5. Bölüm: Karanlıktan Gelen Ses

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 5. Bölüm: Karanlıktan Gelen Ses

Depodaki bütün ışıklar sönmüştü.

Dışarıda Karadeniz öfkeyle kıyıya vuruyor, rüzgâr eski deponun teneke çatısını yerinden sökecekmiş gibi uğulduyordu. Karanlığın içinde kimse kıpırdamıyordu.

Sonra o ses yeniden duyuldu.

“Geç kaldınız.”

Duru'nun kalbi göğsüne sığmıyordu.

Bu sesi tanıyordu.

Daha doğrusu, tanıdığına inanmak istiyordu.

Çünkü annesinin sesini on iki yıl sonra yeniden duymak, aklının kabul edebileceği bir şey değildi.

“Anne?” diye fısıldadı.

Karşıdan cevap gelmedi.

Kaan hemen Duru'nun yanına geçti.

“Duru, bekle.”

Duru onu duymamış gibiydi.

“Anne, sen misin?”

Bu kez karanlığın içinden bir ayak sesi geldi.

Ardından metal bir şey yere düştü.

Çınlayan ses, deponun duvarlarında yankılandı.

Rauf'un öfkeli sesi duyuldu.

“Kim var orada? Çık karşıma!”

Bir kibrit yandı.

Küçük alev önce Rauf'un yüzünü aydınlattı. Ardından alevin titrek ışığında, deponun arka kapısının yanında duran bir kadın belirdi.

Başında koyu renk bir başörtüsü vardı. Yağmurdan ıslanmış paltosunun etekleri yere değiyordu.

Kadın yavaşça başını kaldırdı.

Duru nefesini tuttu.

Kadının yüzü karanlıkta tam seçilmiyordu. Fakat boynundaki kolye, küçük gümüş kuş, ışığı yakalayıp parladı.

Duru bir adım attı.

“Sen kimsin?”

Kadın başını hafifçe yana eğdi.

“Beni gerçekten tanımadın mı?”

Duru'nun gözleri doldu.

“Annemin sesini nereden biliyorsun?”

Kadın cevap vermedi.

Onun yerine Rauf'a baktı.

“Bunca yıl geçti, Rauf. Hâlâ çocuklara yalan söylemeye devam ediyorsun.”

Rauf'un elindeki kibrit söndü.

“Senin burada ne işin var?”

Kadın acı acı güldü.

“Benim mi? Asıl senin burada ne işin var? On iki yıl önce kapattığını sandığın defterin başında yine sen duruyorsun.”

Kaan'ın babası öne çıktı.

“Yeter, Sevda.”

Duru irkildi.

Sevda mı?

Fenerde gördükleri kadın...

Fotoğraflardaki kadın...

Peki şimdi karşılarında duran kişi kimdi?

Duru karanlıkta yüzünü seçmeye çalıştı.

“Sevda Hanım?”

Kadın ona döndü.

“Bana Sevda deme.”

“Peki, sana ne diyeyim?”

Kadın bir süre sustu.

Sonra Duru'nun yüzüne bakarak konuştu.

“Annenin bana verdiği adı söyle.”

Duru'nun zihninde eski bir anı belirdi.

Küçük bir oda. Pencereden içeri dolan yağmur kokusu. Annesinin dizlerinin dibinde oturan küçük bir kız.

Ve bir kadın.

Annesi o kadına gülümseyerek şöyle diyordu:

“Bir gün Duru seni sorarsa, ona gerçek adını kendin söylersin.”

Duru'nun dudakları aralandı.

“Leyla?”

Kadının gözlerinden yaş süzüldü.

“Demek hatırlıyorsun.”

Duru'nun başı döndü.

“Sen... Sen yıllardır Sevda olarak mı yaşadın?”

“Bazen insan hayatta kalmak için adını bile geride bırakır.”

Kaan kaşlarını çattı.

“Kim olduğunu açıkça söyle.”

Kadın ona baktı.

“Sen de babanın kim olduğunu yeni öğrenmedin mi? Herkesin senden sakladığı şeyleri bir gecede öğrenebileceğini mi sanıyorsun?”

Kaan'ın yüzü sertleşti.

“Benim babamla ne ilgisi var?”

Leyla'nın bakışları Kaan'ın babasına kaydı.

