Dead & Alive kitap kapağı

4. bölüm / 5

Dead & Alive

1. SEZON 3. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Ahn Doona

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 1. SEZON 3. BÖLÜM

Kapı neredeyse kırılmak üzereydi. Jun-ho, elini sertçe masaya vurdu.

Jun-ho:
“Artık gitmemiz lazım!”

Ok-ju, pencerenin yanına gidip sokağı kontrol etti. Köşede, eski bir marketin kepengi yarı açıktı. İçeride erzak olma ihtimali vardı.

Ok-ju:
“Oraya uğrayabiliriz. İlk oraya uğrayalım sonra o binaya gideriz. Belki o markette yiyecek vardır.”

Yoon-ah, hızla dolabın üst rafından küçük bir sırt çantası aldı. Joon-woo, çantasına birkaç bıçak ve ilk yardım malzemesi koydu. Ardından sessizce camı açtılar ve karanlık sokağa göz attılar…

Yoon-ah çekmeceden sağlam bir ip çıkardı ve aşağı doğru sarktı. Ardındab ip’in diğer ucunu sağlam şekilde bir yere bağladı. Sırayla camdan indiler.

Adımlarını mümkün olduğunca sessiz atıyorlardı. Hava ağır, sessizlik boğucuydu. Arada uzaktan gelen çığlıklar yankılanıyordu. Marketin önüne vardıklarında kapı gıcırdayarak açıldı.

İçeri girdiler. Rafların çoğu boştu ama Jun-ho birkaç şişe su ve konserve buldu. Yoon-ah, enerji barlarını çantasına attı. Tam çıkacakları sırada camın kırılma sesi duyuldu.

Bir zombi, rafların arasından belirdi. Ardından üç tanesi daha…

Ok-ju:
“Koşun!”

Jun-ho önde, Yoon-ah ve Joon-woo arkada… Zombiler hızla peşlerine düştü. Yoon-ah’nın kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi. Bir tanesi tam arkasına yaklaştığında Joon-wo, elindeki bıçağı zombinin yüzüne sapladı.

Işığa Doğru dar sokaklardan geçerken bir patlama sesi duyuldu. Yerdeki cam kırıkları ayaklarının altında çıtırdıyordu. Şimdi hedefleri ışığı yanan binaya gitmekti.

Joon-woo (nefes nefese):“Oraya… ulaşmamız lazım… belki güvendir.”

Ama zombiler hâlâ peşlerindeydi. Jun-ho arkasını dönüp çöp kutusunu zombilerin önüne itti. Jun-ho, çöp kutusunu hızla ittiğinde, birkaç zombi ona doğru yöneldi ve aniden yere takılıp tökezledi. Bu, gruba biraz zaman kazandırdı.

“Koşun!” diye bağırdı Jun-ho, öne doğru hızla koşarken.

Yoon-ah, nefes nefeseydi ama adımlarını hızlandırdı. Joon-woo da arkadan destek veriyordu; bıçağı hazır, gözleri her an tetikteydi.

Dar sokak boyunca koştular; zombiler hırıltılarla peşlerinden geliyordu. Yoon-ah’nın kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi ama pes etmiyordu.

Nihayet ışıklar yanıyordu, büyük binaya geldiler. Asansörün kapısı metalden yapılıydı ve ses çıkarmadan açılıyordu. Jun-ho hızlıca düğmeye bastı; asansör yavaşça aşağıdan yukarı çıkmaya başladı.

Ok-ju, asansörün köşesine sıkışmış, elindeki boruyu sıkıca tutuyordu. Gözleri her an kapıdan içeri girebilecek tehlikeyi arıyordu.
Yoon-ah ise nefesini kontrol etmeye çalışıyordu.

O an, zombi hırıltıları sokaktan duyulmaya devam ediyordu ama kapılar kapanınca bir nebze olsun rahatladılar. Joon-woo, kısa bir süreliğine gözlerini kapattı;

Joon-wo:
“Bunu atlatacağız,” diye fısıldadı.

Asansör 8. kata geldiğinde, kapılar ağır ağır açıldı. Jun-ho hemen dışarı çıktı ve sessizce diğerlerini çağırdı. Binanın koridoru karanlıktı ama dışarıdaki tehlikeye kıyasla burası nispeten güvenliydi.

