2. bölüm / 5
Dalgaların sakladığı2. Bölüm — Karşı Kıyı
Bölümler 5Şu an: 2. Bölüm — Karşı Kıyı
Sabah olduğunda yağmur dinmişti.
Ama Karadeniz hâlâ susmamıştı.
Gece boyunca kıyıya vuran dalgalar, sabaha karşı biraz sakinleşmiş olsa da denizin rengi değişmemişti. Kurşuni gökyüzünün altında uzanan su, sanki gece yaşananların ağırlığını hâlâ taşıyordu.
Duru gözlerini açtığında ilk gördüğü şey tavandı.
Çocukluğundaki odasının tavanı.
Bir köşesinde yıllar önce yapıştırdığı küçük yıldız çıkartmalarının izleri hâlâ duruyordu.
Bir süre kıpırdamadan yattı.
Sonra dün geceyi hatırladı.
Babası.
Mektup.
Annesi.
Ve o cümle.
O gece teknede üç kişi vardı.
Duru yataktan kalktı.
Pencerenin önüne gitti.
Perdeyi araladığında deniz göründü.
Eskiden bu manzara ona huzur verirdi.
Şimdi ise içinde tuhaf bir sıkıntı uyandırıyordu.
Çünkü deniz, annesinin son gecesinin şahidiydi.
Ve Duru ilk defa, yıllardır kendisine anlatılan hikâyenin eksik olduğunu anlamıştı.
Masasının üzerinde dün gece aldığı kâğıt duruyordu.
Babası onu geri almaya çalışmıştı.
Duru vermemişti.
Kâğıdın kenarları eskimişti.
Bazı yerleri nemden dalgalanmıştı.
Ama yazı hâlâ okunuyordu.
O gece teknede üç kişi vardı.
Duru kâğıdı eline aldı.
Arkasını çevirdi.
Boştu.
Tekrar önüne baktı.
Sonra kâğıdı ışığa tuttu.
Hiçbir şey.
"Üç kişi..."
Kendi kendine fısıldadı.
Annesi.
Birinci kişi.
Peki ikinci?
Duru'nun aklına babasının yıllardır aynı cümleyi söylemesi geldi.
Dumanlılara güvenilmez.
Belki ikinci kişi bir Dumanlı'ydı.
Ama üçüncü?
Duru'nun içini bir ürperti kapladı.
Ya üçüncü kişi hâlâ hayattaysa?
Ya o gece olanları bilen biri hâlâ Yalıdere'de yaşıyorsa?
Kapı çalındı.
Duru hızla kâğıdı çekmecesine koydu.
"Kim?"
"Benim."
Neriman halasının sesiydi.
"Gel."
Kapı açıldı.
Neriman elinde kahvaltı tepsisiyle içeri girdi.
"Bir şey yemedin."
"İştahım yok."
"Rauf da dün gece uyumadı."
Duru başını kaldırdı.
"Babam mı?"
"Sabaha kadar çalışma odasındaydı."
"Ne yaptı?"
Neriman sustu.
Duru hemen anladı.
"Yine bir şey saklıyorsunuz."
"Her şeyi saklamıyoruz."
"Annemle ilgili olan her şeyi saklıyorsunuz."
Neriman tepsiyi masaya bıraktı.
"Anneni çok özledin."
Duru'nun gözleri doldu.
"Özlemek başka, onun neden öldüğünü bilmemek başka."
Neriman derin bir nefes aldı.
"Bazı cevaplar insanın aradığı cevaplar değildir."
Duru hafifçe güldü.
"Bu cümleyi dün gece babam da söyledi."
"Çünkü doğru."
"Hayır."
Duru pencereye baktı.
"Doğru olan, gerçeğin bir gün ortaya çıkacağı."
Neriman ona baktı.
Bir anlığına yüzünde korku belirdi.
Duru bunu fark etti.
"Sen bir şey biliyorsun."
"Hayır."
"Yalan söylüyorsun."
"Duru..."
"Halası olarak değil, annemin kardeşi olarak soruyorum."
Neriman'ın gözleri doldu.
"Keşke hiçbir şey bilmeseydim."
Sonra arkasını dönüp kapıya yürüdü.
Duru'nun sesi onu durdurdu.
"Halası."
Neriman kapının önünde kaldı.
"Üçüncü kişi kim?"
Neriman'ın eli kapı kolunda dondu.
Ama arkasına dönmedi.
"Bu soruyu bir daha sorma."
Kapı kapandı.
Duru odada tek başına kaldı.
Artık emindi.
Bir şeyler biliyorlardı.
Hem de sandığından çok daha fazlasını.
---
Kaan Dumanlı sabahın ilk saatlerinde denizdeydi.
Teknenin motor sesi kıyıdaki sessizliği bozuyordu.
Yanında Mert vardı.
"Abi."
"Ne?"
"Bugün çıkmasak mı?"
Kaan ağları kontrol etmeye devam etti.
"Niye?"
"Deniz kötü."
Kaan başını kaldırıp ufka baktı.
"Dün daha kötüydü."
Mert güldü.
"Sen denizi de kendin gibi sanıyorsun."
Kaan ona baktı.
"Nasılım?"
"İnatçı."
"Sen de çok konuşuyorsun."
Mert gülümsedi.
Tam o sırada uzaktan başka bir tekne göründü.
Kaan gözlerini kıstı.
"Karahanlar."
Mert başını çevirdi.
"Ne olmuş?"
Kaan cevap vermedi.
Tekne yaklaşırken direksiyondaki adamı tanıdı.
Cemil Karahan.
Karahanların küçük kardeşi.
Mert'in yüzü gerildi.
"Babam görürse kavga çıkar."
"Çıkmaz."