“Çok.”

Ardından Duru'ya döndü.

“Anneni öldüren gece, yalnızca Aylin kaybolmadı.”

Duru'nun sesi titredi.

“Ne demek istiyorsun?”

Leyla'nın dudakları aralandı.

“Bir çocuk da kayboldu.”

Depoda derin bir sessizlik oluştu.

Duru anlamaya çalışarak başını salladı.

“Ben oradaydım. Annem beni tekneye sakladığını söyledi. Ama başka bir çocuk yoktu.”

Leyla'nın yüzündeki acı büyüdü.

“Senin hatırladığın her şey, sana hatırlatılmasına izin verilen şeyler.”

Duru bir adım geri çekildi.

“Hayır.”

“Duru...”

“Hayır! Bana bilmece anlatmayı bırakın!”

Sesi depoda yankılandı.

“Annem öldü. Babam bana yıllarca yalan söyledi. Kaan'ın babası öldü sanılıyordu ama yaşıyor. Birileri bizi izliyor. Şimdi de başka bir çocuktan bahsediyorsun!”

Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.

“Ben artık neye inanacağımı bilmiyorum!”

Kaan ona yaklaşmak istedi ama Duru elini kaldırarak onu durdurdu.

“Bana dokunma.”

Kaan olduğu yerde kaldı.

Duru, Leyla'ya döndü.

“O çocuk kimdi?”

Leyla cevap vermeden önce Rauf araya girdi.

“Yeter. Bu konuşma burada bitecek.”

Leyla ona döndü.

“Senin konuşmayı bitirme hakkın yok.”

Rauf'un çenesi gerildi.

“Beni zorlama.”

“Yoksa ne yapacaksın? Beni de mi denizde kaybolmuş göstereceksin?”

Kaan'ın babası birden öne çıktı.

“Leyla, sus!”

Kadın ona öyle bir baktı ki adam olduğu yerde durdu.

“Sen de susacaksın. Yıllarca sustun. Bir çocuğun babasız büyümesine izin verdin. Bir kadının katilinin gölgesinde yaşadın. Artık susmayacaksın.”

Kaan babasına döndü.

“Babasız büyümek mi?”

Adamın yüzü düştü.

“Kaan...”

“Benim hayatım hakkında ne biliyorsun sen?”

Babası cevap vermedi.

Kaan'ın sesi kırıldı.

“Ben seni her gün bekledim. Annem geceleri ağlarken onu teselli ettim. Bazen senin geri dönmeyeceğini bildiğim hâlde kapının önünde oturdum.”

Gözlerini babasından ayırmadı.

“Sen bunların hangisini yaşadın?”

Adam başını eğdi.

“Hiçbirini.”

Kaan acı bir gülümsemeyle başını salladı.

“Güzel. En azından ilk defa doğruyu söyledin.”

Tam o sırada Duru'nun cebindeki telefon titredi.

Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.

Duru açmak istemedi.

Telefon yeniden titredi.

Kaan ona baktı.

“Aç.”

Duru çağrıyı cevapladı.

Önce yalnızca rüzgâr sesi duyuldu.

Sonra bir kadın nefes aldı.

“Duru?”

Duru'nun yüzündeki kan çekildi.

Bu ses...

Az önce duyduğu sesten farklıydı.

Ama tanıdıktı.

Çok tanıdıktı.

“Kim bu?”

Karşıdaki kadın ağlamaya başladı.

“Beni dinle. Zamanımız yok.”

Duru'nun eli titredi.

“Sen kimsin?”

Kadın birkaç saniye sustu.

Sonra fısıldadı:

“Beni affet, kızım.”

Duru'nun dünyası başına yıkıldı.

Telefon elinden düşecek gibi oldu.

“Anne?”

Kaan hemen yanına geldi.

“Duru, ne oldu?”

Duru cevap veremedi.

Telefondaki ses devam etti.

“Beni arama. Kimseye bu konuşmadan bahsetme. Özellikle babana...”

Arka planda bir kapı çarptı.

Kadın telaşla nefes aldı.

“Duru, beni iyi dinle. Eğer gerçeği öğrenmek istiyorsan yarın sabah eski mezarlığa git. Annenin mezarının arkasındaki ağacın altında—”

Bir gürültü duyuldu.