Jun-ho:
“Çabuk ilerleyelim.”

Dedi Jun-ho, öncü olarak. Bir an için sessizlik vardı ama herkesin içindeki tedirginlik hissediliyordu. Bu sessizlik, fırtınanın öncesi sessizlik gibiydi.

Koridorun loş ışıkları altında sessiz adımlarla ilerlediler. Jun-ho elindeki küçük fenerle yol gösteriyordu. Her köşe, her kapı onları sınayan bir bilmece gibiydi.

Yoon-ah, kalbinin hızlı hızlı atışını hissediyordu. Ok-ju ise tetikte, her an saldırıya hazır bekliyordu. Joon-woo, yüzünde sessiz bir kararlılıkla yanında ilerliyordu.

8. kattaki ışık yanan dairenin kapısı, koridorun sonunda görünüyordu. Işığın sıcaklığı, soğuk koridorun içinde adeta bir tuzak gibi parlıyordu.

Jun-ho, yavaşça kapıya yaklaştı ve kapıyı hafifçe çaldı. Cevap yoktu. Tekrar çaldı, ama sessizlik hâlâ koridorda yankılanıyordu.
Yoon-ah, hemen kapının yanındaki küçük kamera lensine baktı.

Yoon-ah:
“Bu evde yaşayan var.”

Dedi sessizce. Kamera ışığı kısmen yanıyordu ama içeride bir hareket yoktu.
Ok-ju, endişeyle fısıldadı.

Ok-ju:
“Ya bu bir tuzaksa…?”

Jun-ho, kapıyı dikkatlice itmeye başladı. Kapı, hafifçe aralandı. İçeriden keskin bir koku yayıldı; eski ve rutubet kokusuydu.
Birden içeriden bir hareket belirdi, ama zombi değildi.

Kapının arkasından, korku içinde donmuş, genç bir kız çıktı. Gözleri korkmuş, yüzü solgundu.

Kız:
“Lütfen…yardıma ihtiyacım var.”

Jun-ho, hemen içeri girmeleri için işaret verdi. Grup kapıdan içeri girdi ve kapıyı kapattı.
Yoon-ah, kıza dikkatle baktı.

Yoon-ah:
“Sen kimsin? Burada ne yapıyorsun, tek başına?”

Kadın titreyerek cevap verdi.

Mi-ra:
“Ben Mi-ra…Bu binada saklanıyorum. Dışarıda zombiler var ve başka gidecek yerim yok…korkuyorum…”

Ok-ju, hala temkinliydi.

Ok-ju:
“Peki…neden ışığı yaktın? Bizi buraya çekmek için mi?”

Mi-ra, gözlerini yere indirdi.

Mi-ra:
“Hayır, gerçekten korktum. Bu gece dışarıdaki sesler dayanılmazdı. Yardımınıza ihtiyacım var”

Yoon-ah hafifçe gülümsedi.

Yoon-ah:
“Hepimiz aynı gemideyiz. Birlikte daha güçlü oluruz. Bize katılmalısın, böylece tek başına da korkmazsın.”

Jun-ho:
“Burada biraz kalabiliriz. Ama dikkatli olmalıyız…ayrıca Yoon-ah’nın dediği gibi birlikte olursak daha güçlü oluruz.”

Hepsi içeri girdi. Ve Mi-ra mutfağ gitti orada bir şeyler hazırladı.

Mi-ra, mutfaktan getirdiği birkaç tabak konserve yiyecek ve suyu önlerine koydu. Açlıklarını bastırmak için hemen yemeye başladılar. Uzun süredir midelerine düzgün bir şey girmemişti.

Ama birkaç lokma sonra…Yoon-ah’nın gözleri ağırlaşmaya başladı. Ok-ju’nun elinden kaşık düştü ve bayıldı. Joon-woo başını tutarak yere yığıldı. Jun-ho son bir gayretle Mi-ra’ya bakmaya çalıştı.

Jun-ho:
“Sen…ne yaptın bize…Joon-wo…
Yoon-ah…Ok-ju…uyanın…”

Mi-ra, sakin ve donuk bir sesle cevap verdi.

Mi-ra:
“Sizi güvende tutacağımı kim söyledi?”

Son sözlerinden sonra Jun-ho’da bilincini kaybetti.