"Nasıl emin olabiliyorsun?"
Kaan ağları toplamaya devam etti.
"Çünkü bugün herkes başka bir şey düşünüyor."
Mert kaşlarını çattı.
"Ne?"
Kaan cevap vermedi.
Duru.
Onun aklından çıkmıyordu.
Bunun nedenini kendisi de anlayamıyordu.
Belki yıllar önceki bir hatıraydı.
Belki dün annesinin söylediği sözler.
Belki de Karahan konağının önünden geçerken onu pencerede görmüş olmasıydı.
Duru, denize bakıyordu.
Kaan onu uzaktan görmüştü.
Ve o an çocukluğundan bir görüntü aklına gelmişti.
Yağmur.
Bir kız çocuğu.
Kırmızı bir yağmurluk.
Ve ağlayan bir ses.
Annem nerede?
Kaan'ın eli ağın üzerinde durdu.
Mert onu fark etti.
"Abi?"
Kaan başını kaldırdı.
"Ne?"
"İyi misin?"
"İyiyim."
Ama değildi.
Çünkü o sesi yıllardır hatırlamıyordu.
Ta ki Duru geri dönene kadar.
---
Duru öğleye doğru evden çıktı.
Babası ona nereye gittiğini sormadı.
Belki de sormaya cesaret edemedi.
Duru eski sahil yoluna yürüdü.
Çocukken annesiyle en çok buraya gelirdi.
Sahilin sonunda küçük bir iskele vardı.
Tahtaları eskimiş, bazı yerleri kırılmıştı.
Duru ayakkabısını çıkarıp ıslak tahta zeminde yürüdü.
Deniz hemen altında hareket ediyordu.
Bir süre gözlerini kapattı.
Rüzgâr saçlarını savurdu.
Sonra bir ses duydu.
"Oraya basma."
Duru irkildi.
Geri döndü.
Bir adam birkaç metre arkasında duruyordu.
Koyu renk mont.
Islak saçlar.
Sert bakışlar.
Ve yüzünde, ilk bakışta insanı huzursuz eden bir sakinlik.
Duru onu tanımıyordu.
Ama adamın kim olduğunu anlaması uzun sürmedi.
"Dumanlı."
Kaan kaşını kaldırdı.
"Karahan."
Duru'nun yüzü gerildi.
"Benim adımı nereden biliyorsun?"
"Bu kasabada kimsenin adını bilmek zor değil."
Duru kollarını göğsünde birleştirdi.
"Ben seni tanımıyorum."
"Tanıman gerekmiyor."
Kaan iskelenin ucundaki tahtayı gösterdi.
"Az önce üzerine bastığın tahta çürük."
Duru aşağı baktı.
Gerçekten de tahtanın bir kısmı kırılmıştı.
Kaan bir adım yaklaştı.
"Biraz daha bassaydın denize düşerdin."
Duru ona baktı.
"Belki yüzme biliyorumdur."
Kaan'ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Karadeniz'de yüzmekle, Karadeniz'e karşı yüzmek aynı şey değil."
Duru bu cevaptan hoşlanmadı.
"Sen herkese böyle mi konuşuyorsun?"
"Hayır."
"Nasıl konuşuyorsun?"
"Tanımadıklarıma genelde hiç konuşmuyorum."
Duru başını yana eğdi.
"Ben de tanımadığım insanlarla konuşmam."
Kaan arkasını döndü.
"İyi."
Duru şaşırdı.
"İyi mi?"
"İkimiz de rahat ederiz."
Duru istemsizce güldü.
Kısa bir gülüştü.
Ama Kaan duydu.
Duru da gülümsediğini fark edince hemen yüzünü toparladı.
"Sen Kaan'sın."
Kaan durdu.
Arkasını dönmeden cevap verdi.
"Kim söyledi?"
"Kasabada herkes birbirinin ne yaptığını biliyor demişlerdi."
Kaan bu kez dönüp ona baktı.
"Ben de senin Duru olduğunu biliyorum."
Duru'nun yüzündeki ifade değişti.
"Benim hakkımda ne biliyorsun?"
"Bir şey bilmiyorum."
"Az önce biliyormuş gibi konuştun."
"Adını biliyorum dedim."
Duru sustu.
Kaan ona birkaç saniye baktı.
Sonra gözlerini denize çevirdi.
"Yıllar önce gitmişsin."
Duru'nun sesi sertleşti.
"Sen benim hakkımda araştırma mı yaptın?"
"Hayır."
"Öyleyse nereden biliyorsun?"
"Çünkü Yalıdere küçük."
Duru cevap vermedi.
Kaan yürümeye başladı.
Duru arkasından baktı.
"Nereye gidiyorsun?"
Kaan durdu.
"Evime."
"Bir şey soracağım."
Kaan döndü.
"Ne?"
Duru'nun sesi ilk kez yumuşadı.
"On iki yıl önce..."
Kaan'ın yüzündeki ifade aniden değişti.
Duru bunu fark etti.
"Ne oldu?"
"Hiç."
"Yalan."
Kaan'ın çenesi sıkıldı.
Duru bir adım yaklaştı.
"Annemin öldüğü geceyi biliyor musun?"
Kaan cevap vermedi.
Denizden sert bir dalga yükseldi.
İskeleye çarptı.
Kaan gözlerini Duru'dan ayırmadı.
"Bu konuyu neden soruyorsun?"
"Çünkü kimse bana gerçeği anlatmıyor."
"Belki anlatılacak bir gerçek yoktur."
Duru acı bir gülümsemeyle baktı.
"Sen de babam gibi konuşuyorsun."
Kaan'ın bakışları sertleşti.
"Ben senin baban değilim."