Ardından kadın çığlık attı.

Telefon kesildi.

Duru ekrana baktı.

Arama sona ermişti.

Kaan telefonun ekranına eğildi.

“Numara kayıtlı değil.”

Duru'nun dudakları titredi.

“Bu annemdi.”

Rauf birden bağırdı:

“Hayır!”

Herkes ona döndü.

Rauf'un gözlerinde korku vardı.

“Bu annen değildi.”

Duru yavaşça babasına yaklaştı.

“Öyleyse neden korktun?”

Rauf cevap vermedi.

“Baba, neden korktun?”

“Çünkü biri seninle oynuyor!”

“Kim?”

Rauf'un gözleri Leyla'ya kaydı.

Duru bunu gördü.

“Leyla mı?”

Rauf sustu.

Duru başını iki yana salladı.

“Hayır. Hayır, artık bu evde kimse benim yerime karar vermeyecek.”

Arkasını döndü ve depodan çıktı.

Kaan hemen peşinden gitti.

“Duru, nereye gidiyorsun?”

“Mezarlığa.”

“Şimdi mi? Bu havada mı?”

Duru durup ona baktı.

“Annem on iki yıl önce öldü. Bu gece ilk kez benimle konuştu. Sen olsan bekler miydin?”

Kaan cevap veremedi.

Duru yürümeye devam etti.

Kaan onun yanına yetişti.

“Tek başına gitmene izin vermeyeceğim.”

Duru yorgun bir ifadeyle ona baktı.

“Bana izin vermek zorunda değilsin.”

“Biliyorum.”

Kaan kapıyı açtı.

“Yine de seninle geliyorum.”

Duru bu kez itiraz etmedi.

Çünkü ilk kez, yanında birinin olmasını istiyordu.

Bunu kendine bile söyleyemese de...

---

Eski mezarlık, Yalıdere'nin kuzey yamacındaydı.

Denizi gören bir tepenin üzerine kurulmuştu. Taş mezarların arasında yabani otlar büyümüş, yıllanmış servi ağaçları rüzgârla eğilmişti.

Yağmur hafiflemişti ama sis her yeri kaplamıştı.

Duru, annesinin mezarına ulaştığında adımları yavaşladı.

Taşın üzerindeki yazıya dokundu.

Aylin Karahan.

Altında doğum ve ölüm tarihleri vardı.

Duru dizlerinin üzerine çöktü.

“Anne...”

Sesi kırıldı.

“Eğer bu sen değilsen, ben artık kime inanacağımı bilmiyorum.”

Bir süre mezarın başında öylece kaldı.

Sonra başını kaldırdı.

Mezarın arkasındaki eski ağacı gördü.

Kaan el fenerini yaktı.

“Burası mı?”

Duru başını salladı.

Birlikte ağacın altını aramaya başladılar.

Toprak yumuşaktı.

Kaan ayağıyla yaprakları kenara itti.

Duru, ağacın gövdesine yakın bir yerde taşların arasına sıkıştırılmış küçük bir bez parçası fark etti.

Eğilip çıkardı.

Bezin içinde küçük bir anahtar vardı.

Anahtara bağlı bir kâğıt parçası da bulunuyordu.

Duru kâğıdı açtı.

Annesinin el yazısıydı.

“Duru, eğer buraya kadar geldiysen, artık gerçeği öğrenmeye hazırsın.”

Altında tek bir cümle daha vardı.

“Ama önce kardeşini bulmalısın.”

Duru'nun elleri buz kesti.

Kaan kâğıdı onun elinden aldı.

Bir kez okudu.

Sonra yeniden okudu.

“Bu ne demek?”

Duru başını kaldırdı.

Gözlerinde korku vardı.

“Benim kardeşim yok.”

Kaan cevap vermedi.

Duru ayağa kalktı.

“Benim bir kardeşim yok!”

Sesi mezar taşlarının arasında yankılandı.

Tam o anda arkalarından bir çıtırtı geldi.

Kaan hızla döndü.

Ağaçların arasında biri duruyordu.

Genç bir kadın.

Üzerinde koyu renk bir palto vardı. Saçları yağmurdan ıslanmış, yüzü solgundu.

Duru'ya bakıyordu.