Joon-woo başını kaldırdığında gözleri karanlığa alışmaya çalışıyordu. Nefesi hızlıydı, alnındaki ter soğuk soğuk damlıyordu. Elleri sıkıca bağlanmış, bilekleri acıdan uyuşmuştu. Gözleri hemen yan tarafa kaydı. Jun-ho hâlâ baygındı, başı yana düşmüş, dudakları hafif aralıktı.

Ama asıl dikkatini çeken şey, karşı odadan gelen boğuk seslerdi. Orada Yoon-ah ile Ok-ju vardı…ve sesleri korkudan titriyordu.

Gözleri kapının önünde duran Mi-ra’ya takıldı. Loş ışıkta yüzündeki sert ifade daha da ürkütücü görünüyordu. Sağ elinde kalın bir ip vardı; ipin diğer ucu kapalı odanın içindeydi. İpin hafif gerginliğinden, içeride bir şeyin kıpırdadığı belliydi.

O ip zombilerin beline bağlıydı, eğer Mi-ra ipi bırakırsa iki zombi de iki kızı da ısırır. Mi-ra sol elini yavaşça arka cebine götürüyordu.

Joon-wo:
“Onlara ne yapıyorsun?!”

Mi-ra, başını yana eğip gözlerini kısmıştı.

Mi-ra:
“Onlar…sadece misafirlerim. Annemle babamın yanında...eğer bu ipi bırakırsam…arkadaşların ölür.”

Bu söz, Joon-woo’nun midesini buz gibi yaptı. Odadan gelen boğuk hırıltılar bir anda anlam kazandı. Tüm gücüyle bağlarını zorladı. Bileklerinden ince ince kan sızıyordu, sonunda ipleri kopardı. Ayağa kalkar kalkmaz yerdeki tabancayı kaptı, silahı Mi-ra’ya doğrulttu.

Joon-wo:
“Eğer ipi bırakırsan…seni vururum!”

Mi-ra, dudaklarının kenarında soğuk bir gülümseme ile baktı.

Mi-ra:
“Yap bakalım.”

Joon-woo tetiğe bastı. Ama silah boş.
Panikle şarjörü kontrol etmeye çalışırken Mi-ra arka cebinden bir bıçak çıkardı. Paslı ama keskin görünen bıçağı yavaşça kaldırdı. Diğer elinde hâlâ zombileri bağlayan ip vardı. Yavaş yavaş Joon-woo’ya doğru adım atıyordu.

Mi-ra:
“Silahın boş. Şimdi, bakalım cesaretin var mı?”

Tam o sırada Joon-woo’nun gözleri ipin gevşediğini ve kopacK dereceye geldiğini fark etti. Zombilerin zincirleri kapının arkasında tehlikeli şekilde sallanıyordu.

Joon-wo(bağırarak):
“Hayır! Hayır! Mi-ra, ip kopacak!”

Kendini yere atıp ipi yakalamaya çalıştı. Parmak uçları ipi hissetti… ama ip kayıp gitti.
O an zincirler gerginliğini kaybetti.

Ardından…kulak tırmalayan bir çığlık.
Odadan Yoon-ah’nın boğazı yırtılırcasına çıkan haykırışı geldi. Ok-ju’nun sesi ise panik dolu ve titrek şekilde yankılandı. Zombilerin boğuk hırıltıları çığlıkların arasına karışmıştı.

Jun-ho, bu seslerle irkilerek uyandı. Bir an nerede olduğunu anlamadı. Ama çığlıklar beynine saplanınca gözleri kocaman açıldı. Bağları sertti, bilekleri uyuşmuştu. Dişlerini sıkarak kurtulmaya çalıştı, ipler derisini kesiyordu ama umursamıyordu.

Koridorda zombilerin zincirlerinin sürtünme sesi ve yere çarpan adımların gürültüsü vardı. Mi-ra ise Joon-woo’nun üzerinde dikilmiş, bıçağı elinde, yüzünde tek bir pişmanlık belirtisi olmadan gülümsüyordu.

O an, her şey saniyeler içinde cehenneme dönmek üzereydi…

Mira paniğe kapılarak hızla odanın kapısına yöneldi, anahtarı hızla çevirdi ve kolu sertçe aşağı indirdi.Kapı açılır açılmaz, iki çürümüş beden bir fırtına gibi üzerine atladı. Mira’nın çığlığı odada yankılandı. Zombilerin ağırlığıyla yere devrildi, tırnaklar ve dişler boğazına doğru ilerliyordu.

