3. bölüm · Dehliz
İSTİSNA
Acil bölümündeki ilaç odasına sakin geceler için attığımız iki koltuğun birinde oturmuş, uykusuzluktan yanan gözlerimi birbirine bastırmıştım. Fakat bu dinlenme uzun sürmemişti. İçeri giren diğer acil doktorlarından biri, "Gonca Hocam, başhekim sizi arıyor." dediğinde gözümde bir gram uyku kalmamıştı.
Bu saatte başhekimin burada olması imkânsızlık dâhilindeydi.
Ayaklarım hızla asansöre ilerlerken, açılan kapıyla adımımı hastanenin son katına atmıştım. Koridorun sonuna ilerlerken aklımdan binbir düşünce geçti. Babamdan hastalığıma, hastalarımdan asistanlara kadar herkes aklımın bir ucundan zincire bağlıymış gibi geçerken sağ elimi yumruk yapıp önünde on saniyedir beklediğim kapıyı çaldım.
İlk ses yankılanırken "Gel." sesi duyulmadan kapı içeriden açıldı.
Başhekim Mehmet Bey, kapının ardından dehşet dolu bir ifadeyle, "Gel Gonca Hocam, gel." dedi, açılan kapıdan geri çekilirken.
Başhekimin karşısına geçerken açık olan kapıyı arkamdan kapatmış, masanın önünde yerimi almıştım.
"Buyurun hocam, beni çağırmışsınız?" dediğimde adamın evden aceleyle çıktığı, gömleğinin ikinci düğmesini üçüncü deliğe iliklemesinden belliydi.
Derin bir iç çekip, "Gonca Hocam, sizden bir ricam olacak. Aslında garip..." dedi, gözlerini üzerime dikip.
"Diğer arkadaşlarla da görüşeceğim ama dosya sizin adınıza açılmış. Hakan Saraç'ın acile giriş doktoru siz görünüyorsunuz. O yüzden..." dediğinde cümlesini toparlamakta ilk defa zorlandığını görüyordum.
Kariyer hayatıma başladığım dönemden bu yana en çok saygı duyduğum doktorlardan biri olan Mehmet Bey, karşımda suç işlemiş bir çocuk edasıyla ezilip büzülüyordu.
"Hakan Bey'i öldü göstermememiz gerek."
Dediğinde kanım çekildi.
Beklenmedik anda beklenmedik tepkiler alırken kalbim, bu gece kendini ikinci kez bu kadar sert hatırlattı.
"Anlamadım?" dedim, duyduğum şeylerin bir rüya olduğunu düşünüp.
Böyle bir şey teklif edilemezdi. Teklif edilmesi bile düşünülemez bir düzeydeydi.
Başhekim sözüne yeniden başlayamadan, çaldı çalmadı arası olan kapıdan içeri giren bedenle birlikte Başhekim de birden ayağa kalktı.
Benim ise bakışlarım giren adamdan ziyade, kapı eşiğindeki dört saat önce ameliyat masasında narkoz etkisinde bıraktığım bedene takıldı.
İster istemez kendimi bir anda ayağa kalkmış bulurken şok içerisinde kalmıştım.
Bu tıbben pek mümkün değildi. Narkoz almamış olsa bile yediği sakinleştirici ve aldığı yara nedeniyle şu an yerinden kalkmamış olması gerekiyordu.
"Siz..." dediğimde kelimeler boğazımda düğümlendi.
Gözlerinde yorgunluktan çok kin, nefret ve öfke vardı.
"Hoş geldiniz Şahin Bey." dedi Başhekim, önden giren takım elbiseli adama elini uzatırken.
"Hoş olsak ne işimiz olur hastane koridorlarında, Başhekim?" Adamın sesi, sanki "Ben otoritenin ta kendisiyim." der gibiydi.
Şahin Bey, Başhekimin elini bırakıp bana doğru yöneldiğinde ben de ona elimi uzatmak zorunda hissettim kendimi.
"Gonca Turhan, Acil Servis Doktoru." diye kendimi tanıttığımda, az önceki soğuk hâlinin aksine ürkek bakışlarıma belli belirsiz yarım bir tebessüm gönderdi.
Ya da ben uyku sersemiydim; şu an hangi durumun içinde olduğumu bilmiyordum.
"Memnun oldum Gonca Hanım. Şahin Yalçın ben." dedi uzattığım elimi sıkarak.
"Buyurun." diye de ekledi.
Kalktığım koltuğa otururken Şahin Bey tam karşıma, yanına ise hastam oturuyordu.
Fiziksel anlamda.
"Sizin burada olmanız hiç uygun değil. Yerinizden kalkmamanız gerekiyordu. Yeni ameliyat oldunuz." diye söylenirken buldum kendimi.
O ise bana hiç tepki bile vermeden sadece yere bakıyordu.
Az önce duyduğum istekleri unutmuş, neyin içine düştüğümün bile farkında değilken Başhekimin odasında, tanışalı birkaç saniye olan adamın yanında, daha adını bile bilmediğim; şu an kendinden başka her şeyi düşünen hastamı azarlıyordum.
Ve şu an en normal olan şey de buydu.
"Atilla iyidir Gonca Hanım, endişe etmeyin." dedi Şahin Bey. Sağ elini adamın diz kapağına koymuştu.
Ben buradayım, o iyi der gibi.
"Bunun ihtimali söz konusu değil." diye Şahin Bey'i de azarladığımda Başhekimin boğazını temizleme sesiyle ufak bir uyarı aldım.
"Ben de Gonca Hanım'a durumu izah ediyordum Şahin Bey." diye lafa atıldığında bakışlarım ikisinin arasında gidip geldi.
"Hakan Saraç'ı resmî olarak tedavi sürecinde tutacağız belli bir süre." diye belirttiğinde tutamadığım çenemi hiç çaba sarf etmeden serbest bıraktım.
"Siz neyden bahsettiğinizin farkında mısınız?" diye sesimi yükselttiğimde adının Atilla olduğunu öğrendiğim adam gözlerini yerden sonunda çekebilmişti.
"Ölü birini yaşıyormuş gibi göstermemi benden bekleyemezsiniz. Bu devlete de hukuka da aykırı."
Bakışlarım bana bile yabancıydı ama Şahin Bey'i bir gram bile etkilemedi. Aynı zamanda Atilla'yı da.
"Sakin olun Gonca Hanım." dedi Şahin Bey. Oturduğu yerde geriye yaslandı.
"Bu davada devlet de, hukuk da gerekli kararları verdi. İçiniz rahat olsun. Doktorluğunuza bir zarar gelmez."
Zaten yorgun olan bedenime günün üçüncü sancısı girdi.
Canımın acısı, ruhumun acısıyla çarpıştı.
"Siz kimsiniz ya!" diye bağırırken buldum kendimi.
Az önce tanışmak için kaldırdığı elini tekrar kaldırdı ve bu sefer daha net tanıttı kendini.
"Millî İstihbarat Teşkilatı Başkan Yardımcısı Şahin Yalçın ben." Dediğinde eli havada asılı kalmıştı.
Çünkü ben dona kalmıştım.
"Tanıştığıma, bu tavrınız sebebiyle fazlasıyla memnun oldum Gonca Hanım."
