3. bölüm / 5
Dead & Alive1. SEZON 2. BÖLÜM
Bölümler 5Şu an: 1. SEZON 2. BÖLÜM
Yoon-ah, mutfak masasındaki telefonuna bakıyordu. Defalarca aramıştı ama hâlâ sinyal yoktu. Kalbi sıkışıyordu.Annesiyle babası hafta sonu şehir dışındaydı, evde yalnızdı.
Bir anda kapı deliğinden koridordan gelen seslere dikkat kesildi. Ağır ve sürüklenen adımlar…
Yoon-ah, mutfak bıçağını daha sıkı kavradı, yavaşça kapıya yaklaştı. Kapı deliğinden baktığında, yaşlı komşusu bayanın yürüdüğünü fark etti.
Ama komşusunun gözleri tamamen kararmış, yüzü solgundu. Ağzından kan damlıyordu.
Yoon-ah’nin yüreği ağzına geldi. Hemen kapıdan uzaklaştı, nefesini tutup duvara yaslandı.
“Bu gerçek olamaz…” dedi kendi kendine.
Bir anda kapıya güçlü bir yumruk vuruldu. Tekrar vuruldu. Ve tekrar.
Yoon-ah, panik içinde feneri aldı ve arka odaya koştu. Pencereyi açtı, dışarı baktı. Sokakta birkaç zombi yavaşça hareket ediyordu.
Telefonu yeniden çıkardı, “Yoon-ah, seni bulmalıyız!” diye gelen mesajı hatırladı.
Ama kimden geliyordu?Jun-ho, Ok-ju ve Joon-woo?
Üçüde zombilerle mücadele ederken nefes nefeseydiler.
Jun-ho:
“Zombiler çoğalıyor, zamanımız azalıyor. O yüzden…hızla koşmamız gerekiyor.”
Ok-ju, elindeki boruyu sıktı:
Ok-ju:
“Bie çıkış yolu bulmalıyız.”
Üçüde son hızla koştu…Ve sonunda Yoon-ah’nın oturduğu binaya vardılar. Sessizce arkası dönük zombilere fark edilmeden ilerlediler. Asansör çalışmıyordu. O yüzden merdivenden çıktılar ve
Sonunda 13. Kata vardılar.
Yoon-ah hâlâ arka odadaydı. Telefonunu birkaç kez daha denedi ama sinyal yoktu.Bir ses duydu. Camın hemen dışında…
Yavaşça pencereye yaklaştı. Gözlerine inanamadı. Jun-ho, Ok-ju ve Joon-woo, o karanlık koridorda, yaralı ve yorgun halde ona bakıyordu.
Ok-ju (sessizce fısıldadı):
“Yoon-ah…Biziz, aç kapıyı.”
Yoon-ah kapıya doğru koştu. Anahtarı hızlıca çevirdi ve kapıyı açtı. Üçü içeri girdi, kapıyı kilitledi.
Ev İçinde – Kısa Bir Nefes
Joon-woo sessizce yere oturdu, elleri titriyordu.
Yoon-ah:
“Şimdi ne yapacağız?”
Jun-ho kararlıydı.
Jun-ho:
“Birlikte hareket edeceğiz. Kalacağımız güvenli bir yer bulmamız gerekiyor.”
Tam o anda koridordan bir ses geldi. Zombilerin kapıyı zorladığını duyabiliyorlardı.
Ok-ju el fenerini açtı ve karanlık koridora baktı. Ve fısıldadı
Ok-ju:
“Bunlar asla pes etmeyecek.”
Joon-wo:
“Hazırlanın. Bu gece uyumayacağız.”
Gece Sokakları
Jun-ho, Ok-ju, Joon-woo ve Yoon-ah bir arada, silahları ve ellerindeki bıçaklarla geceye hazır bekliyordu.
Şehrin kaosu ve ölümün içindeydiler ama birbirlerine tutunuyorlardı.