Sanki yıllardır onu bekliyordu.

Kaan bir adım öne çıktı.

“Sen kimsin?”

Genç kadın cevap vermedi.

Yalnızca Duru'ya yaklaştı.

Duru onun yüzüne baktığında kalbi hızla çarpmaya başladı.

Bu yüzü daha önce görmemişti.

Ama kadının gözleri...

Annesinin gözleriydi.

Genç kadın titreyen bir sesle konuştu.

“Duru Karahan?”

Duru başını salladı.

“Evet. Sen kimsin?”

Kadın gözlerini kapattı.

Bir damla yaş yanağından süzüldü.

“Benim adım Elif.”

Bir an sustu.

Sonra Duru'nun yüzüne bakarak devam etti:

“Ve senin bütün hayatın boyunca varlığından haberdar olmadığın bir gerçeği söylemeye geldim.”

Duru'nun kalbi duracak gibi oldu.

Elif bir adım daha yaklaştı.

“Aylin benim de annemdi.”

Duru'nun elindeki anahtar yere düştü.

Kaan donup kaldı.

Genç kadın gözyaşları içinde son sözünü söyledi:

“Ben senin kardeşinim, Duru.”

Uzakta deniz yeniden gürledi.

Duru konuşamıyordu.

Çünkü annesinin mezarının başında, on iki yıldır saklanan bir sır daha ortaya çıkmıştı.

Ama Elif'in söylemediği bir şey vardı.

Duru'nun hiç bilmediği bir kardeşi varsa...

O gece kaybolan çocuk kimdi?

Duru, karşısındaki genç kadına bakıyordu.

Sanki duyduklarını anlayabilmek için zamana ihtiyacı vardı. Fakat zaman durmuş gibiydi. Mezarlığın üzerindeki sis ağır ağır hareket ediyor, ağaçların dalları rüzgârla birbirine çarpıyordu.

“Bir daha söyle,” dedi Duru.

Genç kadın gözlerini sildi.

“Ben senin kardeşinim.”

Duru başını iki yana salladı.

“Hayır.”

“Duru…”

“Hayır dedim!”

Sesi mezarlıkta yankılandı.

Kaan araya girmek istedi ama Duru'nun yüzündeki ifadeyi görünce sustu. Bu, öfkesini birine yöneltmek isteyen birinin yüzü değildi. Bu, bütün hayatının bir yalanın üzerine kurulmuş olabileceğini yeni öğrenen birinin yüzüydü.

Duru, Elif'e yaklaştı.

“Annem öldüğünde yanında ben vardım. Babam yıllarca onun tek çocuğu olduğumu söyledi. Çocukluğumun her fotoğrafında yalnızdım. Hiçbir doğum günümde sen yoktun. Hiçbir bayramda sen yoktun. Ben hastalandığımda sen yoktun!”

Elif'in dudakları titredi.

“Biliyorum.”

“Bilmiyorsun!”

Duru'nun gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Sen hiçbir şey bilmiyorsun. Ben annemi kaybettiğimde gecelerce kapının önünde oturdum. Bir gün geri dönecek sandım. Sonra büyüdüm. Onu bir daha göremeyeceğimi öğrendim. Şimdi çıkıp karşıma geliyorsun ve bana onun başka bir çocuğu olduğunu söylüyorsun!”

Elif başını eğdi.

“Benden nefret edebilirsin.”

Duru acı acı güldü.

“Ben senden nefret etmiyorum. Seni tanımıyorum bile.”

Bu söz Elif'i, söylenebilecek en ağır hakaretten daha fazla yaralamıştı.

Bir süre ikisi de konuşmadı.

Sonunda Kaan araya girdi.

“Bunu kanıtlayabilir misin?”

Elif başını kaldırdı.

“Evet.”

“Nasıl?”

Elif çantasından eski, yıpranmış bir zarf çıkardı.

“Annemin mektubu var. Bana bıraktığı son şey.”

Duru zarfı hemen aldı.

Üzerinde annesinin el yazısıyla iki kelime vardı:

KIZLARIMA.

Duru'nun parmakları titredi.

Zarfı açtı.

İçinden sararmış bir mektup ve iki küçük fotoğraf çıktı.

İlk fotoğrafta Aylin, kucağında bir bebekle oturuyordu. Yanında Rauf vardı. İkisi de gülümsüyordu.

