabit kavramlar değildir. Çünkü insanın içinde yaşadığı gerçeklik, dışarıdan görünen kadar basit değildir. İnsan bir anda hem iyi hem kötü olabilir, hem sevip hem nefret edebilir. Elisa’ya göre çelişki bir hata değil, insan olmanın en doğal halidir.
O, hayatı mantıkla çözmeye çalışan biri değildir ama mantığı reddeden biri de değildir. Daha çok… his ile düşünce arasında gidip gelen bir dengedir. Bazen bir şeyi neden yaptığını açıklayamaz ama yine de doğru olduğunu hisseder. Ve bazen de doğru olduğunu bildiği bir şeyi yapamaz. Bu, zayıflık değildir. Bu, insanın kendi içinde birden fazla gerçek taşıdığının kanıtıdır.
Elisa için dünya, kesin cevapların olduğu bir yer değildir. O, hiçbir zaman “gerçek budur” diyemez. Çünkü insanın gördüğü şey, her zaman zihninden geçerek şekillenir. Bu yüzden o, inanmaktan çok sorgulamayı seçer. Tanrının var olup olmadığını kesin olarak reddetmez, ama körü körüne kabul de etmez. Onun için inanç, bir sığınak değil; bir sorudur. Ve belki de en dürüst cevap, “bilmiyorum” diyebilmektir.
İnsanların çoğu bir anlam arar. Hayatın bir amacı, bir yönü, bir nedeni olması gerektiğine inanır. Elisa ise bunun bir zorunluluk olmadığını düşünür. Ona göre hayat, anlamı olan bir şey değil; anlam verilen bir şeydir. Yani anlam dışarıda bulunmaz, içeride oluşturulur. Ama bu da bir soruyu beraberinde getirir: Eğer anlamı biz yaratıyorsak, o zaman neyin doğru olduğuna kim karar verir?İşte Elisa’nın en çok zorlandığı nokta burasıdır.
Çünkü o, insanların koyduğu kuralların çoğunu yüzeysel bulur. Ahlakın çoğu zaman duruma göre değiştiğini görür. Birinin doğru dediğine diğeri yanlış diyebilir. Ve bu durumda, “gerçek doğru” diye bir şey var mıdır, yoksa herkes kendi doğrusunu mu yaratır?
Elisa için bu sorunun net bir cevabı yoktur. Ama o şuna inanır: İnsan, kendi yaptıklarıyla yüzleşebildiği sürece özgürdür. Yani bir eylem doğru ya da yanlış olabilir, ama asıl mesele o eylemin sonuçlarını taşıyabilmektir. İnsan yaptığı şeyin ağırlığını hissedebiliyorsa, hâlâ insandır. Ama hiçbir şey hissetmiyorsa… işte o zaman tehlikeli hale gelir.
Elisa’nın dünyasında duygular zayıflık değildir. Tam tersine, insanı insan yapan şeydir. Ama bu duygular her zaman düzenli değildir. Bazen taşar, bazen kaybolur, bazen birbirine karışır. O, bunu bastırmaya çalışmaz. Çünkü bastırılan şeylerin yok olmadığını, sadece şekil değiştirdiğini bilir.
Bu yüzden Elisa, kendini kontrol etmeye çalışan biri değil; kendini anlamaya çalışan biridir.O, hayal kurar. Ama bu hayaller sadece güzel şeylerden oluşmaz. Karanlık, karmaşık ve bazen rahatsız edici düşünceler de bu hayallerin bir parçasıdır. Çünkü o, insanın sadece aydınlık tarafıyla var olmadığını bilir. Gölge olmadan ışığın bir anlamı yoktur.
Elisa için en büyük gerçek şudur: İnsan kendi içinde bir dünya taşır. Ve o dünya, dışarıdaki her şeyden daha karmaşıktır. İnsan kendinden kaçabilir, kendini kandırabilir, kendini bastırabilir… ama asla tamamen kurtulamaz.
Bu yüzden onun felsefesi bir kurtuluş felsefesi değildir.
Bu, bir kabul felsefesidir.
İnsan her zaman iyi olmayacak.
Her zaman doğru karar vermeyecek.
Her zaman kendini anlayamayacak.
Ama yine de devam edecek.
Ve belki de insanı insan yapan şey tam olarak budur:
Kendini tam olarak çözemeden yaşamaya devam etmek.
