4. bölüm / 9
DESİWA-1 (YAKUTUN SIRRI)-3.BÖLÜM: İLK KURBAN-
Bölümler 9Şu an: -3.BÖLÜM: İLK KURBAN-
- 1 -GİRİŞ-205 kelime
- 2 -1.BÖLÜM: KATİL RUH-2.252 kelime
- 3 -2.BÖLÜM: DOLUNAY-2.288 kelime
- 4 -3.BÖLÜM: İLK KURBAN-2.185 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 -4.BÖLÜM: HANÇERİN İKİ YÜZÜ-2.271 kelime
- 6 -5.BÖLÜM: TOMURCUK-1.622 kelime
- 7 -6.BÖLÜM: DESİWA'NIN GEÇMİŞİ-1.874 kelime
- 8 -7.BÖLÜM: KARA OKÇU-1.726 kelime
- 9 -8.BÖLÜM: YAŞAM AĞACI-1.895 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Derin bir nefes aldım ve bu sefer gerçekten Mendrik’e odaklandım. “Anlatacak mısın?” Başını salladı.
“Dinle beni Kraliçe.”
“Mills yeterli.” dedim lafını keserek. “Devam et.” Burnundan derin bir nefes alıp konuşmasına devam etti. “İkimiz de ölmemek için çabalıyoruz değil mi?” Başımı salladım. “Tehlikeli bir yolculuk var bunu biliyorsun değil mi?” Yine başımı salladım.
“Seninle birlik olursam eğer bana zarar gelmeyeceğini mi söylemeye çalışıyorsun?” Başını belli belirsiz salladı. “Sayılır.” Bir anda duruşu ciddileşti. “Birbirimize yardım ettikten sonra kendi yollarımıza gidelim.”
Kaşlarımı çatıp ona baktım. “Sana neden güveneyim? Beni öldürmeye çalıştın.” diye hatırlattım. Omuz silkti ve bana doğru eğildi. “Belki hoşuma gitmişsindir.”
Yüzüne sert bir tokat attım. “Düzgün konuş benimle, terbiyesiz.” Ellerimi belime koydum. “Ayrıca sen, hoşuna giden her şeyi ya da herkesi yok etmeye mi çalışıyorsun?” Tekrardan doğruldu ve bana baktı. “Elin ağırmış.”
“Sorumu cevapla Haydut Herif.” Sert sesimin karşısında tepkisiz kaldı. Daha fazla cevap vermeyince arkamı dönüp gidecekken bir anda kolumdan tutuğunda hemen kolunu çevirdim. Bacaklarımı sırtına dolarken dengesini kaybetmesini sağladım ve tekrardan yere yatırdım.
Yüz üstü yere düşerken hâlâ kolunu tutuyordum.
“Hiç vazgeçmeyeceksin değil mi?” diye sordum bıkkınlıkla. Güldü. Ardından beni kenara attı. Hemen yuvarlandım ve tekrardan ayağı kalktım.
Ellerimdeki tozları silkeledikten sonla bir elimi yumruk yaparak belime koydum. Dik duran bedenine baktım. Nasıl bu kadar kas yapmıştı bilmiyordum ve açıkçası umurumda değildi. Bu adam ukalanın tekiydi.
“Teklifimi kabul ediyor musun?” Başımı iki yana salladım. “Hayır tabii ki.” Tam bu sırada kulübeden çıkan ikizlere döndü bakışlarım. Vera hemen yayını çekti. Theo ise kılıcını çıkardı.
“Milena bu adam kim?” diye hiddetle sordu Vera. “Sana zarar verdi mi?” diye başka bir soru ekledi Theo. Başımı iki yana sallayıp göz devirdim. “Boş şeyler isteyen bir haydut ama merak etmeyin, zarar vermeye kalkışsa bile onu engelledim.”
İkizler büyük bir öfkeyle bakıyorlardı Mendrik’e. Hemen bana döndü. “Kararını verdiğin zaman bul beni.”
