Dead & Alive kitap kapağı

2. bölüm / 5

Dead & Alive

1. SEZON 1. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Ahn Doona

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 1. SEZON 1. BÖLÜM

Gece şehri sessizliğe gömmüştü ama o sessizlik, yaklaşan fırtınanın habercisiydi.

Yoon-ah, telefonundaki acil uyarıyı okurken endişeyle Ok-ju’yu aradı.

Yoon-ah;
“Alo…Ok-ju… Duydun mu? Şehirde garip şeyler oluyor. İnsanlar…saldırganlaşmış ve hepsi garip davranıyor…”

Ok-ju, yatağından kalktı, pencereden dışarı baktı ve yanıt verdi.

Ok-ju:
“Böyle şeyler hep olur. Panik yapma, tatbikat falandır.”

Bir anda dışarıdan korkunç bir çığlık duyuldu. İkisi de irkildi.

Yoon-ah:
“O ses…O ses neydi…?”

Ok-ju:
“Bu…İnsanlara ne oldu? Yoon-ah, seni sonra arayacağım.”

Ok-ju hızla telefonu kapattı ve odadan çıkıp oturma odasına gitti. Aceleyle televizyonu açtı, televizyon ekranında beliren büyük puntonlu başlığı okudu.

“ZOMBİ ENFEKSİYONU ŞEHRİ SARMIŞ DURUMDA, LÜTFEN EVLERİNİZDEN ÇIKMAYIN.”

Joon-woo, basketbol maçı sonrası basketbol salonundan çıkarken telefonu titredi.
Yoon-ah’dan gelen kısa mesaj vardı;

Yoon-ah (mesaj): “Joon-woo, dikkatli ol! Şehir karışıyor, sana ihtiyacım var.”
19:23 | görüldü

Joon-woo cevap yazmadı sadece kendi kendine mırıldandı:

Joon-wo:
“Ne diyor bu? Pfff…Her neyse.”

Joon-wo, karanlık bir sokakta tek başına yürümeye devam ederken, telefonunu kapattı. Kendi düşüncelerinde kaybolmuştu.
Bir anda saldırgan bir grup zombi ortaya çıktı. Joon-wo hızla etrafına bakıp kaçmaya başladı.

Sokaklarda karmaşa hızla büyüyordu. İnsanlar panik halinde kaçışıyordu. Kimi bağırıyor, kimi ağlıyordu. Bir grup zombi, koşarak kalabalığa daldı. Joon-woo, çevresine dikkatle bakarak
Yoon-ah’nın evine doğru koşmaya başladı.

Bu sırada,spor salonundan yeni çıkmış, karanlık bir sokakta,Jun-ho telefonuna bakarak yalnız yürüyordu. Telefonuna gelen bildirimi gördü, telefonunu kapatıp cebine koydu. Duyduğu haberler ve gördükleri arasında kararsızdı.

Jun-ho(iç ses);
“Ah..Siktir…Neler oluyor?”

Birden, arkasından hızlı adımların sesi geldi. Jun-ho hızla dönüp saldırgan zombilere karşı kendini savundu. Dövüş yeteneklerini konuşturdu, ancak sayı fazlaydı…Ayağı takıldı ve yere düştü.

Jun-ho, yere düşer düşmez etrafını saran zombilere karşı kendini savunmaya çalışıyordu. Birkaç hızlı yumruk ve tekmeyle onları uzaklaştırmaya çalıştı, ama sayı giderek artıyordu. Her yeri kan içinde kaldı.

Jun-ho (Nefes nefese)
“Kaçmam lazım…”

Adımlar duyuldu, zombi sürüsü ona doğru hızlandı. Jun-ho hızla ayağa kalktı ve topallayarak koşmaya başladı.

Jun-ho, kaçmaya başladı. Zombiler peşinden koşuyordu ama o hızlı adımlarla dar bir ara sokağa girdi. Ara sokakta kısa süreli bir nefes aldıktan sonra, önünde terkedilmiş bir binanın kapısını gördü. Zombiler onu takip ederken, kapıyı hızla araladı ve içeri daldı.