"Onun gibi yalan söylüyorsun."
Kaan bir an sustu.
Sonra Duru'ya doğru yaklaştı.
Aralarında yalnızca birkaç adım kaldı.
"Ben sana yalan söylemedim."
"O gece teknede kaç kişi vardı?"
Kaan'ın yüzündeki bütün ifade kayboldu.
Duru bunu görünce nefesini tuttu.
İşte.
Aradığı tepki buydu.
Kaan biliyordu.
Belki her şeyi değil.
Ama bir şey biliyordu.
"Kaan."
Kaan gözlerini kaçırdı.
"Git."
"Hayır."
"Git, Duru."
"Üçüncü kişi kimdi?"
Kaan bir anda ona döndü.
"Sana kim söyledi?"
Duru'nun kalbi hızlandı.
"Demek üçüncü kişi vardı."
Kaan sustu.
Duru bir adım geri çekildi.
Kaan farkında olmadan konuşmuştu.
"Sen..."
Duru'nun gözleri doldu.
"Sen biliyorsun."
Kaan gözlerini kapattı.
"Ben hiçbir şey bilmiyorum."
"Az önce kendin söyledin."
"Ben hiçbir şey söylemedim."
Duru başını iki yana salladı.
"Yalan."
Kaan bu kez daha sert konuştu.
"Bu meseleye girme."
"Neden?"
"Çünkü pişman olursun."
"Ben zaten annemi kaybettim."
Duru'nun sesi titredi.
"Kaybedecek neyim kaldı?"
Kaan'ın yüzündeki sertlik bir anlığına kayboldu.
Duru onun gözlerinde ilk kez başka bir şey gördü.
Acı.
Kendi acısına benzeyen bir acı.
Ama Kaan hemen kendini toparladı.
"Sandığından daha fazla şey kaybedebilirsin."
Sonra arkasını döndü.
Duru bu kez onu durdurmadı.
Kaan iskeleden ayrılırken Duru'nun gözü onun eline takıldı.
Kaan'ın parmaklarının arasında küçük, eski bir metal anahtarlık vardı.
Üzerinde silik bir harf bulunuyordu.
A.
Duru'nun kalbi hızlandı.
Annesinin adı Aylindi.
Kaan birkaç adım sonra cebindeki anahtarlığı kapattı.
Duru arkasından seslendi.
"Kaan!"
Kaan durdu.
Duru sordu:
"Elindeki anahtarlık nereden?"
Kaan cevap vermedi.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra yalnızca şunu söyledi:
"Onu bana annen verdi."
Ve yürümeye devam etti.
Duru olduğu yerde kaldı.
Denizin sesi bir anda çok uzaklardan geliyormuş gibi oldu.
Annesi.
Kaan.
On iki yıl.
Üçüncü kişi.
Ve bir anahtarlık.
Duru'nun zihninde bütün parçalar birbirine çarpıyordu.
Ama henüz hiçbirinin yeri belli değildi.
---
Akşam olduğunda Kaan eve döndüğünde annesi salonda oturuyordu.
Nermin onu görür görmez ayağa kalktı.
"Karahanların kızıyla görüştün mü?"
Kaan durdu.
"Kim söyledi?"
"Yalıdere'de duvarların bile kulağı vardır."
Kaan montunu çıkardı.
"Tesadüfen karşılaştık."
"Ne konuştunuz?"
"Hiçbir şey."
Nermin ona dikkatle baktı.
"Yalan söyleme."
Kaan başını kaldırdı.
"Sen bana yıllardır yalan söylüyorsun."
Nermin'in yüzü bembeyaz oldu.
"Ne demek istiyorsun?"
Kaan cebinden eski anahtarlığı çıkardı.
Masaya bıraktı.
"Bu."
Nermin anahtarlığı görür görmez dondu.
Kaan annesinin gözlerindeki korkuyu gördü.
"Artık bana gerçeği anlat."
Nermin yavaşça sandalyeye oturdu.
"Onu nereden buldun?"
"Yıllardır bende."
"Kim verdi?"
Kaan annesine baktı.
"Annem."
Nermin'in nefesi kesildi.
"Senin annen..."
"Karıştırma."
Kaan masaya doğru eğildi.
"Bu anahtarlık anneminmiş."
Nermin başını kaldırdı.
"Hayır."
"Ne?"
"Bu anahtarlık Aylin'in değildi."
Kaan kaşlarını çattı.
Nermin'in sesi titriyordu.
"Bu anahtar..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Kaan bekledi.
"Ne?"
Nermin gözlerini kapattı.
"Bu anahtar o gece kaybolan teknenin motor odasına aitti."
Kaan'ın yüzü değişti.
"Tekne hâlâ duruyor mu?"
Nermin cevap vermedi.
Kaan anladı.
"Duruyor."
Nermin ayağa kalktı.
"Oraya gitmeyeceksin."
"Anne."
"Gitmeyeceksin!"
Nermin'in sesi ilk kez bu kadar yükselmişti.
Kaan ona baktı.
"Demek orada bir şey var."
Nermin sustu.
Kaan anahtarlığı yeniden aldı.
"Ve sen bunu yıllardır biliyorsun."
Nermin'in gözlerinden yaş süzüldü.
"Ben sadece seni korumaya çalıştım."
Kaan başını iki yana salladı.
"İnsan gerçeği saklayarak kimseyi koruyamaz."
Sonra kapıya yöneldi.
Nermin arkasından seslendi.
"Kaan!"
Kaan durdu.
"Ne?"
Nermin'in sesi fısıltıya dönüştü.
"Eğer o tekneye gidersen..."
Kaan bekledi.
"...üçüncü kişinin kim olduğunu öğrenirsin."