Tam o sırada, odanın karanlığından Yoon-ah ve Ok-ju fırladı. Ellerindeki bağlar bir şekilde çözülmüştü.

Yoon-ah, Mira’ya doğru koşan zombiyi tekmeyle savurdu, Ok-ju ise diğer zombinin kafasına sert bir darbe indirdi.
Mira, yerde boğuşurken nefes nefese kaldı.
Yoon-ah, ona nefret dolu gözlerle baktı.

Yoon-ah:
“Bu yaptıklarının bedelini ödeyeceksin…”

Dedi Yoon-ah ve yere düşen bıçağı alıp Mi-ra’nın boğazına sapladı. Joon-wo’da zombileri öldürdü.

Ok-ju’nun gözleri hemen elleri bağlı Jun-ho’ya kaydı….

Ok-ju, Jun-ho’ya doğru eğildi. Jun-ho hâlâ yerde, elleri bağlı, bilekleri kızarmıştı. Ok-ju, tereddüt etmeden Jun-ho’nun bileklerindeki ipleri çözmeye başladı. Parmak uçları donuk bağları hızla çözüyor, bileklerine kan dolaşmasını sağlıyordu.

Ok-ju:
“Jun-ho…iyi misin?”

Jun-ho, soğuk ve keskin bir sesle başını kaldırdı, gözleri karanlıktı.

Jun-ho:
“Evet.”

Ayağa kalktı, bileklerindeki kızarıklığa aldırmadan. Kasvetli bir kararlılıkla Ok-ju’ya baktı.

Jun-ho:
“Zaman kaybetmeye tahammülümüz yok.”

Ok-ju, bir an onun sertliğinde kırılganlık görmüş gibi oldu ama sesini yükseltmedi.

Yoon-ah ve Joon-woo da etrafı kolluyordu.
Jun-ho, derin bir nefes aldı, gözlerini kapatıp tekrar açtı.

Jun-ho:
“Şimdi…dışarı çıkıyoruz. Bu bina bizim için tuzak oldu.”

Kapının ardından gelen metalik sürtünme sesi, hepsini aynı anda irkiltti.Zombilerin inlemeleri, loş koridorun ötesinden yankılanıyordu.
Joon-woo, elindeki kanlı beyzbol sopasını sıkıca kavradı.

Joon-wo:
“Çok fazla değiller gibi…ama ses çıkarırsak diğerlerini de buraya çekeriz.”

Jun-ho, hâlâ bileklerindeki sızıyı hissediyordu ama yüzünde hiçbir ifade yoktu.

Jun-ho:
“Ses çıkarmadan ilerleyeceğiz. Önce merdivenlere, sonra çatıya. Aşağıya inmek intihar olur.”

Ok-ju, Jun-ho’nun yanında durdu, göz ucuyla onu süzdü.

Ok-ju:
“Bileklerin…kanamış. Bir süre daha idare edebilir misin?”

Jun-ho kısa bir bakış attı.

Jun-ho:
“Benim için endişelenme.”

Yoon-ah, bıçağını eline aldı, gözlerini kapıya dikti.

Yoon-ah:
“Kapıdan önce ben çıkacağım. Ön tarafta bir zombi varsa sessizce hallederim.”

Ok-ju başını salladı.

Ok-ju:
“Ben arkandan gelirim.”

Üç… iki…bir…Kapı yavaşça aralandı. Loş ışık, kanlı duvarları ortaya çıkardı.Koridor boş görünüyordu…ta ki karanlıktan bir gölge hızla üzerlerine atılana kadar.

Yoon-ah refleksle öne atıldı, bıçağı zombinin çenesinin altına sapladı. Tıslayan ses bir anda kesildi.Joon-woo, cesedi sessizce yere indirdi.
Jun-ho, kapının eşiğinden çıkarken derin bir nefes aldı.

Koridor boyunca ilerlerken, adımlarının yankısı ve zombilerin uzaktan gelen uğultusu, yaklaşan fırtınanın habercisi gibiydi. Dörtü de sessizce çatıya doğru ilerlediler.

