Dead & Alive kitap kapağı

5. bölüm / 5

Dead & Alive

1. SEZON 4. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Ahn Doona

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 1. SEZON 4. BÖLÜM

Grup, ip boyunca dikkatle ilerledikten sonra sonunda karşı binaya ulaştı.

Binanın dış cephesi karanlıkta silik bir şekilde görünüyordu.

Yalnızca birkaç kırık camdan içeri sızan ay ışığı, içeriye tuhaf gölgeler düşürüyordu.

Jun-ho’nun gözleri dikkatle etrafı tararken:

Jun-ho:
“Şimdilik burada kalacağız.”

Yoon-ah ve Joon-woo, önce camdan içeri atladı. Toz ve kırık camlar ayaklarının altında çıtırdarken, içeride hafif rutubet kokusu yayılıyordu.

Yoon-ah, çevresini hızlıca kontrol ederken, Joon-woo elindeki bıçağı kavramış, hazır bekliyordu.

Ardından Ok-ju da camdan içeri girmeye başladı. Kırık camın yanında durdu, son adımı atmak üzereydi.

Tam o anda…

Alt katta, karanlıkta sinsice bekleyen bir zombi, Ok-ju’nun ayak hareketini fark etti. Çürümüş eli yukarı doğru fırladı ve tam zamanında Ok-ju’nun ayak bileğine yapıştı.

Ok-ju, panik içinde bağırdı.

Ok-ju:
“Aaah! Ayağımı bırak, siktiğimin zombisi!”

Dengesini hemen kaybetti. Vücudu aşağı doğru sarkmaya başladı, yüzündeki korku büyüyordu.
Yoon-ah ve Joon-woo, hemen tepki verdi.

Joon-woo hızla Ok-ju’ya doğru hamle yaptı, ama Ok-ju’nun ağırlığı onu aşağı çekiyordu.

Jun-ho, soğukkanlı ama aceleci şekilde.

Jun-ho:
“Tutun onu! Sıkı tutun!”

Yoon-ah, tereddüt etmeden Ok-ju’nun bileğinden yakaladı. Ellerinin kaymaması için tüm gücünü kullanıyordu.

Ok-ju, korku içinde ayaklarını frenlemeye çalışıyordu ama altındaki zombi dişlerini bacağına geçirmeye çalışıyordu.

Ok-ju’nun uyluğunda kan beliriyordu.

Ok-ju, dişlerini sıkarak, acıya rağmen bağırıyor.

Ok-ju:
“Beni bırakmayın! Düşmek istemiyorum!”

Yoon-ah’nın elleri titriyordu ama güçleniyordu. Joon-woo da Ok-ju’nun diğer bileğini tutuyor…Alt katta ki zombi güçlüydü, Jun-ho’da yardım ediyordu.

Jun-ho(sert,komut vererek):
“Bir, iki, üç…şimdi!”

Herkes tek bir güçle çekiştirdi. Fakat Ok-ju’nun ağırlığı ve ani düşüşü karşı koyduklarından fazlaydı. Ok-ju kontrolünü kaybetti. Ok-ju’nun vücudu Jun-ho’nun üzerine doğru düştü.

Jun-ho dengesi bozuldu, hafifçe sendeledi ve ikisi birlikte yere yığıldılar.

Jun-ho’nun gözleri kısa süreliğine kapandı, acı ve şaşkınlık karışımı bir ifade yüzüne yayıldı. Ok-ju ise hızlıca kendini toparlamaya çalışıyordu, nefesi kesilmişti ve yanakları hafifçe kızarmıştı.

Yoon-ah ve Joon-woo hemen yanların koştular, Ok-ju ve Jun-ho’yu yerden kaldırdılar.

Ok-ju, büyük bir güçle yukarı doğru çekildi, yüzünde acı ve korku vardı ama düşmekten kurtuldu.

Zombi, yere savruldu; çürümüş elleri yerde
sürüklendi. Kısa süre sonra zombinin yüzünde bir hırıltı yükseldi, ama artık tehdit oluşturamıyordu.

Ok-ju, yere basar basmaz ellerini yere bastı, dizleri titriyordu. Kan ter içinde yüzüne yapışmıştı. Uyluğunda kan vardı.

Yoon-ah(nefes nefese, endişeyle):
“İyisin…Ok-ju! Kan var!?”

Ok-ju(sertçe):
“Bırak. İyiyim. Sadece kan, çatıda da yaralandım. Neyse ki hala hayattayım.”

Jun-ho, hemen cebinden küçük bir ilk yardım kiti çıkardı. Kanayan kısmı hızla sarmaya başladı.

Jun-ho(soğukkanlı, ama içten endişeli):
“Daha dikkatli olmalısın. Ok-ju.”

Yoon-ah, etrafı bir kez daha gözden geçirdi

Yoon-ah:
“Burası geçici bir sığınak gibi. Hemen bir çıkış planı yapmalıyız.”