“Nasıl bulacağım seni?”
“Sen bulamazsan bile, ben bulurum seni.” Ardından göz kırptı ve bir anda oluşan siyah bulutların arasında kayboldu. Yukarı doğru uçan bir şey gördüm. Bu bir yarasaydı. Yarasaya mı dönüşebiliyordu? Gözden kaybolduğunda arkasından bakakaldım.
“Bu neydi şimdi?” diye sordu Theo. Hemen ikizlere dönüm. İkisi de kılıcını ve yayını kaldırmıştı. Vera büyük bir hiddetle bana döndü. “Sen den ne istedi?” Onlarla anlatmam ne kadar doğruydu bilmiyorum ama sanırım anlatmak zorundaydım.
“Birlik olmayı teklif etti.” İkisi de aynı anda “Ne olmayı teklif etti?” diye sordu. Omuz silktim. “Birlik olup lanetleri beraber yok edelim sonra da kendi yollarımıza bakmayı teklif etti.”
“Kabul etmemişsindir umarım.” dedi Vera. “Seni ilgilendiriyor mu?” diye sorduğumda göz devirdi. “İçeri girip uyuyun siz. Ben nöbete devam edeceğim. İtiraf kabul etmiyorum.” Vera büyük bir zevkle gülümseyerek içeri girdi. Lacivert saçları gecenin karanlığına siyaha dönüşmüştü. Theo ise kısa bir an bana baktı ve sonra hemen içeri girdi.
Bu ikizlerle nasıl baş edecektim bilmiyorum ama bu yolculukta birbirimize destek olmalı, kol kanat germeliydik. Derin bir nefes alıp dolunaya baktım. Fark ettiğim bir şey vardı: Ay, her zamankinden parlaktı. Sanki yola çıkmamız için bir işaretmiş gibi.
Kanat sesleri arkamdan geldiğinde hemen arkamı döndüm. Elysia korkuyla bana doğru geliyordu. “E-Efendim?” Telaşla ona döndüm ve onu iyice inceledim. Yara izi yoktu, kan yoktu. “İyi misin?” diye sordum.
Elysia hemen başını salladı. “Ben iyiyim. Size bir şey yapmadı değil mi?” Mendrik’i o da görmüştü anlaşılan. Başımı iki yana salladım. “Yapmadı. Sana bir şey olmadıysa neden böylesin?” diye sordum. Elysia kısa bir an etrafına bakındı. Ardından bana yaklaştı.
“O kişinin kim olduğunu biliyor musunuz?” Başımı belli belirsiz salladım. Sadece adını ve soyadını biliyordum. “Onun laneti nedir?” diye sordum aklıma ilk gelen soruyu sorarak. Elysia sustu. Kaşlarımı hafifçe çattım.
“Benden ne saklıyorsun?” diye sordum. Elysia en sonunda derin bir nefes verdi. Endişeli gibiydi. “Vampir laneti.”
Yüzümü buruşturdum. “O ne be?” diye sordum. “Ay çıktığı zaman vampire dönüşürler ve kontrolü kaybederek etrafa sataşmaya başlarlar. İnsanların kanını emerek onları öldürürler.” Bakışlarım ciddileşti. Mendrik gayet kontrol altında gibiydi. Bana saldırdığı kısmı saymazsak tabii ki.
“Sanırım o, bir şekilde lanetini kontrol etmeyi öğrenmiş. Bunu herkes yapamaz.” dedi hayranlık dolu bir sesle. Ciddi bir şekilde ona baktım. “Sen çok mu sevdin bu adamı?” Elysia kısa bir an bana baktıktan sonra başını iki yana salladı ve bakışlarını kaçırdı.
Tekrardan aya baktım. “Bu gece uzun olacak Elysia. O Haydut Herif yine gelecektir. Buna eminim.” Elysia cevap vermedi. “İzin verin, sizinle nöbet tutayım.” Hışımla ona döndüm. “Asla olmaz. Ne gibi sorunlarla karşılaşacağımız belli değil ve senin canını tehlikeye atamam.”