Dar merdivenlerden koşar adım yukarı çıktılar. Her basamak, paslı demirlerin gıcırtısıyla yankılanıyordu. Arkadan, koridorda kalan zombilerin hırıltıları gittikçe yaklaşıyordu.

Ok-ju, Jun-ho’nun biraz gerisinde kalıp onu kolluyordu. Jun-ho’nun bileklerinden hâlâ ince kan damlaları süzülüyordu, ama o hiç durmadan ilerliyordu.

Çatı kapısına ulaştıklarında Joon-woo kapının kilidini denedi.

Joon-wo:
“Kilitli…” diye fısıldadı.

Jun-ho gözlerini daralttı.

Jun-ho:
“Geriye dönmek yok. Kır.”

Joon-woo, elindeki sopayı kapının yanına sertçe vurdu. Metal kapı bir anda gürültüyle açıldı. Gürültü merdivenlerde yankılanırken, aşağıdan gelen uğultu aniden çoğaldı zombiler hızlanmıştı.

Çatıya çıktıklarında, karşılarına gri bir gökyüzü ve rüzgârla savrulan toz bulutları çıktı. Aşağıda, Bina bahçesi tamamen zombilerle doluydu.
Yoon-ah nefesini tuttu.

Yoon-ah:
“Kaçacak yer…yok.”

Ok-ju dişlerini sıktı, çantasından bir ip çıkardı.

Ok-ju:
“Bize zaman lazım. Buradan atlamak intihar, ama ipi karşı binaya sallarsak…”

Jun-ho sertçe başını salladı.

Jun-ho:
“Deneyeceğiz.”

Joon-woo ipi bağlamaya çalışırken kapı ardında gürültü yükseldi. Merdivenlerden ilk zombi göründü, çürük yüzüyle hızla üzerlerine koşuyordu.

Jun-ho ileri atıldı, tekmesiyle zombiyi geriye savurdu.

Jun-ho:
“Çabuk olun!”

Rüzgâr uğuldarken, Yoon-ah ipi salladı… ama karşı binanın kenarına yetişmedi.

Yoon-ah:
“Sikeyim böyle işi…”

Yoon-ah’ın gözleri Jun-ho’ya kaydı.

Jun-ho:
“Tamam…bunu ben denerim.”

Tam ipi savuracağı anda, kapıdan üç zombi birden fırladı. Üç zombi, vahşi hırıltılarla dışarı fırladı. Gözleri yalnızca Ok-ju’ya kilitlenmişti.
Ok-ju geri çekildi ama ilk zombi üzerine atıldı.

Dirseğini savurdu, yaratığın çenesinden bir ses geldi ama yere düşmedi.İkinci zombi, aniden yana kayıp önünü kesti.

Paslı tırnaklarıyla Ok-ju’nun kolunu çizdi; derisi yarıldı, kan aktı. Üçüncü zombi arkadan saldırıp tüm ağırlığıyla Ok-ju’yu çatıya devirdi. Sert beton sırtına çarptı, nefesi kesildi.

Zombi boynuna eğildiğinde bıçağını savurmaya çalıştı ama kolu yaratığın altında sıkışmıştı.

Yoon-ah(bağırdı):
“OK-JU!!”

İlk zombiyi bıçaklayarak yere serdi.Ama ikinci zombi hâlâ Ok-ju’nun bacağını tutuyordu.
Jun-ho, soğuk bir yüz ifadesiyle ilerledi. Tek bir hamlede ikinci zombiyi yana savurdu, üçüncüsünü de ensesinden yakalayıp çatı kenarına fırlattı.

Aşağıdan derin bir çatırtı geldi.
Hiç eğilmeden, mesafesini koruyarak elini uzattı.

Jun-ho:
“Kalk.”

Dedi, ses tonu buz gibiydi. Ok-ju, kanayan bileğini sıkarak elini tuttu ve ayağa kalktı.

Ok-ju:
“Isırılmadım…”

Dedi, nefesi hâlâ hızlıydı. Jun-ho kısa bir bakış attı, duygusuzca.

Jun-ho:
“İyi.”

Diye karşılık verdi.Sonra bakışını başka yöne çevirerek;

Jun-ho:
“İpi sallayın.”

Kapının ardında daha fazla hırıltı duyulmaya başlamıştı. Zamanları daralıyordu.

1. SEZON 3. BÖLÜM SONU

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18