Kaan yavaşça arkasını döndü.
Nermin gözlerini kaçırdı.
"Ve o kişi hâlâ yaşıyor."
Kaan'ın yüzündeki bütün renk çekildi.
Dışarıda gök gürledi.
Karadeniz yeniden kabarmaya başlamıştı.
Aynı saatlerde Duru odasında annesinin mektubunu açmış, kâğıdın arkasında daha önce fark etmediği küçük bir yazı görmüştü.
Tek bir cümle.
“Eğer bir gün geri dönersen, denizin karşı kıyısındaki eski kulübeye git.”
Duru'nun kalbi hızlandı.
Denizin karşı kıyısı.
Eski kulübe.
Kaan'ın ailesinin arazisine yakın olan yer.
Duru pencereye baktı.
Uzakta denizin üzerinde bir tekne ışığı görünüyordu.
Ve o anda ikisi de aynı şeyi bilmiyordu:
Ertesi gün yolları yalnızca tesadüfen kesişmeyecekti.
Çünkü yıllardır saklanan sır, onları birbirlerine doğru çekmeye başlamıştı.
Duru o gece uyumadı.
Saatler ilerledikçe konağın içindeki sesler azaldı.
Önce mutfaktan gelen tabak çanak sesleri kesildi.
Sonra aşağıdaki odaların ışıkları birer birer söndü.
En son babasının çalışma odasının ışığı da kapandı.
Duru yatağında oturmuş, annesinin mektubunu dizlerinin üzerinde tutuyordu.
Kâğıdı belki yirmi kez okumuştu.
“Eğer bir gün geri dönersen, denizin karşı kıyısındaki eski kulübeye git.”
Başka hiçbir açıklama yoktu.
Ne tarih.
Ne isim.
Ne de neden.
Sadece o cümle.
Duru pencereye baktı.
Karşı kıyı karanlıktı.
Geceleri deniz ile gökyüzü birbirine karışıyor, ufuk çizgisi tamamen kayboluyordu.
Çocukken annesiyle o tarafa hiç gitmemişti.
Babası karşı kıyıdan bahsedildiğinde hep konuyu değiştirirdi.
Duru ayağa kalktı.
Dolabını açtı.
Kalın bir kazak, mont ve botlarını çıkardı.
Sonra durdu.
Kapıya baktı.
Babası uyanırsa?
Bunu öğrenirse?
Onu durdurmaya çalışacaktı.
Belki de bu yüzden gitmeliydi.
Duru mektubu cebine koydu.
Sessizce odasından çıktı.
Merdivenlerden inerken her basamağın çıkardığı sesi ezbere biliyordu.
Çocukken geceleri mutfaktan gizlice kurabiye almak için bu merdivenlerden kaç kez indiğini hatırladı.
O zamanlar tek korkusu yakalanmaktı.
Şimdi ise ne bulacağından korkuyordu.
Kapıyı açtı.
Soğuk hava yüzüne çarptı.
Duru derin bir nefes aldı.
Sonra konağın bahçesinden çıktı.
---
Yalıdere geceleri başka bir yere dönüşürdü.
Gündüzleri insan sesleriyle dolu olan sokaklar geceleri denizin uğultusuna kalırdı.
Duru sahil yoluna doğru yürüdü.
Ayakkabılarının altında ıslak taşlar kayıyordu.
Rüzgâr sertti.
Bir süre sonra eski balıkçı iskelesine ulaştı.
Orada küçük bir tekne bağlıydı.
Duru ipi çözerken elleri titredi.
"Ben bunu nasıl yapacağım?"
Kendi kendine söyleniyordu.
Çocukluğundan beri tekne kullanmayı biliyordu ama yıllardır yapmamıştı.
Motoru çalıştırmayı başardığında teknenin sesi gecenin sessizliğini böldü.
Duru son kez kıyıya baktı.
Karahan Konağı uzaktan karanlık bir gölge gibi görünüyordu.
Sonra tekneyi karşı kıyıya çevirdi.
Deniz kabarıktı.
Her dalga tekneyi bir yana savuruyordu.
Duru direksiyonu iki eliyle sıkıca tuttu.
Bir an korktu.
Sonra annesini düşündü.
Eğer bir gün geri dönersen...
"Ben döndüm anne."
Sesi rüzgârın içinde kayboldu.
"Şimdi bana nedenini söyle."
---
Aynı saatlerde Kaan da evden çıkmıştı.
Annesinin sözleri hâlâ kulaklarındaydı.
“Üçüncü kişi hâlâ yaşıyor.”
Kaan arabasına bindi.
Nereye gittiğini biliyordu.
Eski kulübe.
Çocukken babasıyla birkaç kez oraya gitmişti.
Sonra bir gün kapısı kilitlenmişti.
Bir daha da kimse oradan bahsetmemişti.
Kaan'ın teknesi kıyıda hazırdı.
Motoru çalıştırdı.
Ama tekneyi kıyıdan uzaklaştırmadan önce karşı tarafta hareket eden küçük bir ışık gördü.
Bir tekne.
Kaan gözlerini kıstı.
"Bu saatte?"
Tekne ona doğru değil, eski kulübenin bulunduğu kıyıya gidiyordu.
Kaan'ın içine kötü bir his çöktü.
Motoru hızlandırdı.
---
Duru kulübeye ulaştığında yağmur yeniden başlamıştı.
Tekneyi kıyıya bağladı.
Kulübeye doğru yürüdü.
Yapı yıllardır kullanılmamış gibiydi.
Ahşap duvarların bazı bölümleri çürümüş, çatının bir kısmı çökmüştü.
Kapının üzerinde paslanmış bir kilit vardı.
Duru mektubu tekrar çıkardı.