Elysia ısrar edecekken kaşlarımı çattım. Sustu. Onu korkutmak istemiyordum ama beni mecbur bırakıyor gibiydi. Bakışlarımı daha yumuşak yaptım ve sesimi normalleştirdim. “Sen uyu. Merak etme, bana bir şey olmaz.”
Elysia tereddüt etse bile bana karşı gelmedi ve başını salladı. “İyi geceler efendim.” dedi ve geriye doğru yavaşça uçtu. Derin bir nefes verdim ve kütüğün yanına geri gittim. Üstüne oturdum ve bacaklarımı kendime çektim.
Gökyüzüne baktım. Bulutlar geliyordu. Ay ışığı ise o bulutları delip geçiyordu. Eldivenimi çıkardım ve parmak uçları beyaz olan elime baktım. Beyazlık aynıydı ama yine de içten içe korkuyordum.
Eldiveni geri giydim ve kollarımı, bacaklarımın etrafına bağladım. “Sadece bir işaret istiyorum. Bana yol gösterecek bir işaret.” diye fısıldadım kendi kendime.
•
Gecenin tam ortasındaydık ve benim uykum gelmemişti. Dediğim olmadı. Mendrik gelmedi. İkizler ya da Elysia’da uyanmadı. Tek başımaydım. Arkamda bir ses duyduğumda hemen hançerimi çekip arkama döndüm. Arkamdaki kişi babamdı. Şaşkınlıkla ona baktım. Burada ne işi vardı?
Hançerimi yerine koydum ve ayağı kalkıp ona doğru gittim. “Baba?” Sesimdeki şaşkınlığı gizlemeye çalışıyordu. İlginç olan tek şey bu değildi. Üstünde bizim giydiğimiz gibi kıyafetler yoktu. Normal hayatta giydiği kıyafetler vardı.
Babam gülümsedi. Beni baştan aşağı süzdü. Gözleri en sonunda benim kahvelerimde durdu. Bakışlarım tedirginlik içeriyordu. Burada olmamalıydı. Burası, tehlikenin göbeğiydi. Babamı ne kadar sevmesem de burada olmamalıydı. Ona bir şey olabilirdi.
“Senin ne işin var burada?” diye sordum kaşlarımı çatarak. Babam burnundan güldü. “Seni, son kez görmek istedim.” Kaşlarım hafifçe havalandı. Yutkundum. “Ne demek bu? Yine ne saçmalıyorsun?” diye sordum.
Başını iki yana salladı. “Ciddiyim Milena. Ben... Artık yaşamıyorum.” Bakışlarım donuklaştı. Ne saçmalıyordu böyle? “Ne?” Başını salladı. “Doğru duydun.”
“Ne demek yaşamıyorum baba?”
Güldü. “Beni öldüren sensin, bilmiyor musun?” Başımı iki yana salladım. “Yalan söylüyorsun. Duygu sömürüsü yaparak canımı yakmaya çalışıyorsun.” dedim geriye doğru sendeleyerek. Fakat babam, başını iki yana salladı. Gayet ciddi gibiydi.
Genzim acımaya başlayınca derin nefesler aldım. “Yalan söylüyorsun.” dedim ve kulaklarımı kapattım. Kulaklarım kapalıydı ama buna rağmen babamın sesini duyabiliyordum. “Sendin, Milena. Eline hançeri aldın ve boğazımı kestin.” Kafama vurmaya başladım. Bunların hepsi yalandı. “Sus artık sus!” diye bağırdım. Babam susmadı. “Boğazımdan kanlar akarken sen sadece canice gülümsedim. Yaptığında zevk alıyordum.” Başımı iki yana salladım.