İçerisi karanlık ve tozluydu. Jun-ho, kapıyı sessizce kapattı ve nefesini kontrol etmeye çalıştı. Zombilerin dışarıdaki hırıltıları duyuluyordu ama şimdilik güvendeydi.

Jun-ho (iç ses):
“Burada kalamam…Bir yol bulup kurtulmam gerek…Acaba diğerleri şu an ne yapıyor…?”

Telefonunu çıkardı, sinyal yoktu. Karanlıkta çaresizce etrafa baktı.
Bir an durup derin nefes aldı. Sonra camdan dışarı baktı, şehrin kaotik görüntüsü onu bekliyordu.

Jun-ho yavaşça ilerlemeye karar verdi, binadan sessizce çıktı ve gece karanlığında kayboldu.

Jun-ho, adımlarını yavaş ve sessiz atmaya çalışıyordu. Karanlık sokaklarda her ses yankı yapıyordu; ayaklarının sürtünmesi bile ona fazla geliyordu. Arada bir arkasına bakıyor, gölgelerin arasında bir hareket olup olmadığını kontrol ediyordu.

Köşe başına geldiğinde, yere düşmüş bir market arabası gördü. İçindekiler yola saçılmıştı; ekmek poşetleri, yarısı dökülmüş süt, devrilmiş su şişeleri… Her şey bir anda terk edilmiş gibiydi.

Jun-ho (iç ses):
“Bu kadar hızlı nasıl bu hale geldi? İnsanlar…bir kaç saat önce normaldi.”

Tam o sırada, sokağın karşısından boğuk bir çığlık duyuldu. Jun-ho, refleksle bir duvarın arkasına saklandı. Köşeden baktığında, iki zombi bir adama saldırıyordu. Adam çaresizce bağırıyor, yardım istiyordu ama etrafta kimse yoktu.

Jun-ho’nun gözleri bir an dondu. “Yardım etmeliyim…” diye düşündü, ama sonra aklına geldi: Eğer yakalanırsa, diğerlerini asla bulamaz. Yumruklarını sıktı, geri çekildi.

Hızla başka bir sokağa yöneldi. Orası daha tenha görünüyordu. Kırık bir sokak lambasının altından geçerken, cebinden küçük bir bıçak çıkardı. Spor salonundan çıktığında yanında sadece bu vardı.
Yolun ilerisinde, yarısı kapanmış bir demir kapı gördü. Aralığından hafif bir ışık sızıyordu.

Sessizce yaklaştı. Kapıyı itince gıcırtı çıkardı. Jun-ho hemen durdu, etrafa kulak kabarttı. Ses yoktu. İçeri adım attığında, buranın terk edilmiş bir atölye olduğunu fark etti. İçeride eski masa, metal aletler ve dağınık sandalyeler vardı.
Duvarın köşesine oturdu, sırtını dayadı.

Jun-ho(iç ses):
“Burada biraz dinlenebilirim..ama çok uzun kalamam.”

Dışarıdan rüzgarın uğultusu, uzaktan gelen çığlıklar ve zombilerin boğuk hırıltıları karışıyordu. Şehir, artık bambaşka bir yer olmuştu.

Jun-ho, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Ama tam o sırada, atölyenin arka kapısından gelen hafif bir tıkırtı, tüm bedenini diken diken etti.

Jun-ho’nun nefesi hızlandı. Elindeki bıçağı daha sıkı kavradı, sesi takip etmeye çalıştı. Atölyenin loş ışığında gölgeler oynuyordu, ama arka kapının olduğu kısım tamamen karanlıktı.

Yavaşça ayağa kalktı, sessiz adımlarla kapıya doğru yaklaştı. Kalbi göğsünde güm güm atıyordu.
“Orada kim var?” diye fısıldadı ama yanıt gelmedi.
Bir adım daha attığında, yerde bir şey devrildi. Jun-ho irkilerek geri sıçradı. Sonra… kapı yavaşça aralandı.

Aralıktan dışarıdan gelen serin hava girdi, ama bununla birlikte boğuk, derinden gelen bir hırıltı da duyuldu.