Sonra cebini yokladı.
Bir şey hissetti.
Küçük, metal bir nesne.
Duru onu çıkardı.
Bir anahtar.
Kaşlarını çattı.
Bu anahtar cebine nasıl girmişti?
Bir an düşündü.
Sonra hatırladı.
Annesinin sandığında mektubun altında bulmuştu.
Ama dün gece yalnızca mektubu almıştı.
Anahtarı da fark etmeden cebine koymuş olmalıydı.
"Demek sen bunun içinsin."
Anahtarı kilide soktu.
Çevirdi.
Çıt.
Kilit açıldı.
Duru'nun kalbi hızlandı.
Kapıyı yavaşça itti.
İçerisi karanlıktı.
Telefonunun ışığını açtı.
Toz.
Eski balık ağları.
Tahta sandıklar.
Duvara yaslanmış kürekler.
Ve odanın ortasında küçük bir masa.
Duru masaya yaklaştı.
Üzerinde eski bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı eline aldı.
Üç kişi.
Bir kadın.
Bir adam.
Ve genç bir çocuk.
Duru'nun nefesi kesildi.
Kadını tanıyordu.
Annesi.
Adamı da tanıyordu.
Babası.
Ama çocuk...
Fotoğrafı ışığa yaklaştırdı.
Çocuk yaklaşık on yaşındaydı.
Duru'nun gözleri büyüdü.
Çünkü çocuğun yüzünü tanıyordu.
Kaan.
"Hayır..."
Fotoğrafın arkasını çevirdi.
Arkada bir tarih yazıyordu.
14 Ekim 2008.
Ve altında:
“Bir gün hepimiz bu fotoğrafa baktığımızda neden sustuğumuzu anlayacağız.”
Duru'nun eli titremeye başladı.
Kapının dışından bir ses geldi.
Tahta zeminde ayak sesi.
Duru dondu.
Telefonunun ışığını kapattı.
Bir gölge kapının önünden geçti.
Sonra kapı açıldı.
Kaan içeri girdi.
Duru nefesini tuttu.
Kaan da onu görünce durdu.
"Sen burada ne yapıyorsun?"
Duru fotoğrafı arkasına sakladı.
"Sana ne?"
Kaan kapıyı kapattı.
"Bu soruyu ben sana soruyorum."
"Ben annemin mektubunu takip ettim."
Kaan'ın yüzü değişti.
"Ne mektubu?"
Duru ona baktı.
"Demek biliyorsun."
"Ne bildiğimi söyle."
"Bu kulübeyi."
Kaan sessiz kaldı.
Duru fotoğrafı çıkardı.
"Burada ne yaptınız?"
Kaan fotoğrafa baktı.
Uzun süre konuşmadı.
Sonra yavaşça yaklaştı.
"Onu nereden buldun?"
"Masadan."
Kaan fotoğrafı eline aldı.
Parmakları titriyordu.
"Bu fotoğrafın burada olduğunu bilmiyordum."
"Yalan söyleme."
"Sana yalan söylemiyorum."
"Öyleyse anlat."
Kaan fotoğrafı çevirdi.
Yazıyı gördüğünde yüzündeki ifade değişti.
Duru bunu fark etti.
"Ne?"
Kaan cevap vermedi.
"Ne yazıyor?"
Kaan fotoğrafı ona geri verdi.
"Hiçbir şey."
Duru fotoğrafı çevirdi.
"Burada bir şey yazıyor."
Kaan pencereye doğru yürüdü.
Duru arkasından baktı.
"Sen o çocuksun."
Kaan durdu.
Duru'nun sesi daha da alçaldı.
"Annem seni tanıyordu."
Kaan gözlerini kapattı.
"Ben de onu tanıyordum."
Duru'nun kalbi hızlandı.
"Ne zamandan beri?"
Kaan yavaşça döndü.
"Senin sandığından daha uzun zamandır."
"Kaç yaşındaydın?"
"On."
"Ben de on iki."
Kaan başını salladı.
"Hatırlıyorsun."
Duru'nun kaşları çatıldı.
"Neyi?"
Kaan cevap vermeden önce uzun süre ona baktı.
Sonra:
"Annenin sana bir şey verdiği geceyi."
Duru'nun zihninde bir görüntü belirdi.
Yağmur.
Karanlık.
Annesinin yüzü.
Ve küçük ellerine sıkıştırdığı bir şey.
Duru nefesini tuttu.
"Ben..."
Bir adım geriledi.
"Ben o geceyi hatırlamıyorum."
"Hatırlıyorsun."
"Hayır."
"Hatırlıyorsun ama zihnin onu saklamış."
Duru sinirlendi.
"Sen nereden biliyorsun?"
Kaan cevap vermedi.
Duru birden fotoğrafı onun göğsüne doğru itti.
"Anlat."
Kaan fotoğrafı aldı.
"Annen o gece buradaydı."
Duru'nun gözleri büyüdü.
"Burada mı?"
"Evet."
"Babam da?"
"Evet."
"Sen?"
Kaan başını eğdi.
"Evet."
Duru'nun sesi titredi.
"Üç kişi..."
Kaan başını kaldırdı.
"Hayır."
Duru anlamadı.
"Ne?"
"O gece burada üç kişi değildik."
Duru'nun kalbi duracak gibi oldu.
Kaan devam etti:
"Beş kişiydik."
Dışarıda gök gürledi.
Duru'nun yüzü bembeyaz oldu.
"Beş?"
Kaan başını salladı.
"Senin annen."
"Babam."
"Ben."
"Babamın kardeşi."
Kaan sustu.
Duru nefesini tuttu.
"Beşinci kim?"
Kaan cevap vermedi.