“Ben, o kişi değildim!” Sesim ormanda yankılanırken ikizlerin ve perilerin nasıl beni duyup uyanmadığını düşündüm. Ellerimi, kulaklarımdan çektim ve babama dönüp işaret parmağımı kaldırdım. “O kişi, ben değildim. Sen yalan söylüyorsun.”
Babam başını iki yana salladı ve işaret parmağını kaldırdı. “Bak.” Gösterdiği yere bakmak için arkamı döndüm. Oradaydı. Saçları kısaydı ve uçları beyazdı. Bir gözü ruh kadar beyaz ve cansızdı. Yüzündeki yara izi duruyordu. Bana şeytani bir gülümseme sunuyordu.
“Sendin...” diye fısıldadım. Karşımdaki kişi başını salladı. Ardından bakışları ben de durdu. “İlk kurbanın babandı, Milena. Sıradaki kim olacak?” Dişlerimi sıktım ve kaşlarımı çatıp kılıcıma uzandım. Kılıcımı çektim ve ona doğru atıldım. “Geber orospu!” diye bağırdım ve kılıcımı savurdum.
Kılıç tam ona değecekken bir anda toz oldu ve ortadan kayboldu. Derin nefesler alırken etrafıma bakındı. Yoktu. Arkamı döndüm ama babam da orada yoktu.
Gözlerim dolmaya başlamıştı. “Baba?” Kılıcımı kınına soktum ve etrafımda döndüm. “Baba!” Seslendim ama gelmedi. Babam gitmişti. Hem de sonsuza dek gitmişti.
Omuzumda bir el hissettiğim gibi hemen fırladım ve çığlık attım. Etrafıma bakındığımda sabah olduğunu gördüm. İkizler başıma toplanmıştı. Periler ise havada uçuşuyordu. Ne ara uyumuştum ve ne ara sabah olmuştu bilmiyorum ama rüyamda gördüğüm şeyi asla unutamayacaktım.
Gözüm ilk önce Elysia’yı buldu. Bana endişeyle bakıyordu. Terlediğimi hissediyordum. “Mills?” Theo’ya döndüm. “İyi misin? Uykunda sayıklıyordun.”
Bakışlarımı kaçırdım ve derin nefesler aldım. Göğsüm sıkışıyor gibiydi. Şu anda kesinlikle iyi değildim. “Efendim?” Elysia’ya döndüm. “Ne olur iyi olduğunuzu söyleyin.” Başımı salladım. “İ-İyiyim, merak etmeyin.”
Hemen ayağı kalktım ama kalkar kalkmaz başım döndü. Geriye doğru sendelerken bir çift kol, beni tuttu. Arkama baktığımda Vera’nın, beni tuttuğunu gördüm. “İyi olduğuna emin misin?” Kısa bir an durdum. Elimi, onun elinin üstüne koydum ve başımı salladım. “İyiyim.” Ondan ayrıldım.
Elysia’ya döndüm. “Ne zaman gideceğiz?” Theo kısa bir an Griff’e baktı. O ise omuz silkti. Tekrardan bana döndü. “Ne zaman hazır olursanız.”
Başımı salladım. “Ben hazırım.” dedim. Adım sesleri duydum. “Bak Milena, iyi değilsen eğer yarın yola çıkabiliriz.” Hemen Vera’ya döndüm. “Ölmeyi bu kadar çok istiyorsan gitmeyelim.” Vera yutkundu ve ben den uzaklaştı. “Seni düşünen de kabahat zaten.”
İkizine döndü. “Okumu ve yaylarımı alıp geliyorum.” Theo başını salladı. Vera kulübeye doğru giderken arkasını döndü ve kısa bir an bana baktı. Benimle ilgili düşüncelerinin git gide kötüye gittiğine emindim ama bu umurumda bile değildi. Ölmemek için çabalamalıydık.
Theo’ya döndüm. “Sen hazır mısın?” Başını salladı ama bakışları tersti. Bana doğru birkaç adım yaklaştı. “Vera’ya düzgün davran Milena. Onu üzecek en ufak hamlende kılıcımı boğazında bulursun.”