Joon-woo, cam kırıklarının arasına bakarak

Joon-wo:
“Daha fazla kalamayız. Burasıda güvenli değil, zombiler kokumuzu alırsa bu son olur.”

Ok-ju, ağrıyı bastırmaya çalışırken ayağa kalktı ve kararlı bir şekilde.

Ok-ju:
“Yürüyelim. Birlikteyiz, atlatırız. Beraber olduğumuz sürece dördümüzden birisi asla ölmeyecek.”

Jun-ho:
“Bence şimdilik burada kalalım. Zaten yatak var. Barikat kuralım ve sabaha kadar burada kalalım. Sabah başka yer buluruz.”

SAAT GECE YARISI 02:38

Yoon-ah ve Joon-woo, birbirlerine sarılmış şekilde derin uykudadırlar. Dışarıdaki sessizlik ve tehditlere rağmen, bu küçük an onlara biraz huzur verir.

Jun-ho, köşede oturuyor. Gözleri yarı kapalı, yüzünde her zamanki soğuk, mesafeli ifade var. Üzerinde battaniye yok, titreyen bedeni açıkta kalmış.

Ok-ju, Jun-ho’ya yaklaşır. Uzun zamandır onu böyle savunmasız görmemiştir. Sessizce diz çöküp battaniyeyi çıkarır ve Jun-ho’nun üstüne örter.

Jun-ho hafifçe başını çevirir, gözlerini açar. Soğuk ifadesi biraz da olsa yumuşar, ama hiçbir şey söylemez.

Ok-ju, fısıldar:

Ok-ju:
“Dinlen. Güçlü kalman lazım. Yarın bizi zor bir gün bekliyor.”

Jun-ho kısa bir bakış atar, sonra gözlerini kapatır. Soğukluğunu tamamen gizlemese de, battaniyenin sıcaklığıyla biraz olsun rahatlar.

Ok-ju ayağa kalkar, etrafa dikkat kesilir. Yoon-ah ve Joon-woo’nun huzurlu uykusu arasında o soğuk mesafe, küçük bir koruma kalkanı gibidir.

Ok-ju, dizlerinin üstüne çöktü ve büyük, çatlamış pencereye bakarak soğuk yere oturdu. Dışarıdaki gece sessiz, karanlık ve ürkütücüydü. Rüzgar, terk edilmiş binaların arasından hüzünlü bir melodi gibi geçiyordu.

Gözleri uzaklarda kaybolmuş, içi karmaşık duygularla doluydu.Arkasından ağır adımlarla Jun-ho uyandı. Gözlerini açtığında önce çevresine bakındı, ardından Ok-ju’yu gördü. Üzerinde battaniye yoktu çünkü kendisindeydi.

Jun-ho tereddütle ayağa kalktı, battaniyeyi paylaştılar. Omuzları birbirine hafifçe temas ediyordu. Sessizliğin içinde, sadece nefes alışları duyuluyordu.

Jun-ho, bir süre sessiz kaldı. Sonra, sesi hala biraz soğuk olsa da içtenlikle konuşmaya başladı.

Jun-ho:
“Sana soğuk ve sert davrandığım için özür dilerim…”

Ok-ju:
“Önemli değil…”

Ve Ok-ju başını hafifçe eğdi. Yüreği yerinden çıkacak gibiydi. Derin bir nefes aldı, kalbindeki yükü dökmek istiyordu.

Ok-ju:
“Jun-ho…sana bir şey söylemek istiyorum. Çok uzun zamandır içimde taşıyorum bunu. Ben…senden hoşlanıyorum.”

Sesi titredi, gözleri parladı. Jun-ho onun yüzüne baktı, gözlerindeki samimiyeti gördü ve yumuşadı. Yavaşça Ok-ju’ya doğru eğildi, ellerini onun yüzüne götürdü. Gözlerinin içine baktı ve fısıldadı.

Jun-ho:
“Ben de senden hoşlanıyordum. Ok-ju…bunu hissetmek…bu gece benim için en büyük umut.”

Ok-ju dudaklarını hafifçe araladı, Jun-ho’nun yüzüne doğru yaklaştı. Kalpleri neredeyse aynı ritimle atıyordu. Jun-ho dudaklarını Ok-ju’nun dudaklarına yumuşakça bastırdı.

İlk öpücükleri, etraflarındaki korkunç dünyadan bir kaçış gibiydi; sanki zaman durdu, sadece onlar vardı.

O an bitince, Ok-ju Jun-ho’nun boynuna sarıldı. Jun-ho da Ok-ju’yu sıkıca kucakladı. O anda, dışarıdaki karanlık ve tehlike çok uzakta, önemsizdi. Sadece birbirlerinin varlığı vardı.