Duru ona doğru yürüdü.
"Kaan."
Kaan'ın bakışları kapıya kaydı.
"Beşinci kişi..."
Bir anda dışarıdan metal bir ses geldi.
İkisi de sustu.
Sanki biri kulübenin yanında bir şeye çarpmıştı.
Kaan hızla kapıya yöneldi.
Duru arkasından gitti.
"Ne oldu?"
Kaan elini kaldırdı.
"Sus."
Kapıyı araladı.
Dışarı baktı.
Kimse yoktu.
Ama yerde ıslak ayak izleri vardı.
Kulübenin önünden başlayıp ormanın içine doğru gidiyordu.
Kaan çömeldi.
Ayakkabı izlerine baktı.
Duru yanına geldi.
"Kimdi?"
Kaan cevap vermedi.
Duru yere baktı.
İzlerden birinin yanında küçük, siyah bir kumaş parçası vardı.
Duru onu aldı.
Üzerinde gümüş renkli bir arma işlenmişti.
Bir kuş.
Kanatları açık.
Duru armayı tanımıyordu.
Kaan ise görür görmez yüzünü değiştirdi.
"Onu bırak."
Duru elini geri çekti.
"Neden?"
Kaan kumaş parçasını aldı.
"Çünkü bu bizim aileye ait değil."
"Karahanlara da mı?"
Kaan başını kaldırdı.
"Hayır."
"Öyleyse kime ait?"
Kaan'ın sesi iyice alçaldı.
"Bu kasabada o armayı taşıyan tek bir aile var."
Duru bekledi.
Kaan denize doğru baktı.
"Ve o aile on iki yıl önce Yalıdere'den gitti."
Duru'nun kalbi hızlandı.
"Kim?"
Kaan cevap vermeden önce kulübenin arkasından bir ses geldi.
Bir dal kırıldı.
Kaan bir anda Duru'nun önüne geçti.
"Burada kal."
"Ne?"
"Burada kal."
Kaan dışarı çıktı.
Duru birkaç saniye bekledi.
Sonra dayanamadı.
Peşinden gitti.
Kulübenin arkasında kimse yoktu.
Sadece ağaçların arasında karanlık vardı.
Kaan yere baktı.
Bir şey bulmuştu.
Duru yanına geldi.
Kaan'ın elinde küçük, paslanmış bir metal kutu vardı.
"Bu ne?"
Kaan kutuya baktı.
"Bilmem."
Duru kutuyu çevirdi.
Altında kazınmış bir tarih vardı.
14.10.2008
Aynı tarih.
Kaan kutunun kilidini açmaya çalıştı.
Açılmadı.
Duru cebindeki anahtarı çıkardı.
Kaan ona baktı.
"Bu anahtar..."
Duru başını salladı.
"Belki de bunun."
Anahtarı kilide soktu.
Çevirdi.
Çıt.
Kutu açıldı.
İçinden üç şey çıktı.
Eski bir yüzük.
Katlanmış bir fotoğraf.
Ve küçük bir kaset.
Duru fotoğrafı aldı.
Açtı.
Fotoğrafta beş kişi vardı.
Annesi.
Babası.
Kaan'ın babası.
Kaan'ın annesi.
Ve...
Duru'nun elleri titremeye başladı.
Fotoğrafın kenarında duran beşinci kişiye baktı.
Yüzü kesilmişti.
Biri fotoğrafı sonradan bıçakla kazımıştı.
Ama boynundaki kolye hâlâ görünüyordu.
Duru o kolyeyi tanıyordu.
Çünkü aynı kolyeyi yıllar önce annesinin boynunda görmüştü.
Kaan da fotoğrafa baktı.
İkisi aynı anda konuştu.
"Bu kim?"
O anda kulübenin dışından bir erkek sesi geldi.
Sakin.
Soğuk.
Ve çok yakından.
"Onu öğrenmeniz gerekmiyordu."
Duru ile Kaan birbirlerine baktılar.
Sonra yavaşça kapıya döndüler.
Kapının önünde bir adamın gölgesi vardı.
Ve adamın elinde...
eski bir tabanca değil,
bir fener vardı.
Yüzü görünmüyordu.
Ama sesi ikisinin de tanıdığı bir sese aitti.
Rauf Karahan.
Duru'nun babası.
"İkiniz de eve dönüyorsunuz."
Kaan'ın yüzü sertleşti.
Duru ise babasına bakarken ilk kez şunu anladı:
Babası bu kulübenin yerini biliyordu.
Ve fotoğraftaki beşinci kişiyi de.
Belki de yıllardır ona anlatılan hikâyenin en büyük yalanı, annesinin ölümü değildi.
Asıl yalan, o gece kimin hayatta kaldığıydı.
Rauf kapının önünde birkaç saniye hiç konuşmadan durdu.
Elindeki fenerin ışığı önce Duru'nun yüzüne, sonra Kaan'ın üzerine vurdu.
Sonunda gözleri kutuya takıldı.
O an yüzündeki ifade değişti.
Duru bunu fark etti.
Babası korkmuştu.
Ama bu kez korkusu kendisi için değildi.
Kutunun içindekiler içindi.
"Kutuyu kapat."
Duru yerinden kıpırdamadı.
"Hayır."
Rauf'un sesi sertleşti.
"Duru, dedim."
"Bu kutuda ne var?"
"Hiçbir şey."
Duru acı acı güldü.
"Yine mi?"
Kaan Rauf'a bakıyordu.
"Onu yıllardır saklıyordun."
Rauf gözlerini Kaan'a çevirdi.
"Sen burada ne arıyorsun?"
Kaan'ın sesi sakindi.
"Senin gibi."
"Ben kızımı almaya geldim."