Güldüm. “Sen de eğer bir daha beni tehdit etmeye kalkarsan kelleni ağaçlardan birinde asılı bulursun.” Theo tek kelime etmedi. “Bu dünyada korkacağım en son şey sensin Milena.” dedi ve bana yaklaştı. “Sana uyarımı yaptım. Gerisi sana kalmış.” dedi ve içeri gitti.
Önüme döndüm ve gözlerimi sıkıca kapattım. İkizlerin birbirlerini korumaları hoşuma gidiyordu ama bu, onlardan korkmam gerektiğini göstermiyordu. Kılıcımın kabzasını sıkıca tuttum ve öylece bekledim. Bir anda Elysia önüme geçti.
“Efendim, bana anlatmak istediğiniz bir şey var mı?” Ona baktım. Aslında rüyamı ona anlatabilirdim. Sonuçta yoldaş perimdi ve bana biraz bile olsa yardım edebilirdi.
Derin bir nefes verdim. “Elysia, ben... Rüyamda babamı gördüm.” Elysia’nın bakışları donuklaştı. Burnum sızlamaya başlamıştı ama kendimi tutmalıydım. Ağlayamazdım. “O, ölüyordu.” Elysia dikkatle beni dinliyordu. “Onu öldüren kişi ise...”
“Sizdiniz.” Ona baktım. Kaşlarımı çattım. “Sen nereden biliyorsun?”
“Efendim, sizin lanetinize sahip olan bütün kişiler böyledir. Ruhlarındaki katil öldürür.” Hiçbir şey anlayamamıştım. Boş bakışlarımdan anlayan Elysia hemen cümleleri toparlamaya çalıştı. “Katil Ruh lanetine sahip olan kişilerin içinde başka bir kişilik vardır ve o kişilik asla karşılaşmak istemeyecekleri versiyonlarıdır. Daha acımasızlardır, ölümden ve acıdan beslenirler.”
Dikkatle onu dinliyordum. “Rüyalarda görünen kişileri öldürürler. Sonrasında ise bu işi yapan kişiyi sizmişsiniz gibi gösterirler ve size acı çektirirler.”
Anlamaya başlıyordum. Aslında babamı ben değil, içimdeki katil ruh öldürmüştü. “Benim ruhumdaki katilin bir gözü beyazdı ve yüzünde bir yara izi vardı. Onlar neydi peki?”
Elysia bakışlarını kaçırdı. “Onlar, gelecekte size olacak şeylerin habercisi.” Yutkundum. Gelecekte öyle birine dönüşmemek için ölebilirdim. “Bunu nasıl değiştirebilirim.”
“Tek yol lanetinizin sembolü olan yakutu bulmak. O yok edilmezse... Ölmeden önce öyle birine dönüşeceksiniz.” Bunun olmasına izin veremezdim. O laneti ortadan kaldırmam gerekiyordu.
Başımı iki yana salladım. “O yakutu hemen bulmalıyız.” Elysia başını salladı. Kulübenin girişinden ayak sesleri geldiğinde hemen arkamı döndüm. İkizleri ve perileri gördüm.
Yanıma geldiklerinde Vera, göz teması kurmuyordu. Theo’nun ciddi bakışları duruyordu ama yine de ters bir şey demedi.
“Hadi, artık yola...” Cümlemi bitirmemişken başka adım sesi duydum. Hemen ormana döndüm.
“Ne oldu?” diye sordu Vera. Cevap vermeden daha dikkatli dinlemeye çalıştım. Adım sesleri git gide yaklaşırken göz ucuyla Vera’ya baktım. “İlerideki büyük gövdeli ağacın arasında biri var.” Vera’nın elleri hemen okuna ve yayına gitti.