Jun-ho derin nefes aldı.
Jun-ho:
“Bu savaş daha yeni başlıyor…”
Kapı kilitlenmişti, ama içerdeki sessizlik hiç de huzurlu değildi. Yoon-ah, pencerenin kenarında duruyor, dışarıdaki karanlığı izliyordu.
Ok-ju, elindeki boruyu sıkıca tutarken duvara yaslanmıştı.
Yüzündeki sert ifade arada bir yumuşuyor, ama gözleri hep tetikteydi. Jun-ho ise pencereden dışarı bakıyor, dışarıdaki sokakların ölüm sessizliğini dinliyordu. Joon-woo diz çöküp ellerini ovuşturuyordu; titremesi gitmiyordu.
Yoon-ah:
“Jun-ho, sen iyisin değil mi? Min-seok adında arkadaşın varmış…Min-seok’a ne oldu?”
Jun-ho başını hafifçe salladı, kelimeleri ağır çıktı:
Jun-ho:
“Min-seok…Onunla aslında çok yalın değildim. Daha yeni tanışmıştık. O beni kurtarmıştı fakat ben onu kurtaramadım….”
Ok-ju dudaklarını ısırdı, gözlerini kaçırdı. O anda Yoon-ah ona baktı. İçten içe biliyordu, Ok-ju’nun bu kaybı çok etkilediğini.Dışarıda Sessizlik Bozuluyor.
Birden kapının önünden, zombilerin hırıltıları duyulmaya başladı. Sesler yakınlaşıyor, kapıya vurma sesi giderek artıyordu.
Ok-ju:
“Onlar pes etmiyor. Eğer kapıyı kırarlarsa…hepimiz ölürüz.”
Jun-ho derin bir nefes aldı:
Jun-ho:
“Hazırlıklı olmalıyız. Bizi bekleyen sadece zombiler değil.”
Yoon-ah:
“Ne demek istiyorsun?”
Jun-ho:
“İnsanlar da çılgına dönmüş durumda. Kimi zombiden daha beter. Güvenebileceğimiz kimse yok.”
SAAT 22:12
Dışarıda zombilerin hırıltıları ara ara duyuluyor, kapıya çarpan sesler zaman zaman tüm evi titretiyordu.İçeride kimse uyumuyordu. Dört kişi, aynı odada, silahlarını yanlarından ayırmadan oturuyordu.
Jun-ho, pencereden karanlık sokaklara bakıyor; Ok-ju, elindeki boruyu sımsıkı tutuyordu.Joon-woo dizlerinin üzerinde oturmuş, ellerini ovuşturuyordu.Yoon-ah ise pencere kenarında, başını cama yaslamış, dışarıyı izliyordu.
Sessizliği Joon-woo bozdu.
Joon-wo:
“Eee…böyle oturmak…delirtecek beni.
Madem sabaha kadar uyuyamayacağız…birbirimizi iyice tanıyalım, aynı okuldayız ama yinede geçmişimizi anlatalım.”
Jun-ho, hafifçe gülümsedi.
Jun-ho:
“Olur…ama güzel bir hikaye bekleme benden.”
Kısa bir sessizlikten sonra Jun-ho konuşmaya başladı:
Jun-ho:
“Ben…hayatım boyunca yalnızdım. 4 yaşımdaykem Ailem ile pikniğe giderken kaza yaptık ve ailemi erken yaşta kaybettim. 10 yaşıma kadar anneannem ve dedem bana baktı ama onlarıda kaybettim…Kafamdakileri susturmak için de 11 yaşımda basketbol’a yazıldım ve basketbol kursun da Joon-wo ile tanıştım, benim tek arkadaşım o oldu…”
Ok-ju başını eğdi. Gözleri kısa süreliğine boşluğa daldı. Sonra boruyu yere bıraktı.