Jun-ho(iç ses):
“Bu…bir insan sesi değil.”

Aniden, karanlıktan bir zombi fırladı. Jun-ho refleksle yana çekildi, bıçakla savurdu. Bıçağın ucu zombinin omzuna saplandı ama yaratık hala saldırıyordu. İkisi yerde yuvarlandı, Jun-ho dizleriyle yaratığı itip uzaklaştırmaya çalıştı.

Tam o sırada, dışarıdan başka adımlar duyuldu. Çok daha hızlı, daha ağır… Ve birden iki zombi daha kapıdan içeri girdi.
Jun-ho’nun gözleri büyüdü.

Jun-ho:
“Hayır…hayır…hayır.”

Bıçağını yaratığın omzundan çekti, hızla atölyenin ön kapısına koştu. Arkasına bile bakmadan kapıyı itip dışarı fırladı. Sokak, az önceki sessizliğini kaybetmişti; ileride birkaç zombi daha hareket ediyordu.

Jun-ho, derin nefesler alarak koşmaya başladı. Hedef belliydi: En azından güvenli bir yer bulmak… ya da diğerlerine ulaşmak. Ama tam köşeyi döndüğünde, Jun-ho’nun karşısında, yarı karanlıkta, sırtında büyük bir çanta taşıyan genç bir adam belirdi. Üzerinde kan lekeleri vardı ama hareketleri insana benziyordu. Yine de Jun-ho, temkinli davrandı.

Jun-ho:
“Dur! Bana yaklaşma! Isırıldın mı?”

Adam nefes nefese konuştu:
“Manyak mısın oğlum!Sakin ol, ısırılmadım! Şimdi o çeneni kapat, buradan hemen gitmemiz lazım çünkü tüm zombi sürüsünü beraberinde getirmişsin gerizekalı!”

Jun-ho arkasına baktı; az önce atlattığı zombiler sokağın başında görünmüştü, hızla onlara doğru ilerliyorlardı. Tereddüt etmeden yabancının peşine takıldı.

İkisi dar bir ara sokağa daldı, adımlarının sesi taş duvarlarda yankılanıyordu. Köşeyi dönüp eski bir depo kapısına geldiler. Adam hızla anahtarı çıkarıp kapıyı açtı, Jun-ho içeri daldı.
Kapı kapandığında ikisi de yere oturup nefes nefese kaldı.

Jun-ho:
“Sen kimsin ve burada ne yapıyorsun?”

Adam:
“Adım Lee Min-seok…Spor salonunda eski bir güvenlik görevlisiydim. Her şey çok hızlı oldu. İnsanlar bir anda çıldırdı…kaçabildim, burası da saklandığım yer.”

Jun-ho, duvar kenarına yaslandı, alnındaki teri sildi.

Jun-ho:
“Ben de Ahn Jun-ho…arkadaşlarımı bulmam lazım. Onlara ulaşamıyorum, sinyal yok,telefonlar çekmiyor,elektrikte yok. O yüzden dışarı çıkmak zorundayım.”

Min-seok, ciddi bir yüz ifadesiyle:

Min-seok:
“Dışarısı cehennem gibi, aptal. Eğer çıkacaksan, buradan tek başına gidemezsin.”

Tam bu sırada, deponun tavanından garip bir gıcırtı geldi. İkisi de başlarını yukarı kaldırdı. Tozlar yere dökülüyordu.

Jun-ho (Fısıldayarak):
“O ses neydi…?”

Bir sonraki saniyede tavanın ahşap kısmı kırıldı ve çürümüş bir zombi tavandan aşağıya düştü.
Zombi yere düşünce kulakları yırtan bir hırıltı çıkardı. Çenesinden salyalar akıyor, gözleri boş bakışlarla ikisine kilitlenmişti.

Min-seok hızla yerden bir demir çubuk kaptı.
“Geri dur!” diye bağırarak zombinin üzerine atıldı. Çubuğu zombinin kafasına savurdu ama darbe onu yavaşlatmaktan başka bir işe yaramadı.
Jun-ho, etrafına bakındı; köşede yarısı kırılmış bir beyzbol sopası gördü. Elini kaptığı gibi zombinin yanına koştu ve bütün gücüyle kafasına vurdu.