İkinci fotoğrafta ise Aylin, başka bir bebekle birlikteydi.

Fotoğrafların arkasında iki tarih yazıyordu.

Duru — 3 Mart 2002.

Elif — 19 Kasım 2004.

Duru'nun nefesi kesildi.

“Benim doğum tarihim…”

Kaan fotoğraflara baktı.

“Biri senden iki yaş küçük.”

Elif başını salladı.

“Evet.”

Duru mektubu açtı.

Aylin'in yazısı sayfanın üzerinde hafifçe dağılmıştı. Sanki mektup yazılırken gözyaşları kâğıda düşmüştü.

Duru okumaya başladı.

“Kızlarım,

Eğer bu mektubu birlikte okuyorsanız, demek ki yıllarca sakladığım sır sonunda ortaya çıktı.

Duru, seni her zaman korumaya çalıştım. Sana söylemediğim şeylerin seni daha güvende tutacağına inandım. Belki de hayatımın en büyük hatası buydu.

Elif, seni benden uzak tutmak zorunda kaldığımda bunun seni ne kadar yaralayacağını biliyordum. Ama o günlerde bir annenin yapabileceği tek şeyin, çocuklarının yaşamasını sağlamak olduğunu düşündüm.

İkinizi de çok sevdim. Hiçbiriniz diğerinden daha az değildiniz.

Bir gün karşılaşırsanız, birbirinizi suçlamayın. Sizden gerçeği saklayanlar, aranıza girenler ve sizi birbirinizden habersiz büyütenler var.

Ama unutmayın: Sizi ayıran şey kan bağı değil, korkudur.

Ve korku, bu ailede herkesten daha uzun yaşadı.”

Duru mektubu indirdi.

Gözyaşları sayfanın üzerine düşüyordu.

“Annem seni neden benden sakladı?”

Elif derin bir nefes aldı.

“Çünkü ben onun kızı olduğumu öğrendiğimde çok küçüktüm. Beni başka bir aile büyüttü. Bana annemin öldüğü söylendi. Yıllarca onun kim olduğunu bile bilmedim.”

Duru kaşlarını çattı.

“Sonra nasıl öğrendin?”

Elif cevap vermeden önce Kaan'a baktı.

“Biri beni buldu.”

“Kim?”

Elif'in yüzü gerildi.

“Rauf Karahan.”

Duru bir adım geri çekildi.

“Babam mı seni buldu?”

“Geçen yıl.”

“Peki neden bana söylemedi?”

Elif'in gözleri doldu.

“Çünkü benim ortaya çıkmamdan korkuyordu.”

“Neden?”

Elif dudaklarını birbirine bastırdı.

“Çünkü ben yalnızca Aylin'in kızı değilim, Duru.”

Bir an sustu.

“Ben o gece ne olduğunu bilen son kişilerden biriyim.”

---

Kaan, Elif'in yüzüne dikkatle baktı.

“Sen 2008 gecesini hatırlıyor musun?”

Elif başını salladı.

“Bazı parçalarını.”

Duru hemen sordu:

“Sen o gece kaç yaşındaydın?”

“Üç yaşındaydım.”

Duru şaşkınlıkla ona baktı.

“Üç yaşındaki bir çocuk ne hatırlayabilir ki?”

“Her şeyi değil. Sesleri, kokuları, bazı yüzleri… Bazen insanın hafızasında kalan en küçük şey bile yıllarca peşini bırakmaz.”

Kaan ellerini cebine soktu.

“Peki o gece kaybolan çocuk kim?”

Elif'in yüzü değişti.

Duru bunu fark etti.

“Biliyorsun.”

Elif cevap vermedi.

“Biliyorsun!” diye tekrarladı Duru.

Elif gözlerini kapattı.

“Benim bildiğim kadarıyla o gece iki çocuk vardı.”

Kaan'ın bakışları sertleşti.

“İki mi?”

“Evet.”

Duru'nun aklına teknenin alt bölümünde saklandığına dair hatırladığı görüntü geldi.

“Ben ve sen?”

Elif başını salladı.

“Hayır.”

Duru'nun içi buz kesti.

“Ne demek hayır?”

Elif'in sesi fısıltıya dönüştü.