Ok-ju:
“Ben…eskiden yalnız değildim. Bir ablam vardı. O…benim kahramanımdı. Ne olursa olsun beni korudu. Annem ve babam bizi terk ettikten sonra bana hem anne ve baba hem de abla oldu. Ben kickboksa onun sayesinde başladım, çünkü hep bana güçlü olmayı öğütlerdi. Bir sürü madalyam oldu, çok başarılıydım. Ama…iki yıl önce, bir soygunda…onu kaybettim. Ben de oradaydım ama hiçbir şey yapamadım. O günden sonra ringe bir daha asla çıkmadım ve kickboksu bıraktım. Çünkü artık gücüm kalmamıştı…gücüm yetmezdi…ayrıca o yüzden okulda soğuk ve sessiz birisiyim,arkadaş canlısı değilim, benim de tek arkadaşım yoon-ah…”
Joon-wo:
“Benim hikayem…çok parlak değil. Küçükken annemle babam sürekli kavga ederdi. Babamın işi yüzünden sürekli taşınırdık, bu yüzden hiç gerçek arkadaşım olmadı. Ortaokulda kavga etmeyi öğrendim çünkü başka türlü hayatta kalamazdım. Ama…bir gün, en yakın olduğum çocuk…beni sattı, satmakla yetinemediler. Arkadaile beni sıkıştırıp dövdüler o gündem beri kimseye güvenemedim….Ve sonra Jun-ho benimle arkadaş olmak istedi. Şuana kadar sadece tek arkadaşım o oldu.”
Yoon-ah bakışlarını pencereden çekip onlara döndü. Gözleri bir an dalgınlaştı.
Yoon-ah:
“Ben de…balerindim. Küçükken sahnede olmak için her şeyimi verdim. Ailem karşı çıktı, ‘Bu iş seni bir yere götüremez’ dediler. Ama ben devam ettim ve başardım. Ok-ju gibi bir çok ödül aldım…Ta ki bir sakatlık yaşayama kadar. Bale yapamayacağımı söylediklerinde…sanki hayatım bitmişti. O günden sonra hiçbir ley eskisi gibi olmadı. Şimdi…zarafet değil, sadece hayatta kalmak önemli, hepimiz zor zamanlar geçirmişiz, değil mi?”
Odadaki hava ağırlaştı. Sanki herkes kendi geçmişinin yükünü hissediyordu.
Birden, dışarıdan güçlü bir ses geldi. Kapıya sert bir şey çarpıyordu. Ardından hırıltılar…
Ok-ju hızla borusunu eline aldı.
Ok-ju:
“Yine geldiler…”
Jun-ho pencereye yöneldi. Sokakta, ay ışığında parlayan gözlerle birkaç zombi yukarı bakıyordu.
Jun-ho:
“Bu gece buradan çıkmamız gerekecek. Yoksa sabahı göremeyiz.”
Yoon-ah tedirgin bir şekilde sordu:
Yoon-ah:
“Peki nereye gideceğiz? Dışarısı zombilerle dolu.”
Jun-ho gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı.
Jun-ho:
“Belki güvenli bir yer yoktur. Ama beraber olursak ve birbirimize güvenirsek…şansımız var.”
Joon-woo camın kenarına geldi, aşağıya baktı. Sokak karışıktı ama köşede yanan bir ışık dikkatini çekti.
Joon-wo:
“Orada bir bina var…ışık yanıyor.
Belki yaşayan vardır, bize yardım ederler.”
Ok-ju dudaklarını ısırdı.
Ok-ju:
“Ya bir tuzaksa?”
Jun-ho kısa bir süre düşündü, sonra kararlı bir şekilde konuştu:
Jun-ho:
“Tuzak olsun ya da olmasın…burada oturursak öleceğiz. Hazırlanın”
Dışarıda zombiler kapıya yüklenirken, içeride dört kişi sessizce silahlarını ve çantalarını topluyordu.Karanlık gece, sessizliğini bozmaya hazırdı.
2. BÖLÜM SONU.
Bölüm etkileşimi