Bir, iki… üçüncü vuruşta zombi hareketsiz kaldı.
Jun-ho derin nefes alarak sopayı yere bıraktı.

Jun-ho:
“Az kalsın…bizi ısırıyordu.”

Min-seok başını salladı.

Min-seok:
“Burası artık güvenli değil. Daha fazla zombi gelmeden buradan çıkmalıyız.”

Kapıya doğru ilerlediler. Dışarı çıktıklarında sokak, az önceki halinden bile daha kötüydü. Uzakta bir benzin istasyonu patlamış, gökyüzü turuncu alevlerle aydınlanıyordu.

Min-seok:
“Şehrin kuzey tarafında askerler barikat kuruyormuş. Oraya gidersek belki kurtuluruz.”

Jun-ho:
“Ben gelemem…gitmem gereken bir yer var…Arkadaşlarım. Onları yalnız bırakamam.”

Min-seok tereddüt etti;
“Peki…ama o yöne gidersen çok riskli. Sana yardım ederim; ama hızlı olmalıyız.”

İkisi, sessizce ilerlemeye başladı. Sokaklardan geçerken zombilerin gölgeleri duvarlara vuruyor, uzaklardan çığlıklar geliyordu.
Bir köşeyi döndüklerinde, Min-seok’un üstüne zombi atladı. Min-seok o an hazırlıksız yakalandığı için zombi tarafından ısırıldı. Min-seok zor nefes alıyor, gözleri bulanıklaşmıştı.

Min-seok, zorlukla konuştu.

Min-seok:
“Bundan sonrasını…bensiz devam et. Arkadaşlarını ve kendini kurtar AHN JUN-HO!”

Jun-ho arkasına baktığında, karanlıktan en az on zombi birden üzerine koşuyordu. Jun-ho, hızla geri çekilmeye başladı. Sokak dar, zombiler hızlıydı.

Nefesi kesilmiş, tek amacı köşeyi dönmekti. Tam o sırada, karşı yönden elinde metal bir boruyla iki kişi çıktı.iki kişi Boruyu savurduğu anda öndeki zombi yere yığıldı. Arkadakiler duraksadı.
Jun-ho gözlerini kısmaya çalıştı, karanlıkta seçmeye çalışıyordu…

Jun-ho:
“Ok-ju…Joon-wo?”

Jun-ho sessizce seslendi.

Ok-ju, sert bir ifadeyle zombilere bir darbe daha savurdu.

Ok-ju:
“Bu tarafa! Hızlı!”

Üçü birden en yakın binanın kapısından içeri atladı. Ok-ju kapıyı içeriden kilitledi, ardından Jun-ho’ya döndü.

Ok-ju:
“Senin burasa ne işin var?”

Jun-ho, hâlâ nefes nefese.

Jun-ho
“Asıl o soruyu benim sana sormam lazım. Evde olman gerekiyordu! Neden dışarı çıktın?”

Ok-ju’nun kaşları çatıldı.

Ok-ju:
“Evde oturup açlıktan ölmeyi mi bekleyecektim? Yoon-ah evde tek başına, onun yanına gitmem lazımdı.”

Jun-ho dişlerini sıktı.

Jun-ho:
“Dışarısı cehennem gibi! Tek başına dışarı çıkman çok tehlikeli…Bu yaptığın saçmalık!”

Ok-ju sertçe karşılık verdi:

Ok-ju:
“Seninde tek başına olman saçmalık. Ama buradasın, değil mi?”

Joon-wo araya girdi, elindeki boruyu yere dayayarak.

Joon-wo:
“Birbirinize laf yetiştirmeyi bırakın. Çok zamanımız yok. Onlar kapıyı zorlamaya başladı bile.”

Kapının arkasından gelen yumruk sesleri ve tiz çığlıklar, binanın içinde yankılanıyordu.
Jun-ho, kısa bir sessizlikten sonra Ok-ju’ya baktı.