“Ben o gece Yalıdere'de değildim.”

Kaan birkaç saniye konuşamadı.

“Öyleyse kimdi?”

Elif, Duru'nun gözlerinin içine baktı.

“Seninle birlikte olan diğer çocuk…”

Bir an durdu.

“Mert'ti.”

Kaan'ın yüzü bembeyaz oldu.

“Kardeşim mi?”

Elif başını salladı.

“Evet.”

Kaan geriye doğru bir adım attı.

“Bu imkânsız. Mert o zaman daha bebekti.”

“Biliyorum.”

“Ben o gece babamı arıyordum. Mert evdeydi.”

Elif başını eğdi.

“Sana öyle söylendi.”

Kaan'ın sesi yükseldi.

“Kim söyledi?”

Elif cevap vermedi.

Duru, Kaan'ın yüzündeki korkuyu gördü. Bu kez kendi acısını bir kenara bırakarak onun koluna dokundu.

“Kaan…”

Kaan koluna baktı ama geri çekilmedi.

“Ben kardeşimi tanıyorum,” dedi. “Mert o gece evdeydi.”

Elif'in gözleri doldu.

“Keşke öyle olsaydı.”

Kaan'ın çenesi gerildi.

“Ne oldu ona?”

Elif cevap vermeden önce çevresine baktı.

“Burada konuşamayız.”

Duru öfkeyle güldü.

“Tabii. Yine bir sır, yine başka bir yer, yine beklememiz gereken bir gerçek.”

Elif ona döndü.

“Beni anlamanı beklemiyorum. Ama Mert'in hayatını tehlikeye atmak istemiyorsan beni dinle.”

Kaan hemen sordu:

“Mert nerede?”

Elif'in yüzünde korku belirdi.

“Bilmiyorum.”

Kaan bir adım attı.

“Ne demek bilmiyorum?”

“Üç gün önce bana bir mesaj geldi. Mert'in adını yazmışlardı. Mesajda yalnızca bir cümle vardı.”

Elif çantasından telefonunu çıkardı.

Ekranı Kaan'a uzattı.

Mesajda şunlar yazıyordu:

“Kardeşinin ne olduğunu öğrenmek istiyorsan, 14 Ekim'de eski limana gel.”

Kaan'ın gözleri büyüdü.

“Bu tarihi nereden biliyorlar?”

Duru yavaşça cevap verdi:

“Çünkü her şey o tarihte başladı.”

Elif başını salladı.

“Ve bu yıl aynı tarihte biteceğini düşünüyorlar.”

Kaan telefonu geri verdi.

“Bunu neden daha önce söylemedin?”

“Çünkü beni izliyorlar.”

“Kim?”

Elif'in sesi titredi.

“Gümüş kuşu taşıyanlar.”

---

Tam o sırada Duru'nun telefonu çaldı.

Ekranda babasının adı vardı.

Duru hemen açtı.

“Baba?”

Karşıdan yalnızca nefes sesi geliyordu.

“Baba, neredesin?”

Sonunda Rauf'un sesi duyuldu.

“Duru…”

Sesi güçsüzdü.

“Beni dinle. Nereye gittiğini söyleme. Kimsenin yanından ayrılma.”

Duru'nun kalbi hızlandı.

“Ne oldu sana?”

“Vaktimiz yok.”

“Baba, nerdesin?”

Rauf'un sesi bir anda sertleşti.

“Elif yanında mı?”

Duru, Elif'e baktı.

“Evet.”

Telefondan uzun bir sessizlik geldi.

Ardından Rauf fısıldadı:

“Öyleyse beni iyi dinle. Elif'e güvenme.”

Duru'nun yüzü gerildi.

“Ne?”

“Duru, ne olursa olsun onunla—”

Bir gürültü duyuldu.

Rauf'un sesi kesildi.

“Baba?”

Cevap yoktu.

“Baba!”

Telefon kapandı.

Duru tekrar aradı.

Telefon ulaşılamıyordu.

Kaan kendi telefonunu çıkardı.

“Ben arıyorum.”

Elif birden başını kaldırdı.

“Hayır!”

İkisi de ona döndü.

Elif'in yüzü bembeyazdı.

“Onu aramayın.”

Duru öfkeyle yaklaştı.