"Hayır."
Kaan bir adım öne çıktı.
"Sen geçmişini almaya geldin."
Rauf'un çenesi sıkıldı.
"Sen bu işten uzak dur."
Kaan gülümsedi.
"On iki yıl önce de aynı şeyi söylemişsiniz."
Duru ikisinin arasında baktı.
"Demek birbirinizi tanıyorsunuz."
Rauf cevap vermedi.
Duru'nun sesi yükseldi.
"Ne zamandır?"
"Yeter."
"Hayır!"
Duru kutuyu göğsüne çekti.
"Bu kez yeter değil."
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama sesini kontrol etmeye çalışıyordu.
"Annemin öldüğü gece burada ne oldu?"
Rauf gözlerini kapattı.
Duru bir adım daha attı.
"Beş kişi varmış."
Rauf'un yüzü değişti.
"Kaan bana söyledi."
Rauf Kaan'a baktı.
Kaan hiçbir şey söylemedi.
Duru devam etti:
"Sen, annem, Kaan'ın babası, Kaan'ın annesi..."
Bir an durdu.
"Ve beşinci kişi."
Rauf'un bakışları kutuya kaydı.
Duru kutunun içindeki fotoğrafı çıkardı.
"Kim?"
Rauf uzun süre cevap vermedi.
Sonra:
"Bu fotoğrafı nereden buldun?"
"Kutudan."
"Kutuyu kim açtı?"
"Ben."
Rauf'un yüzünde öfke belirdi.
"Sen o anahtarı nereden buldun?"
Duru şaşırdı.
"Annemin sandığından."
Rauf birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça başını eğdi.
"Demek sonunda buldu."
Duru'nun kalbi sıkıştı.
"Ne demek bu?"
Rauf cevap vermedi.
Kaan araya girdi.
"Rauf."
Rauf ona baktı.
"Ne?"
"Kaseti de buldunuz mu?"
Duru'nun gözleri Kaan'a döndü.
"Kaset mi?"
Kaan kutuyu gösterdi.
"İçinde."
Duru küçük kaseti eline aldı.
Üzerinde yalnızca bir tarih vardı.
14.10.2008
Rauf'un yüzü tamamen değişti.
"Onu bana ver."
Duru geri çekildi.
"Hayır."
"Duru."
"Hayır!"
Rauf bir adım attı.
Duru geri çekildi.
"Annemin sesini duyacağım."
Rauf durdu.
Duru'nun sesi kırıldı.
"Belki bana söyleyemediği şeyi orada söylemiştir."
Rauf başını iki yana salladı.
"Onu dinlememelisin."
"Niye?"
"Çünkü annen bunu senin için bırakmadı."
Duru'nun yüzü bembeyaz oldu.
"Ne?"
Rauf susunca Duru'nun gözleri doldu.
"Annem bunu kimin için bıraktı?"
Rauf cevap vermedi.
Duru fısıldadı:
"Kaan için mi?"
Kaan başını kaldırdı.
Rauf'un bakışları Kaan'a kaydı.
O sessizlik Duru'ya cevap gibi geldi.
---
Dört kişi kulübeye sığmıştı.
Yağmur dışarıda yeniden hızlanmıştı.
Rauf kapının yanında duruyor, Duru ise eski masanın üzerinde duran kasete bakıyordu.
Kaan duvara yaslanmıştı.
Hiç konuşmuyordu.
Duru sonunda dayanamadı.
"Kaan."
Kaan başını kaldırdı.
"Ne?"
"Annem sana ne verdi?"
Kaan'ın bakışları sertleşti.
"Hiçbir şey."
"Az önce babamın yüzüne baktın."
"Çünkü geçmişi biliyorum."
"Ne kadarını?"
Kaan cevap vermedi.
Duru ona doğru yürüdü.
"Benim annem seni neden tanıyordu?"
Kaan'ın sesi alçaldı.
"Çünkü annen beni bir kez kurtardı."
Duru durdu.
"Nasıl?"
Kaan gözlerini yere indirdi.
"Denizde."
Rauf araya girdi.
"Bu kadar yeter."
Kaan ona döndü.
"Hayır."
İlk kez Kaan'ın sesi yükseldi.
"Yıllardır sustum."
Rauf sessiz kaldı.
"Babam sustu."
Kaan devam etti.
"Annen sustu."
Duru'nun gözleri doldu.
"Annem neden sustu?"
Kaan ona baktı.
"Çünkü seni koruyordu."
"Kimden?"
Kaan cevap vermeden önce Rauf'a baktı.
Rauf gözlerini kaçırdı.
Kaan'ın cevabı kısa oldu.
"Bizden."
Duru'nun yüzündeki ifade değişti.
"Bizden derken?"
Kaan cevap vermedi.
Duru bir adım daha yaklaştı.
"Sen de mi?"
Kaan'ın gözleri Duru'nun gözlerine kilitlendi.
"Ben o zaman çocuktum."
"Şimdi değilsin."
"Şimdi de her şeyi bilmiyorum."
Duru başını iki yana salladı.
"Ben hiçbir şey bilmiyorum."
Kaan'ın sesi yumuşadı.
"Ben de."
Duru'nun gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
"Öyleyse neden seni gördüğümden beri sanki bir şey hatırlayacakmışım gibi hissediyorum?"
Kaan cevap veremedi.
Çünkü aynı hissi o da yaşıyordu.
Duru'yu ilk gördüğünden beri zihninin en karanlık köşesinde bir kapı açılmıştı.
Ve o kapının arkasında on iki yıl önceki bir gece vardı.
---
Rauf sonunda konuştu.
"Kaseti burada dinlemeyeceğiz."
Duru ona döndü.
