12. bölüm · Dehliz
Ali & Gül
“Saçmalama”
Hayatımda duyduğum en saçma cümlelerden biriydi bu.
“Saçmalıyorsun şuan”
Zihnimin bana oyun oynadığını düşündüm.
Karıştırıyor olmalıydım, benzerlik dedim.
Benziyordur. Çocukların çoğu bir birine benzer.
“Çok saçma”
Aynı kelimenin farklı türleri döküldü dudaklarımdan. Her seferinde sesim daha da yükseldi.
Ellerimin arasında ki fotoğrafa baktım tekrar.
Emin olmam lazımdı.
“Sensin o” dediğinde hala bir açık arıyordum.
Saçımda ki toka bile aynıydı.
“Yalan söylemişler sana” dedim .
Onu kandırmışlardı, babam bana söylemezdi.
Hiç bir gerekçesi yoktu ki.
“Sen değilsin ki o” dedim omuz silkip.
“Ali o ya, Ali o. Yeşim Teyzenin oğlu hatta” dediğimde Atilla sinirle
“Allah kahretsin sizi, bu kadarını da yapmış olmayın” diye bağırdı.
“Yapacağınız işi sikeyim!”
Ali olmadığı için niye bu kadar sinirlendiğinide anlamadım.
“Nerden buldun bu fotoğrafı sen ?” dediğimde hala küfür etmeye devam ediyordu.
“Atilla, nerden buldun bunu ?” sesini bastırmak için bende bağırmıştım. Bana cevap vermesi gerekiyordu.
O çocuğu, Aliyi tanıyormuydu?
Odanın kapısı hızla açıldığında önde Defne, arkadında Tufan vardı.
En arkada ise Işıl.
Kolundan tutup Attilayı sarstığımda sonunda bakışlarını bana çevirdi. Odada yanlız olmadığımızı farkında bile değildi.
“Nerden buldun diyorum sana ? Babamı verdi ?”
Güldü, alayla. Büyük bir kahkha ile.
Sinirden olduğunu belli ederek güldü.
“Babanı sikeyim, babanı..”
Parmaklarımın bulduğu ten ile odada “Hıı!” sesleri yankılandı.
Atillanın yüzü sağa doğru döndü, beyaz teninde ki kızarıklığı sakalları gizledi.
Geri bana dönmedi.
Yüzünde ki gülüş ile çıktı odadan.
Bende elimde ki fotoğrafla kala kaldım.
“Benim bu” dedim parmaklarım fotoğrafın üzerinde gezerken.
“Ali bu da” dedim kendi kendime. Defne ve Işıl hala baka bakıyordu. Tufan ise ortalıkta yoktu.
Defne bir çok kez bize gelmiş, babamla da görüşmüştü.
Ben hatırlamıyorsam o hatırladı.
“Benim dimi bu ?” dedim fotoğrafı ona çevirip.
Gözleri dolu doluydu.
“Sensin güzelim” dedi kafasını sallayıp.
Aynı şekilde Aliyi işaret ettim.
“Tanımıyorsun dimi sen bu çocuğu” dedim Işıla doğru.
Tanıyamazdı. O çocuğun adını ben bile babam sayesinde hatırlamıştım.
“Tanıyorum” dedi Işıl.
Aliyi nerden tanıya bilirdi ki.
“Heh” dedim gülerek. Açıkta ki dudaklarımın yüzünden bir kaç damla geçti.
“Saçmalık”
Gülüyordum çünkü komikti.
Ağlıyordum çünkü trajikomikti.
“Goncam iyi misin ?” odaya kahkahalarım doldu.
Defne omzuma dokundu.
“Gonca” diye tekrar seslendi.
“ Tekrar söylesene Defne” dediğimde şaşkınlıkla baktı bana.
Benim gibi oda anlam veremedi.
“Goncayı mı ?” diye sorduğunda başımı salladım.
“Gonca dimi benim adım. Gonca”
Kafamın içinde çakan şimşekler vardı.
İhtimaki dahi olamazdı, ihtimaller can yakardı.
Babam benim canımı yakmak istemezdi, ben onun tek ailesiydim. O ise benim hem annem, hem babamdı.
“Şuna tekrar baksana” dedim kapının kenarında bekleyen Işıla doğru adımlarken.
Fotoğrafı ona çevirdim.
“Attila mı bu ?”
Kafasını salladı.
“Bu fotoğrafı çoğu kez gördüm. Atillanın çoğu çocukluk fotoğrafı gibi. Buda onlardan biri” dedi.
Baba bana durduk yere yalan söylemezdi.
“Neler olduğunu anlamadım, ama bu durumu değiştirmez. O fotoğrafta ki Atilla,Doktor hanım”
Kapının hemen yanında boydan boya bir kitaplık vardı.
Elime ilk gelen camdan bir dünyaydı.
Benim dünyam başıma yıkıldı.
Arka bahçeye açılan camı boyladı, belki de ordan birinin kafasına.
Sırada ki bir teraziydi, metaldi belkide pirinç.
Benim adelletim şaştı.
Diğer cama da o denk geldi.
Sıra ile rafta ki kitaplar düştü yere.
Tüm bildiklerim bir yalandı.
Elimden düştü fotoğraf.
Ali ile Güldü zaten onlar.
Elime gelen neydi bilmiyordum,
Attığım gibi parçalara ayrılan aynada ki görüntünün kime ait olduğunu bilmediğim gibi.
“Gonca!” çıplak ayaklarım havalandı.
Bir bedene yapıştı kafam, kan kokuyordu.
“Matmazelli alın Defne”
Tufanın sesini duydum, Atillanın ise kokusunu.
Kan kokusunu.
“İyi mi ?” dedi Defne.
“Bu saaten sonra imkansız” dedi Tufan.
Atillanın babasının öldüğünde söyledi gibi.
Sanırım haklılardı Bu günden sonra iyi olmak zor olacaktı.
“Atilla” dedi Işıl.
“Sonra” dediğinde saçlarımın arasında nefesini hissettim.
Neydi sonra olacak olan ?
Bedenim kuş tüyü gibi bırakıldı bir beyaz çarşafların üzerine.
Gözlerim açıktı ama görmüyor gibiydim.
“Kimim ben ?” dedim sesizce.
Kimse cevap vermedi
“Kimim ben ?” diye tekrar ettiğimde yanaklarımda bir el hissetim.
Işık buradaydı, bu doğru değildi.
“Öğreneceksin” dedi nefes nefese.
“Beraber öğreneceğiz” diye tekrar etti bir kaç kez.
Yanağımda ki sıcaklık gitti.
Zorda olsa araladım gözlerimi.
“Bir insan bir insanla kaç kere tanışır ?”
Bakışlarımız kesişti.
“Ben seni kaç kere tanıyacağım Gül Gonca “ dediğinde yüreğim parçalandı.
“İlkinde Güldün, ben çocuktum tutamadım.
Bu sefer Gonca olmuşsun”
Ben Gülmüydüm ?
Gözleri nemli nemliydi, kirpiklerimin aradından yüzünü zor seçiyordum ama duygularını görmesem bile hissediyordum.
“Bu sefer gidemezsin, alamazlar”
Küçük Alinin Atillanin gülünü soldurmuşlar, Goncanında geçmişini yakmışlardı.
O ateş Gülden Gonca çıkarmıştı da, Atillanın haberi yoktu.
Beni salak yerine koymuşlardıda benim haberim yoktu.
Baba nerdesin ?
Ne kadarı yalan baba ?
Sen kimsin ?
Hakan Saraç kim baba ?
Ben kimim, ben kimdim baba ?