“Az önce babamı arayan sen miydin?”

Elif'in gözleri büyüdü.

“Hayır.”

“Öyleyse neden korkuyorsun?”

Elif cevap vermedi.

Duru onun kolunu tuttu.

“Bana doğruyu söyle!”

Elif'in gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Çünkü o sesin Rauf'a ait olduğunu biliyorum.”

Duru durdu.

“Ne demek bu?”

Elif başını iki yana salladı.

“Rauf az önce seninle konuşmadı.”

Mezarlığın üzerinde rüzgâr uğuldadı.

Kaan'ın yüzündeki ifade değişti.

“Bunu nereden biliyorsun?”

Elif, Duru'nun elini yavaşça kolundan çekti.

“Çünkü Rauf Karahan…”

Bir an durdu.

“…on iki yıl önce ölen tek kişi değildi.”

Duru'nun nefesi kesildi.

“Kim öldü?”

Elif'in gözleri mezarın üzerindeki isme kaydı.

Aylin Karahan.

Sonra yeniden Duru'ya baktı.

“Gerçek Rauf.”

---

Duru'nun dünyası sessizliğe gömüldü.

Kaan hiçbir şey söyleyemiyordu.

Elif devam etti.

“Senin yıllardır baba bildiğin adamın kim olduğunu bilmiyorsun.”

Duru başını salladı.

“Hayır. Onunla büyüdüm. Sesini biliyorum. Yüzünü biliyorum. Çocukluğumdan beri—”

“Biliyorum,” dedi Elif. “Ama bazı şeyleri bilmek, onların gerçek olduğu anlamına gelmez.”

Duru'nun gözleri doldu.

“Peki o kim?”

Elif cevap verecekken mezarlığın girişinden bir araba farı göründü.

Üçü de aynı anda döndü.

Siyah bir araba kapının önünde durdu.

Kapı açıldı.

İçinden bir adam indi.

Uzun boylu, koyu paltolu, yüzü karanlıkta kalan biri.

Ağır adımlarla mezarlığa girdi.

Kaan, Duru'nun önüne geçti.

“Kim o?”

Elif'in dudakları titredi.

“Bizi buldu.”

Adam birkaç metre ötede durdu.

Başını kaldırdı.

Duru yüzünü gördüğünde nefesi kesildi.

Bu yüzü tanıyordu.

Çocukluğundan beri her gün görmüştü.

Aynı gözler.

Aynı kaşlar.

Aynı yüz çizgileri.

Ama bu adamın saçları kırlaşmış, yüzü yılların yorgunluğuyla değişmişti.

Adam doğrudan Duru'ya baktı.

Sonra konuştu.

“Büyümüşsün, kızım.”

Duru'nun dudaklarından tek bir kelime döküldü.

“Baba?”

Adamın gözleri doldu.

“Benim.”

Duru'nun bacakları titredi.

Çünkü karşısındaki adam, onun yıllardır baba bildiği kişiye benziyordu.

Ama yüzünde başka bir ifade vardı.

Daha yumuşak.

Daha tanıdık.

Daha gerçek.

Adam yavaşça elini uzattı.

“Bana inanmak zorunda değilsin. Ama sana bir şey söylemem gerekiyor.”

Duru kıpırdamadı.

Adamın gözleri Elif'e kaydı.

“Onu bulduğuna göre her şeyi öğrenmişsin.”

Elif başını salladı.

Adam derin bir nefes aldı.

Sonra Duru'ya döndü.

“Ben Rauf Karahan değilim.”

Duru'nun gözlerinden yaşlar süzüldü.

Adam son cümlesini söyledi:

“Ben, annenin yıllarca sakladığı ikiz kardeşiyim.”

Mezarlığın üzerinde şimşek çaktı.

Ve Duru ilk kez, geçmişin yalnızca sırlarla değil, birbirine benzeyen yüzlerle de insanı kandırabileceğini anladı.

Ama adamın cebindeki fotoğrafı henüz görmemişti.

Fotoğrafta Aylin vardı.

Yanında iki küçük kız çocuğu.

Ve arkalarında duran, yüzü çizilerek silinmiş bir adam.

Fotoğrafın arkasında ise tek bir cümle yazıyordu:

“İkizlerden biri o gece öldü.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18