5. bölüm · Devil's Eat All Dream Felsefesi
Alkol
İkinci gün, zehirin günüydü.
Ama zehir, bir maddenin sınırlarında değil; Adrian’ın ruhunda dolaşıyordu.
Alkol, insanın kendi gerçeğini çarpıtması için yarattığı en tatlı yalandı.
Bir bardak, bin yalan; bir yudum, bin pişmanlık…
Ve her yudum, geçmişin gölgelerini biraz daha görünür kılıyordu.
Adrian, bilinçsizce ellerini bardağa uzattığında, bir şeyi anlamıştı:
Zihin, kendini korumak için yaratılmış mekanizmalarıyla oyun oynuyor,
ama bu oyun, ruhu boğazlayan bir kılıç gibi keskin oluyordu.Her yudum, onu hem uyuşturuyor hem de hatırlatıyordu;
unutmak için içtikçe, hatırlamak kaçınılmaz oluyordu.
İçki, bir zamanlar kaybedilen hayatın pusulasıydı.
Ama pusula kırılmıştı; Adrian, yönünü yitirmiş, kendini kaybetmişti.
Ve hatırladıkça, içindeki şeytanlar daha cesur, daha acımasız hale geliyordu.
Alkol, sadece vücudu uyuşturmaz; ruhun dokularını deler, vicdanın çığlıklarını büyütürdü.
Her gece, sarhoşluğun ardında Adrian kendini sorgular;
“Eğer o gece yapmasaydım… eğer onu kaybetmeseydim… eğer kendime sahip olsaydım…”
Ama “eğer”ler bir zamanlar gerçekti; şimdi sadece birer hayalet.
Alkol, hayaletlerle dolu bir dünyanın maskesiydi.
Ve Adrian, maskenin altındaki çürümüş yüzü görebiliyordu;
her yudumda, kendi elleriyle yaratılmış karanlığın ağırlığı daha da artıyordu.
Alkol, inkârın devamıydı.
İlk gün, gerçekleri reddetmişti; ikinci gün, hatırlamanın acısını uyuşturmak için başvurdu.Ama acı, hiçbir zaman kaybolmaz; sadece başka bir biçimde gelir.
Bir yudum, geçmişi hatırlatır; bir şişe, geleceği karartır.
Adrian, kendi elleriyle hem hatırlıyor hem de yok ediyordu;
ve bu ikisi arasında kalan boşluk, cehennemin en sessiz, en acımasız odasıydı.
Alkol, bir kaçışın adıydı.
Ama kaçış, bir yanılsamadan başka bir şey değildi.
Çünkü insan, ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, kendi gölgesi peşini bırakmaz.
Adrian, kaçarken, aslında daha derine düşüyordu;
ve düşerken, kendi günahının yoğunluğunu bir şişenin dibinde görüyordu.
Bu gün, ruhun şişelenmiş bir haliydi;
bir maddeye hapsedilmiş çığlık, yavaş yavaş içeriye işleyen bir fırtına.
İçki, sadece yalan söyleyen bir dosttu;
ama dost dediğin şey, bazen en acımasız öğretmendir.
Ve Adrian, şunu fark etti:
Alkol, gerçeğin ağırlığını azaltmaz.
Alkol, gerçeği daha görünür kılar.
Gözlerini kapattığında, hatırlatır;
ve hatırlatırken, ruhu daha da çıplak bırakır.
Bu günün sonunda, Adrian’ın bedeni hâlâ uyanmamıştı;
ama ruhu, kendi içindeki cehennemde dolaşıyordu.
İçki, onu hem hapsetmiş hem de özgür bırakmıştı.
Ve her yudum, bir sonraki günün öfkesine davetiye çıkarıyordu.
Alkol, insanın hem sığınağı hem de yıkımıdır.
Ve Adrian, ikinci günün sonunda bunu derin bir acıyla anlamıştı:
İnsan, kendini en çok kandırdığında, en çok hatırlar.
Ve unutmanın peşine düştüğünde, en çok kendini kaybeder.