Nişan aldı ve ateş etti. Okun çarpma sesini duydum ama çarptığı şey metal bir şeydi. Ormanın içinden kahkaha sesleri geldiğinde kaşlarımı çattım ve kılıcımı çektim.
Ormanın içinden çıkan kişi ise şaşırtmadı. Mendrik büyük bir zevkle gelirken burnumdan soluyordum. Bu adamı hâlâ gözüm tutmuyordu. Yavaşça yanımıza doğru geldi. “Tekrardan merhaba, Kraliçe.” Bakışları bana döndü. Göz devirdim. “Teklifime verdiğin cevabı duymak için gelmiştim.”
Açıkçası daha karar vermemiştim. Madem cevap istiyordu, ona verecektim. “Seninle asla birlik olmam.” dedim. Mendrik başını iki yana salladı. “Üzüldüm, anlaşabiliriz diye düşünmüştüm.”
“Bir haydutla asla anlaşma sağlamam.” dedim kendimden emin bir şekilde. “Benim bir adım var, Kraliçe.”
“Benim de öyle!” diye bağırdım sinirle. “Bana öyle seslenmekten vazgeç.” Başını iki yana salladı. “Ben vazgeçemem.”
Sinirle derin bir nefes verdim. Mendrik, elini cebine attı ve bir kâğıt parçası çıkardı. “Size lazım olan şey bendeyken nasıl teklifimi reddedeceksin?” Kaşlarımı çatarak ona baktım. “O nedir?” diye sordu Vera.
Mendrik hemen katlı olan kâğıdı açtı ve bize çevirdi. “Yolculuğunuzun ilk durağını gösteren harita.” Şaşkınlıkla ona baktım. “Bunu nereden buldun?” diye sordum. Mendrik kibirli bir şekilde güldü. “Bu işte ustayım diyelim.”
“Gevezelikte bir numarasın desek daha doğru.” diye söylendi Vera. Sanırım ilk defa ona katılıyordum. Mendrik’in yüzü düştü. “Kraliçe, konuştuğum kişi senken lütfen başkaları aramıza girmesin.”
“Boş konuşma Haydut Herif.” dedim. Sanırım onun teklifini kabul etmekten başka seçeneğim yoktu. Yoksa yolu asla bulamazdık. “Teklifini kabul ediyorum. Eğer bu yolda bize ihanet edersen, kelleni parçalara ayırdıktan sonra yakar, küllerini denize dökerim.” dedim.
Mendrik güldü ve reverans yaptı. “Emrinize amadeyim.” dedi. Ardından doğruldu ve bana yaklaştı. Elindeki kâğıdı bana uzattı. “Bu, sende durmalı.”
Hemen elinden aldım. Kılıcımı kınına soktuktan sonra arkamı döndüm ve ikizlere işaret verdim. Vera, okunu ve yayını zorla indirirken Theo, kılıcını indirdi ama bırakmadı.
Bakışlarımı Mendrik’e çevirdim. “Umarım hayal kırıklığına uğratmazsın.”
“Eğer sana ihanet edersem kellem senindir Kraliçe.”
O kadar emin bir şekilde söylüyordu ki bunları, ister istemez ona güvenmemi sağlıyordu. Haritaya baktım ve sıradaki hedefimize baktım. Haritanın ortasında bir parlaklık vardı. Sanırım oraya gidecektik.
Üstünde yazan yazıyı okumaya çalıştım. “Cüceler Ormanı.” dedi Elysia. “Oraya gitmemiz gerekiyor.” Kaşlarımı çattım. “Peki neden?” Elysia omuz silkti.
“Madem oraya gitmeliyiz, o zaman yola çıkalım.” dedi Theo. Ona döndüm ve başımı salladım. Ardından Elysia’ya döndüm. “Hadi gidelim.” Haritayı cebime koydum ormana döndüm. Bu karanlık ormanda her şey olabilirdi. Yolculuğumuz başlıyordu, tetikte olmalıydık.
Bölüm etkileşimi
