55. bölüm · Devil's Eat All Dream Felsefesi
Biz ölmek için doğduk.
Gökyüzü kararmış, rüzgâr durmaksızın uğuldayordu. Tepedeki taşlar soğuk, dünya sessizdi. Axel ve Elisa birbirine sarılmış, elleri sıkıca kenetlenmişti. Etraflarında savaşın, kanın ve kayıpların yankısı hâlâ sürüyordu, ama artık başka kaçacak bir yer yoktu. Zaman, o an için durmuş gibiydi; sadece ikisinin nefesleri ve kalplerinin attığı sessiz ritim vardı.
Axel, gözlerindeki kan kırmızısı parıltıyla Elisa’ya baktı, ve onun gözlerinde yılların acısı, özlemi ve dayanılmaz bir sevgi vardı. “Biz… ölmek için doğduk,” dedi, sesi sessiz ama derin bir ağırlıkla taş gibi yere çarpıyordu. “Ama her saniyemizi birlikte yaşadık… her acıyı, her savaşı, her öfkeyi… birlikte göğüsledik.”
Elisa başını hafifçe salladı, gözlerinde biriken yaşlar yanaklarından süzüldü. “Evet… biz ölmek için doğduk… ama bu, seni sevmekten vazgeçmek anlamına gelmez. Bu hayatın, bu dünyanın bize verdiği en büyük ödül sensin… ve senin yanında her saniye, ölümün bile anlamsızlaştığı bir an oldu.”
İkisi birlikte göğe baktı. Şehir, savaşın ve kabusun enkazıyla doluydu, ama o an için sadece birbirlerini gördüler. Axel’in dudaklarından çıkan kelimeler, sanki dünyanın bütün ağırlığını taşıyordu:
“Biz ölmek için doğduk… ve şimdi, bu dünyanın yükünü son kez birlikte taşıyoruz.”
Bir kurşun daha patladı; zaman ağırlaştı, dünya aniden yavaşladı. Axel ve Elisa birbirine daha sıkı sarıldı, gözleri birbirine kilitlenmişti. Birbirlerinin nefesini hissetmek, ellerindeki sıcaklığı bilmek, son anın bütün ağırlığını hafifleten tek şeydi.
Ve sonra, sessizlik.
Taşların üzerine düşen iki beden, rüzgârın uğultusunda birbirine karıştı. Ama elleri hâlâ birbirine kenetlenmişti; ölümsüz bir bağ, zamanın ve ölümün ötesine geçen bir sessizlik içinde. Şehir yavaş yavaş uzaklaşıyor, acı, kan ve kayıp geride kalıyordu… ama onların hikâyesi, gökyüzünün en karanlık köşelerinde, her rüzgârda, her sessizlik anında yankılanıyordu.
Dünya onları kaybetti; ama aşkları, cesaretleri ve birlikte göğüsledikleri her acı, tüm karanlığa rağmen bir ışık gibi duruyordu. Ve herkes biliyordu ki, Axel ve Elisa birlikte ölerek, dünyaya hem acının hem de aşkın en saf halini bırakmışlardı: “Biz ölmek için doğduk…”