Jun-ho:
“Tamam…Kavga sonra. Şimdi buradan sağ çıkalım.”

Ok-ju başını salladı ve pencereden dışarı baktı.

Ok-ju:
“Arka tarafta bir çıkış var. Oradan gidersek daha az zombi olabilir.”

Üçü sessizce arka kapıya yöneldi. Ancak çıkışa vardıklarında, beklenmedik bir manzarayla karşılaştılar:Yol, yanan arabalar ve yürüyen onlarca zombiyle doluydu.

Ok-ju:
“Bu…düşündüğümden daha da kötü.”

Jun-ho, sopasını sıkıca kavradı.

Jun-ho:
“Öyleyse…koşmaya hazır ol.”

Jun-ho, elindeki sopayı daha sıkı kavradı. Ok-ju, kısa bir nefes aldı, bakışlarını Jun-ho’ya çevirdi.

Ok-ju:
“Ben önden giderim. Siz arkamdan gelin. Eğer bir düşerse…diğerini bırakmam.”

Jun-ho kaslarını çattı.

Jun-ho: “Beni koruyacağını mı ima ediyorsum?”

Ok-ju, hafif bir gülümseme ile:

Ok-ju:
“Hayır. Seni yavaşlatmamaya çalışıyorum.”

Joon-wo araya atladı.

Joon-wo:
“Tamam tamam, flörtleşmeyi bırakalım da çıkalım artık!”

Ok-ju, kapıyı hızlıca araladı. Soğuk gece havası, yanmış benzin kokusuyla karışmıştı. Zombilerin inlemeleri, arada bir çığlıklarla birleşiyordu.

“Şimdi!” diye fısıldadı Ok-ju.
Üçü birden koşmaya başladı. İlk başta onları fark etmeyen zombiler, adımların sesini duyunca başlarını çevirdi. Birkaç saniye içinde peşlerine takıldılar.

Ok-ju, önüne çıkan ilk zombinin dizine sert bir tekme attı, ardından kafasına boruyla vurdu.

Ok-ju:
“Koşmaya devam edin!”

Jun-ho, arkasını kontrol ederken, Joon-wo’nun biraz geride kaldığını fark etti.

Jun-ho:
“Joon-wo, hızlan!” diye bağırdı.

Tam o sırada Joon-wo’nub önüne bir zombi atladı. Dişleri, boynuna çok yakındı. Jun-ho hiç düşünmeden geri dönüp zombinin boynuna sert bir darbe indirdi.

Jun-ho:
“Dedim sana, hızlan diye! İleri zekalı!”

Joon-wo, nefes nefese:

Joon-wo:
“Bunu bana borçlusun!”

Koşarak bir ara sokağa daldılar. Burası daha sessizdi ama karanlık çok yoğundu.
Ok-ju, el fenerini açtı.

Ok-ju:
“Bu tarafa…Yoon-ah’nın evi buraya yakın.”

Jun-ho:
“Yoon-ah’ya ne oldu? Onunla konuştun mu?”

Ok-ju kısa bir sessizlikten sonra başını salladı.

Ok-ju
“Zombi salgını ilk çıktığında konuştum ama o zamansan sonra konuşmadım çünkü bağlantı kesildi.”

Jun-ho’nun yüzü gerildi.

Jun-ho
“Ona bir şey olmaması lazım.”

Ok-ju’nun sesi daha kararlıydı.

Ok-ju:
“Olmayacak. Oraya ulaşacağız.”

Tam sokağın sonuna gelmişlerdi ki birden, köşeden yavaşça beliren ondan fazla zombiyle göz göze geldiler.

Joon-wo fısıldadı:

Joon-wo:
“Sanırım…yanlış tarafa geldik.”

Jun-ho, dişlerini sıktı.

Jun-ho:
“Geri dönmek yol. Yolu açacağız.”

Ok-ju, elindeki boruyu kaldırdı.

Ok-ju:
“Peki, bakalım kim daha hızlı temizleyecek.”

Ve üçü, karanlıkta zombilerin üzerine atıldı…

1. BÖLÜM SONU.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18