Elisa Blackthrone malikanesinden kaçtıktan sonra, soğuk gecenin içine karıştı; ayakları neredeyse yere değmiyormuş gibi hafifti, ama ruhu yükleriyle eziliyordu. Arkadaşlarının yanında sığındığında bir an için güven hissetti, ama bu his kısa sürdü.
Kendi kendine sessizce bodruma indi; adımlarının yankısı taş duvarlarda kayboluyordu. Ve orada… iblisler. Kendi kabusunun somutlaşmış hâlleri. Gözleri karanlıkta parlayan şekiller, fısıldayan gölgeler. Elisa anladı ki bu kabus bitmemişti; kaçış sadece bir yanılsamaydı.
Tam o anda polisler apartmana girdi. Fakat içeriye girenlerin varlığı, karanlık gölgeleri bir anda silip süpürdü. Bodrum boştu. İblisler, kanlar, çığlıklar… hepsi yoktu. Sadece Elisa vardı, nefes nefese, gözleri dolu, kalbi çarpıyor.Gerçek ortaya çıkmıştı: hepsi bir halüsinasyondu. Zihni ona en derin korkularını göstermiş, acıyı yeniden yaşatmıştı. Kaçmaya çalıştı, ama bir polis hızla üzerine atıldı ve Elisa’yı bayılttı.
Duyduğu son sözler kulaklarında çınladı:
"Sen artık bir katılsın, Elisa… Bir katil."
Ve o anda, karanlıkla gerçek arasındaki sınır tamamen yok olmuştu. Elisa yalnızca kendisiyle yüzleşmişti: suç, suçluluk ve kabusun keskin yansıması.Elisa Mathilda Crowe için dünya bir aynadır; yanıp sönen bir ışık gibi, görebildiğin an kısa, ardında kalan boşluk sonsuz. İnsanlar maskelerle yürürken o, maskelerin ardındaki sessiz çığlıkları görür ve duyar. Her tebessüm, her dokunuş, her “iyi” niyet bir denge oyunu; hepsi kırılgan ve geçici. Gerçekten görmek ister; yalancı umutların ve sahte güvenin ardına bakar.
O, anı yaşamayı seçer ama geçmişin gölgeleri hep peşindedir. Mutluluk onun için bir hedef değil, kısa bir soluklanmadır. Acı, sadece kaçınılmaz değil, aynı zamanda öğreticidir; ona kim olduğunu hatırlatır. Kendi içindeki fırtınayı kabullenmeden başkalarına güvenemez. Ama bu kabulleniş, onu güçlü yapar; kırılganlığında bile bir direnç vardır.
Bağ kurmayı sever ama bağlanmaktan korkar. İnsanlar hayatına girdiğinde onları hem yakınlaştırır hem de mesafeli tutar; çünkü terk edilme korkusu her adımda görünür bir gölge gibidir. Duygularını bastırsa da, yoğun anlarda patlar; hem kendini hem çevresindekileri sarsar. Risk almayı sever, ama boşluk hissi onu zaman zaman yalnızlığa iter. Bu, onun hem çekici hem kırılgan yanını derinleştirir.
Acı onun öğretmenidir, korku onun gölgesidir. Mutluluk kısa bir soluk, umut bir ilüzyondur. Kurallar ve normlar çoğu zaman zincirdir; kırılması gereken zincirlerdir. Özgürlük, sadece başkalarını değil, kendini de anlamaktan geçer. Kendi karanlığını kabul etmeyen, ışığa ulaşamaz. Kendi acısıyla yüzleşmeyen, başkalarının acısını anlayamaz.
Ve en önemlisi: her şey geçer. İnsanlar gelir ve gider, anlar kaybolur, mutluluk söner. Ama düşmek, parçalanmak ve yeniden kalkmak hayatın kendisidir. Elisa bunu bilir, buna rağmen yürür. Çünkü yaşamak, acıya rağmen cesaretle devam etmektir. Kendi içindeki savaşta, her yara bir öğretmendir; her yara, onu daha diri yapar.
Elisa, fırtınasını saklamaz; onunla dans eder. Duyguları bir ok gibi hedefe kilitlenir; bazen saplantılı, bazen kontrolsüz. Gerçek, hissedilen şeydir; sahte, başkalarının koyduğu bir yalandır. Ve o, her yara, her kayıp, her acı ile yeniden kendini bulur. Hayatın karanlığında, kendi ışığını taşır ve hiç kimsenin göremediği bir şekilde parlamaya devam eder.
Bölüm etkileşimi