Bir süre sessizce, sıcak bir şekilde sarılarak durdular. Jun-ho usulca Ok-ju’nun saçlarını okşadı.

Jun-ho:
“Seninle olduğum sürece, bu karanlık gece bile aydınlanır.”

Ok-ju hafifçe gülümsedi.

Ok-ju:
“Beraberiz, Jun-ho. Beraber olursak, her şeyin üstesinden geliriz.”

Jun-ho başını hafifçe salladı, gözlerinde yeni bir kararlılık belirdi.

Jun-ho:
“Evet, Ok-ju. Artık yalnız değilim. Sen varsın, sevgilim.”

Dışarıda gece sessizdi, ama içeride iki kalp, birbirine sıkıca bağlıydı. Korku, yorgunluk ve acı bir kenara itilmiş, yerini aşk ve sevgiye bırakmıştı.

SAAT SABAH 07:21

Sabahın ilk ışıkları, kırık camdan içeri sızan yumuşak bir parıltı gibi odayı aydınlatıyordu. Tozlu zeminden hafif bir ışık süzülüyor, yorgun bedenlere huzur dolu bir an hediye ediyordu.

Jun-ho, göz kapaklarını ağır ağır açtı, önce karanlıkta ne yaptığını anlamaya çalıştı; soğuk beton zeminin verdiği rahatsızlık ve yorgunluk hissi hâlâ vücudundaydı.

Yanında uyuyan Ok-ju’nun yüzüne baktı. Gece boyunca yüzünde sert ifadeler vardı, ama şimdi uykunun ve belki de kısa bir rahatlığın getirdiği hafif bir yumuşaklık vardı.

Jun-ho, hafifçe battaniyeyi Ok-ju’nun üzerine örttü, kendi bedeninden gelen serinliği bir nebze olsun sarmasını istedi.

Derin bir nefes aldı, sessizce yerinden kalktı. Oda ağır bir sessizliğe bürünmüştü; sadece dışarıdaki rüzgarın cam kırıklarına çarpma sesi ve çok uzaklardan gelen birkaç kuş ötüşü duyuluyordu.

Jun-ho, pencereye doğru yürüdü, camdan dışarı baktı. Güneşin doğuşu şehrin yıkıntılarına ince bir umut ışığı serpiyordu. O an içinde sıcaklık hissetti, sadece fiziksel değil, kalbinde bir kıpırtı, bir umut… belki de Ok-ju’nun yanında olmasıyla ilgiliydi bu his.

Arkasına döndü, Ok-ju yavaşça uyanmıştı bile. Gözlerini ovuştururken Jun-ho sessizce yanına oturdu. Uzun zamandır birlikte yaşadıkları kabusun ortasında, bu sessiz anları yakalamak onlar için bir lütuftu.

Ok-ju, hafifçe Jun-ho’ya baktı ve boğuk bir sesle:

Ok-ju:
“İyi uyudun mu?”

Jun-ho, soğuk görünümünün ardında sakladığı inceliği taşıyan bir gülümsemeyle yanıtladı.

Jun-ho:
“Sanırım…senin sayende.”

Ok-ju hafifçe utandı, gözleri yere indi. Birkaç saniye sessizlikten sonra, yavaş ve içten bir sesle konuştu.

Ok-ju:
“Buradan çıkınca…birlikte jeju adasına gidelim mi? Orayı hep merak etmişimdir. Çükü hiç gitmedim.”

Jun-ho:
“Bana uyar…çok kez gittim ama senin için tekrar gideceğim.”

Gülümseyerek söyledi.

SAAT 07:48

Jun-ho sessizce doğruldu, hala biraz yorgun ama kararlıydı. Joon-wo ve Yoon-ah’ya seslendi.

Jun-ho:
“Uyanın, artık gitme zamanı.”

Yoon-ah, gözleri biraz uykulu ama kararlıydı.
Joon-woo, hala biraz sersemlemiş halde ayağa kalktı.

Joon-wo:
“Hazırlanın, yola çıkıyoruz.”

Ok-ju bir an durdu, etrafına bakındı.

Ok-ju:
“Eşyalarımızı toplayalım ve sessizce çıkalım. Bu sefer daha dikkatli olmalıyız.”

Hepsi birbirine baktı; içinde hala korku, yorgunluk vardı ama birbirlerine güveniyorlardı.

Bu kaosun içinde, umutlarını ve dayanışmalarını kaybetmemeleri gerekiyordu.

Jun-ho pencereye yaklaştı, dışarıdaki sessizliği dinledi, ardından diğerlerine döndü:

Jun-ho:
“Hazır olun. Birlikteyiz, bu geceyi atlattık, bundan sonrası da olacak.”

Ve grup, sessizce ve dikkatle dışarı çıkmak için son hazırlıklarını yaptı. Yeni bir mücadele, yeni bir umut onları bekliyordu.

4. Bölüm sonu

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18