"Neden?"
"Çünkü oynatacak cihaz yok."
Kaan hafifçe başını kaldırdı.
"Benim teknede eski bir teyp var."
Rauf ona sertçe baktı.
"Hayır."
Kaan cevap verdi:
"Dinleyeceğiz."
"Dediğimi duymadın mı?"
"Bu kez seni dinlemeyeceğim."
Rauf'un yüzünde öfke belirdi.
"Sen hiçbir şey bilmiyorsun."
Kaan'ın sesi sakinleşti.
"Öyleyse bana anlat."
Rauf sustu.
Kaan devam etti.
"Babam öldüğünde bana tek bir şey söyledi."
Rauf'un yüzü değişti.
"Ne söyledi?"
Kaan gözlerini ona dikti.
"‘O gece denizde değildik.’"
Duru nefesini tuttu.
"Ne demek bu?"
Kaan başını iki yana salladı.
"Ben de bilmiyorum."
Rauf'un elleri titredi.
Duru bunu görünce babasına döndü.
"Biliyorsun."
Rauf cevap vermedi.
Duru bir anda kutunun içindeki yüzüğü fark etti.
Yüzüğü eline aldı.
Üzerinde küçük bir harf vardı.
N.
Duru annesinin yüzüğünü biliyordu.
Bu onun değildi.
Kaan yüzüğü görünce bir adım yaklaştı.
"Onu bana ver."
Duru vermedi.
"Tanıyor musun?"
Kaan başını salladı.
"Babamın yüzüğü."
Rauf gözlerini kapattı.
Duru yüzüğü Kaan'a uzattı.
Kaan onu eline aldığında parmakları titredi.
"Bu nasıl burada?"
Rauf cevap vermedi.
Kaan tekrar sordu.
"Babamın yüzüğü neden Karahanların kulübesinde?"
Rauf sonunda konuştu.
"Çünkü baban o gece buradaydı."
Kaan'ın nefesi kesildi.
"Sen onun öldüğünü söyledin."
"Öldü."
"Burada mı?"
Rauf susunca Kaan'ın yüzü sertleşti.
"Burada mı öldü?"
Rauf başını kaldırdı.
"Hayır."
"Öyleyse?"
Rauf'un sesi neredeyse duyulmayacak kadar alçaktı.
"Buradan çıktı."
Kaan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
"Sonra?"
Rauf gözlerini kapattı.
"Sonra denizde kayboldu."
Duru'nun kalbi sıkıştı.
"Annem de."
Rauf ona baktı.
"Annen de."
Duru'nun gözlerinden yaşlar aktı.
"İkiniz de bize yıllarca başka bir hikâye anlattınız."
Rauf başını eğdi.
"Çünkü gerçek hikâyeyi bilseydiniz..."
"Ne olurdu?"
Rauf cevap vermedi.
Dışarıda şiddetli bir gök gürültüsü duyuldu.
Tam o sırada Kaan'ın telefonu çaldı.
Ekranda annesinin adı vardı.
Kaan telefonu açtı.
"Anne?"
Nermin'in sesi panik içindeydi.
"Kaan, hemen eve gel."
"Ne oldu?"
"Rauf orada mı?"
Kaan Rauf'a baktı.
"Evet."
Telefonun diğer ucunda birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Sonra Nermin fısıldadı:
"Demek kutuyu buldular."
Kaan'ın yüzü değişti.
"Sen bunu biliyor muydun?"
Nermin ağlamaya başladı.
"Kaan..."
"Anne, ne var o kutunun içinde?"
Nermin cevap vermedi.
"Anne!"
Nermin'in sesi titredi.
"Kaseti dinlemeyin."
Kaan telefonu indirmedi.
"Neden?"
"Çünkü o kasette..."
Nermin sustu.
"Ne var?"
"Annenin son konuşması var."
Kaan'ın gözleri Duru'ya kaydı.
Nermin devam etti:
"Ve annenin yanında başka biri daha var."
Duru bunu duydu.
Yüzü bembeyaz oldu.
"Kim?"
Nermin'in sesi telefondan geldi.
"Beşinci kişi."
Telefon kapandı.
---
Kulübede kimse konuşmadı.
Duru'nun gözleri kasete takılıydı.
Annesinin son konuşması.
On iki yıl.
Bir ses kaydı.
Ve beşinci kişi.
Rauf kapıya yöneldi.
"Bu gece eve dönüyoruz."
Duru önüne geçti.
"Hayır."
"Duru."
"Kaseti dinleyeceğiz."
"Hayır."
"Babam."
Rauf durdu.
Duru'nun sesi titriyordu ama kararlıydı.
"Annemin sesini bir kez daha duyacağım."
Rauf gözlerini kapattı.
"Bu seni mahvedebilir."
Duru'nun dudakları titredi.
"Ben zaten annemi kaybettiğim gün mahvoldum."
Kaan Duru'nun yanına geldi.
"Benim teknede cihaz var."
Rauf ona baktı.
"Bu kararın sonuçlarını bilmiyorsun."
Kaan cevap verdi:
"Sen de yıllardır sonuçlarından kaçıyorsun."
Duru kaseti avucunun içine aldı.
Üçü birlikte kulübeden çıktı.
Yağmur hâlâ yağıyordu.
Kıyıda üç farklı hayatın yolu aynı noktada birleşmişti.
Duru'nun annesi.
Kaan'ın babası.
Ve Rauf'un yıllardır sakladığı gerçek.
Kimse bilmiyordu.
Ama birazdan bir ses kaydı, on iki yıldır kapalı olan bütün kapıları açacaktı.
Ve belki de o kapılardan birinin arkasında...
beşinci kişi hâlâ bekliyordu.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
